Mahlûkatta yaratılış günleri izafe eden hadis-i şerifler hangileridir?
Değerli kardeşimiz,
THE EVALUATION OF THE HADITHS THAT ATTRIBUTE THE DAYS OF CREATION TO THE CREATED
Asst. Prof. Dr. Mehmet DİLEK
Akdeniz Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Antalya, Türkiye [email protected]
Abstract
In the book called al-Musnadu's-Sahih compiled by Muslim b. Haccâc (d. 261/875), according to a hadith narrated by Abu Hureyre, the Prophet said: "Allah, (Glorified and Exalted is He,) created the earth on Saturday, and over it He created the mountains on Sunday. He created the trees on Monday, He created the abominable on Tuesday, He created the light on Wednesday, He scattered the animals on the face of earth on Thursday, and After all the beings were created, He created Adam (peace be upon him) after 'Asr, between the Asr and the Night at the last hours on Friday.”
The hadith mentioned above has been narrated in many hadith books besides Muslim. Many discussions have been made about the hadith in the past and today. We can collect these under these headings:
- First of all, is this hadith authentic or weak? If it is weak, what is the proof?
- Is this hadith elevated (merfu') that is, a narrative attributed to the Prophet or a halted hadith attributed to Ka'b a'l-Ahbār famous for its narrative and isrâilî traditions?
- Is this hadith contrary to the Qur'an or not?
- How is this hadith scientifically evaluated today?
Expecting scientific developments and discoveries, some scholars have stated that, the meanings of this hadith will be better understood, while others have stated that there is scientific miraculousness in the hadith since the order of creation mentioned in the hadith is suitable for today’s scientific explanations.
Key Words: Hadith, The created beings, Day, Science
MAHLUKÂTA YARATILIŞ GÜNLERİ İZAFE EDEN HADİSLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dr. Öğr. Üyesi Mehmet DİLEK, Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, [email protected]
Özet
Sahih hadis kitaplarından Müslim b. Haccâc el-Kuşeyri’nin (ö. 261/875) tasnif etmiş olduğu el-Müsnedu’s-Sahih adlı eserinin Sıfatu’l-Kıyâme adlı bölümünde Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadise göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı. Yerin üzerinde hayvanları perşembe günü yaydı. Âdem’i de cuma günü ikindiden sonra mahlûkatın en sonunda ve cum'a saatlerinin nihâyetinde, ikindi ile akşam arasında yarattı.”
Hadis kitaplarında Mahlukât’ın yaratılışı bölümlerinde de geçen söz konusu hadisi Müslim dışında, en-Nesâi es’Sünenü’l-Kübrâ’da, Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, Ebu Ya’lâ Müsned’inde, İbn Huzeyme Sahih’inde, İbn Hibban Sahih’inde, Taberâni El-Mu’cemu’l-Evsat’ta, Beyhakî es-Sünenü’l-Kübrâ’da rivayet etmişlerdir. Bunların dışında daha başka kitaplarında da rivayet edilmiştir.
Öte yandan hadis hakkında geçmişte ve günümüzde pek çok tartışma vardır. Bunları şu başlıklar altında toplamamız münkündür.
- Öncelikle bu hadis sened açısından sahih mi yoksa zayıf mı? Şayet zayıf ise bunun delili nedir?
- Bu hadis, merfu’ , yani Hz. Peygamber’e nisbet edilen bir rivayet mi yoksa mevkuf olup isrâilî rivayetleriyle meşhur Ka’bu’l-Ahbâra mı nisbet edilmektedir?
- Bu hadis Kur’an’a muhalif mi değil mi?
- Bu hadis, günümüz bilimsel anlayışında nasıl değerlendirilmektedir?
Bir kısım araştırmacılar, ilmi keşiflerin beklenip, hadisteki manaların daha da iyi anlaşılacağını ifade ederken, bir kısmı da hadiste ilmî bir i’cazın bulunduğunu çünkü hadiste ifade edilen mahlukatın yaratılış sırasının bugünkü ilmin açıkladığı şekilde olduğunu, bunun bir tesadüf olamayacağını belirtmişlerdir.
Anahtar Kelimeler: Hadis, Mahlukat, Gün, Bilim
GİRİŞ
Kütüb-i Sitte’den sayılan Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî’nin(ö. 261/875) tasnif etmiş olduğu el-Müsnedu’s-Sahih adlı eserinin Sıfatu’l-Kıyâme bölümünde Ebû Hüreyre’nin rivayet etmiş olduğu bir hadîs, Âdem aleyhisselam ve diğer bazı mahlûkâtın hangi günde yaratıldıklarından söz etmektedir. Ebû Hüreyre (r.a), Hz. Peygamber’in kendi elinden tuttuğunu ve şöyle söylediğini nakleder:
“Allah, toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekrûhları salı günü yarattı. Nûru çarşamba günü yarattı. Yerin üzerinde, hayvanları perşembe günü yaydı. Âdem’i de cuma günü ikindiden sonra mahlûkatın en sonunda ve cum'a saatlerinin nihâyetinde, ikindi ile akşam arasında yarattı.”355
Hadîsin maksadının ne olduğu konusunda tartışmalar olduğu gibi senedi ve metni üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Hadîsi sahih kabul eden âlimlerin yanında sıhhatini kabul etmeyip isrâiliyâttan olduğunu iddia edenler de vardır. Bunun dışında söz konusu hadîsin, Kur’ân’daki yaratılış ile ilgili âyetlere356 muhalif bir mana taşıdığından reddedilmesi gerektiğini söyleyenlere mukabil hadîsin kastettiği mananın ayrı, âyetlerin ifade ettiği anlamın ise farklı olduğu şeklinde fikir beyan eden âlimler vardır.
Bu tebliğde senet ve metin açısından ilgili hadîsin değerlendirilmesi yapılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılacaktır.
Öncelikle hadîsin Müslim’in Sahîh’i dışında geçtiği diğer kaynaklara değinilecek peşinden Müslim’deki
rivâyetin isnadında bulunan râviler ve hadîsin metni üzerinde yapılan tartışmalara yer verilecektir.
355 Müslim, “Sıfatu’l-Kıyâme, 27.
356 "O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı. Orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir edip düzene koydu."
"Sonra iradesi bir gaz halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa istemeyerek de olsa emrime gelin!” Onlar da: “İsteyerek geldik” dediler."
"Böylece iki gün içinde gökleri yedi kat olarak şekillendirdi. Her bir göğe, kendisine ait işi vahyetti. Biz, dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, her şeye gâlip olan, her şeyi bilen Allah’ın takdiridir” (Fussilet, /10-12).
“Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı” Kaf, 38.
I- Hadîsin Geçtiği Diğer Kaynaklar
Söz konusu hadîsi Müslim’in Sahih’i dışında, Ahmed b. Hanbel (241/855) Müsned’inde357, Nesâi (303/915) es-Sünenü’l-Kübrâ’da358, Ebû Ya’lâ el-Mevsılî (307/919) Müsned’inde359, İbn Huzeyme (311/924) Sahîh’inde360, İbn Hibbân (354/965) Sahîh’inde361, Taberânî (360/970) el-Mu’cemu’l-Evsat’ta362, Beyhakî (458/1066) es-Sünenü’l-Kübrâ 363 ve el-Esmâ ve’s-Sıfât364 adlı eserlerinde rivâyet etmişlerdir. Bunların dışında başka kitaplarda da rivayet edilmiştir.
A- Hadîsin Sened Açısından İncelenmesi
Hadîsin Müslim’in Sahîh’indeki senedi şu şekildedir:
Hz. Peygamber
↓
Ebû Hüreyre (v.57)
↓
Abdullah b. Râfi’ Mevla Ümmi Seleme(?)
↓
Eyyûb b. Halid (?)
↓
İsmail b. Ümeyye (v.144)
↓
İbn Cüreyc (v.150)
↓
Haccâc b. Muhammed (v.206)
↓
Süreyc b. Yunus (v.235) ─ Harun b. Abdullah (v.243)
↓
Müslim b. el-Haccâc (261/875)
Hadîs, Sıfatu’l-Kıyâme bölümünde geçmekte ve senedi sübâî (yedi râvili)dir. Müslim, onu Süreyc b.
Yunus ve Harun b. Abdullah adında iki hocasından tahric etmiştir:
Râviler hakkında cerh ve ta’dil kitaplarımızda şu bilgilere rastlamaktayız.
1. Süreyc b. Yunus, ( يُُونَس ْبُن ُسَْريُج): el-Mervezî asıllı olup, sika bir râvi olarak bilinmektedir. İbn Hibbân (ö. 354/965) Sikât’ında zikreder ve künyesinin Ebû’l-Hâris olup, Yemen’de bir kabile olan el-Ebnâ’dan olduğunu aktarır. Hüşeym ve İsmail b. Cafer’den rivayette bulunmuştur. İbn Hibbân, hocalarının ondan kendisine rivayette bulunduklarını, kitap tasnif eden ve hadîs toplayan bir kişi olduğunu belirterek hicri 235 yılında vefat ettiğini söyler.365 Yahya b. Maîn, İbn Sa’d ve İbn Kâni de Süreyc’i sika saymışlardır. Ahmed b. Hanbel’e sorulduğunda onun için lâ be’se bih ifadesini kullanmıştır. Yahya b Maîn de aynı ifadeyi kullanır. Ebû Davud es-Sicistanî (202/275), ona sika der ve Ahmed b. Hanbel’in bu râviyi övdüğünü söyler.366
357 Ahmed b. Hanbel, Müsned, XIV, 82.
358 Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ, X, 20, 213.
359 Ebû Ya’la el-Mevsılî, Müsned, X, 513.
360 İbn Huzeyme, Sahîh, III, 117.
361 İbn Hıbbân, Sahîh, XIV, 30.
362 Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, III, 303.
363 Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, IX, 5.
364 Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, II, 250.
365 İbn Hibbân, es-Sikât, VIII, 307.
366 İbn Ebî Hâtim er-Râzi, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, IV, 305; Hatib el-Bağdadî, Tarihu Bağdat, X, 302.
2- Harun b. Abdullah (ِالله َْعبِدَ ْبُن َهاُروُن): Harun b. Abdullah b. Mervân, künyesi Ebû Musa’dır. Buhârî dışında diğer Kütüb-i Sitte imamları ondan hadîs rivayet etmişlerdir. Ebû Hâtim onun sadûk367, Nesâî de sika olduğunu söylemiştir. Hadis hâfızı olan Ebû İshâk İbrâhîm b. İshâk el-Harbî (ö. 285/899): “Şayet yalan mübah ve helal olsa Harun b. Abdullah onu bile terk ederdi” ifadesini kullanarak övmüştür. 243 senesinde vefat etmiştir.368
3- Haccâc b. Muhammed (محْمدَ بن حجاج): Kaynaklarda imam, hüccet ve hâfız olarak geçer. Ebû Davud es-Sicistânî, Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Maîn’in ona rıhle yani ilim yolculuğu yaptığını ve Yahya b. Maîn’in ondan elli bin hadîs yazdığını söylemiştir. Yahya b. Maîn, Haccâc b. Muhammed’in hadîs rivayet etmiş olduğu hocası İbn Cüreyc’in talebelerinden en sağlamı olduğunu belirtmiştir. İbrahim b. Abdullah el-Sülemî, Haccâc b. Muhammed ile Musannef sahibi Abdurrezzak’ı karşılaştırarak, ‘onun uyur olduğu halde uyanık olan Abdürrezzak’tan daha sika’ olduğunu belirtmiştir. İbn Sa’d, Haccâc’ın sika bir râvi olduğunu hicri 206 yılında vefat ettiğini, ömrünün sonunda ihtilata düştüğünü de belirtir. 80 yaşında vefat etmiş olup hadîsleri İslam’ın asıllarından sayılır ve ilminin genişliğine rağmen hakkında kötü bir şey duymadığını kaydeder.369
4- İbn Cüreyc (جريج ابن ): Onun hakkında imam, allâme, hâfız, şeyhu’l-harem ifadeleri kullanılır. Tasnif sahibi olup hakkında çok övücü ifadeler vardır. Hicri 150 senesinde vefat etmiştir. İbn Cüreyc için İbn Sa'd, Yahya b. Maîn, İclî ve Zehebî gibi otoriteler sika tabirini kullanmış; Yahya b. Maîn, yazılı metinlerden yaptığı rivayetlerinin güvenilir olduğunu özellikle belirtmiş, İbn Sa'd da onun çok hadîs rivayet ettiğine işaret etmiştir. Rivayetlerinin Kütüb-i Sitte ile Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde ve Taberâni'nin el-Mu'cemü'l-Kebîr'inde bol
miktarda yer aldığı zikredilmiştir.370 Ebû Hâtim onun için "sâlihu'l-hadîs" ifadesini kullanmışken, Ahmed b. Hanbel, hadîs alanında güvenilir kişiliğine işaret etmiştir.371 İbn Cüreyc'in hadîs rivayetinde tedlis yapması üzerinde durulmuştur. Malik b. Enes, hadîslerin güvenilirliğine bakmaksızın rivayette bulunduğunu söylerken, Yezid b. Zürey' de "çer çöp sahibi" derken herhalde onun bu yönüne işaret etmişlerdir.372 İbn Hacer, biyografısini Tabakâtu’l--müdellisîn adlı eserinde ele almıştır. Zehebî ise onun tedlis yaptığını belirtirken sika kişiliği üzerinde icma bulunduğuna özellikle dikkat çekmiştir.373 İbn Cüreyc'in ilmî kişiliği konusunda önemli sayılması gereken görüş, hocası Atâ b. Ebi Rebâh'a ait olup bu zata kendisinden sonra ilim meclisindeki yeri için kimi düşündüğü sorulduğunda İbn Cüreyc'i işaret etmiş374 ve onu "Hicaz gençlerinin efendisi" diye nitelendirmiştir.375
5- İsmail b.Ümeyye (اسمعيل بن امية):Kütüb-i sitte imamları kendisinden rivayette bulunmuşlardır. Hicri 144 tarihinde vefat etmiştir. 139 olduğunu söyleyenler de vardır. Ebû Hâtim er-Râzî, sika sâlih, Ebû Zür’a er-Râzi sika, Ahmed b. Hanbel, Eyyûb’un kavi olduğunu ve İsmail’in hadîste Eyyûb’tan daha sağlam olduğunu söylemiştir. Yahya b. Maîn, sika derken İbn Sa’d da sika olduğunu ve çok hadîs rivayet ettiğini kaydeder.
367 İbn Ebî Hâtim er-Râzi, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, IX, 92.
368 Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XVI, 31.
369 Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, IX, 142; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, V, 455; İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, II, 205.
370 Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, VI, 332, 336.
371 Ahmed b. Hanbel hadis alanında güvenilir kişiliğine işaret etmekle birlikte “bana söylediğine göre", şeyh adı zikretmeksizin "filan dedi ki", "bana ulaştığına göre" vb. ifadelerle yaptığı rivayetlerin uydurma olduğunu, şeyh adı zikrederek "ahberani, semi'tü" gibi ifadelerle yaptığı rivayetlere ise güvenilebileceğini belirtmiştir. Bkz. İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, V, 357Hatîb el-Bağdâdî, Tarîhu Bağdâd, X, 404, 405.
372 Cerrahoğlu, İsmail, “İbn Cüreyc”, DİA, XI-X, 404-406.
373 İbn Cüreyc'in tedlisi uydurma bir metnin illetini gizlemek amacıyla değil onun müdelles bir haber olduğunu ortaya koyan bir siga ile yaptığı ve bunu rivayet ilkelerine aykırı görmediği anlaşılmaktadır. Ancak Darekutni, onun tedllisi için en ağır ifadeyi kullanarak, "Tedlisin en kötüsü İbn Cüreyc'in tedlisidir" demiştir. Bkz. İbn Hacer, Tabakâtü'l-Müdellisîn, s. 41.
374 İbn Ebî Hatim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl V, 356.
375 İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, VI, 402.
Nesâi, onun sika olduğunu söylerken İbn Hacer, sika sebt, Zehebî ise sika der. Süfyan b. Uyeyne onun ilmi ve takvasıyla beraber ilmi hıfzettiğini belirtir. 376
6- Eyyûb b. Hâlid ( خالدَ بن أيوب ): Eyyûb b. Halid b. Safvân b. Evs b. Câbir el-Ensâri hakkında Ebû’l-Feth el-Ezdî (374/985) leyse hadîsuhü bizâke ( hadîsi makbul değildir) demiş ve ehl-i hadîsin onun hakkında cerh edici ifadeler kullandıklarını belirtmiştir. İbn Hacer el-Askalânî fihi lîn (gevşek bir râvi) demiştir.377 Yahya b. Said el-Kattân da onun hadîsinin yazılmayacağına dair cerh edici ifade kullanmıştır. Ancak Müslim, bu râviyle ihticac etmiştir. Ayrıca İbn Hibbân da es-Sikât’ında zikretmiştir.378 İbn Hacer’in Takrîbü’t- Tehzîb’de Müslim’in râvilerinden leyyinü’l-hadîs dediği ricâlle ilgili bir makale yazan Nuaym es-Safedî, bunları beş râvi olarak tesbit etmiş ve incelemiştir. Bunlardan ilki olarak ele aldığı râvi söz konusu olan Eyyûb b. Hâlid’dir. Eyyûb’u cerh edenler olduğu gibi ta’dil edenlerin de olduğunu belirtir.379 Makalenin yazarı tercih ettiği görüşün onun sika olduğu yönünde olduğunu belirtir. Çünkü Müslim, ondan bir hadîs almış ve onunla ihticac etmiştir. İlgili yerdeki baba da bu hadîsle başlamıştır. Müslim’e göre Eyyûb sika bir râvidir.380
7- Abdullah b. Râfi’ Mevla Ümmü Seleme (رافع بن عبدَالله): Hz. Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’nin azatlı kölesidir. Ümmü Seleme ve Ebû Hüreyre’den rivayette bulunmuştur. İbn Sa’d, sika ve çok hadîs rivayet ettiğini kaydetmiştir.381 Kendisinden akranları Said el-Makbûri, Eflah b. Said ve İbn İshak vb. rivayette bulunmuşlardır.382 Iclî, Ebû Zür’a ve Nesâi ona sika demişlerdir.383 İbn Hibbân da onu Sikât’ta zikretmiştir.384
Abdullah b. Râfi de hadîsi Ebû Hüreyre’den rivayet etmiştir.
Bütün bunlardan sonra hadîsin senedi hakkında söylenecek olan şudur;
Seneddeki râvilerden daha çok Eyyûb b. Hâlid b. Safvân üzerinde tartışmalar bulunmakta, ancak Müslim’in bu râvi ile ihticâc ettiğini görmekteyiz. Hatta hadîsin bulunduğu babta başka herhangi bir hadîse yer vermemiştir. Bu durum, ona göre râvinin hüccet olduğunu göstermektedir. Rivayet edilen bu hadîsi sıhhat açısından takviye edici anlamda Nesâî’nin385 el-Ahdar b. Aclân tarîkiyle aktardığı hadîs mütâbi bir rivayet hükmündedir. Bu rivayet hem hadîsin sıhhatini hem de râvinin hüccet olmasını takviye etmektedir.386 İncelediğimiz hadîsle alakalı bir kitap yazan Abdulkadir Habibullah es-Sindî, rivayetin Müslim’in şartlarına387 uyan hadîslerden olduğunu seneddeki râvilerden sadece Eyyûb b. Hâlid hariç hepsinin sika olduğunu ifade
376 Hatîb el-Bağdâdî, el-Cerh ve’t-Ta’dîl X. 403.
377 İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, I, 401.
378 İbn Hibbân, es-Sikât, IV,25.
379 es-Safedî, bunları makalesinde sayar. Cerh edenler olarak yukarıda sayılanları verir. Ta’dil edenler arasında İbn Hibbân, el-Hazrecî gibi âlimler var olup, Müslim bu râviyle ihticac etmiştir. Muhammed Subhi Hallak: Sika ama hakkında cerh vaki olmuştur. Ahmed Şâkir: onun hadislerinin isnadının sahih olduğunu belirtir. Şuayb el-Arnavud onun hadisinin Müslim’in şartına göre sahih olduğunu belirtmiştir. Elbani de onun zayıf olduğunu kabul etmez, Ezdî kendisinin muhaddisler nezdinde leyyin olduğunu aktarmıştır. Ezdî’nin kitabında birçok kimseyi cerh ettiğini ancak onun dışındaki kimsenin onları cerh etmediğini görmekteyiz. Zehebî de buna dikkat çekmiştir. İbn Hacer’in kendisi de bir ravi ile ilgili olarak Ezdi’nin değerlendirmesine katılmadığını belirtmiştir. Ezdi’nin infirad ettiği konuda ona itimad edilemeyeceğini belirtir. Bkz. Es-Safedî Nuaym Es’ad, “Leyyinu’l-hadis inde İbn Hacer el-Askalâni dirâse tatbikiyye alâ Sahîhi Müslim”, Mecelletu’l-Câmia Külliyetu Usûli’d-Din, Filistin, 2004, s. 67-118.
380 es-Safedî, a.g.m., s. 67-118.
381 İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, V, 227.
382 Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, V, 90.
383 Iclî, Tarihu’s-Sikât, I, 255; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, V, 53; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, XIV, 485.
384 İbn Hibbân, es-Sikât, V, 30.
385 Nesâi, Es-Sünenü’l-Kübrâ, X, 213.
386 Suyûtî, Tedrîbu’r-Râvî, V, 72. (Muhammed Avvâme ta’liki)
387 Müslim’in şartları konusunda Mukkaddime’de bilgi vermektedir. Orada müttehem bi’l-kizb ve münkerul hadis veya galatı çok olanlardan hadis tahric etmediğini belirtmektedir. Müslim’in bu ve diğer şartları için bkz. Dilek, Mehmet, Kütüb-i Sitte’nin Şartları Etrafında Gelişen Tartışmalar, İlahiyat, Ankara 2014, s.128 vd. etmiştir. Onun hadîslerinin de mütabaât ve şevâhid için uygun olduğunu, hadîsinin yazılabileceğini aktardıktan sonra bu hadîsin de sikalara muhâlif olmadığını belirtmiştir. 388
Yukarıda verilen bilgilerden sonra hadîsin sahih olduğunu kabul eden ve etmeyenlerin görüşlerine yer verdikten sonra değerlendirmelerde bulunacağız.
Müslim’in vermiş olduğu rivayeti sahih sayan pek çok âlimin yanında sahîh olmadığını söyleyen hadîs otoriteleri de bulunmaktadır.
Sahîh olduğunu kabul edenler arasında başta Müslim b. Haccâc olarak İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Beyhakî, İbnu’l-Cevzî ve Şevkâni gibi âlimler vardır. Çağdaş sayılabilecek kişilerden ise bu konuda bir kitabı da bulunan el-Muallemî, sahîh olduğu sonucuna ulaşmıştır. Nâsıruddin el-Elbâni de hadîsin sahih olduğunu belirtmiştir. Yine günümüzde birçok araştırmacı, yazmış olduğu kitap ve makalelerinde hadîsin sıhhatine vurgu yapmışlardır. Muhammed Avvâme de hadîs hakkında görüş belirterek hadîsin hem zayıf olmadığı belirtmiş hem de Kur’ân’a muhalif bir mana taşıdmadığına dikkat çekmiştir.
Sahih kabul etmeyenler ise; hadîsi zayıf sayma sebepleri farklı olmakla birlikte Buhârî ve hocası Ali b. el-Medînî gibi hadîs otoriteleri yanında İbn Kesîrİbn Kesîr ve el-Münâvi gibi muhaddisler de vardır. Şuayb el-Arnavut da hadîsi zayıf sayanlar arasındadır. 389
Âlimler bu hadîsi birkaç açıdan illetli bulmuşlardır. Bunlardan bazısı hadîsin isnadıyla ilgili iken bazısı da metni ile alakalıdır;
Birincisi; Hadîs merfu değildir, bilakis Ebû Hüreyre’nin Ka’bu’l-Ahbâr’dan duymuş olduğu bir rivâyettir.
Buhârî, Târîhu’l-Kebîret-Târihu’l-Kebîr adlı eserinde bu hadîsi rivayet edenlerden Eyyûb b. Hâlid’in biyoğrafisini verirken Müslim’de geçen senedin İsmail b. Ümeyye’den sonraki kısmını verir ve peşinden de hadîsle ilgili olarak aşağıdaki bilgiyi nakleder.
وروى اسمعيل بْن أمية عَنْ أيوب بْن خَالِدَ ا لَْنْْصَارِ ي عَنْ عَبْدَ اَّللّٰ بْن رَافِعٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ ا لنَّبِيِ صَلَّى اَّللُّٰ عَلَيْهِ وَسَلَّم قَالَُ :خلق اَّللّٰ
التربة يوم السبت، وقَالَُ بعضهم عن ابى هريرة عَنْ كعب وهو أصح.
“İsmail b. Ümeyye, Eyyûb b. Hâlid el-Ensâri’den O da Abdullah b. Râfi’den O da Ebû Hüreyre’den O da Hz. Peygamber’den şöyle aktarmıştır: Allah toprağı cumartesi günü yarattı… Bazıları bu hadîs Ebû Hüreyre’nin Kab b. el-Ahbâr’dan yapmış olduğu rivayetlerden olduğunu söylediler. Bu bilgi daha sahihtir.”
390 Demiştir.
Bu anlamda İbn Kesîrİbn Kesîr (774/1373), El-Bidâye ve’n-nihâye adlı eserinde şunları ifade etmiştir: “Hadîs, Ebû Hüreyre’nin Ka’bu’l -Ahbâr’dan yaptığı rivayetlerdendir. Her ikisi arkadaşlık eder sohbet meclisi kurarlardı. Ka’b sahifelerinden rivayette bulunur, Ebû Hüreyre de Hz. Peygamber’in tasdik ettiklerini ondan rivayette bulunurdu. Bu hadîs de Ebû Hüreyre’nin Ka’b’tan aldıkları nevindendir. Râvilerden biri yanılmış ve onu merfu olarak almıştır. Merfuluğunu te’kid için de “Hz. Peygamber elimden tuttu” ifadesini kullanmıştır.”391
388 Es-Sindî, Abdulkadir Habibullah, İzâletu’şübhe an hadisi’t-türbe, Haleb, 1401. S. 14.
389 Sahîh sayan ve zayıf kabul eden âlimler için bkz. el-Kudât, Şerif, “Hel yeteâradu’l-hadisü’s-sahih maa’l- Kur’ani’l-Kerim ev el-ilmu’l-hadîs: Halakallahu yevme’s-sebti nemuzecen,” Külliyetü’ş-Şeria el-Câmiatu’l-Ürdüniyye, Amman, 2009-2010, s. 4.
390 Buhârî, et-Târîhul’l-Kebîr, I, 414.
391 İbn Kesîr, el-Bidâye, I, 18.
İbnu’l-Kayyim el-Cevziyye (751/1350), el-Menâru’l-Münîf adlı eserinde hadîsin merfu olmasının hata olduğunu Buhârî’nin kaydettiği rivayete dayanarak açıklamıştır.392 el-Münâvî (1031/1622) Feyzu’l-Kadîr adlı şerhinde hadîsi yorumlarken Zerkeşî’den393 naklen bu rivâyetin Müslim’in garîb rivayetlerinden sayıldığını hakkında tenkidler var olduğunu Buhârî, Ali b. el-Medînî ve diğer bir kısım âlimlerin bu rivayeti Ka’b’ın sözü olarak kabul ettiklerini belirtmiştir.394
Dikkat edildiği üzere Buhârî’den sonraki âlimler, hadîsi merfu saymama sebepleri olarak genelde Buhârî’nin sözüne atıf yapmışlardır.
Abdurrahman b. Yahya el-Muallemî, Envâru’l-Kâşife adlı eserinde buna değinmiştir. Ona göre sanki Buhârî’nin zihnine gelen Eyyûb b. Hâlid’in bu rivayette hata yaptığıdır. Çünkü söz konusu rivayeti onun biyoğrafisinde vermekte ve tercihinin hangisi olduğunu belirtmektedir. Buhârî’yi bu düşünceye sevk eden aşağıdaki kaydedeceğimiz şu üç sebep olabilir.
Birincisi; Haberi bu şekliyle uygun bulup tasvip etmemiştir.
İkincisi: Eyyûb’un sağlam ve kavî bir râvi olmamasıdır. Eyyûb, az hadîs rivayet eden biri olup Müslim, ondan sadece bir rivâyet almıştır. Ebû’l-Feth el-Ezdî (374/985) onu tenkid etmiştir. İbn Hibbân dışında da onu tevsik eden kimse yoktur. İbn Hibbân ise râvileri tevsikte yani sika kabul etmekte müsamahakâr biridir.
Üçüncüsü; “Bazılarının” sözüyle işaret ettiği diğer bir rivâyetten dolayıdır.
Bu bilgileri verdikten sonra el-Muallemî, şunu da eklemiştir: “Keşke Buhârî, belirtmiş olduğu o rivayetin sened ve metnini vermiş olsaydı. Çünkü bazan sözü edilen rivayetin kendisi de zayıf olabilmektedir. Bununla birlikte belki de üstteki diğer iki illeti, bu hadîsin zayıf sayılması için yeterli sebep görmüştür.”395
Buhârî’nin hadîsi bu şekilde değerlendirmesine karşı itirazlar olmuş, Hadîsin merfu olduğunu destekleyici çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.
Söz konusu hadîsle ilgili makale yazan Nuaym Es’ad es- Safedî’ye göre : “Aslında hadîsin bütün tarikleri merfu olduğunu göstermektedir. Buhârî’nin ifade ettiği bilginin dışında Ebû Hüreyre’nin bu rivayeti Ka’b’tan aldığına dair herhangi bir kayda rastlamadım. Zaten Buhârî de “bazılarının” kim olduğunu açıklamamıştır. Bilakis Ebû Hüreyre, “Hz. Peygamber benim elimden tuttu” demiştir. Bu ifade, onun hadisi iyi ezberlediğini ve bu konudaki te’kidine delalet eder.”396 Ali el-Kârî (1014/1605), ilgili hadîsi şerh ederken “elimden tuttu” ifadesinin Hz. Peygamber’e yakınlığına ve hadîsi tam manasıyla zabt ettiğine işaret olduğuna delil olduğunu belirtir.397
Müfessir Âlusi (1270/1854), Ruhu’l-Meânî adlı eserinde bu eleştiriye cevap olarak şu ifadelerin kaydedildiğini aktarır: “Merfuyu ezberleyen onu ezberlemeyen üzerine tercih edilir ve hüccet olur. Sırf bir zandan dolayı sikanın rivayeti reddedilemez. Bu yüzden Müslim, diğerlerinin dediklerini kabul etmedi ve kitabına makbul bir rivayet olarak bu hadîsi almıştır.”398
Eyyûb b. Hâlid’in zayıf bir ravi olduğuna dair aktarılan bilgilere ise şu şekilde itiraz edilmiştir: Aslında bu râvi hakkında Ebû’l-Feth el-Ezdî (374/985) tek başına kalmıştır. Zaten İbn Hacer de ondan aktarmıştır. Bunların dışında başka taz’if eden yoktur. Ebû’l-Feth el-Ezdî’nin kendisi cerh edilen biridir. Eğer zayıf kabul ettiği râvi konusunda tek başına olup ondan başkası râviyi cerh etmemişse ona itimat edilmez.
392 İbnul Kayyim, el-Menârul Münîf, I, 85.
393 Zerkeşî, en-Nüket, III, 447.
394 Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, III, 447-448.
395 el-Muallemî, Abdurrahman b. Ebû Yahya, el-Envâru’l-Kâşife, s. 189.
396 Safedî, a.g.m. s.77.
397 Ali el-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh, IX, 3666. (Sayfa doğru mu?)
398 Âlûsi, Rûhu’l-Meânî, XIII, 358.
Zehebî de (748/1348) el-Ezdî’nin mecrûhîn(cerh edilmiş) râviler hakkında büyük bir kitap te’lif ettiğini ancak kendinden önce hiç kimsenin zayıf saymadığı pek çok kişiyi de zayıf saydığını aktarmış, aslında kendisi de hakkında konuşulmuş biri olduğunu söylemiştir.399 İbn Hacer, diğer bir râvinin biyoğrafisinde el-Ezdî’nin bir râvi için “kabul edilen biri değildir” tenkidine hiç kimsenin katılmadığını bilakis el-Ezdî’nin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca bir yerde de teferrüdü halinde yani tek başına kaldığı durumda onun sözüne itimat edilemeyeceğini ifade etmiştir.400
Öte yanda Müslim b. Haccac el-Kuşeyrî, Sahih’ine zayıf râvilerden rivayet almış olduğu eleştirisine, âlimlerin cevabı da diğerlerine göre zayıf olan bazı râvilerin ona göre sika olduğu şeklinde cevap vermişlerdir.401
Buhârî’nin أصح وهو كعب َعْن هريرة ابى عن بعضهم وَقاَلُ ifadesinde bulunan أصح ibaresine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Muhammed Avvâme, bu ifadenin Buhârî ve mütekaddim ulema nezdinde hem sahih hem de zayıf hadîs mukabilinde kullanıldığına dikkat çeker. Dolayısıyla bu konuda kesin bir hüküm vermenin hatalı sonuca götüreceğini ve çok doğru olmadığını belirtir.402 Burada diğer rivayet sahih de olabileceğinden Buhârî’nin tam olarak neyi kastettiğini anlamak zordur.
es-Sindî, Buhârî’nin Târîhu’l-Kebîr’de cerh ettiği rivayet için söylediği ‘Bazıları Ebû Hüreyre’nin Ka’btan verdiği rivayet olarak vermiş ve bu daha sahihtir’ demesi Müslim’deki rivayetin şaz olmasını gerektireceğini belirterek şunları eklemiştir: “Buhârî’nin dediği bu rivayet nerede? Kütüb-i sitte veya dışındaki kitaplardan hangisi rivayet etmiştir? Buhârî bunu, Sahîh’te rivayet etmemiş başka kitaplarında da yoktur. Ben, matbu ve mahtût terâcim, tarih, siyer, tefsir kitaplarında bu rivayeti araştırdım bulamadım. Hatta Buhârî dışında bu rivayete işaret eden kimse de yoktur.”403
el-Muallemîise el-Envâru’l-Kâşife adlı eserinde bu illetin zayıf olduğuna dair Ka’b’tan, Abdullah b. Selam’dan Vehb b. Münebbih ve onlardan rivayet edenlerden yaratılışın başlangıcının pazar günü olduğuna dair rivayetlerin var olmasıdır. Bu ehl-i kitabın kitaplarında da böyledir. Bu durum söz konusu hadîsin Ka’b’ın sözü olmadığını göstermektedir. Taberî’nin verdiği rivayete göre Allah semâvât ve arzı pazar ve pazartesi günü yaratmaya başladı şeklindedir.404 Abdullah b. Selâm’dan da aynı şekilde bir rivayet bulunmaktadır. 405
Ehl-i kitabın inancına göre Allah, kâinatı altı günde yaratmış ve yedinci günde ise istirahat etmiştir. Bu hadîste ise yaratmanın cumartesi günü başladığı belirtilmektedir.. Dolayısıyla bunun isrâiliyyattan olması ihtimali yoktur. Tevratın tekvin bölümü406 ile hadîste olanları karşılaştırdığımızda da zaten bunu görebilmekteyiz.
|
Günler |
Tevrat |
Hadîs |
|
Cumartesi |
İstirahat |
Türbe (yer kabuğu,toprak, arz) |
|
Pazar |
Semavât, Arz, Nur |
Dağlar |
|
Pazartesi |
Sema(gökkubbe), gökkubbenin üstündeki suların altındaki sulardan ayrılması |
Ağaçlar |
399 Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübüvve, XIII, 389; XVI, 347.
400 İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, II, 198.
401 Safedî, “Leyyinu’l-hadis inde İbn Hacer fi’t-Takrîb”, s. 73.
402 Suyutî, Tedrîb, (Muhammed Avvâme ta’liki), I, 74.
403 es-Sindî, İzâle, s. 20.
404 Taberî, Târîh, I, 59.
405 Zehebî, el-Uluvv li Ali el-Ğaffâr, I, 117.
406 Bkz. Kutsal Kitap, Yaratılış, 1-2
|
Salı |
Kuru toprağın görünmesi, kara, deniz ve ağaçlar |
Mekrûhlar |
|
Çarşamba |
Güneş, ay ve yıldızlar |
Balık[Nûn] veya Nûr |
|
Perşembe |
Büyük deniz canavarları, deniz hayvanları ve uçan varlıklar |
Hayvanlar |
|
Cum’a |
Hayvanlar(evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen) ve İnsan |
Âdem |
Buna göre; yaratılış günlerinde tam bir tevafuk yoktur. Sadece perşembe ve cuma günlerinde kısmen bir uygunluk görülebilmektedir. Hadîs yaratılmanın cumartesi başladığını belirtirken, Tevrat pazar günü başladığını bildirmektedir. Cumartesi gününün istirahat günü olması ise tamamen İslami anlayışla uyuşmamaktadır.407
Bu açıklama ve değerlendirmelerden sonra ele aldığımız Müslim hadîsinin israilî bir rivayet olamayacağı anlaşılmaktadır.
İkincisi; Seneddeki İsmail b. Ümeyye Hadisi Metrûk Bir Râvî Olan İbrahim b. Ebû Yahya’dan alması.
Hadîsin senedinde yer alan İsmail b. Ümeyye, bu rivayeti İbrahim b. Ebû Yahya’dan almıştır. O da metruk bir râvidir.
Bu görüş, Buhârî’nin hocası Ali b. el-Medînî’ye (ö. 234/848) aittir. Muhammed b. Yahya adındaki bir kişi Ebû Hüreyre’nin rivayet etmiş olduğu konumuz olan rivayet hakkındaki görüşünü sormuştur. Ali b. el-Medînî, hadîsin Medine menşeli olduğu ve senedinin de Hişâm b. Yusuf→İbn Cüreyc→İsmail b. Ümeyye→ Eyyûb b. Halid →Ebû Râfi’ Mevlâ Ümmü Seleme→Ebû Hüreyre dedi ki Hz. Peygamber elimi tuttu... şeklinde olduğunu belirtmiştir.
Peşinden Ali b. el-Medînî, müselsel408 bir rivayet olarak hadîsin senedini şöyle verir; İbrahim b. Ebû Yahyâ dediki, Eyyûb b. Hâlid elimi tuttu, Eyyûb dediki Abdullah b. Râfi’ elimi tuttu, Abdullah b. Râfi dediki Ebû’l-Kâsım benim elimi tuttu ve Allah toprağı cumartesi günü yarattı... dedi.409 Ali b. el-Medînî, bu rivayet için sadece İsmail b.Ümeyye’nin İbrahim b. Ebû Yahya’dan vermiş olduğu rivayet olarak biliyorum.410 demiştir. Yani senedinde râvi düşmesi olup, sahîh bir hadîs olmadığını belirtmiştir. Ali b. el-Medînî, bu rivayeti seneddeki İbrahim b. Ebû Yahya’dan dolayı illetli saymıştır. İbrahim b. Ebû Yahya pek çok âlimin belirttiği gibi kendisiyle ihticac edilmeyen bir râvidir.411
407 Bu tesbite Tevrat, gün ismi vermemektedir, sadece birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün… diye sıralamaktadır, diye itiraz olsa bile bu nazar-ı dikkate alındığında yine sadece üç günde cüzi bir uyuşma olduğu görülmektedir. Geniş bilgi için bkz. el-Kudât, “a.g.m”, s. 20-25.
408 Bu rivayeti Hâkim en-Neysâbûrî, Marifetu Ulûmi’l-Hadîs adlı eserinde müselsel hadise örnek verir. Beyhakî de el-Esmâ ve’s-Sıfât el-Esmâ ve’s-Sıfât el-Esmâ ve’s-Sıfât adlı eserinde kaydeder. Hadisin senedi şu şekildedir: Ahmed b. el-Hüseyin el-Mukri elimden tuttu, dediki, Ebû Ömer Abdulaziz b. Ömer b. el-Hasen b. Bekr b. eş-Şerud es-San’ânî elimden tuttu, dediki, babam elimden tuttu, o da dediki, babam elimden tuttu, dediki, İbrahim b. Ebû Yahya elimden tuttu, o da dediki, Safvan b. Ebi Süleym elimden tuttu, o da dediki, Eyyub b. Halid el-Ensârî elimden tuttu, o da dediki, Abdullah
b. Rafi’ elimden tuttu, dediki, Ebû Hüreyre elimden tuttu, Ebû Hüreyre de; Ebu’l-Kasım (s.a.v) elimden tuttu ve şöyle dedi: Allah, arzı cumartesi günü yarattı…ilh
409 Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât , II, 250.
410 Beyhakî, el-Esma ve’s-Sıfât, II, 250.
411 Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, I, 306; et-Tarîhu’s-Sağîr, I, 13; İbn Ebî Hâtim, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, II, 125; Nesâî, ed-Duafâ,
s.11; Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, I, 106.
Muhtemelen bu bilgileri Ali b. el-Medînî’ye nisbet eden en eski kaynak el-Esmâ ve Sıfât olup Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyn b. Alî Beyhakî’ye (ö. 458/1066) aittir.412 Beyhakî bu tarik için Musa b. Ubeyde er-Rebezî’nin mütâbi bir rivayeti bulunduğunu ancak Musa’nın zayıf bir râvi olduğunu belirtmiştir. Yine mütâbi bir rivayet olarak Bekr b. eş-Şerûd da İbrahim b. Ebû Yahya’dan413 rivayette bulunmuş ancak onun da isnadı zayıftır. Beyhakî eserinde, Müslim’de geçen hadîsi verdikten sonra şöyle demiştir: “Ehl-i ilimden bir kısım âlimler, tefsir ve tarih âlimlerinin bu hadîse olan muhalefetlerinden dolayı gayr-ı mahfûz414 yani şâz olduğunu söylemişlerdir. Bir kısmı da İsmail b. Ümeyye’nin bunu, İbrahim b. Ebû Yahya’dan onun da Eyyûb b. Halid’den aldığını, İbrahim’in ise ihticac edilen bir râvi olmadığını açıklamışlardır.”415
Buhârî’nin et-Tarihul-kebir’de hadîsi illetli sayma sebebi bu değildir. Ali b. el-Medînî de bu hadîsi rivayet eden Eyyûb b. Hâlid el-Ensâri’yi zayıf saymamıştır. Beyhakî de Ali b. el-Medînî’nin bu rivayeti sadece İsmail b. Ümeyye’nin Eyyûb b. Halid el-Ensâri’den almış olduğu ifadesine katılmadığını göstermek için hadîse iki tane mütâbi rivayet vermiştir.416 Muhammed b. İsmail el-Buhârî, hocasının hadîsi illetli sayma sebebine katılmamıştır. Çünkü İsmail b Ümeyye, muhaddisler nezdinde sika sebt bir râvidir. Ne tedlis ne de hafi irsâl ile itham edilmiştir. Senedinde herhangi bir inkıta da yoktur. İsmail b Ümeyye hocası Eyyûb b. Halid el-Ensâri ile çağdaştır. Eğer böyle bir şey olsaydı Buhârî buna işaret ederdi. Bundan dolayı hadîs âlimlerinden pek çoğu bu isnadı sahih saymışlardır.417
Sehâvî, el-Cevâhirul Mükellele adlı eserinde, isnadın İbrahim b. Muhammed b. EbûYayha’da birleştiğini ve onun zayıf bir râvi olduğunu belirttikten sonra, teselsül olmayan diğer rivayetin sahih olduğunu aktarmıştır.418
Beyhakî’nin Ali b. el-Medînî’yi reddettiği söze gelince: “Bazıları iddia etmişler ki (زعم) İsmail b. Ümeyye bunu sadece İbrahim b. Ebû Yahya’dan almıştır. Aslında Beyhakî’nin burada “iddia etmişler ki (زعم)” kelimesini kullanması açık bir kabul etmeme ve reddetmektir. Çünkü İsmail b. Ümeyye, Eyyûb b. Halid el-
Ensâri’nin çağdaşıdır.419 Nasıruddin el- Elbânî de bu iddianın delilden uzak bir görüş olduğunu aktardıktan sonra böyle bir durumun İsmail b. Ümeyye’nin rivâyetinde olamayacağını belirtir. Çünkü İbn Hacer’in Takrîb’de ifade ettiği gibi İsmail, sika sebt bir râvidir.420
Öte yandan önemle altının çizilmesi gereken nokta ise şudur: Ali b. el-Medînî ve Buhârî Hadîsi ta’lil sebebi açısından ittifak etmemişlerdir. Her birinin vurguladığı nokta farklıdır. Şayet aynı noktada birleşselerdi, görüşlerini kabul edilmesi gerekirdi. 421
Üçüncüsü; Bu hadîs, Kur’ân’a muhaliftir.
412 Suyûti, TedrîbTedrîbu’r-Râvî, s. 74. (Muhammed Avvâme’nin taliki); El-Beyhakî, bu bilginin isnadını Ebû Abdullah→Ebû Yahya Ahmed es-Semerkandi →Ebû Abdullah Muhammed b. Nasr → Muhammed b. Yahya şeklinde vermiştir.
413 Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât , II, 250.
414 Gayr-ı Mahfûz: Sika ve zayıf ravilerin kendilerinden daha güvenilir ravilere muhalif olarak rivayet ettiklerin hadislere denir. Geniş bilgi için bkz. ebdulkadir b. Mustafa el-Muhammedi, eş-Şâzz ve’l-Münker ve Ziyâdetu’s-Sika, Beyrut, 2005, s.107.
415 Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât , II, 250; Buhâri, Nesâî, Zehebî, Ukaylî, İbn Hacer, İbn Hibbân hepsine göre İsmail b.Ümeyye’nin İbrahim b. Yahya’dan semaı sabit değildir, râvi de müttehemün bilkizbtir. İbn Mâce’nin tek başına rivayet ettiği râvilerindendir. Bkz. es-Sindî, İzâle, s. 17.
416 es- Sindî, a.g.e., s. 18.
417 es- Sindî, a.g.e., s. 18.
418 Suyutî, Tedrîb, Muhakkik ta’liki, V, 71.
419 es-Sindî, a.g.e., s.18.
420 İbn Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb, 86.
421 es-Sindî, a.g.e., s.18.
Âlimlerin illetli saydıkları üçüncü nokta ise, hadîsin Kaf suresindeki “Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.”422 manasındaki âyete muhalif olmasıdır.
Âyet, göklerin ve yerin altı günde yaratıldığını ifade ederken hadîs yedi günde yaratıldığından söz eder. Bu görüşü de İbn Kesîr423 ve başka bazı âlimler de savunurlar. Bu tenkid, hadîsin metni ile ilgili olduğu için metin tahlili kısmında yer verdik.
B- Hadîsin Metin Açısından İncelenmesi
Hadîsin Müslim’deki metni şu şekildedir.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: أَخَذَ رَسُولُ اِلله صَلَّى اُلله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِي فَقَالَ: ” خَلَقََ اُلله عَزََّّ وَجَلَّ الت رْبَةَ يَوْمََ السَّبْتِِ، وَخَلَقََ فِيهَاَ الْجِبَالَ يَوْمََ
الْحََْدِ، وَخَلَقََ الشَّجَرَ يَوْمََ الِاثْنَيْنِ، وَخَلَقََ الْمَكْرُوهَ يَوْمََ الث لَاثَاءِ، وَخَلَقََ الن ورَ يَوْمََ الْرَْْبِعَاءِ، وَبَثَّ فِيهَاَ الدَّوَابَّ يَوْمََ الْخَمِيسِ، وَخَلَقََ آدَمََ عَلَيْهِ السَّلَامَُ بَعْدَ الْعَصْرِ مِنْ يَوْمَِ الْجُمُعَةِ، فِي آخِرِ الْخَلْقَِ، فِي آخِرِ سَاعَةٍ مِنْ سَاعَاتِ الْجُمُعَةِ، فِيمَا بَيْنَ الْعَصْرِ إِلَى اللَّيْلِ"
Ebû Hüreyre’den rivayet edilmiştir. Resulullah elimden tuttu ve şöyle söyledi:“Allah, toprağı cumartesi günü yarattı. Ondaki dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı. Mekruhları salı günü yarattı. Nuru çarşamba günü yarattı. Yerin üzerinde, hayvanları perşembe günü yaydı. Âdem’i de cuma günü ikindiden sonra mahlûkatın en sonunda ve cum'a saatlerinin nihâyetinde, ikindi ile akşam arasında yarattı.”424
- Rivayetlerdeki Farklılıklar
Bu rivayetle diğer kitaplarda geçen tariklerine baktığımızda bazı farklılıklar olduğunu görmekteyiz. Müslim’deki rivayette salı günü الَمْكُروَه “mekrûhları” yarattı şeklinde geçerken Nesâî’in es-Sünenu’l-
Kübra’sında ْقَن الِت “demir vb. hayat işçin gerekli olan madenleri” yarattı425 şeklinde geçer. Kadı Iyâz (544/1149) bazı rivâyetlerde وَر اُلن yerine balık anlamında النون olarak geçtiğini hatta Sahihu Müslim’in bazı râvilerinin de bu şekilde rivayet ettiklerini belirtmiştir. Yine Kâdı Iyâz bir rivayette ise “denizler” anlamındaki البحْور kelimesinin geçtiğini belirtir. 426 Diğer bir Müslim şârihi Nevevî (676/1277), her iki şeyin de aynı günde yaratılma ihtimalinden dolayı rivayetlerdeki bu durumun herhangi bir zıtlık oluşturmayacağını ifade etmiştir.427
Elbânî’nin tahkikli olarak neşretmiş olduğu Mişkâtü’l-Mesâbîh’te الُّتْرَبَة الله خلق yerine اْلَبرَّية الله خلق 428şeklinde geçer, ancak bu rivayet Tebrîzî’nin eklemiş olduğu rivayetlerden olup aslı olan Beğâvî’nin Mesâbihü’s-Sünne adlı eserinde yoktur. Yine aynı şekilde Ebû’l-Ferec İbnul Cevzî’nin (597/1201) Keşfu’l-Müşkil min Hadîsi’s-Sahîhayn adlı kitabında geçer.429
Hadîste geçen الُّتْرَبَة kelimesini arz yani yer küresi430, sadece toprağın kendisi431 ve bir de yer kürenin kışrı yani kabuğu432 olmak üzere üç şekilde anlamışlardır. Hadîste geçen bu kelimenin üçüncü manada olduğu daha uygun gözükmektedir. Çünkü Hz. Peygamber zamanında el-Kışretu’l-ardiyye kelimesi kullanılmıyordu.
422 Kâf suresi, 38.
423 İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I,18.
424 Müslim, “Sıfatu’l-Kıyâme, 27.
425 Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ, X, 213.
426 Kadı Iyaz, İkmâlu’l-Mu’lim, VIII, 321.
427 Nevevi, Şerhu Müslim, XVII, 133,134.
428 Beriyye: Şayet b-r-e kökünden alınırsa yaratmak anlamında, b-r-y kökünden alınırsa toprak anlamında olduğu belirtilmiştir. İbnu’l-Esîr, Câmiu’l-Usûl, VIII, 512.
429 Ebû’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’nin Keşful Müşkil min Hadisi’s Sahîhayn. III, 580.
430 Kadı Iyaz, el-Meşâriku’l-Envâr, I, 120.
431 İbn Hacer, Fethu’l- Bârî, I, 438; Aynî, Umdetu’l-Kârî, IV, 3.
432 Ayni, Umdetu’l-Kâri, IV, 3.
Hz. Peygamber, arz ve türâb yerine türbe kelimesini kullanmayı tercih etmiştir.433 Böyle olması yeni ilmi anlayışa da uygundur. Çünkü önce yer kabuğu yaratıldı, sonra soğudu ancak arz kaya gibiydi ne toprak gibi ne de kum idi. Sonra dağlar çıkmaya başladı. Bu ateşli kayalar yer kabuğunu oluşturan ilk kayalardır.434
Kur’ân’da geçen el-yevm kavramı günümüzdeki anladığımız gün anlamında değildir. Çünkü bizim bildiğimiz gün dünyanın dönüşüne göre belirlenmekte ve yirmi dört saatlik bir zaman dilimidir. Yaratılışın ilk zamanlarında dünya ve güneş yoktu. Dünya yaratılınca kendi etrafında dönmesiyle günler oluşmuştur. Buna delil, Kur’ân-ı Kerim’in günün bazısını bin sene, bazısını ellibin sene, bazısını da bizim bildiğimiz günler gibi kullanmış olmasıdır. Hatta Allah, semâvât ve arzı altı günde yarattığını bildirdiği âyetin hemen peşinden gelen âyette günü, ellibin sene olarak bildirmektedir.435
Buradan açıkça anlaşılıyor ki, Kur’ân’da söz edilen günler bizim bildiğimiz günler anlamında değildir.
Günümüzde bile bir yıldızdan diğerine gün müddeti değişmektedir.436
B. Hadîsin Kur’ân’a Muhalif Olması
Bu Hadîsin Kur’ân’a muhalif olduğunu söyleyenlerin delileri şunlardır.
- Âyette semâvât ve arzın altı günde yaratıldığı belirtilmektedir.437 Hadîste ise yedi gün olarak sayılmaktadır.
- Fussilet sûresindeki âyetler arz ve içindekilerin dört günde yaratıldığını anlatırken hadîs bunu yedi olarak belirtir. 438
İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye adlı eserinde şunları söylemiştir: “Bu hadîsin metninde şiddetli bir gariplik vardır. Mesela, hadîste göklerin yaratılmasından bahsedilmemektedir. Yerlerin ve yerdeki mevcudatın yedi günde yaratıldığı söylenmektedir. Bu da Kur'ân'ın beyanlarına ters düşmektedir. Çünkü Kur'ân'da anlatıldığına göre yer, dört günde yaratılmış, sonra iki günde gökler dumandan yaratılmıştır. Dumandan maksat ta suyun buharıdır. O buhar, büyük su kütlesinin dalgalanması neticesinde büyük ilâhi kudretin eseri olarak yerden yükselmişti.439
Muhammed Avvâme, hadîsin Kur’ân’a muhalif olmadığını beş noktada izah eder.
Birincisi; Âyetler semâvât ve arzın yaratılmasından söz eder. Hadîs, arzdaki bazı âlemlerin yaratılmasını anlatır.
İkincisi; Âyetler insanlık âleminin ilk yaratılışından veya insanın yaratılmasından söz etmez. Hadîs bunlardan bahseder.
Üçüncüsü; İki yaratılış olduğunu söyleyebiliriz. İlk yaratılış, ikinci yaratılış… Nesâi’nin ikinci rivayetinden bunu anlamaktayız. Buna göre Allah, semâvât ve arzları yarattı, sonra arşa yöneldi, toprağı (arzı) cumartesi günü yarattı440 denmekte toprağın ve sonrakilerin yaratılmasını ilk yaratılma dediği semâvât ve arzın yaratılmasına atfetmektedir. Atıf ise muğayereti gerektirir.
433 el-Kudât, “Hel yeteâradu’l-Kur’ân”, s. 13.
434 el-Kudât, “Hel yeteâradu’l-Kur’ân”, s. 13.
435 Secde suresi, 4-5.
436 el-Kudât, “Hel yeteâradu’l-Kur’ân”, s. 13.
437 Allah, Kur’an’da yedi yerde semavat ve arzı altı günde yarattığını bildirmektedir. Bkz. A’râf, 54; Yunus, 3;Hûd, 7; Furkân,59; Secde, 4; Kâf, 38; Hadîd, 4.
438 "Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, âlemlerin Rabbidir" de. Fussilet, 9; “O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.” Fussilet,10.
439 İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I,18.
Dördüncüsü; Âyetler günlerin sayısını altı olarak belirlemiştir. Hadîs ise günleri cumartesi, pazar… diye isimlendirmiştir. İsimlendirilen bu günler, dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle oluşan günlerdir. Öyleki onda gece gündüz vardır. Güneş ve ay vardır. Doğması ve batması vardır. Ama âyetlerdeki günlerde güneş, ay, gündüz ve gece yoktur. Onlar eyyâm-ı şe’niyedir, Allah’ın “Hergün O bir şe’ndedir ( ِفي ُهَو َيْوٍمَ ُكَّل َشْأٍن)”441 âyetinde buyurduğu gibi buradaki gün, bizim örfümüzdeki lahzadan daha az bir zamandır.
Beşincisi; Kur’ânî günlerle hadîsteki günler arasındaki fark, hadîsin belirlediği Âdem aleyhisselamın yaratılışını ifade eden kısımda daha da net ortaya çıkmaktadır. Hadîste Âdem, cuma günü ikindi ile akşam arasında cumanın son saatlerinde yaratıldı denmektedir.442
Ali el-Kâri (1014/1605), bu hadîsi şerh ederken bu manaya şu şekilde değinmiştir. Ona göre cumartesinden murad günün sonu olup pazar gecesi olarak isim verilen zamandır. Bu da onun hükmünde olup altı günde yaratılmaya zıt değildir.443 Elbâni ise şunları söylemiştir: “Hadîsin senedinde ta’n gerektirecek herhangi bir durum yoktur. Bazılarının iddia ettikleri gibi Kur’ân’a muhalif bir durum da söz konusu değildir. Çünkü hadîs mahlûkatın arzda yaratılış keyfiyetini anlatıyor. Bu yedi günde olmuştur. Kur’ân ise semavat ve arzın altı günde yaratıldığını belirtmektedir. Arz da iki günde yaratılmıştır. Bunlar birbirine muarız değildir. Kur’ân’ın ifade ettiği altı gün hadîste sayılan 7 günden farklı bir şey olması ihtimalinden dolayı bu böyledir. Hadîs mahlûkatın arz üzerinde oturulmaya elverişli hale geliş tavırlarından söz ediyor. Kur’ân’ın gün kavramının bir kısmının bin, bir kısmının da ellibin sene demesi de bunu teyid ediyor. Altı günün bunlardan olmasına engel yoktur. Yedi gün de bizim günlerimizden olmasına hadîste açıklandığı gibi engel yoktur. Böyle olunca Kur’ân’la hadîs arasında bir zıtlık söz konusu değildir.444
Kur’ân’ın ifadesi hadîsin ifadesi arasında bir zıtlık olmadığını Ata b. Ebû Rebâh’ın Abdullah b. Râfi’ye mütâbi olarak vermiş olduğu rivayette; önce semâvât ve arzın altı günde yaratıldığı belirtilmekte peşinden arzın yaratılması ile ilgili tafsilat verilmektedir.
Ebû’- Ferec İbnu’l Cevzî (597/1201), Keşfu’l-Müşkil min Hadîsi’s-Sahîhayn adındaki eserinde şöyle bir yorum yapmıştır: “İbn Cerir ve bazı âlimler hadîste geçen günlerin müddetinin bin yıl olduğunu söylemişlerdir. Niçin böyle bir kanaate vardıklarını bilmiyorum. Belki de Hacc suresindeki 47. âyetten almışlardır. Halbuki bu günler, âhiretteki günlerdir. Hadîste ise bildiğimiz dünyadaki günlerdir. Şayet denilirse; Kur’ân altı günde semâvât ve arzdakilerin yaratıldığını bildiriyor. Hadîs ise yedi gün olduğunu söylüyor. Buna cevap şöyle verilir; Âyet semavatı arzı ve ikisi arasındakilerini genel olarak altı günde yarattı diyor, Âdem ise arz içindeki yaratılanlar arasındadır. Asıl olanlar altı günde yaratılmıştır. Âdem ise aslın fer’i durumundadır.” 445
Hadîsle ilgili bir makale kaleme alan Şerif el-Kudât, söz konusu hadîsin Kur’ân-ı Kerim’le çelişmediğine dair dört tane görüş olduğunu belirtir ve bunları tartışır.
Birinci görüş; Hadîs, aynen âyetteki gibi semavat ve arzın yaratılmasından söz eder. Âyetlerlerde semavât ve arzın altı günde yaratıldığı bildirilirken, Âdem aleyhisselamın yaratılmasından söz edilmemiştir. Hadîste, buna yedinci bir gün bilgisi daha eklenmiş oldu. Yani Allah, Âdemi yedinci günde yaratmıştır.446 Dolayısıyla âyetlerle bu hadîs arasında herhangi bir zıtlık yoktur.
440 Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ, X,213.
441 Rahman suresi 29.
442 SüyûtîSüyûtî, Tedrîb, Muhammed Avvâme taliki s. 73, 74.
443 Ali el-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh, IX, 3666.
444 Elbânî, Muhammed Nâsıruddin, Mevsûatu’l-Elbânî fi’l-Akîde, VII, 910.
445 İbnu’l-Cevzî, Keşfu’l-Müşkil, III, 580
446 el-Kudât, “Hel yetearadu’l-Kur’ân”, s. 16.
Bu görüş birkaç problemi beraberinde getirmektedir. Şöyleki hadîs sadece semâvata ait nurun yaratılmasından söz eder, başka değil. Bu da bir gün eder, ayetler iki gün olarak zikretmiştir. Ayrıca hadîs, arzın yaratılmasından değil, türbe yani yerkürenin kabuğunun yaratılmasından söz eder. Türbe, arzdan başkadır. Şayet arzı, türbe olarak kabul etsek o zamanda ayet iki günde yaratıldığını beyan ederken hadîs bir gün de yaratıldığını anlatmış olmaktadır. Yine âyet, dağlar ve yiyecekler (ağaçlar, hayvanlar) iki günde yaratıldı derken Hadîs üç günde yaratıldı demektedir. Dolayısyla bu görüş zayıftır.
İkinci görüş; Hadîs, semavât ve arzın yaratılmasından söz eder, tıpkı âyet gibi ancak Kur’ânî günlerle hadîsteki günler birbirinden farklıdır. Yani Kur’ân’da bahsedilen altı gün Hadîste bahsedilen yedi günle aynı zamana denk gelmektedir.
İlk bakışta kuvvetli gibi görünen bu görüş, bazı problemleri halledememiştir. Bir defa hadîs, semâvâttan söz etmez. Arzdan da söz etmez, çünkü türbe diye geçmektedir. Arz iki günde yaratılmıştır. Türbe yani arzın kışrı bir günde yaratılmıştır. Hadîsteki günler daha kısadır, dolayıslıyla iki günden fazla bir zamanda yaratılmış olmaktadır. Yine âyet dağlar ve yiyecekler (ağaçlar, hayvanlar) iki günde yaratıldı derken hadîs üç günde yaratıldı demektedir
Üçüncü görüş; Âyet ayrı bir konudan hadîs ise ayrı bir konudan söz eder. Âyet semavât ve arzın yaratılmasından hadîs ise arzın yaratıldığından sonra üzerindeki mahlûkatın yaratılış evrelerinden söz eder.
Bu görüş birkaç problemi barındırmaktadır. Çünkü ayetler dağların yaratılması, yiyeceklerin kaynağı olan hayvan ve bitkilerin yaratılma evrelerinden söz eder. Dolayısyla âlimlerin çoğunluğu âyet ve hadîsin aynı şeyden bahsettiğini ifade etmişlerdir. Bu görüşte problemleri çözecek gibi değildir.
Dördüncü görüş; Hadîs, arzın yaratılmasından sadece son iki gününü tafsilatıyla açıklamaktadır. Allah, Kur’ân’da şöyle buyurmuştur: “O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdîr edip, düzene koydu.”447
Bu görüşe göre, hadîs semâvât ve arzından yaratılımasından söz etmez. Türbe, cibal, şecer, mekruh, nur, hayvanlar ve Âdem aleyhisselam… Çünkü bunların hepsi ne arzdır ne de semâdır. Buna nurun semavattan olduğu şeklinde bir itiraz vuku bulsa bilse tercih edilen görüşün nun şeklinde olduğundan dolayı bunun bir problem teşkil etmediği şeklinde cevap verilebilir.
Şerif el-Kudât, önceki üç görüş ve delillerini incelediğimizde bu son görüşün daha tercih edilebileceğini belirtmiştir.448
C. Âdem Aleyhisselam Ne Zaman Yaratıldı?
Hadîste yedinci günde Âdem’den başkası yaratıldığında dair bir bilgi yoktur. Kur’ân’da Âdem’in altı günde yaratıldığına dair bir bilgi de yoktur. Sünnet’te de buna dair bir delil yoktur. Altı günden sonra yaratmanın durması da makul bir şey değildir. Bakara suresinin başındaki âyetlerden ve bazı hadîslerden anlaşıldığına göre Âdem yaratılmadan önce arzda yaşayanlar vardı. Bu da Âdem’in semavât ve arzın yaratılmasından uzun müddet sonra yaratıldığına delildir.449
Âdem’in yaratıldığı gün ile ilgili bir rivayeti Hâkim en-Neysâbûrî, İbn Abbas’tan aktarır. Buna göre; “Allah, Âdem’i (a.s.) Cennet’e hiç kimse girmeden oradan çıkardı. Çünkü Allah:“Ben yeryüzünde bir halîfe kılacağım” dedi. Melekler: “Yeryüzünde ifsad eden, kan akıtan bir kimseyi mi kılacaksın? diye sordular. Yeryüzünde, Âdem’den (a.s.) iki bin sene önce, «Benu’l-Cân» denilen cinler vardı. Yeryüzünü ifsad ettiler, kanlar akıttılar, îfsad yaptıklarında Allah, onların üzerine Meleklerden bir ordu gönderdi. Onları döve döve deniz adalarına sıkıştırdılar.
447 Fussilet sûresi, 10.
448 Şerif el-Kudât, “Hel Yeteâradu’l-Kur’an”, s. 19.
449 Muallemi, Envâru’l-Kâşife, 190; es-Sindî, İzâletü’ş-Şübhe, s. 33.
Allah: “Ben yeryüzünde bir halife kılacağım” dediği zaman, melekler “Yeryüzünde ifsad edecek ve kanlar akıtacak birisini mi kılacaksın? Nitekim daha önce cinler de böyle yaptılar” dediler. Cenabı Hak, “Sizin bilmediğinizi kesinlikle ben bilirim” buyurarak onları susturdu.450
Buradan anlaşılıyorki, Âdem’in yaratılması Kur’ân’da yaratılma zamanı olarak belirtilen altı gün içerisinde değildir. Onun yaratılması semâvât ve arzın yaratılmasından uzun müddet sonra olmuştur. Bunu destekleyen başka rivayetler de vardır.
Bakara suresindeki Âdemin yaratılışı ilgili olarak anlatılan ve Hâkim’in rivayetinden anlaşılıyorki Âdemin yaratılması meleklerden sonradır. Müslim’in rivayetinden de anlaşılıyor ki Allah, Âdemi cuma günü mahlûkatın en sonunda cuma saatlerinin sonunda ikindi ile akşam arası yaratmıştır. Bu lafızdan Âdemin yaratılışının sema ve arzın yaratılışından sonra cumanın son saatlerinde olduğu anlatılmaktadır. Bunu destekleyen rivayetler ve şahitler çoktur.
Ebû Hureyre’nin haber verdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı cum'a günüdür: Âdem aleyhisselam o gün yaratıldı, o gün cennet'e kondu, yine o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de cum'a günü kopacaktır. " 451
Ayrıca hadîslerde bunu destekleyen birçok rivayete rastlamaktayız.452
SONUÇ
Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî’nin(ö. 261/875) el-Müsnedu’s-Sahih adlı eserinde Ebû Hüreyre’nin rivayet etmiş olduğu bir hadîs, Âdem aleyhisselam ve diğer bazı mahlûkâtın yaratıldıkları günleri bildirmektedir.
Hadîsin maksadının ne olduğu konusunda tartışmalar olduğu gibi senedi ve metni üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Hadîsi sahih kabul eden âlimlerin yanında sıhhatini kabul etmeyip isrâiliyattan olduğunu iddia edenler de vardır. Bunun dışında söz konusu hadîsin, Kur’ân’daki yaratılış ile ilgili âyetlere muhalif bir mana taşıdığından reddedilmesi gerektiğini söyleyenlere mukabil hadîsin kastettiği mananın ayrı, âyetin ifade ettiği anlamın ise farklı olduğu şeklinde fikir beyan eden âlimler vardır.
Bu tebliğde senet ve metin açısından ilgili hadîsin değerlendirilmesi yapılmış ve şu sonuca ulaşılmıştır.
- Hadîs, Sıfatu’l-Kıyâme bölümünde geçmekte ve senedi sübâî (yedi râvili)dir. Müslim, onu Süreyc b. Yunus ve Harun b. Abdullah adında iki hocasından tahric etmiştir. râvilerden daha çok Eyyûb b. Hâlid b. Safvân üzerinde tartışmalar bulunmakta, ancak Müslim’in bu râvi ile ihticâc ettiğini görmekteyiz. Hatta hadîsin bulunduğu babta başka herhangi bir hadîs vermemiştir. Bu durum ona göre râvinin hüccet olduğunu göstermektedir. Râvi’nin ve rivayet ettiği bu hadîsi sıhhat açısından takviye edici anlamda Nesâî’nin el-Ahdar
b. Aclân tarîkiyle aktardığı hadîs mütâbi bir rivayet hükmündedir. Bu rivayet hem hadîsin sıhhatini hem de râvinin hüccet olmasını takviye etmektedir. Rivayetin Müslim’in şartlarına uyan hadîslerden olduğunu seneddeki râvilerden sadece Eyyûb b. Hâlid hariç hepsinin sika olduğunu görmekteyiz. Eyyub’un hadîslerinin de mütabaât ve şevâhid için uygun olduğunu ve bu hadîsin de sikalara muhâlif olmadığını anlamaktayız.
2. Müslim’in vermiş olduğu rivayeti sahîh sayan pek çok âlimin yanında sahih olmadığını söyleyen hadîs otoriteleri de bulunmaktadır. Sahih olduğunu kabul edenler arasında başta Müslim olarak İbn Huzeyme, İbn
450 Hâkim en-Neysâbûrî, el-Müstedrek, II, 287; Hâkim rivayetin peşinden, isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Zehebî
de Telhîs’te sahih olduğunu teyid etmiştir.
451 Müslim, Cum'a, 18,
452 Rivâyetler için bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 418, 486, 504,512, 540; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 477; İbn Hibbân, Sahih, III, 191; Hâkim, el-Müstedrek, Taberî, Tarih, I, 56.
Hibbân, İbnu’l-Cevzî, Şevkâni gibi âlimler vardır. Çağdaş sayılabilecek kişilerden ise bu konuda pek çok araştırmacı sahîh olduğunu kabul ederler. Sahîh kabul etmeyenler ise; hadîsi zayıf sayma sebepleri aynı olmamakla birlikte Buhârî ve hocası Ali b. el-Medînî gibi hadîs otoriteleri yanında İbn Kesîrİbn Kesîr ve el-Münâvi gibi muhaddisler de vardır. Şuayb el-Arnavut da hadîsi zayıf sayanlar arasındadır. Âlimler bu hadîsi birkaç açıdan illetli bulmuşlardır. Bunlardan bazısı hadîsin isnadıyla ilgili iken bazısı da metni ile alakalıdır.
4: Hadis illetli bulanlardan Buhârî, bazılarının bu hadîsin Ebû Hüreyre’nin Kab b. el-Ahbâr’dan yapmış olduğu rivayetlerden olduğunu söylediklerini ve bu bilginin daha sahih olduğunu aktarmıştır. Ancak Buhârî, bazılarının kim olduğunu açıklamamış, hadis kaynaklarında da bu rivayete rastlanmamıştır. Söz konusu rivayetin sahih mi yoksa zayıf mı olduğu da belirlenemediğinden hüküm vermek zordur. Ayrıca Tevrat’ta yaratılmanın Pazar günü başladığı bildirilmekte, İslami anlayışa uymayacak manada cumartesinin ise istirahat günü olduğu söylenmektedir. Hadiste ise cumartesi başlangıç olarak kabul edilmektedir.
5. Hadise yöneltilen diğer bir tenkid ise Buhârî’nin hocası Ali b. el-Medînî’ye aittir. Ona göre İsmail b. Ümeyye bu rivayeti metruk bir ravi olan İbrahim b. Ebû Yahya’dan almıştır. Buhârî’nin hadîsi illetli sayma sebebi ile Ali b. el-Medînî’nin aynı değildir. İsmail b Ümeyye, muhaddisler nezdinde sika sebt bir râvidir. Ne tedlis ne de hafi irsâl ile itham edilmiştir. Senedinde herhangi bir inkıta da yoktur. İsmail b Ümeyye hocası Eyyûb b. Halid el-Ensâri ile çağdaştır. Eğer böyle bir şey olsaydı Buhârî buna işaret ederdi. Bundan dolayı hadîs âlimlerinden pek çoğu bu isnadı sahih saymışlardır.
Hadise yapılan diğer bir tenkid de Kur’ân’a muhalif bir mana taşımasıdır. Âyetlerde semâvât ve arzın altı günde yaratıldığı belirtilmektedir. Hadîste ise yedi gün olarak sayılmaktadır. Ayrıca ayetlerde arz ve içindekilerin dört günde yaratıldığını anlatırken hadîs bunu yedi olarak belirtir. Hadîs mahlûkatın arzda yaratılış keyfiyetini anlatıyor. Bu yedi günde olmuştur. Kur’ân ise semavat ve arzın altı günde yaratıldığını belirtmektedir. Arz da iki günde yaratılmıştır. Bunlar birbirine muarız değildir. Kur’ân’ın ifade ettiği altı gün hadîste sayılan 7 günden farklı bir şey olması ihtimalinden dolayı bu böyledir. Hadîs mahlûkatın arz üzerinde oturulmaya elverişli hale geliş tavırlarından söz ediyor. Kur’ân’ın gün kavramının bir kısmının bin, bir kısmının da ellibin sene demesi de bunu teyid ediyor. Altı günün bunlardan olmasına engel yoktur. Yedi gün de bizim günlerimizden olmasına hadîste açıklandığı gibi engel yoktur. Böyle olunca Kur’ân’la hadîs arasında bir zıtlık söz konusu değildir.
6. Âdem’in yaratılması Kur’ân’da yaratılma zamanı olarak belirtilen altı gün içerisinde değildir. Onun yaratılması semâvât ve arzın yaratılmasından uzun müddet sonra olmuştur. Bunu destekleyen başka rivayetler de vardır. Bakara suresindeki Âdemin yaratılışı ilgili olarak anlatılan ve Hâkim’in rivayetinden anlaşılıyorki Âdemin yaratılması meleklerden sonradır. Müslim’in rivayetinden de anlaşılıyor ki Allah, Âdem’i cuma günü mahlûkatın en sonunda cuma saatlerinin sonunda ikindi ile akşam arası yaratmıştır. Bu lafızdan Âdemin yaratılışının sema ve arzın yaratılışından sonra cumanın son saatlerinde olduğu anlatılmaktadır. Bunu destekleyen rivâyetler ve şâhitler çoktur.
KAYNAKLAR
- Abdulkadir b. Mustafa el-Muhammedî, eş-Şâzz ve’l-Münker ve Ziyâdetu’s-Sika, Beyrut, 2005, S, 107.
- Ahmed b. Hanbel, Müsned, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1982.
- Âlûsi, Şihabuddin Mahmud b. Abdullah, Rûhu’l-Meâni fi Tefsiri’l-Kur’âni’l-Azim ve’s-Seb’i’l-Mesânî, (thk. Ali Abdulbari Atiyye), Dârül-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1415.
- Aynî, Bedruddin, Umdetu’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Daru ihyâi’t-türâsi’l-arabi, Beyrut, tsz.
- Beyhakî, Ahmed b. Hüseyin, el-Esmâ ve’s-Sıfât, (thk. Abdullah b. Muhammed el-Hâşidî), Mektebetü’s-Sevâdî, Cidde, 1993.
- Buhârî, Muhammed b. İsmail, et-Târîhu’l-Kebîr, (thk. Mustafa Abdulkadir Ahmed Atâ), Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 2008.
- Cerrahoğlu, İsmail, “İbn Cüreyc”, DİA, İstanbul, 1999.
- Dilek, Mehmet, Kütüb-i Sitte’nin Şartları Etrafında Gelişen Tartışmalar, İlahiyat, Ankara, 2014, s. 128 vd.
- Ebû Ya’lâ el-Mevsıli, Müsned, (thk. Hüseyin Selim Esed), Dârü’l-me’mûn, Dımaşk, 1984.
- İbnu’l-Cevzi, Ebû’l-Ferec, Keşfu’l-Müşkil min Hadîsi’s Sahîhayn, (thk. Ali Hüseyin el-Bevvâb), Darü’l-vatan- Riyad, tsz.
- el-Kudât, Şerif, “Hel yeteâradu’l-Hadîsü’s-Sahih maa’l-Kur’âni’l-Kerim ev el-İlmü’l- Hadîs: Halakallahu yevme’s-sebti nemuzecen,” Külliyetü’ş-Şeria el-Câmiatu’l-Ürdüniyye, Amman, 2009-2010.
- el-Muallemi, Abdurrahman b. Ebû Yahya, el-Envâru’l-Kâşife lima fi Kitabi “Edvâ ale’s-Sünne” mine’z-Zeleli ve’t-Tadlili ve’l-Mücazefe, Âlemu’l-kütüb, Beyrut 1406.
- es-Safedî, Nuaym Es’ad, “Leyyinu’l-Hadîs inde İbn Hacer el-Askalâni dirâse tatbikiyye alâ Sahîhi Müslim”, Mecelletu’l-Câmia Külliyetu Usûli’d-Din, Filistin, 2004.
- es-Sindî, Abdulkadir Habibullah, İzâletu’Şübhe an Hadîsi’t-Türbe, Haleb, 1401.
- Hâkim en-Neysâbûrî, el-Müstedrek ala’s-Sahihayn, (thk. Mustafa Abdulkadir Ata), Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 1990.
- Hatîb el-Bağdâdî, Ahmed b. Ali, Tarihu Bağdâd, (thk. Beşşâr Avvâd Ma’rûf), Daru’l-ğarbi’l-İslâmî,Beyrut, 2002.
- Iclî, Ahmed b. Abdullah, Tarihu’s-Sikât, Daru’l-bâz, 1984.
- İbn Ebî Hâtim er-Râzi, Abdurrahman b. Muhammed, el-Cerh ve’t-Ta’dîl, Dâru ihyâi’t-türâsi’l-arabî,Beyrut, 1952.
- İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Muhammed, el-Kitabu’l-Musannaf fi’l-Ehâdisi ve’l-Âsâr,(thk. Kemal Yusuf el-Hût), Mektebetü’r-rüşd, Riyad,1409.
- İbn Hacer el-Askalanî, Fethu’l- Bâri bişerhi Sahihi’l-Buhârî, Dârü ihyâi’t-türasi’l-arabi, Beyrut, tsz.
- İbn Hacer el-Askalânî, Ta’rîfu Ehli’t-Takdis bi Merâtibi’l-Mevsûfine bi’t-Tedlis, Ammân, 1983.
- Takrîbu’t-Tehzîb, Müessesetü’r-risâle, Beyrut, 2010.
- Tehzîbu’t-Tehzîb, Müessesetü’r-risâle, Beyrut, 2014.
- İbn Hibbân el-Büstî, es-Sikât, Dâiretu’l-meârif el-Osmaniyye, Haydarabad, 1973.
- İbn Hibbân el-Büstî, el-İhsân fi takribi Sahihi İbn Hibbân , (thk. Şuayb el-Arnavut), Müessesetü’r-risâle,Beyrut,1988.
- İbn Huzeyme, Muhammed b. İshak, Sahihu İbn Huzeyme, (thk. Muhammed Mustafa el-A’zamî)
- İbn Kesîr, Ebû’l-Fida İsmail b. Ömer, el-Bidâye ve’n-Nihâye, (thk. Ali Şîrî), Dâru ihyâi’t-türâsi’l-arabî,Beyrut, 1988.
- İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, (thk. İhsan Abbas), Darü Sadır, Beyrut,1968.
- İbnu’l-Esîr, Mecduddin, Câmiu’l-Usûl fi Ehâdisi’r-Resûl; (thk. Abdulkadir Arnavut), Mekebetü’l-hulvâni-Matbaatü’l-melah- Mektebetü dâri’l-beyân, tsz.
- İbnul Kayyim el-Cevziyye, el-Menâru’l-Münîf, (thk. Abdulfettah Ebû Gudde), Halep, 1970.
- Kâdı Iyâz el-Yahsubî, el-Meşâriku’l-Envâr alâ Sıhâhi’l-Âsâr, Mektebetü’l-atîka, Darü’t-türâs, tsz.
- Kâdı Iyaz el-Yahsubî, İkmâlu’l-Mu’lim bi Fevâidi Müslim, (thk. Yahya İsmail), Darü’l-vefâ, Mısır, 1988.
- Mizzî, Yusuf b. Abdurrahman, Tehzîbu’l-Kemâl fî Esmai’r-Ricâl, (thk. Ömer Seyyid Şevket), Darü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 2003.
- Münâvi, Abdurraûf, Feyzu’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağir, Mektebetü’t-ticâriyye el-kübrâ, Mısır, 1356.
- Nesâî, Ahmed b. Şuayb, ed-Duafâ ve’l-metrûkîn, (thk. Mahmud İbrahim Zâyed), Dâru’l-va’y, Halep,1396.
- Nesâi, Ahmed b. Şuayb, Es-Sünenü’l-Kübrâ, (thk. Hasan Abdulmün’im Şiblî), Müessesetü’r-risâle, Beyrut, 2001.
- Suyûtî, Celaleddin, Tedribü’r-Râvî fî Şerhi Takribi’n-Nevevî, (thk. Muhammed Avvâme), Darü’l-yüsr, Darü’l-minhâc, 2016.
- Taberi, Muhammed b. Cerir, Tarihu’t-Taberî, Darü’t-türâs, Beyrut, 1387.
- Zehebî, Şemsüddin, el-Uluvv li Ali el-Ğaffâr fi Îzahi Sahihi’l-Âsâr ve Sakîmihâ, (thk. Ebû Muhammed Eşref b. Abdu’l-Maksûd), Mektebetü Edvâi’s-selef, Riyad, 1995.
- Mizânu’l-İ’tidâl fî Nakdi’r-Ricâl, (thk. Ahmed b. Ali), Darü’l-Hadîs, Kahire, 2011.
- Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, Darü’l-hadîs, Kahire, 2006.
- Zerkeşî, Bedreddîn, en-Nüket alâ Mukaddimeti İbni’s-Salâh, (thk. Zeyne’l-Âbidin b. Muhammed bilâ ferîc), Edvâü’s-Selef, Riyâd, 1998.
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- ŞÂZZ
- HADÎS
- Çocuk eğitiminde hamilelikten önce ve doğuma kadar alınacak tedbirler nelerdir?
- Tevrat, İncil, Kur'an ve hadis-i şeriflerde Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılışı nasıl anlatılıyor?
- BUHÂRÎ
- AZÎZ HADÎS
- İmam Azam Ebu Hanife, Caferi Sadık’tan hadis almış mıdır?
- Müslümanın derdiyle dertlenmeyen Müslüman değil mi?
- SAHİH-İ BUHARÎ
- Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılması ve nesillerin devamı hakkında bilgi verir misiniz?