Belkıs’ın tahtı nereden nereye geldi?
Bediüzzaman “Demek taht-ı Belkıs Yemen'de iken, Şam'da aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleri ile beraber sesleri de işitilmiştir. İşte uzak mesafede, celb-i surete ve sese haşmetli bir surette işaret ediyor …” diyor. Ancak bazı yerlerde tahtın Kudüs’e geldiğini okudum. Taht Şam'a mı, Kudüs'e mi getirildi veya kasıt nedir?
İkinci sorum, burada geçen “celb-i surete ve sese haşmetli bir surette işaret ediyor” ne demektir, görüntülerin nakli gibi maddenin de nakledilebileceği anlamına mı gelir?
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle ifade edelim ki, problem aslında “taht nereye getirildi?” sorusundan çok, Hz. Süleyman’ın merkezinin neresi olduğu meselesidir.
Olay Kuran’da nasıl geçiyor?
Neml Suresi 38–40. ayetlerde, Hz. Süleyman, Belkıs’ın tahtının kendisine getirilmesini ister. Cinlerden biri “Sen makamından kalkmadan getiririm” der. Kitaptan ilmi olan bir zat ise “Göz açıp kapayıncaya kadar getiririm” der. Ve taht, Hz. Süleyman’ın yanında hazır bulunur.
Kuran’da şehir ismi verilmez. Sadece “senin yanına getireyim” ifadesi vardır.
Hz. Süleyman’ın merkezi neresiydi?
Tarihî ve tefsirî genel kabul şudur:
Hz. Süleyman’ın hükümranlık merkezi Beytü’l-Makdis (Kudüs) idi. Şam bölgesi (Bilâd-ı Şam) ifadesi ise o dönemde geniş bir coğrafyayı kapsıyordu. Kudüs de tarihî olarak Şam bölgesinin bir parçası sayılmıştır.
Demek ki, “Şam” ifadesi çoğu zaman bugünkü Suriye şehri anlamında değil, bölgesel bir ad olarak kullanılmıştır.
Yemen – Şam mı, Yemen – Kudüs mü?
Belkıs’ın ülkesi Sebe (Yemen)’dir. Hz. Süleyman’ın merkezi ise Kudüs (Bilâd-ı Şam bölgesi).
Dolayısıyla olay coğrafî olarak Yemen-Kudüs, bölgesel isimlendirme ile Yemen-Şam şeklinde ifade edilebilir.
Burada çelişki yoktur. Şam, geniş bir bölge ismidir; Kudüs o bölgenin içindedir.
Bediüzzaman’ın “Yemen–Şam” ifadesi ne demektir?
Bediüzzaman Hazretleri “Taht-ı Belkıs Yemen’de iken Şam’da hazır olmuştur…” derken, coğrafî bölge adı kullanmaktadır. Klasik müfessirlerin çoğu da aynı üslubu kullanır. (Maverdi, Razi, Kurtubi ilgili ayetlerin tefsiri)
Ancak bu durum Kudüs’ü asla dışlamaz. Zaten Kudüs, o dönemde Şam bölgesine dahildir.
Nitekim Tantavi gibi bazı müfessirler Yemen–Kudüs şekilden ifade etmişlerdir. Bu da aslında farklı değil, daha spesifik bir ifadedir. Yani Şam, genel bölge ismi, Kudüs o bölgenin merkezi. Biri geniş isim, diğeri özel isimdir.
Özetle:
Taht, Yemen’den Hz. Süleyman’ın bulunduğu yere getirildi. Hz. Süleyman’ın merkezi Kudüs’tü. Kudüs, tarihî olarak Şam bölgesi içinde kabul edilirdi.
Bu yüzden “Yemen–Şam” ve “Yemen–Kudüs” ifadeleri arasında esaslı bir çelişki yoktur.
Bediüzzaman’ın ifadesi klasik tefsir çizgisine uygundur.
İkinci sorunuza gelince:
Görüntü nakli gibi, maddenin de nakli olacak mı?
Önce ayetin manasını hatırlayalım:
Neml 40’ta deniyor ki: “Kitaptan ilmi olan bir zat dedi ki: ‘Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar onu sana getiririm.’ Süleyman onu yanında hazır görünce…”
Burada iki önemli nokta var:
Biri, mesafe çok uzak (Yemen-Kudüs/Şam). Diğeri süre göz açıp kapama kadar.
Bu iki unsur, olağanüstü bir mekân aşımı ve anlık nakil gösteriyor.
Bediüzzaman neye dikkat çekiyor?
Bediüzzaman der ki özetle: taht Yemen’deydi. Şam’da aynıyla (bizzat kendisiyle) veya suretiyle (görüntüsüyle) hazır oldu. Bu olay, uzak mesafeden suret ve ses celbine işaret eder. Yani diyor ki Kuran, bu mucizeyi anlatırken, ileride insanların uzak mesafeden görüntü ve ses nakletmesine bir kapı aralıyor.
Aynıyla mı, suretiyle mi, meselesi
Burada iki ihtimal var:
1. Aynıyla nakil (fizikî taşınma). Taht gerçekten fiziksel olarak bir anda getirildi. Bu, mucizedir.
2. Suretiyle hazır olma (yansıtma/aktarma). Tahtın görüntüsü, sesi ve bilgisi aktarılmış olabilir.
Bediüzzaman her iki ihtimali de açık bırakır. Ama özellikle “suret ve ses” ifadesiyle dikkat çeker.
Buradan teknolojiye işaret nasıl çıkıyor?
Şöyle bir mantık yürütüyor: Kuran, en yüksek mucizeleri gösterir. Sonra insanlara der ki “Siz de çalışarak bunun gölgesine ulaşabilirsiniz.” Mesela, Hz. İsa’nın ölü diriltmesi, tıbbın gelişmesine işaret. Hz. Süleyman’ın rüzgârı kullanması, ulaşım teknolojisine işaret, Belkıs’ın tahtı, uzaktan anlık nakil / görüntü aktarımı gibi.
Bugün canlı yayın, video konferans, uydu bağlantısı, hologram teknolojisi, kuantum teleportasyon çalışmaları gibi teknolojik gelişmelerin hepsi “uzak mesafeden suret ve ses celbi” değil mi?
Bediüzzaman bunu 20. yüzyılın başında söylüyor. Televizyon daha ortada yokken.
Burada mucize ile teknoloji karışıyor mu?
Hayır. Mucize, sebepsiz, Allah’ın doğrudan yaratmasıdır. Teknoloji ise, sebepler zinciriyle, çalışma ve keşifle elde edilir.
Bediüzzaman şunu diyor: Bu mucize, insanlığa böyle bir istidadın kapısını gösteriyor.” Yani mucize zirve; teknoloji onun gölgesi.
Daha derin bir nokta var mı?
Burada aslında üç kavram var: Mekânın daralması, zamanın kısalması, madde–enerji dönüşümü ihtimali.
Bu ayet, mekânın mutlak olmadığını gösteriyor. Modern fizikte de zaman ve mekân mutlak değil. Görelilik teorisi bunu söylüyor.
Bediüzzaman bu tarz mucizelerden, kâinatın sandığımızdan daha esnek olduğunu çıkarıyor.
Özetle:
Belkıs’ın tahtı kıssası tarihî bir mucizedir. Aynı zamanda insanlığa bir ufuk açar. Uzak mesafeden görüntü ve ses nakline işaret eder. Hatta maddenin de nakledileceğine işaret ettiği söylenebilir.
Mekânın mutlak olmadığını gösterir.
Bediüzzaman burada “Kuran sadece geçmişi anlatmaz; geleceğin teknolojisine de işaret eder.” demek istiyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Kur'an'da geçen "İfrit ve Belkıs'ın tahtı" hakkında bilgi verir misiniz? Böyle bir olay Kur'an'da neden anlatılmıştır?
- Kur'an'da, Hz. Süleyman'ın, cinlerin "ifrit" denilen bir kısmından hizmetçileri olduğu ifade edilmektedir. Bu hadiseyi ve "ifrit cinleri" açıklar mısınız?
- 3. Âsaf’ın Belkıs’ın tahtını getirmesi
- "... Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak." (Nahl, 16/8) Burada "bilemeyeceğiniz nice şeyler" ifadesi ile kastedilen uçak, tren gibi vasıtalar mıdır?
- Kur'an'da bahsedilip, bilimde henüz ispatlanamayan şeyler var mı?
- Hayvanların ruhları ahirette baki mi kalacak?
- Hz. Süleyman ile Belkıs’ın aynı tarihte yaşamadıkları, Belkıs’ın tahtının bir anda getirilmesinin ilmin kanunlarına aykırı olduğu iddialarına ne dersiniz?
- Tarihî belgelere dayanarak Belkıs’ın kimliğini belirlemek mümkün müdür?
- Cinler insan şekline girebilirler mi?
- Kudüs neden Yahudiler ve Hristiyanlar için de önemlidir?