Süleyman Ateş, Evrim fikrini mi savunuyor?
Değerli kardeşimiz,
THE CREATION OF ADAM ACCORDING TO HAMDİ YAZIR (A STUDY ON THE EVOLUTION CLAIMS BY SÜLEYMAN ATEŞ)
Assoc. Prof. Dr. Yunus Emre GÖRDÜK
Balıkesir Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Balıkesir, Türkiye [email protected]
Abstract
Some Muslim researchers argue that humans have come to this day as evolving from another primitive ancestor, not from Adam and his wife Eve. Their most common characteristic is that they try to support this claim with the Quranic verses by making arbitrary interpretations (ta’wils). However, in the verses, it is declared that the first created human being is Adam, then his wife is created, and that the human race is the children of this first couple. One researcher we talk about is Süleyman Ateş.. Ateş has tried to use not only the verses of the Qur’an but also the views of some scholars (ulama) as support for his claim. One of these scholars is Elmalili Muhammed Hamdi Yazir, the writer of the Tafsir named “Hak Dini Kur’an Dili” [The Language of the Qur’an, the Religion of Allah]. In his article, “the Theory of Evolution According to the Qur’an” published in 1975, Ateş implied that Elmalili adopted the idea of evolution. In doing so, he chose a fragmented approach. However, when Yazir’s opinion is examined with a holistic view of the subject, it is understood that the situation is not at all the same as Ateş implied. The paper we are considering to present will include an analysis in this framework.
Key Words: Elmalılı Hamdi, Creation, Evolution, Süleyman Ateş
ELMALILI HAMDİ’YE GÖRE HZ. ÂDEM’İN YARATILIŞI MESELESİ (SÜLEYMAN ATEŞ’İN EVRİM İDDİASI ÜZERİNE BİR İNCELEME)
Doç. Dr. Yunus Emre GÖRDÜK
Özet
Bazı Müslüman araştırmacılar, insan soyunun Âdem ve eşi Havva’dan değil, evrim sonucu başka bir ilkel türden tekâmül ederek bugüne geldiğini savunmaktadır. Bunların en yaygın özelliği, keyfî teviller yaparak bu iddiayı Kur’ân âyetleriyle de desteklemeye çalışmalarıdır. Oysaki âyetlerde açıkça ilk yaratılan insanın Hz. Âdem olduğu, daha sonra eşinin yaratıldığı ve insan neslinin bu ilk çiftin çocukları olduğu beyan edilmektedir. Bu araştırmacılardan biri de Süleyman Ateş’tir. Ateş sadece Kur’ân âyetlerini değil bazı âlimlerin ilgili görüşlerini de kendi iddiasına delil yapmaya çalışmıştır. Bu alimlerden biri de Hak Dini Kur’ân Dili adlı tefsirin müellifi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’dır. Süleyman Ateş 1975’te yayınlamış olduğu “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi” adlı makalesinde, Elmalılı Hamdi’nin evrim fikrini benimsediğini ima etmekte; bunu yaparken de parçacı bir yaklaşımla işine yarayacak olan kısımları seçerek kullanmaktadır. Halbuki Yazır’ın konuyla ilgili düşüncesi bütünsel bir gözle incelendiğinde durumun hiç de Ateş’in lanse ettiği gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Sunmayı düşündüğümüz bildiri bu çerçevede bir tahlili içerecektir.
Anahtar Kelimeler: Elmalılı Hamdi, Yaratılış, Evrim, Süleyman Ateş
Bazı Müslüman araştırmacılar, insan soyunun Âdem ve eşi Havva’dan değil evrim sonucu başka bir ilkel türden tekâmül ederek bugüne geldiğini savunmaktadır. Söz konusu araştırmacılardan biri olan Süleyman Ateş 1975’te yayınlanan “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi” adlı makalesinde âyetleri bu doğrultuda tevil etmiş, bu arada bazı âlimlerin konuyla ilgili görüşlerini de kendi iddiasına delil yapmaya çalışmıştır. Bu alimlerden biri Hak Dini Kur’ân Dili adlı tefsirin müellifi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’dır. Ateş kendi makalesinde yaptığı alıntılarla Elmalılı Hamdi’nin evrim fikrini benimsediğini îma etmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki bu bildirideki asıl mesele Süleyman
Ateş’in şahsı yahut fikirleri değil, daha ziyade bir zihniyetin tahlilidir. Nitekim bir yandan evrimi savunan diğer yandan Müslüman oldukları için bu düşünce ekseninde Kur’ân’ı da kullanmak isteyen kimselerin, âyetleri kendi fikirlerini destekleyecek şekilde tevil ettikleri görülmektedir. Ancak bu yapılırken tevile elverişli âyetler seçilmekte, elverişli olmayanlar ise görmezden gelinmektedir. Yani parçacı yaklaşım maalesef Kur’ân’a da uygulanmaya çalışılmaktadır. Bildiride önce Süleyman Ateş’in adı geçen makalesindeki evrimle ilgili görüşlerinden bahsedilecek, ardından Elmalılı Hamdi Yazır’a yaptığı atıflar tahlil edilecektir. Son olarak Yazır’ın yaratılışla ilgili düşüncesi, yine kendi tefsirinden bazı örneklerle kısaca ortaya konulacaktır.
Evrim düşüncesini ilk defa Müslümanların ortaya attığını iddia eden319 Süleyman Ateş’in görüşleri, doğrudan kendi makalesinde kaleme aldığı şekliyle şöyledir:
Demek ki insanın menşei, önce güneşin ısısı karşısında bulunan kupkuru, hayattan eser olmayan anorganik topraktır. Bu toprak su ile karışıp balçık haline gelmiş, bu balçıktan zamanla organik hücre teşekkül etmiş, bu hücre insanı meydana getirmek için Allah’ın iradesi ve verdiği yön doğrultusunda gelişe gelişe; çeşitli safhalardan geçe geçe bitkileri, hayvanları meydana getirmiş ve insanın kökü olan bir canlının evriminden de insan yaratılmış, akıl gücünü kazanan ilk insan, Âdem adını almıştır.320
“Ant olsun biz insanı karışık bir nutfeden yarattık!” (İnsan, 76/2) âyetindeki insan umum ifade ettiğinden, Âdem de âyetin hüküm şümulüne girmektedir. Demek ki Âdem de nutfeden yaratılmıştır ancak bu nutfe bir insandan gelmemektedir. Âdem insanla hayvan arasındaki sınır canlının nutfesinden yaratılmıştır.321
Allah’ın “İnsanı yaratmaya çamurdan başladı!” (Secde, 32/7) sözü son derece düşündürücüdür. Ayet insanı çamurdan yarattı demiyor, insanı çamurdan yaratmaya başladı diyor. Demek ki insanın yaratılışı çamurdan başlamış, fakat hemen bir anda çamur insan oluvermemiştir. Çamurdan yaratılan hücre “ol” emriyle insan olma yönüne yöneltilmiştir. Bu emri alan canlı derhal insan olmamış, insan olma yoluna girmiştir. Eğer çamur derhal insan olsaydı Yüce Allah: “… ona ol dedi, o da oldu.” derdi. Fakat öyle demiyor şöyle diyor: “O’nu topraktan yarattı, sonra ona ol dedi, o da oluyor.” (Âl-i İmrân, 3/59) Bu ifade toprağın Âdem olma yoluna girdiğini, şekilden şekle, safhadan safhaya geçerek evrimleştiğini hatıra getiriyor.322
Âdem kelimesi Kur’ân’da özel isimden ziyade insan nev’ini göstermektedir. İlk insanın yaratılışından bahseden âyetler genellikle Âdem yerine insan kelimesini kullanır. (…) Âyet (A‘raf, 7/11), insanın yaratıldığını, çeşitli merhalelerden geçip şekillendirildiğini, sonra Âdem adını alan ilk insana meleklerin boyun eğdirildiğini ifade ediyor. Âyetten açıkça anlaşıldığı gibi Âdem, evrim sonunda akıl ve duyularına kavuşan ilk insanın adıdır.323
Görüldüğü gibi Süleyman Ateş, balçıktan yaratılan tek hücrenin gelişe gelişe bitkileri daha sonra hayvanları meydana getirdiğini; nihayet insanın kökü olan bir canlının evrimi sonucu insanın yaratıldığını söylemektedir. Akıl gücünü kazanan ilk insana ise Âdem denmiştir.
319 Ateş, Süleyman, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1975, c. XX, s. 136.
320 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 133.
321 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 133.
322 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 134.
323 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 140.
Dolayısıyla Âdem, safhadan safhaya geçerek evrimleşmiş, en sonunda insanla hayvan arasında sınır teşkil eden ve tabiri yerindeyse “Ne idüğü belirsiz!” olan bir canlının nutfesinden yaratılmıştır. Meleklerin boyun eğdirildiği ifade edilen Âdem de bu adı alan ilk insandır. Ateş’e göre evrimin sonunda akıl ve duyularına kavuşan ilk insanın “Âdem” oluşu, âyetten açıkça anlaşılan (!) bir durumdur. Kur’ân âyetlerinden bu kadar açıkça (!) anlaşılan bir şeyin, bin dört yüz yıllık tarihsel süreçte en azından akıl sahibi olanların çoğu tarafından idrâk edilememesi hakikaten kayda değerdir. Öte yandan âyetlerin bu kadar net bir şekilde evrime delâlet ettiğini iddia etmenin bir vehim ve zandan ibaret olabileceği hiç düşünülmemiş gibidir. Ancak ilgili makaleden verdiğimiz örneklerden de anlaşıldığı gibi, sadece bir hipotez düzeyinde olan evrim fikrine önce “iman” edip, daha sonra bunu Kur’ân’a mal etmeye çalışanlar parçacı ve keyfî bir öznellikten öteye geçememektedir. Bu parçacı, keyfî öznellik ve kendinden son derece emin müddeî tavırlar sadece Ateş’e mahsus değil bu tarzı izleyen hemen herkeste görülen bir tavır niteliğindedir.
Süleyman Ateş’in Elmalılı Hamdi Yazır’dan naklettiği ve kendi fikrine destek yaptığı bölümler ise şunlardır.
a) Âl-i İmrân sûresi 59. âyette,
”إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدََ اَّللِّٰ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ“ buyrulmaktadır.
Bu âyet doğrudan doğruya Hz. Îsa’nın da Hz. Âdem gibi babasız yaratıldığını beyan etmektedir. Hrsitiyanların, “Madem ki İsa’nın babası yok o halde Allah’ın oğludur!” şeklindeki iddiaları üzerine nâzil olmuştur ve Âdem’in hem babasız hem de anasız yaratılmasının bundan daha şaşırtıcı olduğunu belirtmektedir.324 Yani ayet babasız olma özelliğinden dolayı Îsa’yı ilah edinenlere, “Hem anasız hem de babasız olan Âdem’in de rab olması gerekmez mi?” demektedir.325 Yapılan teşbih ikisinin aynı şekilde yaratılmış olduğu için değil Yüce Allah’ın müstemir adetinin dışında bir yaratılış ile halk edilmiş olmaları bakımındandır.326 Şu halde âyette vurgulanan nokta, Âdem’in topraktan yani beşerî bir babaya muhtaç olmaksızın yaratıldığı gibi Hz. Îsa’nın da babasız halk edilmiş olduğudur. Onun bir anne tarafından doğurulmuş olması bu neticeyi değiştirmez. Yazır âyete, “Doğrusu Allah indinde İsa meseli Âdem meseli gibidir: Onu topraktan yarattı sonra da ona ‘ol!’ dedi, o halde olur.” şeklinde bir meâl vererek şu açıklamayı yapar:
“ُتَراٍب ِمْن َخَلَقُه” âyeti, topraktan hayata doğru başlayan ıstıfaya “َفَيُكوُن ُكْن َلُه َقاَلُ ُثَّم” bir müddet sonra ruh-ı insanî nefhiyle insan olarak ıstıfaya “َفَيُكوُن” da tevali-i silsileye delâlet etmektedir ki “oldu ve olur” demektir. Âdem’in topraktan halkı evlâd-ı Âdem’in sulb-i pederdeki tavr-ı hilkatlerine muadildir denilebilir. Bugün bazı hayvanat ulemasının muhtarlarına göre nutfedeki yani büzurat-ı meneviyyedeki hayat, hayat-ı nebatîdir. “َنَباًتا اْلَْْرِض ِمَن َأْنَبَتُكْم َوَّاللُّٰ”327 medlûlüne nazaran da Âdem’in arzdan bir hayat-ı nebatî ile başlamış olması fehmolunabiliyor. Bundan sonra bunun hayat-ı hayvanî ve hayat-ı insanîye bir hatvede mi yoksa birçok hatvelerle mi geçdiğini ilim denecek bir surette tayin edemeyiz, bunlar şüphedir. Bunda muhkem olan nokta Âdem’in her halde ilk hilkati ne olursa olsun, onun o hilkatte insan ve Âdem değil iken, ilk olarak bir insan bir beşer olması ve ondan evvel nebat ve hayvan varsa da insan bulunmaması ve insanın bir “Kün!” ile tekevvün etmesidir. Şu halde burada hem insan hem hayvan hem nebat nokta-i nazarından her birinin ilk tohumları kendi cinslerinden olmadığını, onların her birinin de bir halk-ı İlahî ile olduğunu ve bunların kadim ve ezelî olmadıklarını tasrih vardır. Binaenaleyh insan bir hayvan tohumundan olmuştur veya bir nebat tohumundan olmuştur diye şüphe etmek de meseleyi değiştirmez, ilk insan yine bizzat mahlûktur.
324 ez-Zeccâc, İbrahim b. es-Sırrî Ebû İshak, Meânî’l-Kur’ân ve İ’râbuhu, Âlemu’l-Kütüb, Beyrut, 1988, I, 219.
325 el-Mâturîdî, Ebû Mansur, Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2005, II, 391.
326 ez-Zemahşerî, Ebu’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâfu an Hakâıkı Ğavâmıdı’t-Tenzîl, Dâru’l-Kitabi’l-Arabî,
Beyrut, 1985, I, 367.
327 Nûh, 71/18.
Farz edelim ki Adem bir hayvandan doğmuş olsun, bir hayvan veya bir nebat insan oluversin, bu da bir ‘kün!’ den başka bir şey midir? Bilfarz ilk insan nesnastan doğmuş demek ilk insan insan tohumuna muhtac olmamıştır, insan için insan tohumu zarurî değildir demek değil midir? O halde bunlarda halk kanunu ve “Kün!” emrinden başka ilmî ve yakînî bir mebde-i kanunî yok iken şüphelere koşup da muhkemi bırakmanın manâsı nedir? Daha sonra Âdem’in bir değil bir çok farzedilmesi de meseleyi değiştirmez. Bilakis emsali teksir eder. Lâkin akıl nokta-i nazarında bir Âdem’den fazlası da zarurî ve muhkem değildir. Maamafih ne gariptir ki babasız bir insan olmaz davasında bulunanlar bidâyette bir değil birçok babasız insanlar bulunduğuna hükmetmek istiyorlar. Bunun ise ilimde ve imanda muhkemi bırakıp şüpheye koşmaktır.328
Görüldüğü gibi Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu açıklaması, doğrudan Hz. Âdem’in yaratılmasından ziyade, âyette geçtiği üzere Hz. Âdem ile Hz. Îsa’nın hilkatlerinin kıyası sadedindedir. Ateş, Yazır’ın bu izahatını kendi makalesine aktarırken altını çizerek belirttiğimiz kısımları almaktan imtina etmiştir. Oysaki Yazır, izahın bütünlüğü içerisinde net bir şekilde Âdem’den önce nebat ve hayvan varsa da insanın bulunmadığını ve insanın “Kün!” emriyle var olduğunu ortaya koymaktadır. Müellif “Kün!” emri açısından, insanın bir nebat yahut hayvan tohumundan olduğu konusunda şüphe etmenin bile sonucu değiştirmeyeceğini belirtmektedir. Hatta faraza insanın bir nebattan yahut hayvandan doğmuş olduğu düşünülse bile müellife göre bu durum “Kün!” emrine aykırı değildir. Kaldı ki “Kün!” emrinden başka bir mebde-i kanunî yokken âyetlerin muhkemâtını bırakıp bu gibi şüphelere koşmak yanlıştır. Müellife ilginç gelen daha önemli bir nokta ise, Hz. Îsâ’nn babasız olabileceğine inanmayan kimselerin başlangıçta bir değil birçok babasız insan bulunduğuna hükmetmek zorunda kalıyor oluşlarıdır. Çünkü onlar bir yandan Allah’ın sonsuz kudretiyle ve “Kün!” emriyle yaratmasına akıl erdirememekte diğer yandan insanın var oluşunu evrime bağlamaktadır. Bunu düşünmek ise hem zarurî ve muhkem değildir, hem de evrim sonucu türeyen birçok Âdem’in var olduğuna inanmak demektir.
b) Süleyman Ateş, Elmalılı Hamdi Yazır’ın “ِطيٍن ِمْن ُسَلََلٍة ِمْن اِْلإْنَساَن َخَلْقَنا َوَلَقدَْ”329 âyetinin tefsirinde “Demek ki Yüce Allah, çamurdan süzerek bir sülâle (öz) çıkarmış ve insanı ilk defa o sülâleden yaratmıştır. Yüce Allah, çamurdan madenleri, bitkileri, hayvanları sıyırıp çıkardıktan sonra bunların bir hulâsasından da insanı hiç yokken yaratmış ve insan bunların sonuncusu olmuştur.”330 dediğini belirtir ve ardından Yazır’ın tefsirinden ilgili kısmı şöyle özetler:
Gelen haberlerde insanın, maden, bitki ve hayvan unsurlarından sonra yaratıldığında ihtilaf görülmediğini, bunların ilk insan hücreciği haline nasıl geldiğini anlamak için öteden beri bu üç unsurun tasnifine çalışıldığını ve çeşitli fikirler ileri sürüldüğünü belirten müfessir, İbn Turke el-Isfahani’nin, Fusus Şerhi’ne bu konuda yazdığı şu sözlerine dikkati çeker: Arzda ilk oluşan önce madenler, sonra bitki, sonra hayvandır. Yüce Allah, bu birbirinden üremiş türlerin her sınıfının sonunu, ondan sonra gelenin başı kıldı da madenlerin sonu ve bitkilerin başını mantar; bitkinin sonu ve hayvanın başını hurma; hayvanın sonu ve insanın başını maymun kıldı...331
328 Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat ve Dağıtım, İstanbul, 1979, II, 1119; Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 134-135.
329 Mü’minûn, 23/12.
330 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 135.
Ateş, burada da Yazır’ın ifadelerinden evrime bir yol aramaya çalışmaktadır. Yazır ise tefsirinde âyete “Şanım hakkı için biz insanı çamurdan, bir sülâleden yarattık.” şeklinde meâl vermiş ve ilkin “sülâle” kelimesi hakkında filolojik açıklamalarda bulunmuştur. Müellif daha sonra âyette geçen “اِْلإْنَساَن” lafzıyla kimi müfessirlerce Âdem’in, kimilerince de insan cinsinin kastedildiğini belirtmiştir. Şayet Âdem olarak düşünülürse, çamurdan süzülmüş bu “sülâle” onun yaratılmış olduğu ilk öz maddedir. Eğer insan cinsi olarak alınırsa, insanlara gıda olarak uzviyet-i insaniyeye ilk temessül eden maddeler şeklinde tasavvur edilebilir ki bunlar çamurdan sıyrılmış çıkmış madenî, nebatî yahut hayvanî maddelerdir. Nitekim “sülâle”, nufteyi oluşturan gıda maddeleri ile de açıklanmıştır. Bu anlamıyla ayet sadece Âdem’e, yahut insan cinsine değil fert fert bütün insanları kastetmiş olur.332 Müellif daha sonra şöyle devam eder:
Zira mevâddı gıdaiyyeden her insanda uzviyyet-i insaniyye halk edildiği ve bu suretle insanın hilkatine bu mevâddın bil’ıstıfa bir menşe’ teşkil ettiği malûmdur. Bu ise ledettenkıh ilk insanın madde-i hilkatini idrâk için bir delil olur. Ancak sonraki insanlarda bu mevad bir insan nutfesiyle mesbuk olan bir beden içinde hazm-ü temsil olunduğundan bunu insan bedenine daha evvel verilmiş olan kuvve-i hayatiyyenin bir eseri olarak mülâhaza etmek ve binâenaleyh baba nutfesinin kuvvetine irca‘ eylemek karîb görünür. Halbuki ilk insanın yaradılışında böyle bir mülâhazaya imkân yoktur. Çünkü bu mevâddı insana temsil etmek için henüz bir insan uzviyyeti yoktu.333
Görüldüğü gibi Elmalılı Hamdi Yazır’ın, Âdem’in ilk insan oluşuyla ilgili herhangi bir şüphesi yoktur ancak metnin tamamı değil sadece bazı yerleri nazara verildiğinde aksi bir durumun lanse edilmesi mümkündür. Müellifin düşünce sisteminde, insanın maden, bitki ve hayvan unsurlarından sonra yaratılmış olması, onlardan evrimleşerek yaratılmış olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine Yüce Allah önceden var ettiği maddelerin hülâsası denebilecek “sülâle”yi dilediği gibi kullanarak ilk insanın cismini yaratmıştır. Âyette geçen bu kelime sonraki insanlar için “nutfe” olarak da anlaşılabilir334 çünkü insanın nutfesi de (meni) adeta topraktan halk edilen gıda maddelerinden süzülmüş bir hülâsadır.335 Dolayısıyla Yazır’a göre insan, Süleyman Ateş’in ve diğer evrimcilerin iddia ettiği gibi, kendinden önce var olduğu söylenen insan-hayvan arası ilkel bir alt türün evrimleşmesinden ortaya çıkmamıştır. Bu meyanda müellifin şu cümlesi son derece önemli ve gayet açıktır: “Allah Teâlâ, çamurdan maâdini, nebâtatı, hayvanâtı sıyırıp çıkardıktan sonra; bunların bir hulâsasından da insanı hiç yokken yaratmış ve insan bunların âhiri olmuştur.”336
331 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 135.
332 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3432-3433.
333 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3433.
334 Bkz. İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim ed-Dîneverî, Garîbu’l-Kur’ân, y.y., tsz., s. 253; et-Taberî, Ebû Cafer Muhammed İbn Cerîr, Câmi‘u’l-Beyân fî Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 2000, XIX, 14; el-Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Câmi‘ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, Kâhire, 1964, XII, 109. es-Semerkandî, Ebu’l-Leys, Bahru’l-Ulûm, y.y., tsz., II, 475.
335 Bkz. er-Râzî, Fahrüddîn Ebû Abdillah Muhammed b. Ömer, Mefâtîhu’l-Gayb, Dâru İhyai’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1998, XXIII, 264-265.
336 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3433.
Şu halde Yazır’ın tasnif örneği olarak İbn Turke el-Isfahanî’den naklettiği kısmı bu çerçevede anlamak gerekmektedir. Müellifin nakli tam olarak şöyledir:
“Arzda evvelâ tekevvün eden maâdin, sonra nebât, sonra hayvandır. Ve Hak Teâlâ bu mevalid ecnasından her sınıfının âhirini onu velyedenin evveli kıldı da maâdinin âhiri ve nebatın evvelini mantar, nebatın âhiri ve hayvanın evvelini hurma, hayvanın âhiri ve insanın evvelini maymun kıldı ki vahdeti ittisaliyye halel ve inhiraftan fasıla ve inkıta‘dan mahfuz ve mazbut için.”337
Burada “Hayvanın ahiri ve insanın evvelini maymun kıldı” ifadesiyle insanın maymundan evrimleştiği kastedilmemekte; hayvan sınıfının insana en yakın olanının maymun olduğundan bahsedilmektedir. Dolayısıyla “insanın evveli” denirken, insandan bir önce, bir mertebe altta maymunun olduğu anlatılmaktadır; yoksa insanın başlangıcı, atası maymundur denilmemektedir. Nasıl ki yine aynı tasnife göre hurma herhangi bir hayvanın atası değilse, maymun da insanın atası değildir. İnsanın bunlarla irtibatı, aynı zamanda onların da yapıtaşlarını teşkil eden maddelerden yaratılmış olmasıdır. Örneğin karbon, azot, kalsiyum, fosfor ve benzeri maddeler hem tabiatta cansız olarak, hem bitki hücrelerinde, hem hayvanî cisimlerde hem de insan vücûdunda mevcuttur. İnsan ise bütün mahlûkat yaratıldıktan sonra ve tıpkı diğer nevilerin ataları-âdemleri gibi hiç yok iken orijinal bir surette yaratılmıştır.
c) Süleyman Ateş’e göre insanın çeşitli evrim safhalarından geçtiği “َأْطَواًرا َخَلَقُكْم َوَقدَْ : Oysa o sizi çeşitli aşamalar halinde yarattı”338 âyetinde de açıkça belirtilmiştir. Aynı sûrenin “ ِمَن َأْنَبَتُكْم َوَّاللُّٰ َنَباًتا اْلَْْرِض : Allah sizi bir bitki olarak bitirdi.”339 âyeti ise ona göre insan tekâmülünde ilk aşamanın bitki olduğunu anlatmaktadır. Ateş’in bu âyetlerden bahsederken Hak Dini Kur’ân Dili’nden naklettiği kısımlar şunlardır:
“Burada insan yaratılışının geçirdiği tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur ki Ebu’s-Suûd’un yazdığı üzere önce anorganik halde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar halinde, sonra nutfe (sperma) halinde, sonra alaka, mudğa, izam ve lahm halinde ve sonra da bambaşka bir yaratılışta inşa etmiştir.”340
“Hâsılı insan, bizatihi ve lizatihi kamil ve kendiliğinden mevcud bir kadim olmadığı gibi, bir anda yaratılıvermiş basit bir mahluk da değil, dehrin bidayetinden beri devir, devir; tavır tavır yaratılagelmiş gayr-i mezkûr şeylerin süzülüp birbirine katıla katıla imtizaç ettirilmiş ve terbiye edile edile birtakım evsaf ve hususiyyat ilave olunarak yetiştirilmiş emşacdan mürekkeb bir nutfeden yaratılmıştır.”341
Ateş bu alıntılardan sonra şöyle der: “Dehr suresinde yüce Allah: ‘İnsanın üzerinden, kendisinin henüz anılan hiçbir şey olmadığı (yani kendisinin anorganik halde bulunduğu) uzun bir zaman geçmedi mi?’ âyetiyle insanın bu ilk yaratılış aşamasına işaret etmiştir. Hamdi Yazır’ın da ‘gayri mezkûr şeyler’ tabiriyle anlatmak istediği, bu ayetin meâlidir.”342
337 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3434.
338 Nûh, 71/14.
339 Nûh, 71/18.
340 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 136.
341 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 136.
342 Ateş, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, s. 136.
Elmalılı Hamdi Yazır’ın “َأْطَواًرا َخَلَقُكْم َوَقدَْ” âyetiyle ilgili orijinal ifadeleri ise şöyledir: “Halbuki o sizi tavır tavır nice hallerden geçirerek halk etmiştir. Burada insan hilkatinin ferden ve cem‘an geçirmiş olduğu tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur ki Ebu’s-Suûd’un tahriri vechile ibtidâ anasır halinde, sonra ağziye halinde, sonra ahlât halinde, sonra nutfe halinde, sonra alaka halinde, sonra mudga halinde, sonra izam ve lühum halinde, sonra da bambaşka bir hilkatte inşa etmiştir.”
Orijinal metinde “Burada insan hilkatinin ferden ve cem‘an geçirmiş olduğu tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur.” denirken, Ateş bu cümleyi “Burada insan yaratılışının geçirdiği tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur.” şeklinde almıştır. Burada nutfe, alaka, mudğa gibi aşamaların insan ferdinin anne karnında geçirdiği safhalar olduğunu reddetme niyeti ile yapılmış keyfî ve yuvarlama bir alıntı örneği görülmektedir.
Müellif “َنَباًتا اْلَْْرِض ِمَن َأْنَبَتُكْم َوَّاللُّٰ : Ve Allah yetiştirdi sizi arzdan nebat tarziyle.” âyetine ilişkin, “nebât-inbât” kelimeleri hakkında bir takım etimolojik açıklamalar yaptıktan sonra ise yine Ateş’in görmezden geldiği şu açıklamayı yapar:
Razî derki: Âyette iki vecih vardır. Birisi, “Sizi arzdan bitirdi” demek “Babanızı arzdan bitirdi” yani “İbtida topraktan onu yaratmak suretiyle cinsinizi yarattı.” demektir, o kadarki “ َكَمَثِل َّاللِّٰ ِعْندََ ِعيَسى َمَثَل ِإَّن آَدَم”343 gibi olur. Diğeri, “Hepinizi arzdan yarattı.” demek olur, çünkü Allah bizleri nutfelerden, onları gıdalardan, onları nebattan, onu da arzdan yaratıyor.344
ve sonu âyetinin ”345هَلْ أَتَى عَلَى الِْإنْسَانِ حِي ن مِنَ الدهََّْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا“ bahsettiği Ateş’in Yazır, ise ilgili başıyla âyetinin ”346إِنَّا خَلَقْنَا الِْإنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا“ gelen ardından hemen şöyle bir açıklama yapmaktadır:
Bidayetinde ilk maddeleri olan anasır, maâdin, sonra onlardan tavır tavır yaratılıp mutavassıt maddeleri olan nebatî hayvanî gıdalar “ِطيٍن ِمْن ُسَلََلٍة ِمْن”347 sonra onlardan süzülen ve yakın maddesi olan nutfeye doğru peyderpey etvar ve meratib içinde gelen bir şey olmuş, lâkin insan diye mezkûr olan şey olmamıştı. Hâkikat insanın her ferdi gibi cinsi de kadîm değildir, hâdistir. Hem dehrin başlangıcından, âlemin hilkatinden çok sonra vücuda gelmiştir. Niçin öyle olmuş da daha evvel olmamış? “اِْلإْنَساَن َخَلْقَنا ِإَّنا”348 -Çünkü insanı biz şöyle yarattık- Yani o kendi kendine, kendi keyfine göre olmadı, basît ve mahdûd bir mertebede mühmel olarak kalmak için de yaratılmadı, şu veçhile yaratıldı “ُنْطَفٍة ِمْن” -bir nutfeden- (…) Sonra insan cinsinin bir nutfeden yaratılmış olmasının zâhiri, Âdem’in de bir nutfeden yaratılmış olduğunu ifade eder. Şu kadar ki o nutfenin bir insandan gelmemiş olmasını istilzam eyler, “ِطيٍن ِمْن ُسَلََلٍة ِمْن” de bu olmak gerektir. Gerçi “ُتَراٍب ِمْن َخَلَقُه” ile Âdem’in buradan istisnasına da istidlâl edilebilir. Lâkin “َفَيُكوُن ُكْن َلُه َقاَلُ ُثَّم” ve “ِطيٍن ِمْن ُسَلََلٍة ِمْن” gibi diğer âyetler, turabdan, tînden hilkatin mebde’ itibariyle olduğunu gösterdiği gibi “ِطيٍن ِمْن َخَلَقُكْم”, “ُتَراٍب ِمْن َخَلَقُكْم” gibi umuma hitap eden âyetler de mebde’ nokta-i nazarından bunların bütün insanlar hakkında sadık olduğunu anlattığından Âdem’in bir insan ile mesbûk olmayan bir nutfeden yaratılmış olmasına münafi olmıyacağı cihetle “َكاْلَفَّخاِر َصْلَصاٍلُ ِمْن اِْلإْنَساَن َخَلَق”349 de olduğu gibi burada da cins mebdei olarak vârid olan “ُنْطَفٍة ِمْن” ıtlakından hiç bir insan istisna edilmemek daha zâhirdir. (…)
343 Âl-i İmrân, 3/59.
344 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5374.
345 İnsan, 76/1.
346 İnsan, 76/2.
347 Mü’minûn, 23/12.
348 İnsan, 76/2.
Hâsılı insan bizâtihi ve lizâtihi kâmil ve kendiliğinden mevcud bir kadîm olmadığı gibi bir anda yaratılıvermiş basît bir mahlûk da değil, dehrin bidayetinden beri devir devir, tavır tavır yaratılagelmiş gayr-i mezkûr şeylerin süzülüp birbirlerine katıla katıla imtizaç ettirilmiş ve terbiye edile edile bir takım evsaf ve hususiyyat ilâve olunarak yetiştirilmiş emşacdan mürekkep bir nutfeden yaratılmıştır.350
Görüldüğü gibi Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ân’da topraktan yaratıldığının beyan edilmesi itibariyle Hz. Âdem’in nutfeden yaratılmış olma bakımından istisnâ tutulabileceğini söylemektedir. Bununla birlikte âyette cins isim kastedilmesi itibariyle bütün insanlarla beraber Âdem’in de nutfeden yaratıldığını söylemek zâhire daha uygundur. Böyle kabul edildiğinde ise müellife göre bu nutfenin önceki bir insandan gelmemiş olduğunu söylemek gerekir çünkü Âdem babasız yaratılmıştır. O halde onun yaratıldığı nutfe “ِطيٍن ِمْن ُسَلََلٍة ِمْن” ile ifadesini bulan, adeta maddeden süzülmüş saf bir öz olacaktır. Ateş’in bu detaylı izahı göz ardı ederek makalesinde sadece son kısmı alıntılaması, şüphesiz ki Âdem’in diğer bir ilkel canlı türünün nutfesinden yaratıldığı savını desteklemeye yöneliktir. Oysaki Yazır, Ateş’in alıntıladığı kısımda yer alan “nutfe” ile ne kastedildiğini yine onun göz ardı ettiği bölümde apaçık izah etmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirini incelediğimiz zaman Süleyman Ateş’in mevzubahis etmediği pek çok yerde Hz. Âdem’in yaratılması meselesine temas ettiği görülmektedir. Konunun meraklılarını detaylı okumalara havale ederek bunlardan birkaçını kısaca ve aynen aktarmakla yetiniyoruz.
“O Hâlık Tealâ ki nefs-i vahideden eşini de halk etmek suretiyle kudret-i Rabbaniyyesini gösterdi ‘ َوَبَّث َوِنَساًء َكِثيًرا ِرَجاًلا ِمْنُهَما’ ve bu ikisinden birçok erkekler ve kadınlar neşretti, cihana yaydı ve elyevm mevcut insanlar böyle meydana geldi. Binaenaleyh hiç yokken topraktan ıstıfâ ile insan yaratan ve o insandan eşini yaratan ve iki insandan bittevâlüd erkek dişi birçok evlât ve ahfad yaratıp dünyaya yayan Hâlık Tealâ’nın Rubûbubiyyeti bir şahıstan ordular, milletler yetiştirebilidiğini bilmeli ve ona göre îman-ı tâmm ile îfa-i vazife etmeli, Allah yolunda hiç bir fedakârıktan çekinmemeli ve kanu-ı izdivaca riayetle teksiri nüfusa ehemmiyet vermeli ve bunların bir terbiye-i Rabbaniyye ile yetişmesine itina eylemeli”351
“Bu nefs-i vahideden murat Hazreti Âdem, zevcinden murat da Hazreti Havva olduğunda ittifak ve icma vardır. Hazreti Âdem topraktan bi’l-ıstıfa halk olunmuş Hazreti Havva da nefs-i Âdem’den münşaib olarak yaratılmıştır…”352
“Binaenaleyh halden mebde’e irca-ı nazar olunduğu zaman tenasülün ikiden dört ve dörtten sekiz gibi bir nisbet-i hendesiye takip etmesi haysiyetiyle bu günkü milyarlarla insanların cezri alınınca riyazî bir surette sabit olur ki mebde-i beşer Âdem ve Havva diye ifade edilen bir çifte, yani bir erkekle bir kadına racidir ve bunlar beyninde vahdet-i asliyye ifade eden bir alâka-i nefsiyye vardır. Ve bu alâkada erkek evvel, kadın tâlidir. Ve binaenaleyh o kadın o erkeğin nefsinden münşaibdir, onun ruhundan kopmuştur. Ancak bu teşaübde harıka muzaaftır, zira onlar artık bizzarure ana baba ile mesbuk değildirler ve o kadının o erkekten teşaubu da bir evlâd teşaubu gibi değildir. Hamilülcinseyn bir cüzeyrden çatallanan ve ileride biribirlerine telâki etmek üzere mütekabil bir incizab besliyen ve müttehid bir gayeye hizmet eden muhtelif hasiyetli fail ve kabil bir çift vüreykin inşikakı gibidir. Bu ise topraktan ıstıfa-i beşerî gibi bizzat “halkullah” ile izah olunur.”353
349 Rahman, 55/14.
350 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5493-5496.
351 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1273.
352 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1273.
“Dilerse bunların aralarındaki mahlûkatı halk ettiği gibi bir asıldan halk eder, Bunu da ya ibtidaen topraktan nebatat ve hayvanatı ve Âdem’i halk ettiği gibi diler hilâf-ı cins bir asıldan inşa eder veya diler mücanis bir asıldan inşa eder. Bunu da dilerse bir erkekten dişi halk etmek suretiyle tenevvü ettirir, nitekim Âdem’den Havva’yı böyle halk etmiştir. Dilerse bir dişiden erkek halk etmek suretiyle tenevvü ettirir, nasıl ki Îsâ’yı da böyle halk eylemiştir. Dilerse hem erkek hem dişiden halk eder ki sair insanları da böyle halk etmiş ve etmektedir.”354
Bunlar gibi pek çok örnek vermemiz mümkündür. Netice itibariyle Elmalılı Hamdi Yazır’ın, Hz. Âdem’in evrim sonucu insan altı bir ilkel canlı; diğer deyişle cismanî bir baba vasıtasıyla yaratıldığı görüşünde olmadığı kesindir. O kendinden önceki bütün ulemâ gibi âyetlerin sarih anlamlarını esas alıp Hz. Âdem’in ilk insan olarak halk edildiğini kabul etmektedir. Hz. Âdem’den önce madenlerin, bitkilerin ve hayvanların yaratılmış olması onun da hayvanî bir türün devamı olmasını gerektirmez. Bu çerçevede, insanın yaratılışı ile ilgili Kur’ân’da anlatılan safahat insan nevinin tür olarak evrimine değil Hz. Âdem’in ilk yaratılırken ilahî hikmet gereği geçirdiği aşamalara yahut anne karnında her insan ferdinin geçirdiği safhalara işaret etmektedir. Süleyman Ateş makalesinde başta Kur’ân âyetleri olmak üzere birçok yerden yaptığı alıntıları keyfî, parçacı ve tevilci bir üslupla kendi savunduğu evrim fikrine destek yapma gayretindedir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirindeki görüş ve izahları da bu perspektifle süzdüğü anlaşılan Ateş’in bu tavrı aslında bir zihniyet ve duruşun tipik örneğidir. Yayınlanmasının üzerinden kırk üç yıl geçtikten sonra hasbelkader böyle bir çalışmaya konu olan makaledeki tarz ve yaklaşım geçmişte olduğu gibi günümüzde de sürdürülmektedir. Sarih naslara aykırı ve zorlama tevillere yönelenlerin hemen hepsi, başta Kur’ân olmak üzere referans olarak öne sürdükleri kaynaklarda kendilerince işe yarar buldukları kısmı bağlamından kopararak almakta, kalan kısımları ise göz ardı etmektedir. Görüldüğü gibi söz konusu makalede Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri de bu yaklaşım tarzından nasibini almış ve dolaylı bir şekilde müellifin de evrim fikrine meyilli olduğu imajı verilmiştir. Halbuki Yazır’ın konuyla ilgili düşüncesi seçme paragraflar ve kopuk ifadelerle değil bütüncül bir gözle incelendiğinde durumun hiç de Ateş’in yansıttığı gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Nihâî hakikat şudur ki üzerinden yarım asra yakın bir zaman geçse bile ilim dünyasına sunulan bu tür yanlışların kabul ve tasvip edilmesi mümkün değildir.
353 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1276.
354 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, III, 1628-1629.
KAYNAKLAR
- Ateş, Süleyman, “Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Evrim Teorisi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1975, c. XX, s. 127-146.
- İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim ed-Dîneverî (v. 276/889), Garîbu’l-Kur’ân, thk. Said el-Liham, y.y., tsz.
- el-Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed b. Ebî Bekir b. Ferh el-Hazrecî Şemsüddîn (v. 671/1273), el-Câmi‘ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, I-XX, Thk. Ahmed el-Berdûnî/İbrâhin Atfîş, Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, Kâhire 1964.
- el-Mâturîdî, Ebû Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud (v. 333/944), Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne, I-X, Thk. Mecdî Baslûm, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 2005.
- er-Râzî, Fahrüddîn Ebû Abdillah Muhammed b. Ömer b. el-Hasan b. el-Hüseyin et-Teymî (v. 606/1209), Mefâtîhu’l-Gayb, I-XXXII, Dâru İhyai’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut 1998.
- es-Semerkandî, Ebu’l-Leys Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim (v. 373/973), Bahru’l-Ulûm, I-III, y.y., tsz.
- et-Taberî, Ebû Cafer Muhammed İbn Cerîr (v. 310/922), Câmi‘u’l-Beyân fî Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, I-XXIV, thk. Ahmed Muhammed Şakir, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 2000.
- Yazır, Elmalılı Hamdi (v. 1942), Hak Dini Kur’an Dili, I-X, Eser Neşriyat ve Dağıtım, İstanbul, 1979.
- ez-Zeccâc, İbrahim b. es-Sırrî b. Sehl Ebû İshak (v. 311/923), Meânî’l-Kur’ân ve İ’râbuhu, I-V, Âlemu’l-Kütüb, Beyrut, 1988.
- ez-Zemahşerî, Ebu’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer (v. 538/1143), el-Keşşâfu an Hakâıkı Ğavâmıdı’t-Tenzîl, I-IV, Dâru’l-Kitabi’l-Arabî, Beyrut, 1407/1985.
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hz. Âdem'in yaratılışı ile alakalı bilgi verir misiniz?
- Kur'an-ı Kerim'de evrimi reddeden ayetler hakkında bilgi verir misiniz?
- Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılması ve nesillerin devamı hakkında bilgi verir misiniz?
- Kur'an-ı Kerim'de Evrimci görüş nasıl ifade ediliyor?
- AYETLER IŞIĞINDA İNSANIN YARATILIŞI
- Hz. Âdem’in babası var mı?
- İnsan doğrudan çamurdan mı yaratıldı?
- Tevrat, İncil, Kur'an ve hadis-i şeriflerde Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılışı nasıl anlatılıyor?
- Kuran'da Hz. Adem'in yaratılışı açık değil mi?
- Hz. Âdem'e her şey öğretilmişse, neden fosiller ilk insanların çok ilkel, konuşmayı dahi bilmeyen kimseler olduğunu gösteriyor?