Tevrat, İncil, Kur'an ve hadis-i şeriflerde Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılışı nasıl anlatılıyor?

Tarih: 06.05.2026 - 14:10 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

THE QUR'AN, THE ENVIRONMENT, THE GOSPELS AND THE KÜTÜB-İ SİTTE, ADAM AND

EVE'S CREATION (A COMPARATIVE REVIEW)

Assoc. Prof. Dr. Mehmet Salih GECİT

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Kelam A.B.D., Ağrı, Türkiye

[email protected]

Abstract

In this paper, we have three holy books (Qur'an, Torah, Gospels) and Kutub-i Sitte which include texts about Adam and Eve We aim to compile the information about them, compare them and reveal the similarities and differences. Since the issue is controversial in the theological, philosophical and scientific platforms of the present day, since it is also considered within the framework of the relationship between religion and science, the situation in the sources which are the holy books of the three Abrahamic religions, Islam, Judaism and Christianity, is clearly revealed in order to clarify the discussions and form a basis. To establish the relationship between religion and science based on fuzzy and inadequate information will not lead to the right results. For this reason, we will firstly try to evaluate the information provided by the three sacred books in order to reveal the creation of humans in the context of religious texts. We will also try to clarify the subject by taking advantage of the six most important sources of the hadith books (Kutub-i Sitte) which are the second source after the Quran. In this study, it is believed to be beneficial to discuss the creation of women, as women are represented in the context of the creation of Eve and in comparison to men in terms of status and value.

Key Words: The Qur'an, Adem, Havva, Creatıon

KUR'AN, TEVRAT, İNCİLLER VE KÜTÜB-İ SİTTE'DE HZ. ADEM VE HAVVA'NIN YARATILIŞI (MUKAYESELİ BİR İNCELEME)

Doç. Dr. Mehmet Salih GECİT

Özet

Bu tebliğimizde elimizde bulunan üç kutsal kitap (Kur`an, Tevrat, İnciller) ile Kütüb-i Sitte metinlerinde Hz. Adem ve Hz. Havva ile ilgili bilgileri derleyip bir aya getirmeyi, bunlar arasında mukayesede bulunarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymayı amaçlamaktayız. Konu günümüz teolojik, felsefi ve bilimsel platformlarda tartışmalı olduğundan, ayrıca dinbilim ilişkisi çerçevesinde ele alındığından söz konusu tartışmalara açıklık kazandırmak ve temel oluşturmak için öncelikle üç büyük din olan İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinin kutsal kitapları olan kaynaklardaki durumun net bir şekilde ortaya konulması oldukça önem arz etmektedir.aksi takdirde bulanık ve yetersiz bir bilgiye dayanarak dinbilim ilişkisini tesbit etmek, doğru sonuçlara götürmeyecektir.

işte bu gereklilikten dolayı biz de öncelikle insanın yaratılışını dini metinler bağlamında ortaya koymak için elimizdeki üç kutsal kitabın verdiği bilgileri mukayeseli bir analiz ile değerlendirmeye gayret göstereceğiz. Ayrıca müslümanlar arasında Kur`an`dan sonra ikinci derecede kaynak olan hadis kitaplarının en muteber altı kaynak (Kütüb-i sitte)den de faydalanarak konuyu açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. Bu mukayeseli araştırma, Hz. Havva bağlamında da ele alınacağı için, kadının yaratılışı, kadının erkek karşısındaki veya erkeğe oranla durumu, değeri, kadın konusunda son yıllarda yapılan bir takım tartışmaların açıklığa kavuşturulması açısından da fayda sağlayacağını düşünmekteyi

Anahtar Kelimeler: Kutsal kitaplar, Hz. Havva, Yaratılış, Mukayese

GİRİŞ: HZ. ÂDEM VE HAVVA’NIN YARATILIŞINI İNCELEMENİN ÖNEMİ:

Hz. Âdem ve Havva insanların ilk babası ve ilk annesi olarak bilinmektedir. Bu bilgiyi insanlar, dinlerden ve kutsal kitaplardan tevarüs yoluyla öğrenmişlerdir. Başka bir ifade ile bugüne kadar insanlara hitap eden peygamberler, onların getirdiği kutsal kitaplar ve anlattığı dinlerin öğretilerinden hareketle farklı dinlere mensup insanların tümü arasında böyle bir icma ve ittifak oluşmuştur. Bununla birlikte günümüzde farklı dinlere mensup insanlar tarafından bazı sübjektif kanaatlerden ve bir takım dinî metinlerin henüz kanıtlanmamış ifadelerinden hareketle başka başka Âdem ve Havvaları bulma arayışına gidildiği de bir gerçektir.

Aynı şekilde geliştirilen bir takım yaratılış veya var oluş teorilerince insanın yeryüzünde yaşamaya başlaması veya yeryüzüne adım atması konusunda farklı iddialar dile getirilmektedir. Acaba atamız dediğimiz Âdem’in de babası yok muydu? Onun eşi olan Havva annemiz onun kaburga kemiğinden mi yaratıldı? Âdem ile Havva Allah tarafından direkt olarak mı ya da toprak veya başka bir maddeden mi yaratıldı? Yoksa ezelden beri devam eden bir oluşum süreci ve evrimleşme sonucunda mı insan haline geldiler? Şayet insanın insanlaşma süreci bir evrim ve tekâmül neticesinde hâsıl olduysa, bu durumda hangi hayvan veya hayvanlardan (veya canlı varlıklardan) türemişlerdir? İşte bu ve benzeri sorular günümüz bilim adamlarının ve insanının merak ve dikkatlerini çekmektedir.

Zaman geçtikçe, bu merak ve dikkat daha da büyümekte, araştırmacıların net bir cevap vermesini gerekli kılmaktadır. Günümüzde bilimsel açıdan farklı bakış açıları geliştirilmiş olduğundan, ayrıca işin içine dini fanatizm ve ideolojik ön yargılar karıştırıldığından mesele daha da karmaşık hale gelmektedir. Bu nedenle konuyu direkt olarak kutsal kitaplardan ve son peygamber olan Hz. Muhammed’den rivayet edilen hadislerden hareketle ortaya koyma zarureti hâsıl olmuştur. Biz de bu çalışmamızda isbat edilmiş veya edilmemiş teori ve iddialara bakmaksızın ve kendi kişisel yorum ve görüşlerimizi de yansıtmaksızın tamamen tarafsız bir şekilde kutsal metinlere bakarak, bu metinlerin zahiri ifadeleri açısından Hz. Âdem ve Havva’nın yaratışı konusunda serd edilen ayet ve hadisleri bir tasnife tabi tutmayı hedeflemekteyiz. Bu nedenle çalışmamız sadece sınırlı kaynaklar olarak Tevrat, İnciller, Ku’ran ve Kütüb-i Sitte üzerinde gerçekleştirilecektir.

1. TEVRAT’TA HZ. ÂDEM VE HAVVA’NIN YARATILIŞ:

Tevratta konumuzu detaylarıyla ele alan bir “Yaratılış/Tekvin” bölümü bulunmaktadır. Burada Allah’ın gökleri ve yeri, karanlığı ve aydınlığı, geceyi ve gündüzü, suyu ve karayı, insan ve hayvanları, canlı ve cansızları yaratmasından bahsedilmekte, bu bağlamda Hz. Âdem ve Havva’nın yaratılışı, cennete konuluşu, yasak meyvayı yemeleri, yeryüzünde çoğalmaları gibi daha birçok konu da ele alınmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’in tercümelerinde bu bölüm şöyle tanıtılmaktadır: “Yaratılış Kitabı bize evrenin ve insanın yaratılışını, günahın ve dünyada çekilen acıların başlangıcını, Tanrı'nın insanlığa yaklaşım biçimini anlatmaktadır. Yaratılış Kitabı'nı iki ana bölüme ayırabiliriz: 1. 1-11 bölümleri, dünyanın yaratılışı ve ilk insanların öyküsüdür. Âdem’le Havva'nın, Kayin'le Habil'in, Nuh'un, Tufan'ın, Babil Kulesi'nin öyküsünü içerir. 2. 12-50 bölümleri, İsrailliler'in ilk atalarının öyküsüdür. Önce imanı ve Tanrı'ya itaatiyle bilinen İbrahim'den söz eder. Bunu İbrahim'in oğlu İshak'ın, torunu Yakup'un ve Yakup'un on iki oğlunun öyküsü izler. Bunlardan Yusuf'un öyküsüyle, Yakup ve oğullarını Mısır'da yaşamaya sürükleyen olayların öyküsü özel bir yer tutar. Kitap insanın öyküsünü anlatmakla birlikte konunun odağında Tanrı vardır. Her şeyi yaratan, günahlıyı yargılayıp cezalandıran, halkına yardım ve öncülük eden hep O'dur. Kitap Tanrı'ya iman eden kişilerin öyküsünü kayda geçirmek ve sonraki kuşakların aynı imanı sürdürmelerini sağlamak için yazıldı. Geleneksel kanıya göre Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım ve Yasa'nın Tekrarı kitaplarının yazarı Musa'dır. Bu beş kitap İbranice “Tora” diye bilinir. Türkçe Tevrat sözcüğü de Tora'dan geliyor.”99

99 Kitab-ı Mukaddes, Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1995; Kutsal Kitap (Eski ve Yeni Anlaşma), Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul, 2014; https://www.kitabimukaddes.com/kutsalkitap-hakkindabilgilendirme-vetam-metni/eskiantlasma/yaratilis/ (Erişim Tarihi: 26.10.2018) Not: Bu çalışmamızda Tevrat’tan yapacağımız nakiller çoğunlukla bu kaynaklardan alınmadır.

Tevrat yorumcularının da ifade ettiği gibi, Tevrat, kâinatın oluşumu ve insanların yaratılışı konusundan başlamaktadır. Biz de burada tesbit ettiğimiz başlıklar altında konumuzla ilgili malumatı nakledeceğiz.

1.1.Tevrat’ta Yaratma (Dünyanın Yaratılışı) : Tevrat’tın Tekvin Kısmında yaratılış konusu ile ilgili genel olarak şu hususlar yer almaktadır:

“1- Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2- Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. 3- Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 4- Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5 -Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. 6- Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. 7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 8- Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. 9- Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. 10- Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 11- Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. 12- Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 13 -Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu. 14-15 Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. 16- Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 17-18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 19 -Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. 20- Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. 21- Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 22 -Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. 23- Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. 24- Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. 25- Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 26- Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”100

Tevrat’tan naklettiğimiz bu uzun paragraf, insan adı verilen varlığın oluşumuna kadarki yaratılış safhalarını anlatmaktadır. Buna göre;

  1. Kâinatı Tanrı yaratmıştır.
  2. Tanrı başlangıçta gökleri ve yeri yaratmıştır.
  3. Sonra karanlığı ve aydınlığı yaratmıştır.
  4. Işığı gündüz, karanlığı da gece yapmıştır.
  5. Böylece sabah, akşam, gece vakitlerini oluşturarak günü yaratmıştır.
  6. Daha sonra suyu yaratmıştır.
  7. Suyun üzerine gök kubbeyi yerleştirmiştir.
  8. Suları bir yere biriktirerek kara parçasını ortaya çıkarmıştır.
  9. Böylece yeri ve denizleri oluşturmuştur.
  10. Yerde sebze veren otları, meyva veren ağaçları yaratmış, onlardan tohumlar çıkarmıştır.
  11. Daha sonra zamana ve mekâna düzen ve disiplin verip daha da güzelleştirmek için yıldızları yaratmış, yerli yerine koymuştur.
  12. Daha sonra da sularda su canlılarını, gökte de kuşları yaratmıştır.
  13. Bundan sonra da yerde de sığır gibi canlıları, sürüngen hayvanları, cinslerine göre çeşit çeşit hayvanları yaratmıştır.
  14. Bütün bunlardan sonra da “kendi suretinde ve benzeyişinde olan insan” adlı varlığı yaratmış, onu diğer varlıkların tümüne hâkim kılmıştır.

İşte buraya kadarki malumattan biz Tevrat’ın anlattığı kâinatın oluşum safhalarını açık bir şekilde görmekteyiz. Buna göre insanın yaratılışı safhasına gelmeden önce kâinat onun yaşamasına elverecek bir şekle sokulmuş, daha sonra da insan denilen varlık tam zamanında yaratılmıştır. Buradan da mesaj aralarından yukarıda bahsi geçen varlıkların insanın egemen olduğu bir dünyayı oluşturmak amacıyla yaratıldığı anlaşılmaktadır.

1.2.Tevrat’ta Hz. Âdem ve Yaratılışı: Tevrat’ta insan’ın yaratılış safhası çok kısa bir şekilde anlatılmakla birlikte, ilk insan olan Hz. Âdem ve Havva’nın yaratılış sonrası yaşamları daha uzun şekilde analatılmıştır. Tevrât, ilk insanı anlatırken “insan”, “adam” ve “Âdem” kelimelerini kullanmaktadır. Bu üç kelimenin aynı anlamda kullanılmış olması ve birbirleriyle özdeşleşmiş olması muhtemeldir.101

Tevrat’ta Hz. Âdem’in yaratılışı konusunda Birinci Bab’da yukarıdaki ayetlerin devamı olarak şunlar geçmektedir:

“27- Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı'nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. 28- Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. 29- İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. 30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. 31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.”102

Burada da insanı erkek ve kadın olmak üzere iki cins üzere yarattığı açıklanmaktadır. Ayrıca yaratılan bu yeni canlı türünün Tanrı’nın suretinde olduğu, diğer varlıkların tümüne hâkim olmak üzere kendilerine yetki verildiği ifade edilmektedir. Tevrat’a göre bütün bunlar, altı günde meydana gelmiştir.

Kâinatın ve insanın yaratılışından sonra, sıra insan neslinin yeryüzünde çoğalmasına gelmektedir. İşte bu konuyla alakalı olarak Tevrat’ta Bab 2’ de şöyle devam edilmektedir:

BAP 2

“1- Ve gökler ve yer ve onların bütün orduları itmam olundu. 2- Ve Allah yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirahat etti. 3- Ve Allah yedinci günü mubarek kıldı ve onu takdis etti; çünkü Allah yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti. 4- RAB Allah yeri ve gökleri yaptığı günde, yaratıldıkları zaman, göklerin ve yerin asılları bunlardır. 5- Ve henüz yerde bir kır fidanı yoktu ve bir kır otu henüz bitmemişti; çünkü RAB Allah yerin üzerine yağmur yağdırmamıştı ve toprağı işlemek için adam yoktu.

100 Tekvin, Bab 1, 1-26.

101 Erdem, Mustafa, Hazreti Âdem (İlk İnsan), TDV Yay., Ankara 1993, s. 21;

Nurullah Agitoğlu, “Kutsal Metinlerde Ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit Ve Değerlendirme”, The Journal of Academic Social Science Studies, Number: 26, Summer II 2014, p. 269-287, s. 271.

102 Tekvin, Bab 1, 27-31.

6- ve yerden buğu yükseldi ve bütün toprağın yüzünü suladı. 7- Ve RAB Allah yerin toprağından adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu. 8- Ve RAB Allah şarka doğru Adende bir bahçe dikti ve yaptığı adamı oraya koydu. 9- Ve RAB Allah görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında hayat ağacını ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. 10- Ve bahçeyi sulamak için Adenden bir ırmak çıktı ve oradan bölündü ve dört kol oldu. 11- Birinin adı Pişondur; kendisinde altın olan bütün Havila diyarını kuşatır; 12- ve bu diyarın altını iyidir; orada ak günnük ve akik taşı vardır. 13 - Ve ikinci ırmağın adı Gihondur; bütün Kuş ilini kuşatan odur. 14 -Ve üçüncü ırmağın adı Dicledir; Aşurun önünden akan odur. Ve dördüncü ırmak Fırattır. 15- Ve RAB Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu. 16-Ve RAB Allah adama emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; 17- fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemiyeceksin; çünkü ondan yediğin günde mutlaka ölürsün. 18-Ve RAB Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. 19- Ve RAB Allah her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlûkun adı o oldu. 20- Ve adam bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve her kır hayvanına ad koydu; fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı. 21- Ve RAB Allah adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı.”103

Bu ifadelerden de yeryüzünde insanın yaşamasına ve çoğalmasına fırsat verecek olanakların yaratıldığı belirtilmektedir. Buna göre;

  1. RAB Allah yerin üzerine yağmur yağdırmamıştı ve toprağı işlemek için adam yoktu;
  2. RAB Allah yerin toprağından adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu.
  3. RAB Allah şarka doğru Adende bir bahçe dikti ve yaptığı adamı oraya koydu. Başka bir ifadeyle RAB Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu.
  4. RAB Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım.
  5. RAB Allah adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapadı.

Böylece ilk erkek ve ilk kadın yaratıldı. Erkek ile kadının yaratılış safhaları da şöyle gerçekleşmiştir: Tanrı ilk erkeği yerin toprağından yarattıonun canlı olması için de hayat nefesinden üfledi. Sonra da Aden cennetine koyup orada yardımcısı olan ilk kadını da onun kaburga kemiğinden yarattı.

1.2.Hz. Havva ve Yaratılışı:

Tevrat, Hz. Âdem’in yaratılışından bahsettikten sonra sözü Hz. Havva’nın yaratılışına getirip şöyle devam etmektedir:

“22- Ve RAB Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi. 23-Ve adam dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna Nisa denilecek, çünkü o İnsandan alındı. 24- Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak ve karısına yapışacaktır ve bir beden olacaklardır. 25- Ve adam ve karısı, ikisi de çıplaktılar ve utançları yoktu.”104

Bu malumata göre de ilk adam veya Hz. Âdem’in kemiğinden ve etinden yaratılan bu kadına Âdem “Nisa” demiştir. Böylece erkeğin dünyadaki sosyal hayatında anne ve babasından ayrılıp eşiyle birlikte bir beden gibi yaşayacağının planlandığını görmekteyiz.

103 Tekvin, Bab 2, 1-21.

104 Tekvin, Bab 2, 22-25.

Tevrat Hz. Havva’nın yaratılışından sonra sözü onun gebe kalışına ve insan neslinin ondan türeyişine getirmek üzere Bab 3’de Âdem ile Havva’nın Aden adlı bahçeden kovuluş olayını da anlatmaktadır:

BAP 3

“1 VE RAB Allahın yaptığı bütün kır hayvanlarının en hilekârı olan yılandı. Ve kadına dedi: Gerçek, Allah: Bahçenin hiç bir ağacından yemiyeceksiniz dedi mi? 2 Ve kadın yılana dedi: Bahçenin ağaçlarının meyvasından yiyebiliriz; 3 fakat bahçenin ortasında olan ağacın meyvası hakkında Allah: Ondan yemeyin ve ona dokunmayın ki, ölmiyesiniz, dedi. 4 Ve yılan kadına dedi: Katiyen ölmezsiniz; 5 çünkü Allah bilir ki, ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak ve iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız. 6 Ve kadın gördü ki, ağaç yemek için iyi ve gözlere hoş ve anlayışlı kılmak için arzu olunur bir ağaçtı ve onun meyvasından aldı ve yedi ve kendisiyle beraber kocasına da verdi, o da yedi. 7 İkisinin de gözleri açıldı ve kendilerinin çıplak olduklarını bildiler ve incir yaprakları dikip kendilerine önlükler yaptılar. 8 Ve günün serinliğinde bahçede gezmekte olan RAB Allahın sesini işittiler ve adamla karısı RAB Allahın yüzünden bahçenin ağaçları arasına gizlendiler. 9 Ve RAB Allah adama seslenip ona dedi: Neredesin? 10 Ve o dedi: Senin sesini bahçede işittim ve korktum, çünkü ben çıplaktım ve gizlendim. 11 Ve dedi: Çıplak olduğunu sana kim bildirdi? Ondan yeme, diye sana emrettiğim ağaçtan yedin mi? 12 Ve adam dedi: Yanıma verdiğin kadın o ağaçtan bana verdi ve yedim. 13 Ve RAB Allah kadına dedi: Bu yaptığın nedir? Ve kadın dedi: Yılan beni aldattı ve yedim. 14 Ve RAB Allah yılana dedi: Bunu yaptığın için, bütün sığırlardan ve bütün kır hayvanlarından daha lânetlisin; karnın üzerinde yürüyeceksin ve ömrünün bütün günlerinde toprak yiyeceksin; 15 ve seninle kadın arasına ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; o senin başına saldıracak ve sen onun topuğuna saldıracaksın. 16 Kadına dedi: Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlât doğuracaksın ve arzun kocana olacak, o da sana hâkim olacaktır. 17 Ve Âdeme dedi: Karının sözünü dinlediğin ve: Ondan yemiyeceksin, diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lânetli oldu; ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin; 18 ve sana diken ve çalı bitirecek ve kır otunu yiyeceksin; 19 toprağa dönünceye kadar, alnının terile ekmek yiyeceksin; çünkü ondan alındın; çünkü topraksın ve toprağa döneceksin. 20 Ve adam karısının adını Havva koydu; çünkü bütün yaşıyanların anası oldu. 21 Ve RAB Allah Âdem için ve karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi.”105

Artık insanın yeryüzünde yaşama süreci başlamıştır. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmış ve kendisine Havva adını verdiği kadının yılanın iğvasına aldanıp kocasını da yasak meyvayı yemeğe teşvik etmesinden sonra, zorlu şartlara, çalışma ve emeğe bağlı bir yaşam başlamıştır. Böylece yaratılış süreci kemale ermiş, türeme veya çoğalma yani doğma süreci başlamıştır. Yani insan nesli babalarının ve annelerinin yaratılış sürecinden sonra doğma süreci sonucunda dünyaya gelmekte, gittikçe de çoğalmaktadır. İşte Tevrat bu konuda da Bab 4’te insan neslinin yeryüzünde çoğalması ve değişik yerlere dağılışı hakkında detaylı malumatlar vermektedir. Biz burada ayetler arasında seçmeler yapıp bazılarını da atlayacağız:

“1 Ve Âdem karısı Havvayı bildi; ve gebe kalıp Kaini doğurdu; ve: RABBİN yardımile bir adam kazandım, dedi. 2 Ve yine kardeşi Habili doğurdu. Ve Habil koyun çobanı oldu, fakat Kain çiftçi oldu. 3 Ve Kain, günler geçtikten sonra, toprağın semeresinden RABBE takdime getirdi. 4 Ve Habil, kendisi de sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Ve RAB Habile ve onun takdimesine baktı; 5 fakat Kaine ve onun takdimesine bakmadı. Ve Kain çok öfkelendi, ve çehresini astı. 6 Ve RAB Kaine dedi:

105 Tekvin, Bab 3, 1-21.

Niçin öfkelendin? ve niçin çehreni astın? 7 Eğer iyi davranırsan, o yükseltilmiyecek mi? ve eğer iyi davranmazsan, günah kapıda pusuya yatmıştır; ve onun istediği sensin; fakat sen ona üstün ol. 8 Ve Kain, kardeşi Habile söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Kain, kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü.106

16 Ve Kain RABBİN önünden çıktı, ve Adenin şarkında Nod diyarında oturdu. 17 Ve Kain karısını bildi, ve gebe kalıp Hanoku doğurdu; ve bir şehir bina etti, ve şehrin adını oğlunun adına göre Hanok koydu. 18 Ve Hanoka İrad doğdu; ve İrad Mehuyaelin babası oldu; ve Mehuyael Metuşaelin babası oldu; ve Metuşael Lamekin babası oldu. 19 Ve Lamek kendisine iki karı aldı; birinin adı Ada, ve obirinin adı Tsilla idi. 20 Ve Ada Yabali doğurdu; çadırda oturanların, ve sürü sahiplerinin atası bu idi. 21 Ve kardeşinin adı Yubal idi; çenk ve boru çalanların hepsinin atası bu idi. 22 Ve Tsilla, kendisi de Tubalkaini doğurdu; tunç ve demir, bütün keskin âletleri döven bu idi; ve Tubalkainin kızkardeşi Naama idi.

25 Ve Âdem karısını tekrar bildi; ve bir oğul doğurdu, ve onun ismini Şit koydu: Çünkü Allah Habil yerine bana başka bir zürriyet verdi; zira onu Kain öldürdü, dedi. 26 Ve Şitin, onun da bir oğlu doğdu; ve onun adını Enoş koydu. RABBİN ismini o zaman çağırmağa başladılar.107

Bu malumatta da ilk insan neslinin üremesi, çoğalması ve yeryüzüne dağılması ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Daha sonra da Hz. Nuh ve sonrası gelişmeler ele alınmak suretiyle insan neslinin yaratılış ve çoğalış süreci daha da netleştirilmektedir.

1.3.Âdem oğullarının çoğalışı:

Tevrat’ta Bab 5’de insanoğlunun Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a kadarki çoğalış süreci ele alınmaktadır. Böylece yeryüzünün artık insan yurdu haline geliş sürcinin çok ileri safhalara geldiği, insanların farklı ailevî, dinî, sosyal gruplara ayrıldığı, insan nesli arasında müesseselerin ve belirli örf adetlerin oluştuğu, peygamberlerin peyderpey gelerek insana yön verip yol gösterdiği, Tanrı’nın da insan hayatına müdahale etmeye başladığı bildirilmektedir:

“1 ÂDEM zürriyetlerinin kitabı budur. Allah adamı yarattığı günde, onu Allah benzeyişinde yaptı; 2 onları erkek ve dişi yarattı, ve onları mubarek kıldı, ve yaratıldıkları günde onların adını Adam koydu. 3 Ve Âdem yüz otuz yaşında, kendi benzeyişinde, suretine göre bir oğulun babası oldu; ve onun adını Şit koydu, 4 ve Şitin babası olduktan sonra, Âdemin günleri sekiz yüz yıl oldu; ve oğullar ve kızlar babası oldu. 5 Ve Âdemin yaşadığı bütün günler dokuz yüz otuz yıl oldu; ve öldü. 6 Ve Şit yüz beş yaşında, Enoşun babası oldu; 7 ve Enoşun babası olduktan sonra, Şit sekiz yüz yedi yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu; 8 ve Şitin bütün günleri dokuz yüz on iki yıl oldu; ve öldü .9 Ve Enoş doksan yaşında, Kenânın babası oldu; 10 ve Kenânın babası olduktan sonra, Enoş sekiz yüz on beş yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu; 11 ve Enoşun bütün günleri dokuz yüz beş yıl oldu; ve öldü. 12 Ve Kenân yetmiş yaşında, Mahalalelin babası oldu; 13 ve Mahalalelin babası olduktan sonra, Kenân sekiz yüz kırk yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu; 14 ve Kenânın bütün günleri dokuz yüz on yıl oldu; ve öldü. 15 Ve Mahalalel altmış beş yaşında, Yaredin babası oldu; 16 ve Yaredin babası olduktan sonra, Mahalalel sekiz yüz otuz yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu; 17 ve Mahalalelin bütün günleri sekiz yüz doksan beş yıl oldu; ve öldü. 18 Ve Yared yüz altmış iki yaşında, Hanokun babası oldu; 19 ve Hanokun babası olduktan sonra, Yared sekiz yüz yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu; 20 ve Yaredin bütün günleri dokuz yüz altmış iki yıl oldu; ve öldü. 21 Ve Hanok altmış beş yaşında, Metuşelahın babası oldu; 22 ve Metuşelahın babası olduktan sonra, Hanok üç yüz yıl Allah ile yürüdü ve oğullar ve kızlar babası oldu; 23 ve Hanokun bütün günleri üç yüz altmış beş yıl oldu; 24 ve Hanok Allah ile yürüdü ve gözden kayboldu; çünkü onu Allah aldı. 25 Ve Metuşelah yüz seksen yedi yaşında, Lamekin babası oldu; 26 ve

106 Tekvin, Bab 4, 1-8.

107 Tekvin, Bab 4, 16-25.

Lamekin babası olduktan sonra, Metuşelah yedi yüz seksen iki yıl yaşadı ve oğullar ve kızlar babası oldu; 27 ve Metuşelahın bütün günleri dokuz yüz altmış dokuz yıl oldu ve öldü. 28 Ve Lamek yüz seksen iki yaşında, bir oğulun babası oldu; 29 ve: İşimizden, RABBİN lânet ettiği topraktan olan ellerimizin zahmetinden, bu bizi teselli edecek, diyerek onun ismini Nuh koydu. 30 Ve Nuhun babası olduktan sonra, Lamek beş yüz doksan beş yıl yaşadı ve oğullar ve kızlar babası oldu; 31 ve Lamekin bütün günleri yedi yüz yetmiş yedi yıl oldu ve öldü. 32 Ve Nuh beş yüz yaşında idi; ve Samın, Hamın, ve Yafetin babası oldu.”108

Artık çoğalma süreci de kemale ermiştir. Yani insanın üreyip çoğalmasının yolu da artık belirlenmiş, erkekler kadınlarla evlenerek bu türün artmasını sağlamışlardır. Tevrat’ın Bab 6’da bu konuda verdiği bilgi de şöyledir:

Ve vaki oldu ki, toprağın yüzü üzerinde adamlar çoğalmağa başladı ve onların kızları doğduğu zaman, 2 Allah oğulları adam kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar. 3 Ve RAB dedi: Ruhum adam ile ebediyen çekişmiyecektir, çünkü o da ettir; bunun için onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır. 4 Allah oğulları insan kızlarına vardıkları ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, o günlerde, hem de ondan sonra, yeryüzünde Nefilim vardı; bunlar eski zamandan zorbalar, şöhretli adamlardı.”109

Bunun dışında Tevrat’ta taratılış sürecinin kısa ifadelerle özetlendiği pasajlar da bulunmaktadır. Örneğin Göklerin ve yerin yaradılışı üzerine Tevrat’ta şöyle bir bilgi de verilmektedir: “O Allah ki, gökleri ve yeri, denizi ve içlerindeki her şeyi yaratan, ebediyen hakikati koruyan...”110

Buraya kadarki malumatı özetlersek, Tanrı kâinatı yarattı. Farklı varlıklar var etti. Gece ve gündüzü oluşturdu. Belli bir süreç sonucunda insanı yarattı. Önce bir erkek yarattı. Sonra da onun kaburga kemiğinden eşini (kadını) yarattı. İkisinden doğum suretiyle çocuklar ve torunlar türetti. Böylece yeryüzünü yaşabilir bir dünyaya çevirip insanın egemenliğine verdi. Tevrat’ın gün gün ve isim isim zikrederek ayrıntılarını verdiği malumatın özeti kısaca bu şekildedir.

2. İNCİLLERDE HZ. ÂDEM VE HAVVA’NIN YARATILIŞI:

2.1.İncil’de Kâinatın Yaratılışı: İncil’de kâinatın ve insanın yaratılışı konusu Tevrat’taki gibi ayrıntılı şekilde anlatılmamaktadır. Hatta bu konuda net bir anlayış geliştirmeye yarayacak düzeyde malumat verildiğine şahid olunmamaktadır. Bu nedenle Hıristiyan İncil youmcuları, yaratılış konusuyla ilgiliboşluğu Tevrat’ı esas alarak doldurmakta, ayrıca zorlama yorumlarla insan yaratılışını Hz. İsa’nın yaratılışı üzerinden açıklamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle genel olarak yaratma gerçeği konusunda İncil’den faydalanarak ortaya koyacağımız dört başı mamur bir kıssa veya nazariye bulunmamaktadır diyerek diğer başlığımıza geçmek zorundayız.

2.2.İncil’de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın Yaratılışı: İnciller’de Hz. Âdem ile Havvâ’nın hikâyesi özellikle Pavlus’a atfedilen metinlerde yer alır. Pavlus, Hz. Âdem’i Hz. İsâ’nın bir öncüsü, “gelecek olan zatın bir sureti” olarak yorumlar. Pavlus’un Romalılara 1. mektubunda bu konu şöyle geçer: “Bunun için nasıl günah bir adam vasıtasıyla ve ölüm günah vasıtasıyla dünyaya girdi ise böylece ölüm de bütün insanlara geçti. Çünkü hepsi günah işlediler. Çünkü şeriata göre dünyada günah vardı. Fakat şeriat yokken günah sayılamaz...” Burada görüldüğü üzere Hristiyanların "aslî günah" anlayışına değinilmiştir.

108 Tekvin Bab 5, 1-32.

109 Tekvin, Bab 6, 1-4.

110 Tevrat, Mezmurlar, Bap 146, 6.

Hıristiyanlar Hz. Âdem’i gerçek bir şahsiyetten çok bir sembol olarak gördüklerinden onun yaratılışını genel anlamda insan cinsinin yaratılışı şeklinde görmekte ve hadiseye bu açıdan yaklaşmaktadırlar.111

Hristiyanlık'ta İslam'dakinden farklı olarak birinci ve ikinci Âdem anlayışı bulunmaktadır. İlk Hıristiyan teoloğu Pavlus’a göre günah işlemenin ve ölümün sebebi olan birinci Âdem’den farklı olarak ikinci Âdem yani İsâ, hayat kaynağıdır. İlk Âdem yaşayan can olmuş, ikinci Âdem ise dirilen ruh olmuştur. Birincisi topraktan, ikincisi gökten gelmiştir.112 Buna göre İnciller’de Hz. Âdem’in yaratılışı konusunda da direkt bir bilgi elde etmek zordur. Bu konuda yapılabilecek tek şey vardır, o da Hz. İsa, Hz. Yahya ve diğer bazı peygamberlerin doğumunu yorumlayark insanın yaratılışı ile ilişkilendirme çabası göstermektir. Zira esas olan birinci Âdem’in değil, ikinci Âdem’in yaratılışıdır. Bu sebeple her şey İsa Mesih ekseninde dönüp dolaşmaktadır.

Aşağıda bazı İncil pasajlarından hareketle konuyu işleyeceğiz. Yuhanna kendisine nisbet edilen İncil’de (Bab 1’de) hayatın Hz. Yahya’ya kadarki serüvenini çok kısa bir şekilde özetlemektedir:

BAP 1

“1 KELÂM başlangıçta var idi, ve Kelâm Allah nezdinde idi, ve Kelâm Allah idi. 2 O, başlangıçta Allah nezdinde idi. 3 Her şey onun ile oldu, ve olmuş olanlardan hiç bir şey onsuz olmadı. 4 Hayat onda idi, ve hayat insanların nuru idi. 5 Nur karanlıkta parlar, ve karanlık onu anlamadı. 6 Allah tarafından gönderilmiş bir adam çıktı, onun adı Yahya idi.”113

Burada sanki Tevrat’ın Tekvin bölümü çok kısa bir şekilde özetlenmekte, konuyla ilgili bilgi almak isteyenler oraya yönlendirlmektedir. Bu sebeple de Başlangıçtan Hz. Yahya’nın doğumu arasındaki insanlık tarihi veya kâinatın yaratılış süreci birkaç cümle ile muhtasar bir tarzda verilmektedir. Zira Hıristiyanlık için esas olan kainat ve insan değil, kainata ve insana anlam katan İsa ve Yahya’dır. Bu nedenle konu İsa ve Yahya üzerinden işlenmektedir. Burada şöyle bir yorum yapılabilir: Muhtemelen İncil yazarları, İncil’i Tevrat’ın bir devamı olarak yazdıkları –nitekim Hıristiyanlar Ahd-i Cedid’i Ahd-i Atik’in devamı kabul edip birlikte basıyor ve okuyorlar- için Yartılış konusunda Hz. İsa konuşmuş olsa bile tekrara girmemek amacıyla konuyu kısa tutmuşlardır.

Yuhanna İncili’nde bunun dışında yaratılış kelimesinin geçtiği tek yer de BAP 19’da geçen şu malumattır:

“1 VE vaki oldu ki, İsa, bu sözleri bitirince, Galileden yola çıkıp Erden ötesinde Yahudiye sınırlarına geldi. 2 Ve büyük kalabalıklar ardınca gittiler ve İsa orada onları iyi etti. 3 Ve Ferisiler onu deniyerek gelip dediler: Her sebeple karısını boşamak caiz midir? 4 İsa cevap verip dedi: “Başlangıçtan yaratan onları erkek ve dişi yarattığını, 5 ve: “Bunun için insan babasını ve anasını bırakacak ve karısına yapışacaktır ve ikisi bir beden olacaktır,”114 dediğini okumadınız mı? 6 Şöyle ki, onlar artık iki değil, fakat bir bedendirler. İmdi Allah’ın birleştirdiğini insan ayırmasın. 7 Onlar İsaya dediler:

111 Ana Britannıca, (I-XXII), Âdem md., Ana Yay., İstanbul 1986, c.1 s.90.

16 Pavlus’un Romalılara Mektubu, V/ 12-14.

17 Mustafa Erdem, Hz.Âdem, s. 50-51. Agitoğlu, 271.

112 Agitoğlu, s. 271-272;

113 Yuhanna Bab 1, 1-5.

114 Burada Tevrat’ın şu âyetine işaret edişöektedir: Tekvin 2:24.

Öyle ise, Musa niçin bir boş kâğıdı vermeği ve kadını boşamağı115 emretti? 8 İsa onlara dedi: Yüreklerinizin katılığından ötürü karılarınızı boşamanıza Musa müsaade etti; fakat başlangıçtan böyle olmamıştır. 9 Ve ben size derim: Kim zinadan ötürü olmayıp karısını boşar ve başkası ile evlenirse, zina eder; boşanmış olanla da evlenen zina eder. 10 Şakirtler İsa’ya dediler: Eğer erkeğin, karısı ile hali böyle ise, evlenmek iyi değil. 11 Fakat İsa onlara dedi: Bütün adamlar bu sözü kabul edemez, ancak kendilerine verilmiş olanlar kabul edebilir. 12 Çünkü anadan doğma hadım vardır ve insanlar tarafından yapılmış hadım vardır, göklerin melekûtu uğrunda kendilerini hadım edenler de vardır. Bunu kabul edebilen kabul etsin.”116

Yuhanna İncili’nin verdiği bu malumat Marko’da Bab 10’da zikredilmektedir: “ORADAN kalkıp Yahudiye sınırlarına ve Erdenin ötesine geldi; yanına kalabalıklar yine toplandılar; ve âdeti üzre onlara yine öğretiyordu. 2 Ferisiler geldiler, ve onu deniyerek: Adama karısını boşamak caiz mi? diye kendisinden sordular. 3 O da cevap verip onlara dedi: Musa size ne emretti?117 4 Onlar da dediler: Musa bir boş kâğıdı yazmağa ve kadını boşamağa müsaade etmiştir. 5 Fakat İsa onlara dedi: Yüreklerinizin katılığından dolayı size bu emri yazdı. 6 Fakat hilkatin başlangıcından Allah onları erkek ve dişi yarattı. 7 Bunun için bir adam babasını anasını bırakacak, karısına yapışacaktır; 8 ikisi de bir beden olacaktır; şöyle ki, onlar artık iki değil, fakat bir bedendirler. 9 İmdi, Allahın birleştirdiğini insan ayırmasın. 10 Şakirtler evde bunun için yine kendisinden sordular. 11 Onlara dedi: Kim karısını boşar ve başkası ile evlenirse, ona karşı zina eder; 12 ve kadın kocasını boşar ve bir başkası ile evlenirse, zina eder.”118

Bu pasajlarda da Hz. İsa’nın insanlara Tevrat’ın Tekvîn Kısmındaki bilgileri hatırlattığı bildirilmekte, ayrıca insan neslinin çoğalma sorununun kalmadığı bir dönemde hem boşanması haram olan bir evliliğin tavsiye edildiği, böylece Hz. Musa’nın şeriatındaki boşanmanın cevazı hükmünün nesh edildiği, hem de üç farklı hadımlık türü hatırlatılarak isteyenlerin bekâr yaşayabilecekleri izninin verildiği ifade edilmektedir.

İncil’e alınan diğer yazıtlarda da yaratılış konusu kısa ve öz biçimde ele alınmaktadır. Örneğin Habercilerin İşleri Bölümünde şöyle denilmektedir: “14 Ne var ki elçiler, Barnaba'yla Pavlus, bunu duyunca giysilerini yırtarak kalabalığın içine daldılar. 15 “Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” diye bağırdılar. “Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı'ya dönmeye çağırıyoruz. 16 Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi. 17 Yine de kendini tanıksız bırakmadı. Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.” 18 Bu sözlerle bile halkın kendilerine kurban sunmasını güçlükle engelleyebildiler..”119

Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncillerde ve mektupların bulunduğu ikinci kısımda Yaratılış konusuna temas edilmemekte, Allah-İnsan ilişkileri üzerinde durulmaktadır. Hıristiyan ilahiyatçıları da yaratılış ve özellikle ilk insanın yaratılışı konularının maddi unsurları üzerinde durmamışlar, konunun felsefesine ağırlık vermişlerdir.120 Bu nedenle de yorum gücüyle meseleyi Hz. İsa’nın mucizevi douğumuna taşımışlardır.

115 Burada da Tevrat’ın şu ayetine işaret edilmektedir: Tesniye 24:1-4.

116 Matta, Bab 19, 1-12.

117 Burada Tesniye 24:1, 3’ye işaret vardır.

118 Marko, 10: 1-12.

119 İncil, Habercilerin İşleri, Bap 14, 14-18.

İncil’in yaratılış konusunu ele alışı konusunda yapılmış bir çalışmada şu istatistiki bilgiler verilmektedir: “Yeni Ahit kaynaklarında ilk insanın yaradılış ile ilgili bilgi bulunmamakla beraber İsa’nın yaratılışı özel olarak ele alınmış ve mucizevi olaylara etraflıca değinilmiştir. Matta İncil’inin başlangıcında yaratılış hakkında bilgi verilmemiştir. Matta İncil’i Meryem’den İsa Mesih’in doğumunu konu almıştır (İncil/Matta BAP 1, 2005: 1). Markos İncil’ine göre İsa Tanrı’nın oğludur. Günah çıkarma ve vaftiz edilmeyi konu almıştır. Markos İncil’inin başlangıcında İsa’nın İncili anlatmasından bahsedilir (İncil/Markos BAP 1-2, 2005: 45-47). Luka İncil’i Zekeriya’ya kısır ve yaşlı eşinden doğacak bir oğul müjdesi ile başlamaktadır. Bakire Meryem’e gebe kalacağı ve doğacak çocuğunun adının İsa olacağı bildirilmiştir. Doğacak çocuğun büyük olacağı ve ona Tanrı’nın oğlu olarak bilineceği söylenmiştir (İncil/Luka BAP 1, 2005: 72-73). Yuhanna İncil’ine her şey bir söz ile başlamıştır. Başlangıçta Tanrının kontrolündedir. Her şey söz ile olmuştur. Allah tarafından gönderilmiş bir adam ortaya çıkmıştır ve adı Yahya’dır. Tanrıyı hiç kimse görmemiştir. Ancak oğlunun bildirdiği kadar bilinmektedir. Yahya, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu bildirmiştir (İncil/Yuhanna BAP 1, 2005: 118-119). Yeni Ahit kaynaklarında yaratılış kavramları detaylı olarak belirtilmemesine rağmen Katolik inancın benimsemiş olduğu “Lekesiz Gebelik” öğretisinde İsa’nın lekesiz olarak anne rahmine düşmesinin yanı sıra Meryem’in de annesinin rahmine lekesiz olarak düştüğü belirtilmektedir.”121

Hiristiyan teologların bu durumla ilgili yorumları da farklıdır. Biz burada konuyla ilgili uzun bir nakilde bulunacağız: “Yaratılışın tüm iyi meyvelerinin en önemlisi Hristiyanlık'tır. Birçok Mesih imanlısı Hristiyanlığın temel doktrinlerinin tümünün yaratılış gerçeğine dayandığının farkında değil gibi davranıyor. İsa'yı anlatan Müjde (İncil'de bulunan iyi haber) yaratılışla başlar. Vahiy 14:6-7'de Elçi Yuhanna'nın şu tanıklığını okuyoruz: "Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara -her ulusa, her oymağa, her dile, her halka- iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde'yi getiriyordu. Yüksek sesle şöyle diyordu: 'Tanrı'dan korkun! O'nu yüceltin! Çünkü O'nun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana tapının!'" Lütfen dikkat edin: Bu, sonsuza dek kalıcı olan Müjde'dir. Reddedilmesi, meleğin aracılığıyla gelecek olan yargıyla ilgilidir, ama mesajının odağında Yaratıcı vardır. Müjde yaratılışla ilgilidir, çünkü İsa'nın kendisi Yaratan'dır. Yalnız ve yalnız bütün insanları yaratan, günahı bağışlatmak uğruna ölebilir, ölümü yenebilir ve adına iman edenlerin hepsinin Kurtarıcısı olabilirdi. İsa'nın kimliğini ve yaptıklarını anlatan en büyük ayetlerden birkaçı Koloseliler 1:16-20' de geçer.

Şu önemli açıklamayla başlıyor: "Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan O'dur ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir" (16'ncı ve 17'nci ayetleri). Her şeyin yaratıcısı olduğu için, "çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O'nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu" (20'nci ayet). O'nun kurtarıcımız olmasına neden ihtiyacımız var? Yaratıcımız olarak O'na karşı günah işledik de ondan. O'nu tanımak ve O'na inanmak için bunu iyi anlamalıyız. Kutsal Kitap'taki yaratılış doktrininin kurtaran ve yaşayan iman için ne denli önemli olduğunu anlatan başka bir bölüm de İbraniler mektubunda geçiyor. Bu mektuptaki 11'nci bölüm, iman üzerine yazılmış önemli bir bölüm olarak bilinir. Aslında bu konunun açıklanması ıo'ncu bölümün son iki ayetiyle başlıyor. 10:38'de deniyor ki, "doğru adamım imanla yaşayacaktır." … Peki nedir bu aracılığıyla kurtulduğumuz ve yaşadığımız iman? Yine İbraniler 11:3'e göre imanın gayesi şudur:

120 Erdem Mustafa, Hz.Âdem, s.49-50. Agitoğlu, a.g.m., s. 271.

121 Aydın C., Erbay Aslıtürk, G. (2017). “Mitoloji ve Dinler Tarihi Çerçevesinde Yaratılış: Sistine Şapeli Tavan Freskosuna Yönelik Düşünceler”, idil, 6 (30), s.715-734., s.i 722.

"Evrenin Tanrı'nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz." Bu arada, bu bölüm Tanrısal Evrim'i (Tanrı'nın evrimi yönettiğini kabul eden öğretiyi) dışlıyor. Yaratıcı Tanrı, yavaş yavaş işleyen evrimsel süreçle ortaya çıktığı iddia edilen nesneleri yaratmak için önceden var olan nesneleri kullanmadı. Dünyaları yaratmak için 'ol' dedi ve oldu. "Gökler RAB'bin sözüyle, gök cisimleri ağzından çıkan solukla ('Ruh'la) yaratıldı... Çünkü O söyleyince, her şey var oldu; O buyurunca, her şey belirdi" (Mezmur 33:6,9). Öte yandan, İsa'nın ilk öğrencileri kurtuluş müjdesini Yahudi olmayan uluslara, yani Kutsal Yazıları bilmeyen ve Tanrı'ya yaratıcı olarak inanmayanlara duyurmaya başlarken önce yaratılış kavramının temellerini attılar. Örneğin Pavlus Atina'daki dinleyenlerine "dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı"yı tanıttı (Elçilerin İşleri 17:24). Bundan gerekli sonuçları çıkardıktan sonra İsa'nın dirilişiyle ilgili büyük tanıklığa geçti. Aynı şekilde Pavlus Listra'da kendisine ve yanındakilere kurban sunmak isteyen halka seslenerek, "Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı'ya dönmeye çağırıyoruz" dedi (Elçilerin İşleri 14:15).”122

Böylece biz İncil’de yaratılış ile ilgili olarak şu madderlere ulaşmaktayız:

  1. Kâinatın yaratıcısı Tanrı’dır.
  2. Tanrı evreni evrim neticesinde değil uzun süren bir sürece bağlı olarak ağzından çıkan soluk veya ol emriyle yarattı.
  3. Tanrı kâinatı İsa Mesih için yaratmıştır.
  4. İsa Mesih de bu itibarla yaratıcı sayılmaktadır.
  5. İnsanlığın kurtuluşu ikinci Âdem olan İsa Mesih’in getirdiği Mesaj ve Müjde’ye bağlıdır.

3. KUR’AN’DA YARATILIŞ

Kur’an’ın yaratılışla ilgili verdiği malumat insan zihninin merak ettiği tüm sorulara cevap verdiği gibi, dört başı mamur bir yaratılış gerçeği anlayışını da oluşturmaktadır. Kur’an’da ne Tevrat’tın Hz. Musa’yı esas alan, ne de İncil’deki gibi Hz. İsa’yı esas alan bir yaratılış algı ve anlayışına benzer şekilde Hz. Muhamed’i esas alan bir algı ve anlayış vardır. Kur’an’da diğer konuların tümünde olduğu gibi, yaratılış konusunda da “Tevhid Akidesi” esastır ve her şey “Yüce Yaradan”ın etrafında dönüp dolaşmaktadır. Kur’an’a göre Hz. Muhammed’in Allah karşısındaki konumu “kul” ve “resul”dur. Bu

“De yani ”قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَ ر ِ مثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَه وَاحِدَ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْ ل لِ لْمُشْرِكِينَ ﴿٦﴾“ sık sık nedenle

ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!”123 Durum böyle olunca Kur’an’ın yaratılışla ilgili verdiği malumat daha derli ve toplu, aynı şekilde daha tutarlı ve gerçekçidir. Biz de burada Kur’an’ın bu koudaki ayetlerimi şu taksimata göre ele alacağız:

3.1.Kur’an’da Kâinatın Yaratılışı: Kur’an-ı Kerîm yaratılış gerçeğini farklı şekillerde ele almaktadır. Bu konuda zikrettiği delil ve hükümlerin hepsini göz önünde bulundurduğumuzda, astronomik bilgi ve bulguları bildirmeyi amaçlamadığını, temel amaç olarak kâinatta mevcut bulunan düzen ve intizamdan hareket ederek, her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın varlığı ve birliğini esas aldığını görmekteyiz. Buna göre Yüce Allah (c.c.) Kur’an’da kendi yaratıcı gücünden hareket ederek, kudret ve azametini hatırlatarak insanların kendisini inkâr etmemesi ve hepten ona ibadet etmeye yönelmesi gerektiği mesajını açık bir şekilde vermektedir.

122 Henry M. Morris, Ph.D., Kutsal Kitap, Bilim ve Yaratılış, Terc. M. Ali Şimşek, Yeni Yaşam Yayınları, İzmir,

2014, s. 12.

123 Fussilet Sûresi, 41/6.

Bununla birlikte bizlerin de kâinatın yaratılışı konusunda bir takım bilimsel veri ve bilgilere ulaşmamıza fırsat vermektedir. Bu açıdan baktığımızda şu âyetleri hatırlatmak yeterlidir:

“Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. ”124 “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?”125 “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin Yaratandır.”126 “Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.”127 “Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir.”128 “O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. “129 “Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyipyaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.”130 “Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”131 “Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.”132 “Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır... Ve güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır. Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıpbitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.”133 “Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıpdüşünmez misiniz?”134

Bu ve benzeri ayetlerden hareketle kâinatın yaratılışı konusunda çok önemli bilgi ve bulgular tesbit etmek mümkündür. Örneğin;

  1. Yeryüzünün emsali olmadan yaratıldığı,
  2. Yer ve göklerin altı günde yaratıldığı,
  3. Allah’ın kudreti açısından bakıldığınnnda, herhangi bir hammadde, asıl ve özden yaratılmasını gerektirmeyecek derecede kudretli olan Yaratcının sadece “ol!” emri ile yaratıldığı,
  4. Yer ve gök sistemi içinde güneş ve ayın önemli roller üstlendiği, gece ve gündüzün oluşmasında istihdam edildiği,
  5. Hayatın idamesinde gökden nazil olan su ile yerde biten bitkilerin son derece önemli olduğu gibi birçok hakikat tesbit edilebilir.

124 Rûm, 26-27.

125 Enbiya, 30.

126 En’am, 101.

127 Yâsin, 82.

128 Bakara, 2/117.

129 Lokman, 10.

130 Kaf, 6-8.

131 A’râf, 54.

132 A’râf, 54.

133 İbrahim, 32-34.

134 Nahl, 17.

Kur’an, canlıların yaratılışının değişik safhalarından bahsederken sürekli olarak sözü suya götürmekte ve su unsurunu vurgulu bir şekilde sunmaktadır. Bu nedenle her şeyin varlık safhasının başlangıcının suya dayandığını haber vermektedir. Nitekim bazı âlimlere göre, ayrı ayrı maddelerden yaratılmış olsalar bile melek, cin, insan, hayvan ve bitki gibi varlıkların tümünün yaratıldıkları maddelerin esası, suya dayanmaktadır135 Ayırca varlıkların birbirinden parçalanıp ayrıldığından ve var olma sürecinin bu şekilde de cereyan ettiğinden bahsetmektedir. Örneğin bir âyette şöyle buyurmaktadır:

bitişik yer Göklerle )وَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْرَْْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَ يٍ أَفَلََ يُؤْمِنُونَ(

bir halde iken biz onları birbirinden yarıb ayırdığımızı, her diri şey'i de sudan yaratdığımızı o küfr (ve inkâr) edenler görmedi (ler) mi? Haalâ inanmayacaklar mı onlar?”136 Görüldüğü üzere âyette “ratk” ve ‚”fatk” kelimeleri geçmektedir. İlmi kaynaklarda “ratk” kelimesi, yapışık olma, “fatk” kelimesi ise ayırma anlamında yorumlanmaktadır. “Ratk” kelimesi, “rataka – yertuku” fiilinin mastarıdır. Kelime olarak, yaratılıştan bitişik ve yapışık olmak demektir. Bu ayete göre, gök ve yer önceleri bitişik, kaynaşık ve yapışık bir şekilde bir bütün halinde idi. “Fatk” kelimesi de, “fataka – yeftuku” fiilinin mastarıdır. Kelime olarak “ratk” kelimesinin zıttı olup, bitişik olan iki şeyi söküp birbirinden ayırmak demektir. Yine bu ayete göre Allah, önceleri yapışık, bitişik ve bir bütün halinde olan yeri ve göğü, sonradan birbirinden koparıp ayırdı ve mevcut olan bütün canlıları da sudan yarattı.137

Kur’an’da yaratılıştan bahseden ayetlerde hem eski felsefî görüşlerde zikredilen temel unsurlar, hem de çağdaş bilim anlayışının bahsettiği temel maddelerin adı geçmektedir. Örneğin anasır-ı erbaa diye bilinen su, toprak, ateş (ısıışık) ve hava (sema) birçok ayette zikredilmektedir ki kadim felsefede de bunların bahsi üzerinde büyük tartışmalar yaşanmıştır. Örneğin Thales, suyu, her şeyin başı, ilkesi olarak kabul eder. Mezopotamya bölgesinde yaşayan Êzidilerin inanışı ile Mısır mitolojisinde de yaratılışın başlangıç evresinde her yer su ile kaplıydı ve tanrılar dâhil bütün evren bu sudan türemişlerdi. Thales’ten sonra gelen felsefeciler de, aynı şekilde varlıkların ilk yaratılışını, başlangıcını merak edip bu konularda araştırmalarda bulunmuşlardır. Bunlar, Anaximandros, Anaxmenes, Herakleitos, Xenophanes, Parmenides, Elealı Zenon, Pyhagoras, Empedokles, Anaxagoros ve Demokritos gibi felsefecilerdir. Buna göre yaratılış konusunda Kur’ân’da verilen bilgiler ile felsefecilerin konu ile ilgili görüşleri, tam örtüşmese de birbirine yakın bulunmaktadır. 138 Aynı şekilde bilim adamları da kendi uzmanlık becerilerine göre Kur’an ayetlerinden hareketle son derece önemli bilimsel hakikatları tesbit edebilirler. Nitekim günümüz bilimsel tesbitlerle Kur’an’ın ifadeleri arasında da birçok benzerlikler ve örtüşmeler söz konusudur. Biz Müslümanlara göre, bilim nihaî noktasına varmadığında, zaman zaman çelişkili görünen bit takım iddialar ortaya atılabilir. Ancak Kur’an, kâinatı yaratan Allah’ın gönderdiği Vahiy Kitabı olduğuna göre, çelişme ve tenakuz iddialarında bize göre bilimin kendisini geliştirmesinin gerektiği söylenebilir.

135 Ebû Abdillah el-Hakim en-Neysâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut tsz., XVII, 18 vd. Bkz. Evin Bilge, s. 143.

136 Enbiya, 21/30.

137 Evin Bilge, s. 145. Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî, “rateke”, Kitâbu’l-Ayn, Daru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut tsz.

s. 335; el-İsfahânî, el-Mufredât, s. 273; Cemâluddin Muhammed b. Mukerrem İbn Manzûr, “rateke”, Lisânu’l-Arab, Daru’l-Fikr, Beyrut 1994, X, 114; el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, II, 33.

57 Halil b. Ahmed, “feteke”, Kitâbu’l-Ayn, s. 728; el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 558, İbn Manzûr, “feteke”, Lisânu’l-Arab, X, 296 vd.; el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, II, 33.

138 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2008, s. 19 vd.; Hüsameddin Erdem, İlkçağ Felsefesi

tarihi, HÜER Yayınları, Konya 2010, s. 68; Serol Teber, Doğanın İnsanlaşması, Say yayınları, İstanbul 2010, s. 21. Bkz. Evin Bilge, a.g.m., s. 131.

3.2. Kur’an’da İnsanın Yaratılışı:

Kur’an’da kâinatın yaratılışı gibi insan yaratılışı konusunda da birçok ayet bulunmakta ve bu ayetlerden hareketle de Allah’ın varlığı, birliği, kudreti ve azameti isbat edilmektedir. Bu konuda nazil olan tüm ayetleri burada nakletmek çalışmamızın hacmini aşacağından dolayı sadece birkaç ayet ile iktifa etmek istiyoruz:

“Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.”139 “Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır.”140 “Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıpdurmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.”141 “Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.”142 “Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka İlah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. “143 “O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir.”144 “Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir.”145

Kur’an’da insanın yaratılışı ile ilgili birçok âyet geçmektedir. Bu âyetler insanın var oluş ve yaratılış safhalarını değişik ayetlerde farklı şekillerde açıklamaktadır. Bunları düzenli bir şekilde sıralamak ve buradan hareketle doğru bilgiyi yakalamak gerekmektedir. Zira Kur’ân’da yaratılış hakkında verilen bilgiler, modern bilim kurallarına ters düşmemekte, modern bilim geliştikçe, Kur’ân daha iyi anlaşılmaktadır.146

139 Mü’minûn, 12-14.

140 Secde, 7-8.

141 Necm, 32.

142 Mü’minûn, 12-13.

143 Al-i İmran, 6.

144 Mü’minûn, 67-68.

145 Hac, 5.

İsmail Cerrahoğlu bu konuda yaptığı bir araştırma neticesinde şu sonuçlara varmıştır:

“İnsanın yaratılışı Kur'anın müteaddid sûrelerde çeşitli şekillerde zikrolunmuştur. Bunlardan tam ve doğru bir mana çıkarabilmek için, bu husustaki Kur'an ayetlerini toplu bir surette mütalaa etmekte fayda vardır. Kuran’ın ilk nazil olan suresinde, başlangıç olarak insanın yaratılışına dikkat çekilir. "Yaratan Rabbininin adı ile oku. O, insanı kan pıhtısından yarattı"147. Bu da, insanoğlu için bu meselenin ne kadar mühim olduğunu gösterir. Kur'anın bütünü gözden geçirilince görülür ki, Allah Taala, meleklerine, insanı yaratma planını haber verir ve Allah her şeyi değişmez bir düzen çerçevesi içerisinde ve belirli bir ölçüye göre yaratır. Allah İnsanı sudan, topraktan (turab) ve toprağın geçirdiği çeşitli istihaleIerden, kuru çamurdan (salsal), kara balçıktan (hamein ınesnun), çamurdan (tin) , balçık mayasından (sulaletin min tîn), ateşte pişmiş kuru bir çamurdan (salsalin ke'l-fahhar") yapışkan cıvık çamurdan (tinin lazib), nutfeden yarattığını haber veriyor. Görüldüğü gibi, insanın yaratılmasında su ve toprak en mühim unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuru topraktan tutunuz da, onun su ile yoğrulup en cıvık halinden, ateşte pişirilmiş hale gelinceye kadar ki durumu, insanın kendiliğinden mevcûd bir kadim, bir anda yaratılıvermiş basit bir mahlûk da olmadığına işaret etmektedir. O, yaratılışının başlangıcında devir devir, tavır tavır yaratılagelmiş, ilahi kimya laboratuvarında nice şeylerin kudret süzgecinden süzülüp terbiye edile edile, bir takım evsaf ve hususiyetler kazanan insanın fiziki bünyesi meydana gelmiş ve yaratıcının, "iki ellerimle yarattığım" dediği bu insanoğlunun heykeline “kendinden bir nefes, ruh, akıl üfürülerek” kadri kıymeti yüceltilmiş, Allahın dununda en yüksek mertebeye erişmiştir.”148

Kur’an’ın bu tür ayetleri üzerinde çok düşünülmüş ve Kur’an’ın verdiği bilgilerden hareketl hem Müslüman âlimler, hem de gayr-ı müslim bilim adamları tarafından birçok fikir geliştirilmiştir. “Uzay Ayetleri Tefsiri” adlı eserinde insanın yaratılışı ile ilgili ayetlerin üzerinde duran Celal Yeniçeri, bu konuda şöyle bir tespitte bulunmaktadır: “

“Kur’ân’da, ilk insanın topraktan yaratıldığına dair altı ayet vardır. Onun yaratılışının çamur safhası ile ilgili yine altı ayet vardır. Bu çamurun değişik nitelik ve safhalarını anlatan ayetlerin sayısı, yine altıdır. Kur’ân, bunları boşuna anlatmamaktadır. Elbette bu safhalar, bize belli oluşum ve gelişmeleri anlatmaktadır. Nitekim insanın, anne karnında hücre bölünmesi ve molekül sıralanması yoluyla oluşup gelişmesini ifade eden fiil ve Allah’ın buna ilişkin yaratıcılığı, Kur’ân’da altı yerde dile getirilmektedir. Ayrıca Kur’ân’ın bir ayetinde de bebeğin, doğuncaya kadar anne karnında geçirdiği altı safhaya dikkat çekilmektedir. Bundan anlaşıldığına göre ilk insan, anne karnının dışında tabiatın kucağında benzer şekilde altı safhanın neticesinde oluşarak meydana gelmiştir. Bütün bunların yanında, kâinatın oluşum safhalarının da altı merhale halinde olduğu bilinmektedir.”149

Böylece biz, insan neslinin evvela “topraktan” “Âdem” suretinde yaratıldığını, daha sonra da tüm insanların ilk atası olan Hz. Âdem ile Havva’nın mukârenet-i cinsiyesinden itibaren zevc ve zevcelerin tezevvüç veya zevâcı neticesinde anne karnında “nutfeden” meydana geldiğini, doğum suretiyle tenâsül ve tevârüs yoluyla yeryüzüne dağıldığını görmekteyiz.

146 Evin Bilge, “Kutsal Metinlerde Yaratılış”, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 15, sayı 1, 2013, s. 128.

147 Alak, 1.

148 İsmail Cerrahoğlu, Kur'an’da İnsanın Yaratılış Sahnesi, s. 87.

149 Bkz. Celal Yeniçeri, Uzay Ayetleri, İstanbul 1995, s. 290 vd. Evin Bilge, a.g.m., s. 154.

3.3. Kur’an’da Hz. Âdem’in Yaratılışı:

Kur’an insanın yaratılışı ile kâinatın yaratılışını Tevrat gibi tek bir bölümde ve silsile halinde anlatmamakta, bunun yerine farklı sûrelerin farklı yerlerine yerleştirip serpiştirdiği âyetlerde konunun değişik safhalarına dikkat çekmektedir. Bu yüzden konuyla ilgili ayetler, müstakil ve büyük çalışmalara müsait olacak kadar fazladır. Bu tür âyetler eskide mantıkî bir silsile halinde yanyana getirilerek bir sonuca gidilmeye çalışılırdı. Ancak günümüzde bu mantıkî silsilenin yanında bir de bilimsel bir sıralama yapılarak işin gerçeği daha açık ve net şekillerde ortaya konulabilir.

Kur’ân’da, Hz. Âdem ile ilgili birçok âyet mevcuttur. Hepsini burada zikretme imkânımız olmadığından dolayı konuyla ilgili yapılmış bir çalışmadan bazı tesbitleri aktarmayı uygun görmekteyiz:

“Kur’ân’da Âdem ismi yirmi beş (25) âyette geçer. Bunlardan on altı yerde sadece “Âdem” lafzı, bir yerde “Âdem’in iki oğlu” şeklinde, geriye kalan sekiz yerde de “Âdemoğulları” şeklinde zikredilmektedir. Hz. Âdem’in yaratılışı ve kıssasına ellibeş (55) âyette yer verilmektedir. Bu âyetler el-Bakara, el-Maide, el-A’raf, el-Hicr, Tâhâ ve İsrâ surelerindedir. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem ile ilgili halk arasında yaygınlaşmış muhtelif yaratılış kıssaları Kur’ân kaynaklı değil; genellikle Kitab-ı Mukaddes kökenlidir. Kur'an'daki Hz. Âdem kıssasına yer veren ayetleri dikkate aldığımızda, bunlarda Hz. Âdem’in yaratılışı, Allah’ın, Hz. Âdem’e bütün isimleri öğretmesi, meleklerin Hz. Âdem’e secde ile emredilmeleri ve İblis’in bu emre karşı gelerek secde etmekten kaçınması, Hz. Âdem’in işlediği günah neticesinde pişman olup Allah’a tevbe etmesi ve tevbesinin kabul edilmesi, Hz.Âdem’in iki oğlu Hâbil ile Kabil’in kıssası gibi hususların genişçe yer aldığını görürüz.

Bu noktalar bize Kur'an'da Hz. Âdem kıssasının işlendiği bağlamı da göstermektedir. Kur’ân’da anlatılan Hz. Âdem kıssasıyla ilgili bir diğer boyut da Hz. İsâ’nın babasız olarak mucizevi yaratılışı ile Hz. Âdem’in yaratılışının birbirine benzetilmesidir: “Allah nezdinde Îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.”150 Hz. İsa'nın babasız dünyaya gelmesini dillerine dolayıp kınayanlara karşı, bu durumun Hz. Âdem'in yaratılışına benzer mucizevî bir şekilde Allah tarafından gerçekleştirildiği vurgulanmaktadır.”151

Buna göre Hz. Âdem Yüce Allah tarafından herhangi bir örneği ve geçmişi olmaksızın topraktan yaratılmıştır. Bu konuda ileri sürülen evrim iddialarını Kur’an’a tasdik ettirmenin ne Kur’an ayatelerinden istidlal edilen mana ve hükümler açısından, ne de günümüz bilim adamlarının üzerinde ittifak ettiği kesin bilgiye dayanması açısından bir manası bulunmamaktadır.

150 Al-i İmrân, 3/59.

151 Agitoğlu, 272; 21 Âyetler için bkz. el-Bakara, 2/ 30-39 ; el-Maide, 5/ 27-31 ; el-A’raf, 7/ 11-25 ; el-Hicr, 15/ 28-43 ; Tâhâ, 20/ 115-123 (Özsoy Ömer- Güler İlhami, Konularına Göre Kur’ân ( Sistematik Kur’ân Fihristi), Fecr Yay., Ankara- 2001, s.725- 730).

22.Özsoy, Ömer, a.g.e., s.725.

23.Bkz. el-Bakara, 2/31-36; el'Araf, 7/12-18, 19-23; el-Hicr, 15/28-40; Taha, 20/116, 123.

24.Bkz. el-Bakara, 2/37-38; el'Araf, 7/23-25; Taha, 20/115,122.

25.Bkz. el-Maide, 5/27-31.

26.Bkz. Al-i İmrân 3/59.

3.4.Kur’an’da Hz. Havva’nın Yaratılışı:

Kur’an-ı Kerîm’de Havva annemiz ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Özellikle konumuz olan “Hz. Havva’nın Yaratılışı” konusunda Hz. Âdem’den haber verilirken ve tüm insanlara hitap edilirken verilen bazı mesajlar kapsamında bilgi verilmektedir. Mesela “Âdem” kelimesi 25 defa geçerken eşinden “zevcesi” diye bahsedilmekle birlikte “Havva” şeklindeki ismi geçmemektedir. Bu tür ayetlerde onun yaratılışı konusunda sarih ifadeler yerine işareten bilgi verilmektedir. Bu nedenle de müfessirler tarafından birçok farklı görüşler beyan edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Havvâ’nın yaratılışından bahsedilmemekte, kocası Âdem ile birlikte cennete yerleştirilmeleri ve sonra oradan çıkarılışları anlatılmaktadır.152 Yine Kur’an’da Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığı belirtilmekte153, ancak Hz. Havva’nın topraktan, balçıktan, nutfeden veya başka bir maddeden yaratılıp yaratılmadığı konusunda bir ifade geçmemektedir. Bunun yerine ( اَّتُقوْا الَّناُس َأُّيَها َيا

رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم ِ من نَّفْسٍ وَاحِدةٍََ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاء

"Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinizden sakının”

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم ِ من نَّفْسٍ وَاحِدةٍََ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا( 154,

"Sizi tek bir nefisten (Âdem’den) yaratan, gönlü kendisine meyledip rahat etsin diye zevcesini (Havva’yı) ondan yaratan O’dur.”155, ( َخَلَقُكم َزْوَجَها ِمْنَها َجَعَل ُثَّم َواِحدٍََة َّنْفٍس من ِ ) “O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti.”156 İfadeleri kullanılmaktadır.

İşte bu yüzden de müfessirler, genellikle âyetteki “nefis” kelimesiyle Hz. Âdem’in kastedildiğini söylemekte ve Hz. Havva’nın onun “vücudundan” yaratıldığı görüşünü zikretmektedirler. Müfessirlerin bu görüşe dair gösterdikleri delil ise “Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz (onlara iyi davranınız); çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri kısmı baş tarafıdır. Onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın, hali üzere bırakırsan öyle eğri kalır. Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz.”157 Hadisidir. Bu hadis, umumiyetle lafzî mânada yorumlanarak Havvâ’nın Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı görüşünün benimsenmesine esas kılınmıştır. Eski müfessirler tarafından söz konusu hadise dayanarak ifade edilen bu görüş, Tevrat’a da uygun gelmekle birlikte, çağımız müfessirlerinden ve Kur’an yorumcularından olan bazı âlimlerce kabul edilmemektedir.158 Hadisi, kadınların hassas ruhî durumunu belirten mecazi bir ifade olarak yorumlayan bir kısım âlimler Hz. Peygamber’in bu açıklamasıyla, yaratılışın menşeinden ziyade kadınlara karşı dikkatli ve nazik davranılması gerektiğine dikkat çektiğini kabul etmektedirler.159

Bu görüşe göre, Hz. Havva ile ilgili bu âyet, onun yaratılışının Hz. Âdem’in bedeninden değil, dayandığı özün aynısından yaratıldığı anlamına gelmektedir ki, biz bu yorumu da mesnedsiz ve delilsiz bir yorum olarak görmekteyiz. Zira böyle bir yorumda bulunmak için Kur’an veya Sünnet’ten destekleyici sarih ifadelere sahip sahih destekler bulmak gerekmektedir. Hz. Havva’nın Hz. Âdem’in “vücudu (kaburga kemiği)” ve “nefsi” dışında başka bir maddeden yaratıldığına dair elimizde ne bir ayet, ne de bir hadis bulunmaktadır. Bu nedenle bilim de kesin bir tesbit yapmadığı takdirde, hadisle destekli eski müfessirlerin yorumunu, sadece beyin ve fikir jimnastiğine dayandırılan çağdaş dönemdeki Kur’an yorumcularının iddialarına tercih etmek zorundayız.

152 el-Bakara 2/35-38; el-A‘râf 7/19-25; Tâhâ 20/117-123.

153 Âl-i İmrân 3/59.

154 en-Nisâ 4/1; el-A‘râf 7/189; ez-Zümer 39/6.

155 A’râf, 7/189.

156 Zümer, 39/6.

157 Buhârî, “Nikâḥ”, 80; İbn Mâce, “Ṭahâret”, 77.

158 Sâbûnî, I-II, 352-353; Münâvî, I, 503.

159Ömer Faruk Harman, "Havvâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul, 1997, 16/542-545; https://islamansiklopedisi. org.tr/havva (06.11.2018).

4. KÜTUB-İ SİTTE’DE HZ. ÂDEM VE HAVVA’NIN YARATILIŞI:

4.1.Kütub-i Sitte’de Yaratma:

Kütüb-i Sitte’de yaratılış konusu ile ilgili yapılan araştırmaların da ortaya koyduğu gibi bir bütün olarak ele alındığında, konuyla ilgili hadislerin farklı başlıklar ve mevzular altında dağınık bir şekildedir. Hz. Âdem ve Havva’nın yaratılışı ile ilgili rivayetlerin genellikle Enbiya, Salât, Cumua, Tevbe, Zühd, İsti'zân, Tefsir vb. gibi değişik kitaplarda geçtiği, buna karşılık kâinatın genel yaratılışı ile ilgili hadislerin “Kitâbu Bed’i-Halk” babı altında geçtiği görülmektedir. Bunun en önemli sebebi de yaratılış ile ilgili hadislerde aynı zamanda başka konularla veya konunun başka boyutları ve safhaları ile ilgili bilgilerin de bulunmuş olmasıdır. Bu da musannıfların bu hadîslerle birçok konunun bağlantısını kurduklarını ve değişik bölümlere aldıklarını göstermektedir.160 Biz burada yaratılış ile ilgili hadislerden bazı seçmelerde bulunup genel sonuçlara gitmeye çalışacağız.

a.Kainat yaratılmadan önceki durumla ilgili hadisler:

Sahabenin rivâyetlerinden anlaşıldığına göre, onlar da tıpkı bizler gibi kainatın ve insanların yaratılışını merak ediyorlar, konuyu bir de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ağzından duymak istiyorlardı. Bu sebeple cesaretini toplayarak ona yaratılışın değişik safhaları konusunda birçok soru sormuşlardı. Örneğin Buhârî’de “Mahlûkatın Yaratılışı” bahsinde şu hadis geçmektedir:

وَرَوَى عِيسَى عَنْ رَقَبَةَ عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ قَالَُ سَمِعْتُ عُمَرَ رَضِيَ اَّللُّٰ عَنْهُ يَقُولُُ قَامَ فِينَا النَّبِيُّ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَقَامًا فَأَخْبَرَنَا عَنْ بَدْءَِ الْخَلْقِ حَتَّى دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ مَنَازِلَهُمْ وَأَهْلُ النَّارِ مَنَازِلَهُمْ حَفِظَ ذَلِكَ مَنْ حَفِظَهُ وَنَسِيَهُ مَنْ نَسِيَهُ

“Hz. Ömer dedi ki: Rasûlullah (s.a.s.) aramızda bir makama kalktı ve bize kâinatın yaratılışından Cennet ehlinin Cennet’e, Cehennem ehlinin de kendi yerlerine girişine kadarki olayları anlattı. Bunları ezberleyen ezberledi, unutan da unuttu.”161

Tirmizî’de geçen bir hadise göre sahabîlerden birisi Hz. Peygamber (s.a.s.)’e “ كان أين الله رسولُ يا يخلق أن قبل ربنا ؟ خلقه” yani” Ey Allah’ın Rasûlü, yaratmadan önce Rabbimiz nerede idi?” diye sormuş,

“Ne ”كان في عماء ما تحتْه هواء وما فوقه هواء وخلق عرشه على الماء“ vermiştir: cevap şöyle de (s.a.s.) Rasûlullah

altında altında hava, ne de üstünde üstünde hava bulunmayan bir âmâ’da idi” Hadisin râvîlerinden Yezîd

b.Harûn der ki: “ شيء معه ليس أي العماء: âmâ yanında hiçbir şey yoktu manasına gelmektedir.” 162

Aynı hadisi bn Mâce de nakletmiştir. Ancak hadis metni şöyledir: “ ثم وما هواء فوقه وما هواء تحْته ما عماء في كان (

)الماء على عرشه خلق: Ne altında hava, ne de üstünde hava bulunan bir yerde idi. O esnada hiçbir yaratık da yoktu. Arşı su üzerinde idi.”163

Buhârî’de geçen bir başka hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bu hususu daha net bir şekilde açıklayan bir cevap verildiği rivâyet edilmektedir: “ َغْيُرُه ء َشْي َيُكْن َوَلْم َّاللُّٰ َكاَن

وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ وَكَتَبَ فِي الذِ كْرِ كُلَّ شَيْءٍ وَخَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْرَْْضَ

"Allah (c.c.) “ar idi. O'ndan başka hiç birşey hiçbir yok idi. Onun arşı suyun üzerinde idi. Allah Zikir’de her şeyi yazdı ve gökleri ve yeri yarattı.164

b.İlk yaratılan varlığın kalem olduğunu belirten hadisler:

Bazı hadislerde Allah’ın ilk yarattığı varlık olarak “kalem” adı verilmektedir:

عَنْ أَبِى حَفْصَةَ قَالَُ قَالَُ عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ لِابْنِهِ سَمِعْتُ رَسُولَُ اَّللِّٰ -صلى الله عليه وسلم- يَقُولُُ « إِنَّ أَوَّلَُ مَا خَلَقَ اَّللُّٰ الْقَلَمَ فَقَالَُ لَهُ اكْتُبْ. قَالَُ رَ بِ وَمَاذَا أَكْتُبُ قَالَُ اكْتُبْ مَقَادِيرَ كُ ِ ل شَىْءٍ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ .»

160 Bkz. Nurullah Agitoğlu, Kutsal Metinlerde ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit ve Değerlendirme-, s. 273.

161 Buhârî, Kitâbu Bed’i’l-Halk, 3192.

162 Tirmizî, Sûretu Hûd, 3109. Tirmizî, hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.

163 İbn Mâce, Babu Fima Enkereti’l-Cehmiyyetu, 182.

164 Buhârî, Kitâbu Bed’i’l-Halk, 3191.

Bu hadisin meali şöyledir: “Ubade b. Es-Sâmit (r.a.) oğluna şöyle dedi: Ben Rasûlullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz ki Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Allah ona “Yaz’” dedi, o da “Ey Allahım, neyi yazayım?” diye sordu. Allah (c.c.) şöyle buyurdu: “Her şeyin kıyâmet kopana kadarki kaderlerini/miktarlarını yaz.”165 Görüldüğü gibi burada da ilk yaratılan varlığın ismi olarak “kalem” zikredilmektedir.

c.Varlıkların hammaddesi ile ilgili hadisler:

Sahabe bazen Allah’ın kainattaki varlıkları hangi şeyden veya asıldan yarattığını da sormaktaydı. Tirmizî’nin rivâyet ettiği şu hadiste Ebû Hureyre (r.a.) Rasûlullah’a bu konuyla ilgili الخلق؟ خلق مم الله رسولُ يا “Ey Allah’ın Rasûlü, varlıklar hangi şeyden yaratıldı?” şeklinde soru sormaktadır: “Rasûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: “( الماء من قالُ) Su’dan.”166

Abdullah b. Amr (r.a.) ise konuyla alakalı olarak şu hadisi nakletmiştir:

حدثَنا الحسْن بن عرفة حدثَنا إسماعيل بن عياش عن يحيْى بن أبي عمرو السيباني عن عبدَ الله بن الديَلمي قالُ سمعت عبدَ الله بن عمرو يقولُ : سمعت رسولُ الله صلى الله عليه و سلم يقولُ إن الله عزِّ و جل خلق خلقه في ظلمة فألقي عليهم من نوره فمن أصابه من ذلك النور اهتدىَ ومن أخطأه ضل فلذلك أقولُ جف القلم على علم الله

“Rasûlullah (s.a.s.)’i şöyle derken duydum: “Muhakkak ki Azîz ve Celîl olan Allah, mahlûklarını bir zülmet içinde yarattı. Daha sonra onların üzerinden Nûr’undan attı. Kendisine bu Nûr isabet eden kişi, hidayet ermiştir. Kendisine bu Nûr isabet etmeyen kişi de dalalete uğramıştır. Ben derim ki: Allah’ın ilmine dair kalem kurmuştur.”167Aynı hadisi Tirmizî başka bir yerde şöyle rivâyet etmektedir:

حدثَنا عبدَ الواحدَ بن سليم قالُ : قدمَت مكة فلقيت عطاء بن أبي رباح فقلت له يا أبا محمْدَ إن أناسا عندنَا يقولون في القدرَ فقالُ عطاء لقيت الوليدَ بن عبادة بن الصامت قالُ حدثَني أبي قالُ سمعت رسولُ الله صلى الله عليه و سلم يقولُ إن أولُ ما خلق الله القلم فقالُ له اكتب فجرى بما هو كائن إلى البْدَ .

Abdülvahid b. Süleym diyor ki: “Mekke’ye gittiğimde Ata b. RTebâh’a rastladım ve ona “Ey Muhhamed’in babası, bizde bazı insanlar kader konusunda görüşler ileri sürüyorlar. Ne dersin? O da şöyle dedi: “;Ubade b. Es-Samit’in oğlu Velid’le karşılaşmıştım. O bana babasının Rasûlullah (s.a.s.)’den şunu işittiğini nakletti: “Şüphesiz ki Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Allah ona “yaz” dedi, o da ebediyete kadar olacak şeyleri yazdı.”168

Burada dikkatimizi çeken husus şudur: Daha önce naklettiğimiz hadiste Allah’ın dışındaki varlıklardan hiçbir şey yok iken “âmâ”, yani “körlük”, bir anlamıyla “boşluk” bulunduğu, bir diğer hadiste varlıkların “su”dan yaratıldığı belirtilirken, bu hadiste ise varlıkların yaratıldığı ortamın beyan edilmesi bağlamında “zülmet”ten bahsedilmektedir.

d.Cennet ve cehennemin yaratılışı:

Bazı hadisler de Cennet ve Cehnnem’in yaratılışından bahsetmektedir. Burada bir örnekle yetineceğiz:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَُ اَّللِّٰ -صلى الله عليه وسلم- قَالَُ : « لَمَّا خَلَقَ اَّللُّٰ الْجَنَّةَ قَالَُ لِجِبْرِيلَ : اذْهَبْ فَانْظُرْ إِلَيْهَا. فَذَهَبَ فَنَظَرَ إِلَيْهَا ثُمَّ جَاءَ فَقَالَُ : أَىْ رَ بِ وَعِزَّتِِّكَ لَا يَسْمَعُ بِهَا أَحَدَ إِلَّا دَخَلَهَا ثُمَّ حَفَّهَا بِالْمَكَارِهِ ثُمَّ قَالَُ : يَا جِبْرِيلُ اذْهَبْ فَانْظُرْ إِلَيْهَا فَذَهَبَ فَنَظَرَ إِلَيْهَا ثُمَّ جَاءَ فَقَالَُ : أَىْ رَ بِ وَعِزَّتِِّكَ لَقَدَْ خَشِيتُ أَنْ لَا يَدْخَُلَهَا أَحَدَ .» قَالَُ : « فَلَمَّا خَلَقَ اَّللُّٰ النَّارَ قَالَُ : يَا جِبْرِيلُ اذْهَبْ فَانْظُرْ إِلَيْهَا. فَذَهَبَ فَنَظَرَ

165 Ebu Davud, 4702.

166 Tirmizî, Sıfatu’l-Cenne, 2526.

167 Tirmizi, İftiraku’l-Ümme, 2642. Tirmizî bu hadisin hasen, Elbanî de sahih olduğunu söylemiştir.

168 Tirmizî, Sûretu Nûn, 3319. Tirmizi bu hadisin garip olduğunu söylemiştir.

إِلَيْهَا ثُمَّ جَاءَ فَقَالَُ : أَىْ رَ بِ وَعِزَّتِِّكَ لَا يَسْمَعُ بِهَا أَحَدَ فَيَدْخَُلُهَا فَحَفَّْهَا بِالشَّهَوَاتِ ثُمَّ قَالَُ : يَا جِبْرِيلُ اذْهَبْ فَانْظُرْ إِلَيْهَا. فَذَهَبَ فَنَظَرَ إِلَيْهَا ثُمَّ جَاءَ فَقَالَُ : أَىْ رَ بِ وَعِزَّتِِّكَ لَقَدَْ خَشِيتُ أَنْ لَا يَبْقَى أَحَدَ إِلَّا دَخَلَهَا .»

Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) Cennet’i yarattığı zaman Cebrail’e “git ona bak!” Cebrail (a.s.) ona gidip baktı ve sonra gelip şöyle dedi: “Ey Rabbim, izzetine and olsun ki, (o kadar güzel yaratmışsın ki) kim onu(n vasfını) işitirse mutlaka girecektir.” Daha sonra Allah (c.c.) Cennet’i hoşa gitmeyen şeylerle kuşattı ve yine Cibril’e “Git, bak!” diye emretti. Cebrail (a.s.) gitti baktı, sonra gelip şöyle dedi: “Ey Rabbim, izzetine and olsun ki hiç kimsenin oraya girmemesinden korktum!” hz. Peygamber devamla şöyle buyurdu: “Allah (c.c.) Cehennemi yarattığında Cebrail (a.s.)’e git de oraya bak!” diye emretti. Cebrail gidip oraya baktı ve sonra gelip şöyle dedi: “Ey Rabbim, izzetine and olsun ki, onu iştip de gidecek hiç kimse olmayacak!” Bunun üzerine Allah (c.c.) Cehennem’i şehvetlerle kuşattı, sonra da “Ey Cibril, oraya git de bak!” diye emretti. O da gidip baktı, sonra da gelip şöyle dedi: Ey Rabbim, hiç kimsenin kalmayacağı şekilde hrkesin oaraya gireceğinden korktum!”169

Burada Cennet ve Cehennem’in yaratılışından bahsedilmekte, ancak hangi maddeden yaratıldığı konusunda bir malumat verilmemektedir.

e.Diğer canlıların ve bazı varlıkların yaratılışı:

Bazı hadislerde melek, cin, hayvanların yaratılışı hakkında da bilgi verilmektedir. Biz burada İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadisi kısaltarak sunacağız.

عن عائشة قالت قالُ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: خلقت الملئَكة من نور وخلق الجان من مارج من نار وخلق آدم مما وصف لكم

“Hz. Aişe (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan, cinler ateşin alevinden, Hz. Âdem de size vasfı belirtilen şeyden yaratılmıştır.”170 Burada meleklerin, cinlerin ve insanın kendisinden yaratıldığı maddedden bahsedilmektedir. İnsandan bahsedilirken de “vasfı yapılan” veya “sözü edilen” şey ifadesi kullanılmıştır. Bu da Kur’an ve Sünnet’e iki şekilde açıklanmıştır: Âdem (a.s.) topraktan, zürriyeti de meniden yaratılmıştır.

f.Yeryüzünün, dağların ve bazı madenlerin yaratılışı:

Tirmizî’nin rivâyet ettiği şu hadis, yaratılışın bazı ayrıntılarını ve ilerki safhalarını gündeme getirmektedir:

عن أنس بن مالك : عن النبي صلى الله عليه و سلم قالُ لما خلق الله الرْض جعلت تميدَ فخلق الجبالُ فعاد بها عليها فاستقرت فعجبت الملئَكة من شدةَ الجبالُ قالوا يا رب هل من خلقك شيء أشدَ من الجبالُ ؟ قالُ نعم الحدْيَدَ قالوا يارب فهل من خلقك أشدَ من الحدْيَدَ ؟ قالُ نعم النار فقالوا يا رب فهل من خلقك شيء أشدَ من النار ؟ قالُ نعم الماء قالوا يا رب فهل من خلقك شيء أشدَ من الماء ؟ قالُ نعم الريح قالوا يا رب فهل من خلقك أشدَ من الريح ؟ قالُ نعم ابن آدم تصدقَ بصدقَة بيمينه يخفيها من شماله.

Enes b. Mâlik’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) yeri (arzı) yarattığı zaman yeryüzü uzanmaya başladı. Daha sonra onda dağları yaratı. Yeryüzü de bun un üzerine yaratılışına ida edip dağlarla istikrar buldu. Melekler dağların şiddetli halinden (muhteşem manzarasından) hayrete düştüler ve Allah’a şöyle sordular: “Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında dağlardan daha şiddetli olan şey var mıdır?” Allah (c.c. ise “Evet, demir!” buyurdu. Melekler daha sonra “Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında demirden daha şiddetli olan şey var mıdır?” Allah (c.c. ise “Evet, ateş!” buyurdu. Melekler daha sonra “Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında ateşten daha şiddetli olan şey var mıdır?” Allah (c.c. ise “Evet, su!” buyurdu. Melekler daha sonra “Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında sudan daha şiddetli olan şey var mıdır?” Allah (c.c. ise “Evet, rüzgâr!” buyurdu. Melekler daha sonra “Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında rüzgârdan daha şiddetli olan şey var mıdır?” Allah (c.c. ise “Evet, Âdemoğlunun sağ eliyle verip sol elinden gizlettiği sadakası!” buyurdu.171

169 Ebu Davud, Babun fî Halki’l-Cenne ve’n-Nâr, 4746.

170 Müslim, Bâbün fî Ahadis Müteferrika, 2996.

Bu hadiste önce yeryüzünün, sonra da dağların yaratıldığının beyan edilmesinden sonra hangisinin diğerinden önce yaratıldığına dair kronolojik bir bilgi sarahaten verilmemiş olsa da, yaratılmış varlıkların dayandığı temel maddeler olarak demir, ateş, su rüzgârdan bahsedilmiştir.

4.2.Kütüb-i Sitte’de İnsanın yaratılışı:

Kütüb-i Sitte’de kâinatın yaratılışı konusu müstakil olarak ele alındığı gibi, kâinatın en önemli canlı varlıklarından olan insanın yaratılışı konusu da önemli ve özel bir konu olarak işlenmektedir. Hz. Peygamber’in kendisi herhangi bir soru gelmeden gerek Kur’an’daki ayetleri daha anlaşılır hale getirmek, gerek Allah’ın azamet ve kudretinden hareketle insanlara yönelik tebliğ ve uyarı vazifesini eda etmek, gerekse de insanları terhib ve terğib yolllarını kullanarak hayra yöneltip, günahlardan uzaklaştırmak amacıyla insan yaratılışına farklı açılardan dikkat çekmiştir.

عَنْ زَيْدَِ بْنِ وَهْبٍ قَالَُ عَبْدَُ اَّللِّٰ حَدثَََّنَا رَسُولُُ اَّللِّٰ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدوَُقُ قَالَُ إِنَّ أَحَدكََُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُ ِ مهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يَبْعَثُ اَّللُّٰ مَلَكًا فَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ وَيُقَالُُ لَهُ اكْتُبْ عَمَلَهُ وَرِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدَ ثُمَّ يُنْفَخُ فِيهِ الرُّوحُ

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden her biriniz yaratılışı bakımından annesinin karnında kırk gün bir araya gelmektedir. Daha sonra bunun gibi bir alaka (kan pıhtısı) olmaktadır. Sonra aynı şekilde mudğa (et parçası) olmaktadır. Sonra Allah (c.c.) bir melek göndermekte, o melek dört kelime ile emredilmekte ve ona şöyle denilmektedir: “onun amelini, rızkını, ecelini ve günahkâr mıdır yoksa iyi bir insan mıdır diye yaz.” Daha sonra ona ruhu üflenir…”172

Görüldüğü üzere bu hadiste insanın anne karnındaki yaratılışı değişik safhalarıyla birlikte ele alınmakta, bununla birlikte önce bedeb boyutunun oluşmasına, sonra da bedenin canlı bir varlık olmasını sağlayan “ruhun üflenmesi” boyutuna dikkat çekilmektedir. Buna göre anne karnında kırk gün içerisinde anne ile babanın spermleri birleşmekte, daha sonra kan ve et parçası olmaktadır. Bundan sonra da onun yaşam serüvenindeki kaderi çizilmekte ile canlılığını sürdürmesi için ruh üflenmektedir.

4.3.Kütub-i Sitte’de Hz. Âdem ve Yaratılışı:

İnsan neslinin merak ettiği en önemli konulardan birisi de neslinin kime ve nereye dayandığıdır. İşte bu konuda da hem sahabe soru sormuş, hem de Hz. Peygamber bi takım açıklamalarda bulunmuştur. Burada Buhârî’nin ve diğer hadis kitaplarının bu konuda rivâyet ettiği birkaç hadisi nakletmekle yetineceğiz.

Buhârî “رَّيِتِه ِ َوُذ َعَلْيِه َّاللِّٰ َصَلَواُت آَدَم َخْلِق َباب” (Âdem (a.s.)’in ve zürriyetinin yaratılışı” başlığı altında Kur’an’da konuyla alakalı olarak geçen “salsal, }َصْلَصاٍلُ{ meni, }ُتْمُنوَن َما{, en güzel kıvam, َأْحَسِن ِفي{ َتْقِويٍم

) ve lâzib (َلاِزٍب) ifadelerine dikkat çektikten sonra şu hadisi rivâyet etmektedir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اَّللُّٰ عَنْهُ عَنْ النَّبِ يِ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَُ خَلَقَ اَّللُّٰ آدَمَ وَطُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعًا ثُمَّ قَالَُ اذْهَبْ فَسَلِ مْ عَلَى أُولَئِكَ مِنْ الْمَلَئَِكَةِ فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّْونَكَ تَحِيَّْتُكَ وَتَحِيَّْةُ ذُ ِ ريَّتِكَ فَقَالَُ السَّلَمَُ عَلَيْكُمْ فَقَالُوا السَّلَمَُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اَّللِّٰ فَزَاِّدُوهُ وَرَحْمَةُ اَّللِّٰ فَكُلُّ مَنْ يَدْخَُلُ الْجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ آدَمَ فَلَمْ يَزَلُِّْ الْخَلْقُ يَنْقُصُ حَتَّى الْنََ

171 Tirmizî, Bab 95, 3369. Tirmizi bu hadisin hasengarip olduğnu söylemiştir.

172 Buhârî, Kitâbu Bed’i’l-Halk, 3208.

“Ebu Hureyre (r.a.)’im rivâyet ettiğine göre Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Âdem (a.s.)’i yarattığında uzunluğu altmış zira idi…. Cennet’e girecek herkes de Âdem’in bu suretinde olacaktır. Ancak zaman geçtikçe insanlar kısalageldiler.”173

Tirmizî’nin rivâyet ettiği hadiste de Hz. Peygamber Mekke’nin Fethi esnasında cahiliyye ırkçılığına karşı uyarırken şu ifadelere yer vermiştir:

عن بن عمر : أن رسولُ الله صلى الله عليه و سلم خطب الناس يوم فتح مكة فقالُ يا أيها الناس إن الله قدَ أذهب عنكم عبية الجاهلية وتعاظمها بآبائها فالناس رجلنَ بر تقي كريم على الله وفاجر شقي هين على الله والناس بنو آدم وخلق الله آدم من تراب قالُ الله { يا أيها الناس إنا خلقناكم من ذكر وأنثى وجعلناكم شعوبا وقبائل لتعارفوا إن أكرمكم عندَ الله أتقاكم إن الله عليم خبير }

İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar, şüphesiz ki Allah (c.c.) cahiliyenin kirlerini ve babalarıyla öğünme/büyüklenme âdetini sizden gidermiştir. İnsanlar iki çeşittir: Allah’a karşı vefakâr, takvalı ve şerefli olanlar ile Allah’a karşı günahkâr, isyankâr ve alçak olanlar. İnsanların hepsi Âdem’in oğullarıdır, Âdem’i de Allah topraktan yaratmıştır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsanlar, şüphesiz ki biz sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık. Daha sonra sizleri aşiretlere ve kabilelere ayırdık ki tanışasınız. Muhakkak Allah akatında en değerli olanınız, ona karşı en çok takvalı olanınızdır. Allah herşeydei bilen ve herşeyden haberdar olandır.”174

Aynı hadisi Tirmizi şu şekilde de rivâyet etmiştir:

عن أبي هريرة عن النبي صلى الله عليه و سلم قالُ : لينتهين أقوام يفتخرون بآبائهم الذين ماتوا إنما هم فحمْ جهنم أو ليكونن أهون على الله من الجعل الذي يدهَدهَ الخرء بأنفه إن الله قدَ أذهب عنكم عبية الجاهلية إنما هو مؤمن تقي وفاجر شقي الناس كلهم بنو آدم وآدم خلق من تراب

Ebu Hureyre (r.a.)’in rivâyetine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bazı kavimler ya ölen babalarıyla öğünme işine son vereceklerdir. Çünkü onlar ancak Cehennem’in yakıtıdırlar. Ya da Allah katında onlar pisliği burnuyla karıştıran hayvancıklardan daha hakirdirler. Şüphesiz ki Allah (c.c.) sizlerden cahiliyye böbürlenmesini kaldırıp gidermiştir. Kişi ya takvalı bir mü’min, ya da isyankâr bir facirdir. İnsanların tümü Âdem’in oğullarıdır, Âdem de topraktan yaratıldı.”175

Bu hadislerde Kur’an’dan istişhad edilerek “bütün insanların Hz. Âdem’den türedikleri, Hz. Âdem’in de topraktan yaratıldığı” belirtilmektedir. Aşağıdaki hadis ise “topraktan yaratılış” gerçeğini biraz daha anlaşılır kılmaktadır:

عن أبي موسى الاشعري قالُ قالُ رسولُ الله صلى الله عليه و سلم : إن الله تعالى خلق آدم من قبضة قبضها من جميع الرْض فجاء بنو آدم على قدرَ الرْض فجاء منهم الحْمر والبْيض والسْود وبين ذلك والسهل والحزْنِّ والخبيث والطيب.

“Ebu Musâ el-Eş’arî’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah Teâlâ Hz. Âdem’i yeryüzünün her tarafından kabzettiği bir kabzadan yarattı.bu nedenle Âdem oğulları yeryüzünün (yaratıldığı toprağının) miktarına göre doğmaktadır. Onlardan bir kısmı kırmızı, bir kısmı beyaz, bir kısmı siyah olarak doğmaktadır. Bunlar arasında bazıları yumuşak huylu, bazıları hüzünlü, bazıları pis tıynetli, bazıları da temiz tıynetlidir.”176

173 Buhârî, Bâbu Halki Adem, 3326.

174 Tirmizî, Sûretu’l-Hüzûrât, 3955.

175 Tirmizî, Fadlu’ş-Şam ve’l-Yemen, 3955.

Hz. Âdem’in nyaratılışından bahseden hadisler onun Cuma günü yaratıldığı ayrıntısını da vermektedir. Bu tür hadisler, genellikle (الجمعة يوم فضل ] في جاء ما [ باب) başlığı altında Cuma Gününün faziletini vurgulamaktadır:

عن أبي هريرة : أن النبي صلى الله عليه وسلم قالُ خير يوم طلعت في الشمس يوم الجمعة فيه خلق آدم وفيه أدخل الجنة وفيه أخرج منها ولا تقوم الساعة إلا يوم الجمعة.

“Hz. Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Güneşin üzerinde doğduğu en hayırlı gün, Cuma Günüdür. Bu günde Hz. Âdem yaratıldı, Cennet’e konuldu, oradan çıkarıldı. Kıyâmet günü de ancak Cuma Günü kopacaktır.”177

Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığını ifade eden hadislerden bir diğeri de İmam Müslim’in ( باب السلَم عليه آدم وخلق الخلق ابتدَاء) başlığı altında rivâyet ettiği şu hadistir:

عن أبي هريرة قالُ: أخذ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم بيديَ فقالُ خلق الله عزِّ وجل التربة يوم السبت وخلق فيها الجبالُ يوم الحْدَ وخلق الشجر يوم الإثنين وخلق المكروه يوم الثلثَاء وخلق النور يوم الرْبعاء وبث فيها الدوَاب يوم الخميس وخلق آدم عليه السلمَ بعدَ العصر من يوم الجمعة في آخر الخلق في آخر ساعة من ساعات الجمعة فيما بين العصر إلى الليل.

“Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s.) benim elimi tutup şöyle dedi: “Azîz ve Celîl olan Allah, toprağı cumartesi günü yarattı. Dağları onun içinde Pazar günü yarattı. Ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları Salı günü yarattı. Nuru Çarşamba günü yarattı. Hayvanları Perşembe günü yeryüzüne yaydı. Hz. Âdem (a.s.)’i de Cuma Gününde ikindiden sonra mahluklarının sonuncusu olarak Cuma gününde ikindi ile gecenin arasındaki en son saatinde yarattı.”178

Bu hadiste hem Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığı, hem mahlukların yaratılma süreci, hem de Hz. Âdem’in diğer varlıklardan sonra yaratıldığından behsedilmektedir.

Hz. Âdem’in yaratılışı ile ilgili bir diğer önemli husus da onun yaratılışının bizzat Allah (c.c.) tarafından gerçekleştirildiğine dair teşrifi ve tabiî nisbetten bahseden ve “şefaat hadisi” diye meşhur olan şu hadiste geçmektedir:

عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اَّللُّٰ عَنْهُ قَالَُ قَالَُ رَسُولُُ اَّللِّٰ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُجْمَعُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوْ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِ نَا فَيُرِيحُنَْا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ لَهُ أَنْتَ آدَمُ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اَّللُّٰ بِيَدِهَِ وَأَسْجَدََ لَكَ الْمَلَئَِكَةَ وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُ ِ ل شَيْءٍ فَاشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِ نَا حَتَّى يُرِيحَنَْا …

“Enes (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde mü’minler(in tümü) bir araya getirilecektir. Onlar “Keşke Rabbimizin katında şefaat talep etsek de bu durumdan kurtulup rahata ersek.” Bu nedenle Hz. Âdem’e gelirler de ona şöyle derler: “Sen, beşeriyetin babası Âdem’sin. Allah (c.c.) seni eliyle (bizzat) yarattı, meleklere sana secde ettirdi, her şeyin adını sana öğretti, o halde sen Rabbimizin yanında bizim için şefaat eyle ki buradan kurtulup rahata kavuşalım…”179

176 Tirmizi, Suretu’l-Bakara, 2955. Bkz. Ebu Davud, Sunnet 16; Tirmizi, Tefsir 2/1; Musned, IX, 400-406. Tirmizî bu hadisin senedi hakkında şöyle der: “ صحْيح حسن حدَيث هذا عيسى أبو قالُ ” Buna göre hadis sahihtir.

177 Tirmizî, Babu Fadli Yavmi’l-Cumua,488353. Aynı hadisi Ebu Davud ve Nesaî de rivayet etmektedir.

178 Müslim, Babu İbtidai’l-Halk, 2789.

Bazı hadisler de Hz. Âdem’in suretinin yaratılışından bahsetmektedir. Örneğin Ebu Hureyre’nin

“Sizden )إذا قاتل أحدكَم أخاه فليجتنب الوجه فإن الله خلق آدم على صورته( Peygamber’in Hz. hadiste bir ettiği rivâyet

biriniz kardeşini dövdüğünde yüzüne vurmasın. Zira Allah (c.c.) Hz. Âdem’i kendi suretinde yaratmıştır.” buyurduğu belirtilmektedir.

4.4.Kütub-i Sitte’de Hz. Havva ve Yaratılışı:

Kütüb-i Sitte’de Hz. Havva’nın yaratılışı ile ilgili hadisler bulunmakla birlikte tıpkı Kur’an-ı Kerîm’de olduğu gibi Hz. Âdem’in yaratılışı kadar ayrıntılı olarak zikredilmemektedir. Bu açıdan bakıldığında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in konulara yaptığı vurgunun, Kur’an’ın yaptığı vurgulara uygun bir oranda olduğu görülmektedir. Bu husus da elinizdeki çalışmamızın tesbit ettiği bir gerçek olarak hadislerle ilgili tartışmalara ışık saçmaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Havva annemizden kadınlara iyi davranma çerçevesinde bahsetmiştir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اَّللُّٰ عَنْهُ قَالَُ قَالَُ رَسُولُُ اَّللِّٰ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ ( buyurmuştur: şöyle göre rivâyetine Hureyre’nin Ebu وَسَلَّمَ اسْتَوْصُوا بِالنِ سَاءِ فَإِنَّ الْمَرْأَةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ وَإِنَّ أَعْوَجَ شَيْءٍ فِي ال ِ ضلَعِ أَعْلَهَُ فَإِنْ ذَهَبْتَ تُقِيمُهُ كَسَرْتَهُ وَإِنْ تَرَكْتَهُ لَمْ يَزَلُِّْ أَعْوَجَ

َساء ِبالِن َفاْسَتْوُصوا) “Kadınlara vasiyet ediniz. Zira kadın, kamurga kemiğinden yaratılmıştır. Şüphesiz ki kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Şayet onu düzeltmeye girişirsen, onu kırarsın. Şayet onu hali üzere bırakırsan eğri olarak devam eder. O halde kadınlara nasihat edin!”Ebu Hureyre’nin 180 rivâyet ettiği başka bir hadiste de aynı konu şöyle geçmektedir: ( َقاَلُ َوَسَّلَم َعَلْيِه َّاللُّٰ َصَّلى ِي الَّنِب َعْن ُهَرْيَرَة َأِبي َعْن

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِالَّلَِّ وَالْيَوْمِ الْخَِرِ فَلََ يُؤْذِي جَارَهُ وَاسْتَوْصُوا بِالنِ سَاءِ خَيْرًا فَإِنَّهُنَّ خُلِقْنَ مِنْ ضِلَعٍ وَإِنَّ أَعْوَجَ شَيْءٍ فِي ال ِ ضلَعِ أَعْلَهَُ فَإِنْ

ki kim “Her buyurdu: şöyle (s.a.s.) Rasûlullah )ذَهَبْتَ تُقِيمُهُ كَسَرْتَهُ وَإِنْ تَرَكْتَهُ لَمْ يَزَلُِّْ أَعْوَجَ فَاسْتَوْصُوا بِالنِ سَاءِ خَيْرًا

Allah’a ve ahiret gününe iman getirmişse, komşusunda eziyet vermesin. Kadınlara hayırlı şeyleri tavsiye ediniz. Çünkü onlar, bir tür kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Şüphesiz ki kaburga kemiğinin en eğri tarafı, üstüdür. Şayet onu düzeltmeye girişirsen, onu kırarsın. Şayet onu hali üzere bırakırsan eğri olarak devam eder. O halde kadınlara hayırlı şeyleri nasihat edin!”181

Aynı lafız ve mana diğer hadis kitaplarının tümünde geçmektedir. Ancak burada dikkat çekmemiz gereken bir husus vardır: Naklettiğimiz bu hadislerde “kadınların Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığına” dair bir kayıt bulunmamaktadır. Bunun yerine “ِضَلٍع ِمْن ُخِلَقْت اْلَمْرَأَة َفِإَّن” ve “ِضَلٍع ِمْن ُخِلْقَن َفِإَّنُهَّن” ifadesi geçmektedir. Müslim’de ) بالنساء الوصية باب( başlığı altında peşpeşe dört hadis rivayet

عن أبي هريرة قالُ قالُ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم إن المرأة كالضلع إذا ذهبت “ ikisinde ilk Bunların edilmektedir.

عوج وفيها بها استمتعت تركتها وإن كسرتها تقيمها” (Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki kadın kaburga kemiği gibidir. Şayet onu düzeltmeye kalkışırsan, kırarsın. Yo eğer onu terk edersen, ondan meta bulursun. Bil ki onda bir eğirilik vardır.”182 Bu hadisin peşisıra hadisin aynısının başka bir senedini nakleden Müslim, bundan sonra iki hadis daha rivayet etmektedir ki, ikisinde de “ ضلع من خلقت المرأة ان لن” ifadesi geçmektedir. Bütün bu hususları yanyana getirdiğimizde iki nokta karşımıza çıkmaktadır:

a.Bazı hadislerde kadının kaburga kemiğinden yaratıldığı

b.Bazı hadislerde kadının kaburga kemiği gibi eğri olduğu

c.Bütün bu hadislerde kadının Hz.Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı

179 Müslim, Babu Marifeti Rek’ateyn, 192. Aynı hadisi Buhârî ve diğer birçok hadis kaynağı da rivâyet etmiştir.

180 Buharî, 3331.

181 Buhari, 518.

182 Müslim, Bâbu’l-Vasiyye bi’n-Nisa, 1468.

İşte buradan hareketle Müslim’in “kaburga kemiğinden” ifadesi geçen hadisleri te’hîr, “kaburga kemiği gibidir” ifadesi geçen hadisleri takdim etmesinin önemli bir anlamı anlaşılmaktadır. Buna göre Müslim, ilk iki hadisi esas, diğerlerini de şahid olarak değerlendirmektedir. Bu da hadise “hakiki anlamda eğri kemikten yaratılma” anlamını değil, “eğri olan kaburga kemiğine teşbihen nazik bir yaratılış üzerinde yaratıldığı” anlamını tercih ettiğini göstermektedir. Nitekim Şamile programında hadis metinleri şerhleri, hadis ilimleri, hadis usulü ile ilgili 836 adet kitap üzerinde yapmış olduğumuz taramada “آدم ضلع” yani “Âdem’in kaburga kemiği” şeklinde bir ifadeye ancak 36 yerde rastladık.

Bunlardan Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer’e nisbet edilen 2 mevkuf, tabin ve etbau’t-tabiin neslinde bazı âlimlere nisbet edilem birkaç maktu rivayet dışında, geri kalan 30’a yakın “آدم ضلع” ifadesi, şerh kitaplarında geçmektedir. İmam Nevevî ise hem Müslim’in Şerh’inde hem de Riyâzu’s-Salihinde bu görüşün bazı fakihlere ait olduğunu belirtmiştir. Nevevî’nin ifâdesi şöyledir: أو الفقهاء يقوله لما دليل وفيه آدم ضلع من خلقت حواء أن بعضهم “Bu hadiste, fakihlerin veya onlardan bazılarının dediği “Havva’nın Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı” görüşüne dair delil vardır.” Bu ifadeden anlaşıldığı gibi, İmâm Nevevî konunun Hz. Âdem’e nisbet edilmesini hadise dayandırmamakta, fakihlerin hadisin böyle bir hükme delalet ve işaret ettiğine inandıklarını ifade etmektedir.183

Buna göre ne Kur’an metninde, ne de hadis metinlerinde İbrani eski inanışının ifade ettiği gibi, Tevrat’ta dişinin erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığından bahsedilmesi (Yaratılış 2: 21-23)’nden hareketle “Tanrı’nın Âdem‟in kaburga kemiğinden Havva‟yı yarattığı” na dair sarih bir ifade bulunmamaktadır. Bu da Kur’an ve Sünnet’teki “yaratılış olayı”nın “Tevrat” “İnciller” ve diğer kutsal kitaplarıyla tamamen uyuşmadığını, aralarında önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koymaktadır.

4.5.Yaratılış ile ilgili hadisler hakkında kısa bir değerlendirme:

Hadis kitaplartında geçen ve yaratılış konusunu ele alan bir çalışmada önemli istatistikler yakalanmıştır. Biz de “hâsılı yeniden tahsil etmemek” adına bu başlık altında söz konusu çalışmadan uzun bir nakilde bulunacağız:

“Konumuzla ilgili mükerrerlerle birlikte iki yüz yetmiş altı rivayet (276) tespit edilmiş olup, otuz üç ayrı râvî tarafından nakledilmiştir. Yüz elli sekiz (158) rivayet Muksirun dediğimiz sahâbilerden gelmiştir. Buna göre seksen dokuz rivayetle, Ebû Hureyre’nin ilk sırada olduğunu görüyoruz. Kendisinin en çok hadis rivayet eden sahâbilerden, yani muksirundan olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu durumun doğal olduğunu anlarız. Ashab-ı Suffa’dan olan ve sırf hadis rivayet etmek için Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yanında bulunan bu sahâbinin, hadislerin bize ulaşmasında büyük emekleri olmuştur. Ancak İsrailiyattan da haberler rivayet ettiği iddialarından dolayı bu rivâyetlere karşı temkini de elden bırakmamak gerekir. Ebû Hureyre’den sonra otuz rivayetle, Enes b. Mâlik gelmektedir. Bu durum Enes b. Mâlik’in de muksirundan olduğu ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) on yıl hizmet ederek yakınında bulunmasıyla açıklanabilir. Daha sonra yirmi beş rivayetle, İbn Abbâs üçüncü sırada yer almaktadır. Önceki iki sahabî gibi İbn Abbâs da muksirundan olup özellikle tefsir alanındaki rivâyetleriyle şöhret bulmuştur.

Hz. Âdem’in de Kur’an’da kıssası yer aldığı için hadis kaynaklarında bu âyetlerle ilgili rivâyetlerin nakledildiği düşünülürse İbn Abbâs’ın bu kadar rivayetinin olması gayet makul görünmektedir. Diğer râvîler içinde, Hz. ‘Âişe, Abdullah b. ‘Ömer ve Abdullah b. Mes’ud da muksirundandır. Hz. ‘Âişe ve Abdullah b. ‘Ömer konumuzla ilgili altışar hadis, Abdullah b. Mes’ud ise iki hadis rivayet etmiştir. Yani Muksirun diye anılan yedi sahabiden altısı konumuzla ilgili hadis rivayet etmiştir. Daha sonra sırayla, on yedi rivayetle Ebûzerr el-Gıfârî, on beş rivayetle İmrân b. Husayn, on dörder rivayetle Ubey b. Ka'b ile Evs b. Evs, on iki rivayetle Ebû Saîd el-Hudrî, dokuz rivayetle Mâlik b. Sa’saa ve yedi rivayetle Ebû Mûsâ el-Eş'arî dikkat çekmektedir. Tablo incelendiğinde dört halife içinde de, konumuzla ilgili olarak, Hz. Ömer'in üç, Hz. Ebûbekir, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin birer hadis rivayet ettikleri görülür.”184

183 Bkz. Nevevî, Şerhu’l-Müslim, 10/57; Muhammed b. Allân, Delîlu’l-Fâlihin, 2/385. (Şamile Versiyonu).

“Bu çalışmada esas aldığımız kaynaklar genelde kabul görmüş kaynaklardır. En başta Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Muslim olmak üzere Kütüb-i Tis’a dediğimiz eserler İslam âleminde güvenilir sayılan kaynaklardır. Ancak aynı konuda, her eserde farklı sayıda rivayet mevcuttur. Mükerrerlerle beraber incelendiğinde, Kütüb-i Sitte diye şöhret bulan kaynaklarda yetmiş beş (75) rivayetin olduğu, bunun kırk altı (46) adedinin Buharî ve Muslim'in Sahihlerinde yer aldığı görülmektedir. Konumuzla ilgili en fazla rivayeti Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i vermektedir. Eserinde konumuzla ilgili altmış bir (61) rivayet vardır. İçerdiği rivayet sayısı bakımından büyük olan bir eser için bu durum normal karşılanmalıdır.

Daha sonra sırayla, otuz beş (35) rivayetle Hâkim’in Müstedrek’i, yirmi beş (25) rivayetle Sahih-i Buhârî, yirmi bir (21) rivayetle Sahih-i Muslim ve yirmi (20) rivayetle Sahih-i İbn Hıbban gelmektedir. Kütüb-i Tis’a denilen dokuz kaynağın tamamında konumuzla ilgili hadis olduğu gibi, derleme dönemi eserlerinde de konu ile alakalı rivayet bulmak mümkündür. İncelenen hadis kaynaklarında konuyla alakalı iki yüz yetmiş altı (276) rivayet tespit edilmiştir. Bu rakamdan, mükerrerler çıkarıldığı zaman bu sayı elli altı (56) olmaktadır. Bu sayı da hadis kaynaklarındaki rivâyetlerin çok olduğunu gösterir. Konuyla ilgili en fazla rivayeti Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i vermektedir. Bununla beraber Kütüb-i Tis’a olmak üzere muteber hadis kaynakları, imkânlar ölçüsünde taranarak bu rivâyetler elde edilmiştir. Bunlar içerisinde dört tane zayıf, bir tane hasensahih ve bir tane hasengarib hadis tespit edilmiştir. On üçü Buhârî ve Müslim’de de geçmek üzere geriye kalan elli rivayet muteber kaynaklarda mevcuttur. Bunların da zayıf olmadıklarını söylemek mümkündür. Buna göre Hz. Âdem ile ilgili olarak güvenilir kaynaklarda geçen çok sayıda hadîsin yer aldığı ve bu rivayetlerin çok değişik konularla ilgili olduğu görülmüştür. Bu durum da hadîs rivayetlerinde konunun detaylarına kadar yer aldığı sonucunu vermektedir.”185

Agitoğlu’nun çalışmasının da net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, gerek kâinatın yaratılışı, gerek insan nslinin yaratılışı, gerekse de Hz. Âdem ve Havva’nın yaratılışı konusunda rivayet edilen hadisler arasında sıhhat derecesi yüksek, doğruluk derecesi üstün, Kur’an’ın verdiği bilgilere uygun ve benzer, Kur’an’da geçmeyen bazı bilgileri bildiren ve diğer kutsal kitaplara muvafık düşen ve düşmeyen birçok malumat bulunmaktadır. Bu malumatların bir kısmı kat’î bilgi vermekteyse de, diğer bir kısmının bilim tarafından şerh ve izah edilmesi, hatta kat’î derecede isbat ve tesbit edilmesi gerekmektedir.

184 Agitoğlu, Kutsal Metinlerde ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit ve Değerlendirme- , s. 281-283.

185 Agitoğlu, Kutsal Metinlerde ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit ve Değerlendirme- , s. 283-286.

“Kur'an-ı Kerim’i, Allah’ın kelamı olarak kabul etmeyen ve onu Hazreti Muhammed’in eseri olarak göstermeye çalışan ve Kur'an’ın kıssalarını Süryani ve İbrani hikâyelerden alınmış olduğunu söylemeyi adet edinen batılı müsteşrikler, bu mesele hakkında da epeyce hataya düşmüşlerdir. Onlarla menşede bir anlaşmaya varamadığımıza göre, neticelerde bir anlaşmaya varmak mümkün değildir. Hazreti Peygamberin hayatı ve yaşantısı tarihen sabittir. Kur'an’a iftira, Hazreti Muhammed’i olduğundan başka şekilde gösterme ve gelmiş geçmiş ve halen yaşayan milyarlarca müslümanın inancına saygısızlıkta bulunma ilim ve objektiflikle telif edilemez. Çalışmalarının gayesi menfaata ve hissiyata dayanırsa, elbette bu çalışmalarından ilmi bir açıklık beklenemez. Garb Müsteşriklerinin âdetidir ki onlar daima Kur'an’ın kaynağı olarak, Tevrat ve İncilleri göstermişler veyahutta bu kaynağın Sami kavimler arasındaki şifahi rivayetler olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre Hazreti Muhammed güya onların gerek şifahi ve gerekse yazılı rivayetlerinin tesiri altında kalmış, elde ettiği bu malumat yığını ile Kur'an adlı eserini telif etmiş!!? Bu görüşlerini isbat edebilmek için, yabancı olduğunu iddia ettikleri bazı kelimelerin menşeini bulma hastalığı ifrat bir dereceye varmış, o kelimenin, fikrin veya kıssanın diğer tarafta bulunması, Hazreti Muhammedin taklitçiliğinin bir ifadesi olmuştur. İnsanlığın hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim’in, ilahi bir menşeden gelmeyip, Onu, bir mahlûkun eseri gibi göstermek, elbette niyet ve hislerine daha uygun olacaktır.”186

Oryantalizmin bu tür iddialarının cevabını Maurice Bucaile’nin “Müsbet İlim Yönünden Tevrat İnciller ve Kur’an” adlı kitabına havale ediyor, çalışmamızı Hz. Muhammed’in secde esnasında

عن النبي صلى الله عليه و سلم كان يقولُ في سجوده: اللهم لك سجدتَ “ bitiriyoruz: kelimelerle Nebevî şu tekrarladığı

sana Allahım, “Ey وبك آمنت ولك أسلمت وأنت ربي سجدَ وجهي للذي خلقه وصوره وشق سمعه وبصره تبارك الله أحسن الخالقين

secdeye vardım, ben sana inandım, sana teslim oldum, sen benim Rabbimsin. Şüphesiz yüzüm/şahsım kendisini yaratana, şekil ve suret verene, işitme uzvunu ve gözünü yerli yerine oyup koyana secdeye vardı. Mahlûkatı en güzel şekilde yaratan Allah ne yücedir.”187

SONUÇ

  1. Ateistlerin ve materyalistlerin kâinatın yaratılışı ve var oluşu ile ilgili anlattıkları şeyler eski mitolojilerin farklı unsur ve parçalarına benzemektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, ilkel dinlerin yaratılış mitolojileri kaldırılıp yerine yeni yaratılış mitolojileri üretilmektedir.
  2. Yaratılış ile ilgili mitolojilerde ve kutsal kitaplarda kullanılan argümanlar ile semboller birbirine çok benzemektedir. Bütün bunların farklı zaman ve mekânlarda oluşmasına rağmen benzer ve ortak anlamlar içermesi, perde arkasında güçlü bir haber ve bilgi kaynağının bulunduğunu göstermektedir ki biz, buna vahiy diyoruz.
  3. Bize göre vahyin değişik toplumlara yaratılış gerçeğini akli ve kültürel seviyelerine göre anlatma zarureti bu konuda bir takım farklı kelime, kavram, üslup ve anlatımların doğmasına neden olmuştur. Konunun derinliği, yaratılış vakıasının bilimsel seviyemizi aşacak düzeyde cereyan etmiş olması, insanın sahip olduğu anlayış ve dilin yetersizliği sebebiyle sembolik üslupların kullanılması, vahyin değiştiği ve çeliştiği anlamında değil, ilahi hitabın farklı seviyedeki insanlara aynı gerçeği farklı dil ve üsluplar kullanarak benimsetmesi şeklinde değerlendirilmelidir. Burada bize düşen farklılıklar veya zıtlıklar buluduğunda tüm bilgileri reddetmek, silip süpürmek değil, hepsinin ittifak ettiği ortak gerçekleri tesbit etmektir.

184 Agitoğlu, Kutsal Metinlerde ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit ve Değerlendirme- , s. 281-283.

185 Agitoğlu, Kutsal Metinlerde ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit ve Değerlendirme- , s. 283-286.

4. Çağımız ilahiyatçı ve araştırmacılarının bir kısmı Kur’an’ın yaratılış gerçeği ilgili malumatlarını “klasik israiliyat”tan arındırma çabalarını ve hassasiyetlerini gösterirken, modern bilimin dayattığı “çağdaş israiliyat”lar veya bilimsel ve akademik hurafeler konusunda aynı hassasiyeti göstermemektedir. Örneğin bir taraftan tefsir ve hadis kitaplarını İsrailiyattan arındırmaya gayret gösterirken diğer yandan da İsrailiyata dayanan başka Âdemler ve ikinci Havva söylemlerini bilimsellik adına savunmaktadırlar. Bu da büyük bir paradoks olarak karşımızda durmaktadır.

5. Kutsal Kitapların ve Kütüb-i Sitte’nin konuyla ilgili bilgilerini kabul ve red açısından veya muteber oluş dereceleri açısından şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

İttifak Ettikleri Bilgiler

  1. Tevrat, İncil, Kur’an ve Kütüb-i Sitte’nin ittifak ve icma ettikleri bilgiler,
  2. Kur’an, Tevrat ve Kütüb-i Sitte’nin ittifak ve icma ettikleri bilgiler,
  3. Kur’an, İncil ve Kütüb-i Sitte’nin ittifak ve icma ettikleri bilgiler,
  4. Kur’an ve Kütüb-i Sitte’nin ittifak ve icma ettikleri bilgiler.

İhtilaf Ettikleri Bilgiler

  1. Yalnızca Kur’an’da geçen bilgiler,
  2. Yalnızca Kütüb-i Sitte’de geçen bilgiler.
  3. Yalnızca Tevrat’ta geçen bilgiler,
  4. Yalnızca İncil’de geçen bilgiler,

İşte bu türden olan ayet ve hadisleri tutarlı bir şekilde yorumlamamız gerekmektedir. Ayetlerin bazı lafzî ibarelerini te’vîl ederek zahiri anlamından mecazi anlamlara kazandmak suretiyle makul açıklama tarzına kavuşturduğumuz gibi, konuyla ilgili sahih hadisleri de makul anlamlara kazandırmak için te’vîlden istifade etmemiz gerekmektedir. Bu konuda bilime veya kendi kişisel aklımıza muvafık görmediğimiz her hadisi uydurma ilan etmenin bilimsellik olmadığını ifade etmek gerekmektedir.

6. Burada bir değerlendirmeyi de evrim teorisini Kur’an ve İslam adına savunanlara yöneltmek isteriz. Yer, gök, güneş sisteminin ortaklaşa desteklediği bir yaşam alanı olan dünyada benzer yaşam koşulları arasında yaşayan ve canlı kalabilmek için hava, su, gıda almak zorunda kalan, bu nedenle de aynı mekânda benzer ve ortak özellik ve niteliklere sahip olmak durumunda kalan varlıkların, bu benzerliklerinden hareketle birbirinden evrimleşerek meydana geldiğini iddia etmek, böylece batıda dinlerin yaratılış anlayışlarını tamamen ortadan kaldırıp dini işlevsizleştirme maksatlı propagandalara temel yapılan evrim teorisini savunmak, günümüzdeki bilimsel seviye açısından olduğu kadar dinî müktesebat açısından da ikna edici değildir. Zira daha evrim teorisinin bilimsel olarak itiraza mahal vermeyecek düzeyde isbatlanmadığı, ileriki yıllarda ve asırlarda farklı farklı yaratılış nazariyelerinin çıkmasının mümkün olduğu, bilim adamlarının da evrim konusunda büyük tarışmaları devam ettirdiği, evrimi savunmayanların da savunanlar kadar güçlü bilimsel deliller ortaya koymaya çaba gösterdiği bir dönemde “Evrimi anlamayan Kur’an’ı anlayamaz” diyerek, evrimi Kur’an-ı Kerim’in ve diğer kutsal Metinlerin temel yasası ve ana omurgası gibi göstermek, kanaatimizce bilimsel görüş değil, ideolojik bir saplantı olarak görülmelidir. Zira canlı organizmalar arasındaki benzerliği “ortak köken”e alternatif olarak “ortak şartlar”a bağlamak da mümkündür. Yani hayatın merkezi olarak takdir edilen bu dünyada canlı olmak ve canlı kalmak için ortak mekânda aynı nefesi almak, aynı besini almak, aynı canlılık özellik ve niteliklerini taşımak her zaman aynı kökten evrimleşme anlamına gelmez, ortak biyolojik yapı ve sistemi gerektiren ortak yaşam alanında bulunmaktan da kaynaklanabilir. Kaldı ki ne din, ne de bilim konusunda, ihtimalleri kesin bilgi şeklinde sunma hakkımız bulunmamaktadır. Zira dinde ihtimalli görüşler “nass” değil “ictihad” iken, bilimde ise “kanun” değil, sadece “teori”dir.

7. Kur’an ile Tevrat ve İncillerin yaratılışla ilgili verdikleri bilgiler karşılaştırıldığında şu hususlar ortaya çıkmaktadır: Kur’an, geçmiş vahiyleri tasdik etmesi münasebetiyle, vahiy mahsulü olan diğer kitapların verdiği malumatın hepsini red ve inkâr etmemekte, tahrif edilen kısımlarını red ederken, tahrif edilmeyen kısımlarını kabul etmektedir. Bu nedenle Kur’an ile diğer kutsal kitaplar arasında bir takım benzerliklerin bulunması normaldir. Bunu, Kur’an’ın diğer kitap ve kültürlerden etkilenmesi veya onları aşırması olarak kabul etmek veyahut onlardan kopya edilmiş bir kitap göstermenin fırsatına çevirmek doğru değildir. Bu konuda Cerrahoğlu’nun şu uyarılarını hatırlatmakla yetineceğiz:

“Kur'an-ı Kerim’i, Allah’ın kelamı olarak kabul etmeyen ve onu Hazreti Muhammed’in eseri olarak göstermeye çalışan ve Kur'an’ın kıssalarını Süryani ve İbrani hikâyelerden alınmış olduğunu söylemeyi adet edinen batılı müsteşrikler, bu mesele hakkında da epeyce hataya düşmüşlerdir. Onlarla menşede bir anlaşmaya varamadığımıza göre, neticelerde bir anlaşmaya varmak mümkün değildir. Hazreti Peygamberin hayatı ve yaşantısı tarihen sabittir. Kur'an’a iftira, Hazreti Muhammed’i olduğundan başka şekilde gösterme ve gelmiş geçmiş ve halen yaşayan milyarlarca müslümanın inancına saygısızlıkta bulunma ilim ve objektiflikle telif edilemez. Çalışmalarının gayesi menfaata ve hissiyata dayanırsa, elbette bu çalışmalarından ilmi bir açıklık beklenemez. Garb Müsteşriklerinin âdetidir ki onlar daima Kur'an’ın kaynağı olarak, Tevrat ve İncilleri göstermişler veyahutta bu kaynağın Sami kavimler arasındaki şifahi rivayetler olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre Hazreti Muhammed güya onların gerek şifahi ve gerekse yazılı rivayetlerinin tesiri altında kalmış, elde ettiği bu malumat yığını ile Kur'an adlı eserini telif etmiş!!? Bu görüşlerini isbat edebilmek için, yabancı olduğunu iddia ettikleri bazı kelimelerin menşeini bulma hastalığı ifrat bir dereceye varmış, o kelimenin, fikrin veya kıssanın diğer tarafta bulunması, Hazreti Muhammedin taklitçiliğinin bir ifadesi olmuştur. İnsanlığın hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim’in, ilahi bir menşeden gelmeyip, Onu, bir mahlûkun eseri gibi göstermek, elbette niyet ve hislerine daha uygun olacaktır.”186

Oryantalizmin bu tür iddialarının cevabını Maurice Bucaile’nin “Müsbet İlim Yönünden Tevrat İnciller ve Kur’an” adlı kitabına havale ediyor, çalışmamızı Hz. Muhammed’in secde esnasında

عن النبي صلى الله عليه و سلم كان يقولُ في سجوده: اللهم لك سجدتَ “ bitiriyoruz: kelimelerle Nebevî şu tekrarladığı

sana Allahım, “Ey وبك آمنت ولك أسلمت وأنت ربي سجدَ وجهي للذي خلقه وصوره وشق سمعه وبصره تبارك الله أحسن الخالقين

secdeye vardım, ben sana inandım, sana teslim oldum, sen benim Rabbimsin. Şüphesiz yüzüm/şahsım kendisini yaratana, şekil ve suret verene, işitme uzvunu ve gözünü yerli yerine oyup koyana secdeye vardı. Mahlûkatı en güzel şekilde yaratan Allah ne yücedir.”187

KAYNAKLAR

  1. Agitoğlu, Nurullah, “Kutsal Metinlerde Ve Hadislerde Hz. Âdem –Tespit Ve Değerlendirme”, The

Journal of AcÂdemic Social Science Studies, Number: 26, Summer II 2014, p. 269-287

2. Ana Britannıca Ansiklopedisi, (I-XXII), Âdem md., Ana Yay., İstanbul 1986, c.1 s.90

186 Cerrahoğlu, a.g.m. a.y.

187 Müslim, Babu Marifeti Rekatayn, 771; Babu İstiftahi’s-Salat, 760; Tirmizi, Dua İnde İftitah es-Salat, 3421.

3. Aydın C., Erbay Aslıtürk, G. (2017). “Mitoloji ve Dinler Tarihi Çerçevesinde Yaratılış: Sistine Şapeli Tavan Freskosuna Yönelik Düşünceler”, idil, 6 (30), s.715-734., s.i 722.

4. Beyzâvî, Nâsırüddîn Ebû Saîd (Ebû Muhammed) Abdullah b. Ömer b. Muhammed, Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl, Beyrût, 1998.

5. Bilge, Evin, “Kutsal Metinlerde Yaratılış”, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 15, sayı

1, 2013, s. 128.

6. Buhârî, Ebu Abdillâh Muhammed b. İsmâîl, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbu Bed’i’l-Vahy, Dâru’ş-Şi’b, Kâhire, 1987.

7. Ebu Dâvûd, Süleyman b. el-Eş’as es-Sicistani, es-Sünen, M. Muhammed Abdu’l-Hamit, Mısır, Tsz.

8. Erdem, Hüsameddin, İlkçağ Felsefesi tarihi, HÜ-ER Yayınları, Konya 2010.

9. Erdem, Mustafa, Hazreti Âdem (İlk İnsan), TDV Yay., Ankara 1993.

10. Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 2008.

11. Hakim en-Neysâbûrî, Ebû Abdillah, el-Müstedrek, Beyrut tsz., XVII, 18 vd.

12. Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî, Kitâbu’l-Ayn, Daru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut tsz.

13. Harman, Ömer Faruk, "Havvâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul, 1997.

14. Henry M. Morris, Ph.D., Kutsal Kitap, Bilim ve Yaratılış, Terc. M. Ali Şimşek, Yeni Yaşam Yayınları, İzmir, 2014.

15. https://islamansiklopedisi.org.tr/havva (06.11.2018).

16. https://www.kitabimukaddes.com/kutsal-kitap-hakkinda-bilgilendirme-ve-tam-metni/eski-antlasma/yaratilis/ (Erişim Tarihi: 26.10.2018) Not: Bu çalışmamızda Tevrat’tan yapacağımız nakiller çoğunlukla bu kaynaklardan alınmadır.

17. İbn Mâce, Sünen, Tahk. M. Fuâd Abdulbâkî, Dâru’l-Fikr, Beyrut, tsz.

18. İbn Manzûr, Cemâluddin Muhammed b. Mukerrem, Lisânu’l-Arab, Daru’l-Fikr, Beyrut 1994.

19. İsmail Cerrahoğlu, "Kur'an'da insanın Yaratılış Sahnesinin Düşündürdükleri," Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, XX (1975). s. 86.

20. Kitab-ı Mukaddes, Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1995.

21. Kutsal Kitap (Eski ve Yeni Anlaşma), Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul, 2014.

22. Muhammed b. Allân, Delîlu’l-Fâlihin, (Şamile Programı Versiyonu).

23. Müslim, b. Haccâc, Hâfız Ebû‟l-Huseyn, Sahihu Müslim, Tahk. Nazar Muhammed Fârayâbî, Dâru

Tayyibe, Riyad, 2006.

24. Münâvî, Muhammed Abdurraûf (1031/1621), Feyzu’l-Kadîr Şerhi’l-Câmii’s-Sağîr min Ehâdisi’l-Beşîri’n-Nezîr, I-VI, thk. Ahmed Abdüsselâm, Dâru’l-Kütibi’l-İlmiyye, Beyrut, 2001.

25. Nesâî, Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb b. Ali, Sünen-i Nesâî. Tahk. Muhammed Nasruriddin el-Albâni, Mektebetu’l-Maârif, Riyad, 1988.

26. Nevevî, Muhyiddin, Şerhu Sahîh-i Müslim, I-XVIII, Beyrut: Dâru’l-Ma’rife, 1417/1996.

27. Râğıb el-Isfahânî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân, tah. Safvân Adnân Dâvûdî, Dımeşk, 1992.

28. Teber, Serol, Doğanın İnsanlaşması, Say yayınları, İstanbul 2010.

29. Tirmîzî, E bu Abdillah Muhammed b. İsa, el-Camiu’s-Sahih, Kahire, 1292.

30. Yeniçeri, Celal, Uzay Ayetleri, Erkam Yay., İstanbul 1995.

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun