Hayatın başlangıcı ve Evrim hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
HAYATIN BAŞLANGICI VE EVRİM
İnsanoğlu var olduğu zamandan beri nasıl var olduğunu merak etmiş ve bu konuda bir arayış içerisine girmiştir. Bu amaçla kendi var oluşunu ve nedenini ararken pozitif bilimin derinliklerine dalmıştır. Her şeyi bir sebep sonuç çerçevesinde değerlendirdiğinde pozitif bilimin yöntemlerini kullanmıştır. Bu bakımdan sebebini bilmediği konularla karşılaştığında ise bilimden sapma göstererek olayları tesadüf,şans ve varsayımlarla izah etmeye çalışmıştır.
HAYATIN BAŞLANGICI
Evrimci görüşteki insanlar, canlıların ilk ortaya çıkışlarının bir yaratıcı tarafından yoktan var edilmesi inancı yerine, canlıların tesadüf ve şansa bağlı olarak ortaya çıktıklarına inanmaktadırlar. Bu yaklaşım tarzı bilimle taban tabana zıt olup hiçbir ilmî dayanağı yoktur. Diğer taraftan bu konunun taraftarları da bir kafa karışıklığına sahiplerdir. Canlıların meydana gelişi ile ilgili olarak bunların görüşleri şöyle özetlenebilir:
- Abiyogenez hipotezi (Kendiliğinden oluş),
- Biyogenez hipotezi (Canlınn başka bir canlıdan oluş),
- Heterotrof hipotezi (Cansız maddelerden oluş),
- Canlıların uzaydan gelebileceği görüşü (Panspermia görüşü), Bunlar;
- Hayatın ilk başlangıcı nasıl olmuştur ve hayat dediğimiz canlılık kavramı nasıl meydana gelmiştir?
- Cansız bir madde canlı hale nasıl dönüşmüştür? Gibi sorulara cevap verememektedirler.
Darwin’in Görüşleri
Darwin, dünyada yaşayan türlerin ayrı ayrı yaratıldığına inanmıyordu. Bunların ortak bir kökenden geldiğini ve tesadüflerle değişerek çeşitlendiğini, türlerin çok uzun zaman içerisinde başka türlere dönüştüğünü iddia ediyordu.
Bir eserinde Darwin, “Doğal Seçilim” (Tabii seleksiyon) mekanizması üzerinde durmuştur. Darwin’in çalışmaları bulunduğu dönemde yalnızca gözleme dayanıyordu. Kullanılan cihazlar da oldukça yetersizdi (Şekil 1).
|
|
|
Şekil 1. Bin yediyüzlü yıllarda kullanılan mikroskoplar ve araştırma imkanları 1,2
Darwin’in tabiat görüşünü çürüten birçok misaller vardır. Darwin’e karşı olan bazı bilim insanlarına göre, mademki tabiatta zayıflar elenmektedir; o halde bize göre çok güçsüz gibi görünen türlerin yaşaması nasıl izah edilebilir? Örneğin; virüsler, bakteriler ve hatta kendisinin de ölümüne yol açan bazı parazit canlılar nasıl olup da hala hayatlarını sürdürebilmektedirler?
Günümüzde yapılan geniş çaplı araştırmalara rağmen, insanın ilk atasına ait maymun veya orangutana benzeyen bir canlının izine rastlanmamıştır. Yani, insanın maymunla ortak bir atadan türediğini, bugünkü ilmî verilere dayanarak söylemek mümkün değildir.
TABİÎ SEÇİLİM, SELEKSİYON VE GENETİK SÜRÜKLENME
Biyolojide, türlerin değişebileceği görüşünü ilk ortaya atanlar Fransız Comte de Buffon (1707-1788) ve Lamarck’tır (1744-1829). Bu iki bilim adamı, çevrenin etkisiyle canlılarda meydana gelen değişmelerin daha sonraki nesillere geçebileceğine inanmışlardı.3
Lamarck’ın “kullanma” yoluyla bir organizmada çeşitli vücut bölgelerinin gelişebileceğine, bunun da yavrularına geçeceğini iddia etmiştir. Bu duruma modifikasyon denmektedir.
August Weismann adlı bir araştırmacı, farelerin yirmi döl boyunca kuyruğunu kesmiş; fakat yirmi birinci döldeki farelerin de birinci döldeki gibi uzun bir kuyruğa sahip olduklarını tespit etmiştir4.
Bu deney, sonradan kazanılan özelliklerin diğer döllere geçmediğini, daha yirminci yüzyılın başlarında iken göstermiştir.
Müslümanlar ve Museviler, dini inançlarından dolayı yüzyıllardan beri sünnet oldukları halde, sonraki nesillerde erkek çocuklar sünnetli doğmamıştır.
İşte bütün bunlar, çevre ve yaşama şartlarının etkileri ile fertlerde görülen değişikliklerin oğul döllere geçemeyeceğini açıkça göstermektedir. Böylece Lamarck görüşünün ilmi olmadığı anlaşılmıştır.
MUTASYONLAR VE ETKİLERİ
- Işınları, Kimyasallar, Ultraviyole ışınları, Yüksek sıcaklık gibi etkenler sonucu oluşmaktadır. Canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen mutasyonlarla meydana geldiği ileri sürülür. Mutasyonlar, ani olarak hâsıl olan ve çoğu öldürücü olan değişikliklerdir. Muller, mutasyonlarla ilgili olarak şu görüşü dile getirir;
“Mutasyonların yüzde 99’undan fazlası kesin olarak zararlıdır. Tesadüfi olay-lardan da ancak böyle olması beklenir” demektedir.
Şekil 2 ve 3’ de görülebileceği gibi, DNA üzerindeki tek bir bazın tesadüfen değişimi, proteinin yapısında farklılık meydana getirmektedir. Bu durum ise protei-nin fonksiyonunun değişimine sebep olmaktadır. Aynı şekilde
Şekil 2. Tek bir baz değişimi proteinin yapısını ve hatta fonksiyonunu değiştirebilir.5
Yapılan bir araştırmada WDR62 tek nükleotid mutasyonun insanlarda micro-sefali (küçük başlılık) hastalığına sebep olduğu tespit edilmiştir6.
Tek nükleotid değişiminin canlılarda hastalıklara nasıl sebebiyet verdiği konusunda yüzlerce bilimsel makale mevcuttur. Tek nükleotid değişiminin böylesi bir hastalığa sebep olmasına rağmen, 3,2 milyar baz çiftine sahip olan insanın şansa bağlı olarak ve tabii seleksiyonla teşekkül etmesine imkan var mıdır? İşin dahası, şans eseri kromozomlarda homolog rekombinasyonun meydana gelmesi de mümkün değildir. Böyle tesadüflerle insanın soyunun devamını düşünmek bile akıl dışıdır.
İnsanın yaratılmasında ve soyunun devamında en küçük bir tesadüf veya şansa yer olmadığını ilim bize bildiriyor.
İşte bütün bunlar; sonsuz ilim, irade ve kudretin eseriyle, rahmet ve inayetin tecellisiyle mümkündür.
Şekil 3. Tek nükleotid değişiminin mikrosefali’ye (küçük başlılık) sebep olması6
CANLILARDA GENETİK VARYASYON VE ÇEVRENİN ETKİSİ
Şekil 4. Kırmızı ve siyah renk, sarı renk üzerine dominanttır. Gökkuşağı İspinoz (Gouldianfinch) kuşlarda renk poliformizmi7.
Allah (c.c), her ferde ve her can-lı türüne kendi özelliğine ve yaşadığı ortama uygun, kendisine has bir gene-tik yapı ve ona bağlı bir vücut vermiş-tir. Bu genetik yapının büyük oranda değişerek, o canlıyı başka bir canlıya dönüştürmesi mümkün değildir. Çün-kü böyle bir değişiklik o canlıyı daha embriyo safhasında öldürür. Varyasyon olarak adlandırılan çeşitlilik ise, her zaman mümkündür (Şekil 4).
Şekil 5. Farklı çevrelerde yaşayan farelerde kürk rengi varyasyonu8
Farelerin bu fenotipik varyasyonunun genetik bir varyasyondan kaynaklandığı ve her canlının kendi bölgesi sınırları içerisinde yaşadığı görülmektedir8 (Şekil 5).
Bu durum yüce yaratıcının bu canlılara vermiş olduğu genetik ve hayat alanı çeşitliliğinin bir arada bulundurulmasının bir eseridir. Yani bu çeşitlilik zaten genlerine hikmetli bir şekilde yerleştirilip programlanmıştır. Genlerdeki bu programa göre bazı karakterler alternatif şekillerde ortaya çıkıp canlının uyum gösterdiği bölgede baskın hale gelebilir. Bu genetik karakterler, canlının renk özelliğinden dolayı kendi-sini daha rahat hissettiği ve kamufle olduğu çevreye göçüyle de ilgilidir.
Bu durum kesinlikle o canlının başka bir canlıya dönüşmesine yol açmaz. Sadece renginin, bulunduğu ortama uyumluluğundan dolayı belli bir bölgede meydana getirdiği popülasyonda o genin popülasyon içi çiftleşmeden dolayı baskın hale gelmesinden kaynaklanmaktadır.9
EVRİMCİ GÖRÜŞÜN YAPMIŞ OLDUĞU BİLİMSEL ÇARPITMALAR
- Piltdown Adamı (Eanthropus dawsoni)
İnsanın atası olarak kabul edilen bu fosilin çenesinin orangutan maymununa, kafatası ve dişlerin insana ait olduğu ve dişleri çeneye uydurmak için eğelendiği anlaşılmıştır. 1912 yılında Londra tabiat tarihi müzesi müdürü Arthur Smith Woodward ile tıp doktoru Charles Dawson tarafından, İngiltere’nin Piltdown yakınındaki bir çakıl çukurundan bir çene ile kafatası fosili, bir merasimle çıkarılır ve buna Piltdown Adamı (Eanthropus dawsoni) adı verilir. Yaşı da 500 bin yıl olarak tespit edilir. 1950 olarak adlandırılan çeşitlilik ise, her zaman mümkündür. Fosil üzerinde yapılan incelemede fosilin bazı sahtekârlıklara maruz kaldığı anlaşılır. Fosil üzerinde yapılan inceleme neticesinde eskiye ait olduğu görüntüsünüvermek için fosilin potasyum dikromat ile lekelendirildiği, çene kemiği üzerindeki dişlerin, yıpranmış ve aşınmış bir görüntü verecek tarzda eğelendiği, kafatasının in-sana, çenenin ve dişlerin de orangutan maymununa ait olduğu anlaşılmıştır.10
Embriyolojik Yapı Benzerliği
|
Bir organizmanın zigottan başlayarak ergin hâle gelinceye kadar geçirdiği embriyonal gelişme safhalarını inceleyen bilim dalına “embriyoloji” veya “ontojeni” denir.
Canlıların erken embriyolojik safhadaki benzerlikleri, birbirlerinden meydana geldiğine delil gösterilmektedir. Haeckel, çeşitli omurgalı hayvan sınıflarına ait embriyoları 140 yıl önce çizmiştir. Haeckel’in yaklaşık 140 yıl önce çizdiği bu resimler günümüzde hemen bütün biyoloji kitaplarında kullanılmaktadır. Haeckel’in bu embriyoların çiziminde, canlıların birbirinden meydana geldiği iddiasını doğrulamak için çizimde sahtekârlık yaptığı ileri sürülmektedir.11
Kettlewell Deneyi
Biyoloji kitaplarında sıkça yer alan Kettlewell’in güvelerle (Biston betularia) yapmış olduğu tabiî seleksiyon çalışması birçok bilimsel yayın ve makalelerle eleştirilmiş ve güvenilmez olarak ortaya konmuştur12,13,14,15.
Kettlewell güveler ile yapmış olduğu çalışmasında İngiltere’de sanayi devrimi zamanlarında endüstriyel kirlilikten dolayı ağaçların siyah bir renge büründüğünü siyah ve beyaz renkli olan güvelerden (Biston betularia) siyah olanlarının ağaç gövdelerinde kamufle olarak kuşlardan daha iyi korunduğunu ve hayatta kaldığını ileri sürmüştür. Beyaz renkli olan güvelerin ise siyah ağaçlarda daha belirgin olmalarından dolayı kuşlar tarafından fark edilip avlandıklarını iddia etmişti. Fakat daha sonraları yapılan başka çalışmalar ile Kettlewell’in hem deneyi ve hem de elde ettiği sonuçlarının kusurlu olduğu anlaşılmıştır.9
Geçiş (Ara) Formları ve Fosil Delilleri
Zaman içerisinde bir türden başka bir türün tesadüfen, mutasyonlar sonucu ve çevrenin etkisi veya tabiî seleksiyonlar gibi mekanizmalarla ortaya çıkabilmesi bilimsel yöntemler ve matematik ihtimal hesapları dâhilinde mümkün değildir.
Şekil 6. Evrimcilerin; “Balıktan kurbağanın meydana geldi” şeklindeki iddialarını doğrulayan ara formların fosil delilleri mevcut değildir. Balık fosilleri tam balık olarak, kurbağa fosilleri de tam kurbağa olarak bulunmaktadır. Yarı balık- yarı kurbağa fosiline yüz yıllardır dünyanın hiçbir yerinde rastlanmamıştır.
.
Şekil 7. 515 milyon yıl önce yaşamış arı gözüne ait fosil delilleri ile canlı bir arı gözü yan yana verilmiştir.16
Şekil 8. Kambrian döneminde, yani yaklaşık günümüzden 500 milyon yıl önce yaşamış olan Anomalocaris’in fosil delillerinden bu canlının mükemmel petek gözlere sahip olduğu tespit edilmiştir17.
SONUÇ
Her bir türün ilk anne ve babaları müstakil olarak yoktan yaratılmışlardır. Türler arasında gerek kromozom sayıları, tipleri itibari ile ve gerekse de DNA’daki bazların sayısı ve dizilişi itibari ile büyük farklılıklar vardır. Bu farklılıklar sonsuz rahmet ve hikmet sahibinin plan ve programıyla türlerin birbiri ile olan çaprazlama ve döl verimlerine müsaade etmemektedir. Genetik yapıları birbirine benzeyen bazı türlerin çaprazlamalarından hibrit dediğimiz ara formalar oluşabilmektedir. Fakat bunların soylarının devamı söz konusu değildir (Mesala; at ve eşeğin çaprazlanmasından oluşan katır gibi). Aynı türün farklı fenotipine sahip fertler çaprazlanmasıyla melezler teşekkül edebilmektedir.
Mikro evrim yolu ile türleşme konusu ise dayanağı olmayan bir senaryodan ibarettir. Elbetteki çevre etkileri sonucu canlılarda birtakım genetik değişiklikler olabilmektedir. Bu durum canlının genomuna ve metabolik aktivitesine izin verildiği ölçülerde gerçekleşmektedir. Büyük değişiklikler sonucu canlıların soyları devam etmemekte ve hatta hayatının belli bir süresinde ölmektedirler. Çünkü genetik program dışı değişimler canlıların hasta olmasına ve ölerek popülasyondan ayıklanmasına sebep olmaktadır. Zaman içerisinde bir türden başka bir türün, evrimcilerin iddia ettiği gibi, tesadüfen mutasyonlar sonucu ve çevrenin etkisi veya tabiî seleksiyonlar gibi mekanizmalarla ortaya çıkabilmesi bilimsel yöntemler ve matematik ihtimal hesap-ları dâhilinde mümkün değildir.
KAYNAKLAR
- Anonim 1, 2018, https://www.microscopehistory.com/ MHS: 42845; Turner 1989: 270-1; Billings: P. 158, Fig. 297, AFIP 49163-60-4713-37; Whipple: 1824; Harvard Univ.
- Wilson, J.,PhilosophicalTransactions of theRoyalSociety, Volume 23, London 1702, pp.1241-1247.
- Anonim 2, 2018, https://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim
- Anonim 3, https://tr.wikipedia.org/wiki/August_Weismann
Muller, H.J. RadiationDamageToTheGeneticMaterial. AmericanScientist. 1950, Vol.1.37.P.3.
5- Kathryn M Camp, Elaine B. Trujillo, Position of the Academy of NutritionandDietetics: NutritionalGenomicsJournal of theAmerican Academy of NutritionandDietetics, February 2014.
6. Farag,H.G.,Froehler, S., Oexle, K., Ravindran, E., Schindler,D., Staab, T., Angela, H., Kra-emer, N., Chen, W., Kaindl. A.M., “Abnormalcentrosome and spindle morphology in a patientwithautosomalrecessiveprimarymicrocephalytype 2 duetocompoundheterozy-gous WDR62 gene mutation”. OrphanetJournal of RareDiseases 2013, 8:178.
7. Pryke, S.R ve Griffith, S.C. Reddominatesblack: agonisticsignallingamongheadmorphs in thecolourpolymorphicGouldianfinch. Proc. 2006, R. Soc. B 273, 949–957.
8. Manceau, M.,Domingues, V.S., Linnen,C.R., Rosenblum, E.B., Hoekstra, H.E., Convergence in pigmentation at multiplelevels: mutations, genesandfunction. Marie. Philos Trans R SocLond B BiolSci., 2010, 365(1552): 2439–2450.
9. Erdoğan O. Canlilarda Renk Teşekkülü Ve Mutasyonlarin Etkileri. I. International Creati-on Congress on TheLigth Of Sciences, 30 Kasım-2 Aralık, Şanlıurfa 2018.
10. Smith, G. S. WoodWord’sTony. New Scientist. 1979.5 April.
11. Pennisi, E.,Haeckel’sEmbryos: FraudRediscovered. Science 5 September 1997: Vol. 277. no. 5331, p. 1435, DOI: 10.1126/science.277.5331.1435a
12. Berry, R.J.,Industrialmelanismandpepperedmoths (Bistombetularia (L.)) BiologicalJour-nal of theLinneanSociety. 1990, 39; 301-322.
13. Howlett, R.J.,.Majerus, M.E.N, Theunderstanding of industrialmelanism in thepeppered-moth (Bistonbetularia) (Lepidoptera: Geometridae), BiologicalJournal of theLinnean Society.1987, vol. 30, s. 40.
14. Coyne, J.A., Of Mothsand Men: Intrigue, Tragedyand the Peppered MothbyJudith Hooper. 1998, Nature, 418.
15. Coyne, J.A., , Evolutionunderpressure (Not blackand White. Melanism: Evolution in Ac-tion by Michael E. N. Majerus). 2002, Nature, 396.
16. Lee, M.S.Y, Jago, J.B.,García-Bellido, D.C., Edgecombe, G.D., Gehling,J.G. andPaterson, J.R., Modern optics in exceptionallypreservedeyes of Early Cambrianarthropodsfrom Australia. Nature, 474, 631–634 (30 June 2011) doi:10.1038/natu-re10097.
17.. Paterson, J.R.,García-Bellido, D.C, Lee, M.S.Y, Brock, G.A., Jago, J.B., and Edgecombe, G. D., Acutevision in thegiant Cambrianpredator Anomalocarisandtheorigin of compoundeyes. Nature, 480, 237–240, (08 December 2011) doi:10.1038/nature10689. 19-Quintana-Murci L, Semino O.,Bandelt, H.J., Passarino, G., McElreavey, K., Silvana Santachiara-Benerecetti, S.S., Geneticevidence of an earlyexit of Homo sapienssapiensfrom Africathrougheastern Africa. Nature Genetics, Volume 23, December 1999.
18. Cann, R.L.,Stoneking, M., Wilson, A.C., Mitochondrial DNA andhumanevolation. Nature Vol.325, January 1987.
19. Fornarino S, Pala M, Battaglia V, Maranta R, Achilli A, Modiano G, et al. Mitochondrialand Y-chromosomediversity of theTharus (Nepal): a reservoir of geneticvariation. BMC EvolBiol. 2009;9:154.
20. Hublin JJ, Ben-Ncer A, Bailey SE, Freidline SE, Neubauer S, Skinner MM, et al. New fossilsfromJebelIrhoud, Moroccoandthepan-Africanorigin of Homo sapiens. Nature. 2017;546(7657):289-92.
21. Keller A, Graefen A, Ball M, Matzas M, Boisguerin V, Maixner F, et al. New insightsin-totheTyroleanIceman’soriginandphenotype as inferredbywhole-genomesequencing. NatCommun. 2012;3:698.
Prof. Dr. Orhan ERDOĞAN
Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, Erzurum/TÜRKİYE, [email protected]
Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- CANLILARDA RENK TEŞEKKÜLÜ VE MUTASYONLARIN ETKİLERİ
- EVRİMİN DELİLİ OLARAK İLERİYE SÜRÜLEN ARA (GEÇİŞ) FORMLAR
- “Evrim teorisi ispatlandı.” şeklinde yapılan açıklamaların doğruluk payı var mıdır?
- Evrimin Dayandığı Deliller
- Tüm insanların tek bir tür olduğunu ispat edebilir misiniz?
- İnsanın Geçmişi
- Evrim ve İdeoloji
- Yutar Yarıkları Efsanesi ve Sahtekarlık(Bilim 'Yaratılış' Diyor–26)
- EVRİM TEORİSİ’NİN ÇIKMAZLARI
- Ulaşılamayan Atalarımız