Mitokondri Nedir?

Tarih: 23.04.2026 - 11:51 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

MİTOKONDRİYAL DNA’NIN MATERNAL KALITIMI VE NÖTR DOĞAL SELEKSİYONUN TÜRLERİN YOK OLUŞU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Abdullah KESER, Psikoloji, Analiz ve Rehberlik Merkezi, Ümraniye, İstanbul, Türkiye [email protected]

Prof. Dr. Orhan ERDOĞAN, Atatürk Üniversitesi, Fen Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, Erzurum, Türkiye [email protected]

ÖZET

Bu çalışmada; 2004 yılında “Gemmell ve arkadaşları” tarafından ortaya atılan, doğal selek-siyonun işlevsiz kaldığı bir alan olan “nötr doğal seleksiyon etkisinin türlerin yok oluşuna neden olabileceği” hipotezini destekleyen deliller sunulmuştur. Bu hipotezin ispatlanması, evrim teorisinin türleşme iddiasındaki en önemli argümanı olan “doğal seksiyonun” türleşmeye giden yolda etkisiz kaldığını gösterecek olması açısından önem arz etmektedir.

Evrim teorisi, bir teori adıyla anılsa da içeriğinde hipotez düzeyinde olan iddiaları da barındır-maktadır. Bu iddialardan en önemlisi olan ve bazı çevrelerce yaradılış gerçeğine alternatif bir inanç olarak görülen türleşme iddiasının dayandığı en temel nokta; doğal seleksiyon yasasıdır.

Nötr doğal seleksiyon etkisi, doğal seleksiyon etkisine karşıt bir etki oluşturmaktadır. Doğal seleksiyonun etki gösteremediği bir alan olması sebebiyle, nötr doğal seleksiyon adı altında incelediğimiz konu, biyolojide “Annenin Laneti” olarak adlandırılmaktadır.

Evrim teorisinin, doğal seleksiyon çerçevesinde; zararlı olan mutasyonların, organizmada oluşturduğu hastalıklar ve ölüm sebebiyle gen havuzundan elenerek sadece faydalı mutasyonların nesiller boyunca aktarıldığı ve bu sayede canlıların birbirinden türleşerek meydana geldiği iddiası, nötr doğal seleksiyon etkisi ile çelişmektedir.

Evrim Teorisi DNA’da gerçekleşen mutasyonlara odaklanmış ve mitokondriyal DNA’da gerçek-leşen mutasyonları ve bu mutasyonların kalıtıma etkisini çok önemsememiştir. Mitokondriyal DNA’da erkekler aleyhine gerçekleşen mutasyonlar DNA’da gerçekleşen mutasyonlardan farklı olarak doğal seçilime tabi değildir. Bu durum doğal seçilim yasasının etkisini sınırlandırmakta ve türleşme iddiası ile bir çelişki meydana getirmektedir. Bu çelişki göz önünde bulundurulduğunda; annenin laneti hipotezinin araştırmalarla güç kazanması ve literatürde daha çok yer alması önem arz etmektedir.

Yapılan bu çalışmada, annenin laneti hipotezinin etkisi değerlendirilmiş ve bu bağlamda yaşayan fosiller konusu ele alınmıştır. Yaşayan fosil olarak adlandırılan canlıların nötr doğal seleksiyon etkisi ile çelişmekten ziyade bu etkiyi desteklediği değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Mitokondri, Doğal Seleksiyon, Mutasyon, Annenin Laneti, Evrim Teorisi

MATERNAL INHERITANCE OF MITOCHONDRIAL DNA AND THE EFFECT OF NEUTRAL NATURAL SELECTION ON SPECIES EXTINCTION

ABSTRACT

İn this study, evidence is presented to support the hypothesis that neutral natural selection, an area where natural selection remains dysfunctional, put forward by Gemmell et al in 2004, can lead to the extinction of species. Proving of this hypothesis is important in that it will show that natural selection, which is the most important of the theory of evolution in speciation claim, is ineffective on the road to speciation

Although the theory of evolution is referred to as a theory, it also contains hypothesis-level claims in its content. The most important of these claims and the most fundamental point on which the speciation claim, which is seen as an alternative belief to the fact of creation by some circles, is based on; it is the law of natural selection.

Neutral natural selection effect creates an opposite effect to natural selection effect. Because natural selection is an area where it cannot have an effect, the hypothesis that we study under the name neutral natural selection is called the “mother's curse” in biology.

The claim of the theory of evolution that harmful mutations are eliminated from gene pool due to ilhesses or deaths and only the useful mutations are passed down to generations and fort his reason the livings are formed by speciation from each others contrasts with the neutral natural selection effect.

The theory of evolution focused on mutations that occur in DNA and did not care much about mutations that occur in mitochondrial DNA and the effect of these mutations on inheritance. Mutations that occur in mitochondrial DNA against men are not subject to natural selection, un-like mutations that occur in DNA. This situation limits the effect of the law of natural selection and contradicts the claim of speciation.Considering this contradiction; It is important that the mother's curse hypothesis gains strength with research and takes place more in the literature.

In this study, the effect of the mother's curse hypothesis was evaluated and the subject of living fossils was discussed in this context. It has been evaluated that living beings called living fossils support this effect rather than contradict with the effect of neutral natural selection.

Key words: Mitochondria, Natural Selection, Mutation, Mother’s Curse, Theory of Evolution

GİRİŞ

Mitokondriyal DNA’nın sadece anneden kalıtılması sebebiyle doğal seleksiyonun etkisiz kal-dığı bir alan oluşmaktadır. “Nötr doğal seleksiyon” adı ile ele aldığımız bu konu biyolojide “ annenin laneti” adıyla bilinmektedir (Gemmell, Metcalf ve Allendorf, 2004).

Doğal seleksiyonun, mtDNA’da erkekler için zararlı mutasyonların birikiminin önüne geçe-memesinden dolayı; nötr doğal seleksiyon etkisi, evrim teorisinin türleşme iddiasına karşıt bir etki oluşturmaktadır. Çünkü evrim teorisyenleri, güncel evrim teorisindeki türleşme iddialarını; zararlı mutasyonların doğal seleksiyon ile elenip sadece yararlı mutasyonların gen havuzunda biriktiği hipotezine dayandırmakta ve bu hipoteze dayanarak; nesilden nesle daha gelişmiş bir organizma oluştuğu iddiasını ortaya atmaktadırlar. Halbuki zararlı olan mutasyonların DNA da olmasa bile mtDNA’da erkeklerin aleyhine nesilden nesle birikmesi ve doğal seleksiyonun bu etkinin önüne geçememesi durumunun; türleri, türleşmeye değil yok oluşa götüreceği ortadadır.

Annenin laneti yani “nötr doğal seleksiyon” etkisinin türleri yok oluşa sürükleyebileceği hipotezi, türleşme iddiasına karşıt bir hipotez olduğu göz önünde bulundurulduğunda; bu hipotezin kanıtlanması evrim teorisinin türleşme iddiasını yalanlayacak olmasından dolayı önem arz etmektedir.

Mitokondri Nedir?

Mitokondri, hücrelerin sitoplazmasında bulunan ve enerji üreten organeldir. Hücre içindeki sayıları enerji ihtiyacına göre artmaktadır. Mitokondrilerin büyüklüğü ve şekli değişkenlik gösterir. Mitokondrilerin, hücre metabolizmasındaki işlevleri çok önemlidir; apoptotik hücre ölümünde ve aynı zamanda insan genetiğinde kritik rolü vardır (Guyton, 1976, aktaran Koç ve Sarıca, 2016: 1 ). Mitokondri, nükleer DNA'dan ayrı işlevsel bir genoma sahiptir ve mitokondriyal DNA'nın (mtDNA) mutasyonlarından kaynaklı geniş bir hastalık yelpazesi ile ilişkilidir ( Leonard ve Schapira, 2000: 299 ).

Mitokondride Oksidatif Stres ve Patojenik Mitokondriyal DNA Mutasyoları İlişkisi

Vücutta metabolizma sırasında serbest radikaller adı verilen son derece etkin kimyasal ürünler ortaya çıkar. Bu ürünlerden en önemlileri mitokondri tarafından enerji üretimi sırasında ortaya çıkan reaktif oksijen türleri ( ROT ) dir ( Sen, 2001:368).

Reaktif oksijen türleri, mtDNA’da meydana gelen mutasyonların beklenen seviyenin çok üze-rinde olmasına sebep olmaktadır. Bu mutajenik serberst radikaller, sadece mtDNA kaynaklı oksijen yakımı sonrasında değil çeşitli diğer faktörlerden dolayı da oluşmaktadır. Bu faktörler: stres, UV-ışınları, radyoaktivite, ozon, çevreye zararlı maddeler veya ilaçlardır. Serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı savunma mekanizması olarak vücudun oluşturduğu doğal koruyucu maddeler vardır. Bu maddeler, antioksidan olarak tanımlanır. Kontrol mekanizmasındaki denge; gittikçe artan olumsuz çevre şartları ve stresli yaşam ile bozulmaktadır. Bu dengenin bozulması oksidatif stres olarak adlandırılır (Ates ve ark., 2004; Burçak ve Andican, 2004; Cooke vd., 2003; Fraga vd., 1990; Halliwell, 2000; Siomek vd., 2006; Williams ve

Jeffrey, 2000).

Yapılan araştırmalar, hayvanlarda yaşamsal faktörlerin değişmesinin bir stres sebebi olarak, serbest radikallerin artmasına ve buna bağlı olarak oksidatif strese neden olduğunu göstermiştir (Altıner vd. 2017).

Oksidatif stres dengesinin bozulup serbest radikallerin artmasıyla; bu kararsız moleküllerin hücre içerisindeki yapılara zarar vermesi, hücredeki mutasyonel etkiyi artırmaktadır. (Wil-liams ve Jeffrey, 2000; Cooke vd., 2003)

Oksidatif stres; diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, nörodejeneratif hastalıklar, kanser, ba-ğırsak sistemi bozuklukları, inflamasyon ve yaşlanmayı da içeren bir dizi patolojik durumla ilgilidir (Yalcin vd. 2010).

Araştırmalar sperm oranlarının da serbest oksijen radikallerinden etkilendiğini ortaya koymuştur (Agarwal vd. 1994).

Mitokondriyal DNA’da oksidatif stresin oluşturduğu mutasyon dışında farklı nedenlerle olu-şan mutasyonlar da vardır. Gerçekleşen bu mutasyonların başta kanser olmak üzere birçok rahatsızlığın sebebi olduğuna yönelik araştırmalar mevcuttur (Öztaş ve Yakan, 1999).

Mitokondri Kalıtımı ve Nötr Doğal Seçilim

Mitokondriyal genom nadiren babadan kalıtılsa da genellikle anneden miras alınır. Bu kalıtım şekli tek taraflı olduğu için doğal seleksiyona tabi olmayacaktır. Erkekler üzerinde olumsuz sonuçları olan mutasyonlar kadınlarda bulunduğunda ve kadınlar için zararlı olmadığı du-rumlarda (spermleri etkileyen mutasyonlar gibi) doğal seleksiyon tarafından elenmeyecek ve nesiller boyu aktarılmaya devam edecektir. Bu durum, doğal seleksiyonun erkeklerde etkisiz kaldığı nötr bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır (Gemmell, Metcalf ve Allendorf, 2004).

Mitokondriyal DNA’nın anneden miras alınmasının etkisiyle; kadınlar için zararlı mutasyonların elenip; erkekler için zararlı mtDNA mutasyonlarının elenmeden yavruya aktarılması durumu biyolojide, “annenin laneti” olarak adlandırılır (Gemmell, Metcalf ve Allendorf, 2004).

Nötr Doğal Seleksiyon Nedeniyle Türlerin Yok Olma İhtimali ve Toplu Yok Oluşlar

Sadece erkekleri etkileyen patojenik mtDNA mutasyonları, kadınlarda dezavantajlı olmadığında birikerek popülasyonlarda yüksek frekanslara ulaşabilir ve türün yok olmasına neden olabilir. Birçok araştırma bu tahminleri desteklemektedir (Gemmell, Metcalf ve Allendorf, 2004).

Leber'in kalıtsal optik nöropatisi hastalığına yönelik 2017 yılında yapılan bir araştırmada, Fransız Kanadalılar popülasyonunda bu hastalığa neden olan bir mutasyonun 290 yıldan uzun bir süredir korunduğu bulunmuştur (Milot vd., 2017).

Smith ve arkadaşları, tavşanlar üzerinde yaptıkları bir araştırmada sadece erkekleri etkileyen mtDNA mutasyonunun yedi nesil boyunca birden fazla geçişe rağmen devam edip korunduğu yönünde güçlü kanıtlara ulaşmışlardır (Smith vd., 2010).

Mitokondri ile erkek kısırlığı arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir makalede farelerde birikmiş mutant mtDNA'lardan kaynaklanan kusurlarının erkek kısırlığına neden olduğu net bir şekilde gösterilmiştir (Nakada vd., 2006).

Yapılan araştırmalarda mitokondride mutasyonel etkisi olan oksidatif stresin, sperm oranları ile ilişkili olduğu bulunmuştur ( Agarwal vd., 1994 ).

Erkeklerde yıldan yıla azalan sperm oranları oldukça dikkat çekicidir. 1950'lerden bu yana yapılan çalışmaların meta-analizleri sperm konsantrasyonunda bir azalma olduğunu bildir-mektedir ( Carlsen vd . 1992; Swan vd. 1997 ).

Human Reproduction dergisinde yayınlanan araştırmaya göre 26 bin Fransız erkeğinden alınan örnekler incelendi. Araştırma sonuçları, 15 yılı aşkın süre içinde Fransız erkeklerinin sperm sayısının mililitrede yüzde 32,3 oranında azaldığını gösterdi. Bu oran yılda yaklaşık yüzde 1,9'luk bir azalmaya işaret ediyor (Rolland vd., 2013 ).

mtDNA mutasyonlarının birikerek belirli bir frekansa ulaştığında, erkeklerin hayatlarını ve üremelerini sürdürmelerinde olumsuz etkiye neden olabileceğini ve dolayısıyla nüfusun büyük bir yüzdesinin bu mutasyonlara sahip olması durumunda, nüfus canlılığının azaltabileceğini ve sona erebileceğini göstermektedir (Gemmell, Metcalf ve Allendorf, 2004)

Erns Mary’ in meyve sinekleri üzerinde yaptığı deneyler, bu hipotez açısından önem arz et-mektedir. Meyve sineği, gebelik süresi çok kısa (12 gün) olduğu için, mutasyon deneylerinin gözde deneği olmuştur. Bilim adamları, her şeyi hesaba katarak; meyve sineğinin, evrim sürecini kolaylaştırmışlar ve onun normal şartlarda, milyonlarca yılda gerçekleştirebileceği mutasyon ve evrime eşdeğer bir ortam oluşturmuşlardır. Bu deneylerde; sineğin mutasyon oranını 15.000 kez artırmak için röntgen ışınları kullanılmıştır. Ernst Mayr de meyve sineği üzerinde 1948'de gerçekleştirdiği iki deney yapmış ve birinci deney sonunda 30 kuşak sonra kısırlık meydana gelmiş ve nesil üreyemez hale gelmiştir. İkinci deney sonunda da kısırlık meydana gelmiş ve evrim teorisinin türleşme etkisini ispatlamak için yapılan bu deneyler nesillerin tükenmesi sebebiyle sonuçsuz kalmıştır ( Mayr, 1963 ). Bu deneyler her ne kadar evrim teorisinin türleşme iddiasını kanıtlama amacıyla yapılmış olsa da; sonuçları açısından değerlendirildiğinde, evrim teorisinin en önemli argümanı olan doğal seleksiyonun etkisiz kaldığı bir alan olan “nötr doğal seleksiyon” çerçevesinde, röntgen ışınları etkisiyle oluşan mutasyon birikmesinin; kısırlık vb. hastalıklara yol açarak türlerin yok olmasına sebep olabi-leceğini deneysel olarak ispatlar niteliktedir.

Bilindiği üzere geçmişte dönem dönem toplu yok oluşlar gerçekleşmiş; çelişkili hipotezler dışında bu konu ile ilgili kesin bir açıklama getirilememiş ve daha çok iklim ve çevre şartları değişikliği üzerinde durulmuştur. Bu bildiride sunulan veriler, geçmişte gerçekleşen toplu yok oluşların; yaşam alanları ve iklim şartlarının değişmesine bağlı olarak oluşan stres sonucunda artan oksidatif stres ve nötr doğal seçilim etkisiyle, mutasyonun türlerde artık yaşamlarını tehdit edecek boyutta birikerek; hastalık, kısırlık vb. sonuçların etkisiyle türlerin yok olmasına neden olabileceğini destekler niteliktedir.

2020 yılında mamutlar üzerinde yapılan bir araştırma bu olasılığı güçlü bir şekilde desteklemek-tedir. Mamutların fosil kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde sona kalan bir küçük grupta, nesilleri tükenmeden önce, kısırlık vb. mutasyonel hastalıkların yoğun bir şekilde yaşandığı tespit edilmiştir ( Fry vd., 2020). Bu araştırmalarda sona kalan bu mamutlardaki mutasyon birikiminin nedeni, popülasyonun küçük olmasına bağlı olarak üreme çeşitliliğinin olmaması ve genetik havuzdan mutasyonun elenememesi olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Fakat bu verilere, sadece sona kalan bu mamut grubu açısından değil; bu gruptan önce diğer bütün mamut topluluklarının da yok olduğu gerçeği açısından, daha geniş bir perspektiften bakıldığında, iklim ve çevre şartları değişikliği sonrası oluşan oksidatif stres etkisiyle gerçekleşen mutasyonun; nötr doğal seleksiyon çerçevesinde nesilden nesle birikerek, türün tamamen yok olmasına neden olmuş olabileceği, güçlü bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nötr Doğal Seçilim ve Yaşayan Fosiller

Milyonlarca yıl öncesine ait fosil kayıtları bulunan ve günümüze kadar yapısal anlamda değişikliğe uğramadan soylarını devam ettiren canlılar yaşayan fosil olarak adlandırılırlar (Eldredge ve Stanley 1984).

Bu türlerin soylarını hala devam ettiriyor olmalarının, bildiride konu edinilen ve ilk olarak 2004 yılında “Gemmell ve arkadaşları” tarafından ortaya atılan nötr doğal seleksiyonun tür-lerin yok olmasına neden olacağı hipotezi ile çeliştiği düşünülebilir. Bu türler incelendiğinde yaşam alanlarının çok fazla değişmediği değerlendirilmiştir.

Yaşayan fosil olarak bilinen latemaria balığı üzerinde 2013 yılında yapılan bir araştırmada, araştırmacılar, latemaria balığının türleşme düzeyinde evrimleşmemesine sebep olarak yaşam alanının çok fazla değişmemesini öne sürmüşlerdir( Amemiya vd., 2013).

Darvin de “Türlerin Kökeni” adlı kitabında yaşayan fosiller hakkında değerlendirmede bu-lunmuş ve bu türlerin evrimleşmeme nedenini; izole edilmiş bir yaşam alanına sahip olmala-rına bağlamıştır (Darwin, 1859: 49 ). İzole edilmiş bir yaşam, türleşme yolunda engel olarak görülmüştür, yani Darvin de yaşam alanının değişmesini türleşme için bir basamak olarak görmektedir. Oysa bu durum, yani yaşam alanlarının değişmesi; türleri, oksidatif stres ve nötr doğal seleksiyon yoluyla yok oluşa sürükleyen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar hayvanlarda yaşamsal faktörlerin değişmesinin stres sebebi olarak ser-best radikalleri artırdığını ve oksidatif strese neden olduğunu göstermiştir (Altıner vd. 2017).

Freeman (1982) tarafından yapılan çalışmada çiftlik hayvanlarında taşıma işleminin, strese ve dolayısıyla oksidatif strese neden olduğu ve bu durumdan hayvanların olumsuz etkilendiği değerlendirilmiştir. Domuzlar üzerinde yapılan araştırmalarda oksidatif stresin hayvanlarda ani ölüme dahi yol açabileceği görülmüştür ( Cassens vd., 1975 ).

Araştırmalarda oksidatif strese neden olan reaktif oksijen türlerinin mtDNA’ daki mutasyon oranlarını artırdığı bulunmuştur ( Berasain vd., 2009 ). Türlerin yaşam alanlarının değişmesi, türlerde oksidatif stresin artması sonucu mutasyonların artmasına ve nötr doğal seçilim çer-çevesinde bu mutasyonlar birikerek türlerin yok olmasına sebep olabilir. Yaşayan fosil olarak adlandırılan canlıların yaşam alanlarının değişmemesine bağlı olarak soylarını hala devam ettiriyor olmaları; nötr doğal seleksiyon etkisinin türlerin yok oluşuna neden olabileceği hi-potezi ile çelişmekten ziyade bu hipotezi destekler mahiyettedir.

Yaşayan fosil olarak adlandırılan canlıların günümüzde de soylarını devam ettiriyor olmala-rında, sadece yaşam alanlarının değişmemesi değil; nötr doğal seleksiyon etkisini destekleyen başka bir çok faktör de etkili olmuş olabilir. Örneğin bu türlere yakından baktığımızda nötr doğal seleksiyondan çok fazla etkilenmeme sebepleri olarak; mutasyondan koruyucu yaşam tarzı veya eşeysiz üreme tarzları gibi özellikleri göze çarpmaktadır. Örneğin yaşayan fosil olarak adlandırılan canlılardan Triops’lar eşeysiz üreme biçimine sahiptir ( Bell, 1982: 243 ). Bu sayede üremede babanın etkisi olmamasına bağlı olarak nötr doğal seleksiyonun olumsuz etkisine maruz kalmamıştır.

Bir diğer yaşayan fosil Latimeria balığı, derin okyanus sularında yaşayıp gündüzleri mağarada saklanmaktadır ( Butler, 2011; Forey, 1997 ). Bu hayat biçimi, mutasyon oluşturan zararlı güneş ışınlarından korunarak nötr doğal seleksiyondan çok fazla etkilenmemesini sağlamış olabilir.

Yaşayan fosil olarak bilinen bir diğer canlı hamam böcekleri de bilindiği üzere, zor şartlara çok dayanıklı yaratıklardır ve geceleri avlanırlar ( Mullen ve Durden, 2002: 33 ). Bu özelliklerinden dolayı mutasyonel etkilerden ve nötr doğal seleksiyon etkisinden çok fazla etkilenmedikleri düşünülebilir.

SONUÇ

Bu çalışmada sunulan araştırma sonuçları ışığında değerlendirildiğinde, mtDNA mutasyon-larının doğal seçilimin işlevsiz kalması dolayısıyla erkeklerin aleyhine birikmesinin, bir süre sonra başta üremeyi etkileyen hastalıklara neden olması sebebiyle, türlerdeki erkek yaşamının sonunu getireceği tahmini güçlü bir hipotez olup 2004 yılından bu yana yapılan bir çok araş-tırma, bu hipotezi desteklemiştir.

Evrim teorisini savunanlar türleşmeyi, yaşam alanlarının değişmesi, mutasyon ve doğal seçilim gibi nedenlere bağlamış durumdalar ( Futuyma, 2005 ). Halbuki bu sebepler, türleşmeye yol açmaktan çok doğal seleksiyondaki zaaftan dolayı zaman içerisinde birikerek türlerin sonla-rını getirebilecek olgulardır. Türlerin de bir sonu olduğu değerlendirildiğinde, günümüzde bu kadar çeşitli türün var olması gerçeği; yaşam sahnesine, türleşerek değil; birbirinden bağımsız olarak çıkmış olmalarını gerekli kılmaktadır. Çünkü türler, bir yandan erkekler için zararlı mutasyon birikiminin doğal seçilim tarafından engellenememesi nedeniyle yok olup, yaşam sahnesinden siliniyorken; bir yandan bu kadar çeşitliliğin birbirinden türeyerek meydana gelmesi imkansızdır.

Darvin de “Türlerin Kökeni” adlı kitabında, toplu yok oluşlar sonrasında binlerce türün birden bire hayat sahnesinde nasıl var olabildiğine bir açıklama getiremediğini itiraf etmiştir (Darwin, 1859: 202).

Evrim teorisinin iddia ettiği gibi tüm türler ortak bir atadan gelseydi; günümüzde bu kadar çeşitli türün yaşamıyor olması gerekirdi. Çünkü mutasyon ve nötr doğal seleksiyon etkisi, eşeyli üreyen türlerin bir süre sonra nesillerinin tükenmelerine neden olacağı için; türlere türleşebilecek kadar uzun yıllar yaşama imkânı tanımayacağı ortadadır. Mutasyon birikimin-den korunmuş olmaları ile soylarını uzun yıllar sürdüren türler ise evrim teorisyenlerinin de kabul ettiği üzere; bu özelliklerinden dolayı türleşme düzeyinde evrim geçirmeyeceklerdir. Her halükarda türleşmeye giden yol kapalıdır.

Nötr doğal seleksiyon etkisi evrim teorisinin bel kemiği olan doğal seleksiyona ters bir etki oluşturmaktadır. Bilindiği üzere evrim teorisinin iddiası olan türleşme, türlerin çevreye uyum süreci ve mutasyonların oluşturduğu etkilerin doğal seleksiyon yoluyla kesintiye uğramadan milyarlarca yıl içerisinde birikip üst üste bina edilerek ilerleyen bir süreci gerektirmektedir. Nötr doğal seleksiyon etkisi ise türleri yok oluşa sürükleyerek bu birikimi engellemektedir.

Bu durum delik bir kap gibi doğal seleksiyonun birikimini boşa çıkaracaktır. Özellikle de ya-şam alanlarının ve iklim şartlarının değişmesi gibi oksidatif stres oluşturan bir çok kaynağın bulunduğu düşünüldüğünde nötr doğal seleksiyon etkisinin, doğal seleksiyon etkisinden daha baskın bir etki oluşturacağı değerlendirilmektedir.

Bir ömrü olan ve zamanla tükenip son bulan türler ırklaşsa bile türleşme kabiliyetinden yok-sundur. Nötr doğal seleksiyon etkisinden dolayı türleşebilecek kadar uzun süre yaşam sürmeleri öngörülmemektedir. Nötr doğal seleksiyon etkisi, evrim teorisinin bel kemiği olan doğal seleksiyon etkisini sonuçsuz bırakmaktadır. Bu bildiride sunulan veriler evrim teorisini çıkmaza sürüklemektedir.

Evrim teorisine göre türleşme olayında doğal seleksiyonun en büyük iki destekçisi olan; türlerin yaşam alanının değişmesi ve mutasyon etkisi, doğal seleksiyondan ziyade nötr doğal seleksiyonun etkisini güçlendiren iki etmen olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal seleksiyonun etkisiz kaldığı nötr doğal seleksiyon çerçevesinde, çoğunluğu zaten zarar verici olan mutasyonel etkilerin erkekler aleyhine mtDNA da birikimi engellenemeyip türler yok oluşa doğru gidiyorken; bir türün daha yetkin bir türe doğru türleşmeye varan evrim geçirmesi imkânsız görülmektedir. Bediüzzaman Said Nursi’nin de “İşaratül İcaz” eserinde dediği gibi; türlerin sonsuza dek uzanıp gitmeleri batıldır ve soylar en başta babada başladığı gibi en nihayetinde de oğulda son bulacaktır ( Nursi, 1918: 200).

KAYNAKÇA

Agarwal, A., Ikemoto, I. & Loughlin, K.R. (1994). Relationship of sperm parameters with levels of reactive oxygen species in semen specimens. The Journal of Urology, 152(1),107-110. doi: 10.1016/s0022-5347(17)32829-x.

Altıner A., Atalay H. & Bilal T. (2017). Serbest Radikaller ve Stres İle İlişkisi. Balıkesir

Sağlık Bilimleri Dergisi, 1, 51-55

Amemiya, C.T., Alföldi, J., Lee, A.P., Fan, S., Philippe, H., Maccallum, I., et al. (2013). The African Coelacanth Genome Provides Insights Into Tetrapod Evolution. Nature, 496(7445), 311-316. doi: 10.1038/nature12027.

Ates, I., Suzen, H.S., Aydin, A. & Karakaya, A. (2004). The oxidative DNA base damage in testes of rats after intraperitoneal cadmium injection. Biometals, 17 (4), 371-377.

Bell, G. (1982). The masterpiece of nature: the evolution and genetics of sexuality. Croom Helm applied biology series. Cambridge University Press.

Berasain, C., Castillo, J., Perugorria, M.J., Latasa, M.U., Prieto, J. & Avila, M.A. (2009). Inflammation and liver cancer: new molecular links. Annals of the New York Academy of Sciences, 1155, 206-21. doi: 10.1111/j.1749-6632.2009.03704.x

Burçak, G. & Andican, G. (2004). Oksidatif DNA hasarı ve yaşlanma. Cerrahpasa Tıp Dergisi, 35 (4), 159-169.

Butler, C. (2011, March ). Living fossil fish. National Geographic, 86–93.

Carlsen E., Giwercman A., Keiding N. & Skakkebaek N. E. (1992). Evidence for decreasing quality of semen during past 50 years. British Medical Journal, 305(6854), 609-613. doi: 10.1136/bmj.305.6854.609.

Cassens, R.G., Marple, D.N. & Eikelenboom, G. (1975). Animal physiology and meat quality.

Advances in Food Research, 21, 71-155.

Cooke. M.S., Evans, M.D., Dizdaroglu, M. & Lunec, J. (2003). Oxidative DNA damage: Mechanism, mutation and disease. FASEB Journal, 17(10), 1195- 214. doi: 10.1096/ fj.02-0752rev.

Darwin, C. (1859) Origin of Species. London: John Murray

Eldredge, N. & Stanley, S. (1984). Living Fossils. New York: Springer-Verlag.

Forey, P. L. (1997). History of the coelacanth fishes. London: Chapman & Hall.

Fraga, C.G., Shinenaga, M.K., Park, J.W., Degan, P. & Ames, B.N. (1990). Oxidative damage to DNA during aging: 8-hydroxy-2’- deoxyguanosine in rat organ DNA and urine. Proc Natl Acad Sci USA, 87 (12), 4533-7. doi: 10.1073/pnas.87.12.4533

Freeman, B.A. & Crapo, J.D. (1982). Biology of disease: free radicals and tissue injury. La-boratory Investigation, 47(5), 412-426

Fry, E., Kim, S.K., Chigurapti, S., Mika, K.M., Ratan, A., Dammermann, A., et al. (2020). Functional architecture of deleterious genetic variants in the genome of a wrangel ısland mammoth. Genome Biology and Evolution, 12(3), 48-58. doi: 10.1093/gbe/evz279

Futuyma, D.J. (2005). Evolution. Sunderland, Massachusetts U.S.A: Sinauer Associates

Gemmell, J. N., Metcalf, J.V. & Allendorf, W. F. (2004). Mother’s curse: The effe-ct of mtDNA on individual fitness and population viability. Trends in Ecology and Evolution, 19(5), 238–244. doi: 10.1016/j.tree.2004.02.002.

Halliwell, B. (2000). Why and how should we measure oxidative DNA damage in nutritional studies? How far have we come?. The American Journal of Clinical Nutrition, 72 (5), 1082-7. doi: https://doi.org/10.1093/ajcn/72.5.1082

Koç, F. & Sarıca, Y . (2016). Mitokondri; Biyokimyası. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi , 12

(5). Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/aktd/issue/2234/29497

Leonard, J.V. & Schapira, A.H.V. (2000). Mitochondrial respiratory chain disorders I: Mitochondrial DNA defects. The Lancet, 355(9200), 299-304. doi: 10.1016/s0140-6736(99)05225-3.

Mayr, E. (1963). Arıimal species and evolution . Cambridge: Harvard University Press.

Milot, E., Moreau, C., Gagnon, A., Cohen, A. A., Brais, B. & Labuda, D. (2017). Mother's curse neutralizes natural selection against a human genetic disease over three centuries. Nature Ecology & Evolution, 1 (9), 1400–1406.

Mullen, G. R. & Durden, L. A. (2002). Medical and veterinary entomology . Amsterdam: Academic Press.

Nakada, K., Sato, A., Yoshida, K., Morita, T., Tanaka, H., Inoue, S-I., et al. (2006). Mitochond-ria-related male infertility. Proceedings of the National Academy of Sciences, 103(41), 15148-15153. doi: https://doi.org/10.1073/pnas.0604641103

Nursi, S. ( 1918 ). İşaratül icaz. İstanbul: Söz Basım Yayın..

Öztaş, S. & Yakan, B. (1999). Mitekondriyal DNA ve hastalıkları. Erciyes Tıp Dergisi, 21 (1), 63-71

Rolland, M., Le Moal, J., Wagner, V., Royère, D. & De Mouzon, J. (2013). Decline in semen concentration and morphology in a sample of 26,609 men close to general population between 1989 and 2005 in France. Human Reproduction, 28(2), 462-470. doi:10.1093/ humrep/des415

Rust, M. K. (2007). Cockroaches. University of California Integrated Pest Management Program. University of California.

Sen, C.K. (2001). Antioxidant and redox regulation of cellular signaling: introduction. Medicine and Science in Sports and Exercise, 33 (3), 368-370

Siomek, A., Tujakowski, J., Gackowski, D., Rozalski, R., Foksinski, M., Olinski, R., et al. (2006). Severe oxidatively damaged DNA after cisplatin treatment of cancer patients. International Journal of Cancer, 119 (9), 2228-30. doi: https://doi.org/10.1002/ijc.22088.

Smith, S., Turbill C. & Suchentrunk, F., (2010). Introducing mother's curse: low male fer-tility associated with an imported mtDNA haplotype in a captive colony of brown hares. Molecular Ecology, 19(1), 36-43. doi: 10.1111/j.1365-294X.2009.04444.x

Swan S. H., Elkin E. P. & Fenster L. (1997). Have sperm densities declined? A reanalysis of global trend data. Environmental Health Perspectives, 105(11), 1228-1232. doi: 10.1289/ ehp.971051228

Williams, G.M. & Jeffrey, A.M. (2000). Oxidative DNA damage: Endogenous and chemically induced. Regul Toxicol Pharmacol, 32 (3), 283-92. doi: 10.1006/rtph.2000.1433

Yalcin, A.S., Kilinc, A. & Cobek, B. (2010) . Evaluation of a simple colorimetric analysis for urinary malondialdehyde determination. Pathology and Laboratory Medicine International, 1, 23–26. doi: https://doi.org/10.2147/PLMI.S8228

Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun