Kadının okuması, çalışması ve nüfus meselesinde ölçü nedir?

Tarih: 02.01.2026 - 11:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

Türkiye’de nüfusun yaşlanması ve doğum oranlarının düşmesi üzerine yapılan tartışmalarda, iki uç yaklaşımın da hatalı olduğunu düşünen dindar bir gencim. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyorum.

Bir tarafta, kadının tek görevinin annelik olduğunu savunup eğitime toptan karşı çıkanlar var (üstelik bunların önemli bir kısmı dindar çevrelerden). Diğer tarafta ise aileyi bir “hapishane” olarak görüp onu işlevsizleştirmeyi savunan modern yaklaşımlar bulunuyor.

Benim itirazım her iki uca da yöneliktir.

Kadınların fabrikalarda ucuz iş gücü olarak sömürülmesine, çalışmanın bir “hak” olmaktan çıkıp “zorunluluk” hâline getirilmesine karşıyım. Ancak bir kadının nitelikli eğitim alarak doktor, mühendis, psikolog gibi mesleklerde topluma hizmet etmesine de karşı değilim. Burada asıl mesele “nitelikli iş gücü” ile “modern kölelik” arasındaki farktır.

Anne babaların çocukları için kurduğu “altın bilezik” hayali de tam olarak bu nitelikli var oluşu hedeflemez mi? Bunun için fedakârlık yapılmaz mı?

Bu noktada dindar camianın bir kısmının meseleyi yanlış okuduğunu düşünüyorum. Annelerinin tarlada erkeklerle iç içe, ağır şartlarda çalışmasına ses çıkarmayanların; bugün profesyonel çalışma ortamlarında vakarını koruyarak, ağırbaşlılıkla çalışan dindar kadınları “erkekleşme” ile itham etmesi açık bir tutarsızlıktır.

Eğitim sadece iş sahibi yapmaz; toplumu okuyabilen, bilinçli nesiller yetiştirebilen bireyler inşa eder. Burada yıkıcı olan “kariyer hırsı”dır, azim değildir. Hırs kör eder, azim ise tamir eder. Eğer bir kadına Allah tarafından toplumdan ayrışan bir kabiliyet verilmişse, bunu vakarını koruyarak toplum lehine kullanması israf değil, emanettir.

Bu bağlamda şu soruları sormak istiyorum:

A) İslam kadına “Sen otur, sadece çocuk bak, kendi yolunu çizme, meslek edinme” mi der?

(Bir yazınızda kadın için esas olanın çalışmaması olduğunu belirttiğiniz için soruyorum.)

B) Nüfus sorununda tek “günah keçisi” kadının eğitimi midir? İstatistikler, eğitimli erkeklerin de kendileri gibi nitelikli kadınlarla daha geç evlendiğini gösteriyor. “Evlilikte denklik” ilkesi ortadayken neden mesele yalnızca kadın üzerinden okunuyor? İslam’ın nüfus meselesine bakışı nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu sorulara cevap verirken, İslam'ın kadına sunduğu haklar ve toplumda kadının rolünü anlamak önemlidir.

A) İslam, kadına sadece çocuk bakmasını ve kendi hayatını şekillendirmemesini emretmez. Aksine, İslam’da kadınların eğitim alması ve topluma fayda sağlaması teşvik edilmektedir.

Hz. Peygamber (asm) döneminde kadınlar, eğitim almış, ticaretle uğraşmış ve toplumda aktif roller üstlenmişlerdir. Örneğin, Hz. Aişe (ra) ilim ve kültür alanında önemli bir figür olmuştur.

İslam, kadınların fıtratına uygun bir şekilde yaşamasını, ailedeki rolünü yerine getirirken aynı zamanda eğitim alarak topluma katkıda bulunmasını da kabul eder. Bu bağlamda, eğitim ve çalışma kadınlar için bir hak olarak değerlendirilebilir.

B) Nüfus sorununda yalnızca kadınların eğitimi üzerine odaklanmak eksik bir değerlendirmedir. Eğitimli erkeklerin de daha geç evlenmesi ve aile kurmamaları, geniş bir sosyal ve ekonomik bağlamda ele alınması gereken bir meseledir.

İslam, evlilikte denklik ilkesini ön plana çıkarmaktadır; bu da kadın ve erkeğin sosyal, ekonomik ve eğitim düzeylerinin önemli olduğunu göstermektedir.

Nüfus sorununa dair İslam’ın perspektifi, ailenin önemini vurgularken, toplumda herkesin sorumluluğunu paylaştığını belirtir. Aile, toplumun temelidir ve her bireyin bu yapının güçlenmesine katkıda bulunması beklenir.

Ayrıca kadınların çalışmak zorumda bırakılmaması, evinde evinin işlerini yapan kadının da bir çalışan anlayışıyla, devletin bu kadınlara sigorta ile maaş bağlaması da bir görev olarak düşünülmelidir.

Sonuç olarak, İslam kadına sadece oturmasını değil, aynı zamanda eğitim almasını ve topluma katkıda bulunmasını da teşvik eder. Kadınların çalışması ve eğitim alması hem bireysel gelişim için hem de toplumun ilerlemesi için büyük önem taşımaktadır.

Eğitimli ve bilinçli bireyler yetiştirmek, toplumun geleceği için hayati bir rol oynamaktadır.

Bununla beraber, aileyi korumak, vakti gelince evlenmeyi kolaylaştırmak, resmi olarak çalışmak istemeyen ama evinin işini yapan kadına sigorta ve maaş bağlamak gibi konuların üzerinde durulması ve bunların önemle dikkate alınması da gerekir.

Demek ki, İslam, kadının okumasına, ilim, bilgi, beceri, marifet ve uzmanlık sahibi olmasına izin verir; hatta bunu teşvik eder. Kadının cehalet içinde kalmasını dinî bir ideal gibi sunmak İslam’a da tarihe de aykırıdır.

Ancak İslam, kadının geçinmek için çalışmak zorunda kalmamasını esas alır. Çünkü geçimini sağlamak zorunda kalan kadın, çoğu zaman istismara açık hâle gelir; emeği ucuzlatılır, kişiliği araçsallaştırılır. Bu sebeple İslam, kadının nafakasını öncelikle kocasına, evli değilse en yakından uzağa doğru erkek akrabalarına yükler.

Bu, “kadın çalışamaz” demek değildir. Bu, “kadın mecbur bırakılmamalıdır” demektir.

Kadın, geçinmek zorunda olmadığı hâlde kamunun ihtiyacı sebebiyle yahut kendi arzusu ile çalışacaksa, İslam bu çalışma alanlarının ona yakışır, fıtratına uygun, mahremiyetini ve vakarını koruyabileceği alanlar olmasını ister. Karşı cinsle sürekli iç içe olmayı, baş başa kalmayı, sınırların belirsizleştiği ortamları tasvip etmez.

İslam aynı zamanda Müslüman nüfusun; dini, kültürü, medeniyeti, vatanı ve değerleri koruyacak ölçüde hem nitelikli hem de yeterli sayıda olmasını ister. Bu noktada sorumluluk yalnızca kadına yüklenemez. Devlet ve aile birlikte; hem çalışmayı hem çocuk sahibi olmayı mümkün kılacak adil tedbirler almak zorundadır.

Bugün toplumumuzda çalışma çağındaki kadın nüfusu yaklaşık 33 milyona yaklaşmış, ücretli çalışan kadın oranı ise %33,7 civarındadır. Buna göre yaklaşık 13 milyon kadın “ev kadını” statüsündedir; yani resmî ücret almadan evinde çalışmaktadır.

Bu kadınların evli olanları hem çocuk yetiştirmekte, kırsalda aileleriyle birlikte ağır işlerde çalışmakta, hem de ev içi hizmetleri üstlenmektedir.

Bekâr, dul veya aile yanında yaşayan kadınlar da aile içinde ciddi bir hizmet yükü taşımaktadır.

Evli bir kadının kocası varlıklıysa, evlilik devam ettiği sürece geçim derdi olmaz. Ancak buna rağmen, “kocanın eline bakmak mecburiyetinde kalmadan” bazı ihtiyaçlarını kendi gelirleriyle karşılamak istemesi de fıtrîdir ve anlaşılır bir taleptir.

Eğer toplum, ev içi emeği ve anneliği gerçekten değerli görüyorsa; bu emeği yalnızca “manevî sevap” söylemiyle geçiştirmemelidir. Evinde çocuk yetiştiren, ailesini ayakta tutan kadınlar için sigorta güvencesi sağlanması, en azından asgari ücret üzerinden emekliliğe esas bir maaş bağlanması, modern şartlarda ciddi şekilde düşünülmelidir.

Böyle bir uygulama, İslam’da kadınların geçim kaygısıyla istismara uğramasını önler, aynı zamanda toplumun kadın potansiyelinden faydalanmasını sağlar.

Bu, kadını çalışmaya zorlamak değil; aksine çalışmak zorunda bırakılmamasını teminat altına almaktır. Aksi hâlde “evde kalsın” denilen kadına fiilen “güvencesiz kal” denilmiş olur ki bu ne adaletle ne de İslam’ın emanet anlayışıyla bağdaşır.

Özetle: Kadının çalışması zorunlu değil, ama isterse devlet veya aile desteğiyle sigorta ve maaş gibi güvence sistemleri sağlanabilir, bu hem İslamî prensiplere uygundur hem de kadının hem bireysel hem toplumsal haklarını korur.

Son Tespit: İslam kadını eve hapseden bir din değildir, kadını piyasanın kölesi yapan bir din de değildir.

Ölçü şudur: Zaruret değil emanet, hırs değil hikmet, mecburiyet değil tercih.

Bu denge kaybolduğunda hem kadın ezilir hem aile zayıflar hem de nüfus meselesi sağlıklı şekilde konuşulamaz.

Nüfus sorunu ve kadın eğitimine gelince:

Türkiye’deki nüfus sorununu tartışırken, kadın eğitimi tek başına suçlu olarak gösterilemez.

İstatistikler gösteriyor ki, eğitimli erkekler de evlenme ve çocuk yapmada gecikiyor. Yani mesele sadece kadın üzerinden okunamaz.

Asıl problem toplumun evlilik/çocuk planlaması, ekonomik koşullar ve sosyal destek sistemleridir.

İslam, nüfus artışını teşvik eder; ancak bu teşvik kadının haklarını ihlal etmeyecek şekilde olmalıdır.

Çocuğun sağlıklı yetişmesi, annesinin eğitimli ve bilinçli olmasıyla doğrudan ilgilidir. Bu da toplumun genel refahını ve kültürel devamlılığını destekler.

Özetle: Kadının eğitimi ve çalışma hakkı, nüfus politikasıyla çelişmez. Tam tersine, eğitimli kadınlar hem kendi hem toplum için sağlıklı nesiller yetiştirir; nüfus artışı için de bilinçli bir temel oluşturur.

Tavsiye niteliğinde bazı prensipler

Nüfus sorununu çözmek için bazı İslami ve pratik ilkeler öne çıkar:

Kadının hak ve güvenliğini koruyacak sosyal politikalar (çocuk bakım desteği, esnek çalışma saatleri, sigorta ve maaş vb.) oluşturulmalı.

Özellikle resmi olarak çalışmayan ama evinin işini yapan kadınlara özel, sigorta ve en azından asgari ücret üzerinden maaş verilmesi nice konuların sağlıklı olmasına ve birçok problemin çözümüne katkı sağlayacaktır:

1. Aile ve ev ekonomisine destek

Ev kadını olarak çalışan kadınlara sigorta ve asgari ücret verilmesi, kadının ekonomik bağımsızlığını destekler. Bu, ailenin maddi güvenliğini artırır, kriz anlarında (işsizlik, hastalık, vb.) aileyi korur.

2. Psikolojik ve sosyal katkılar

Kadınlar ev işleri ve çocuk bakımı karşılığında değer gördüğünü hissetmiş olur. Bu, özsaygı ve psikolojik iyi oluşu güçlendirir. Kendini değersiz veya “çalışmayan” hissetme problemi azalır. Kadının emeğinin görünür olması, toplumsal saygınlığı artırır.

3. Çocukların gelişimi ve nesil yetişmesi

Annelerin maddi ve manevi olarak desteklenmesi, çocukların bakımında sürekliliği ve kalitesini artırır.

Çocuklar, aile içinde yetişirken duygusal güven ve eğitim açısından daha sağlıklı bir ortam bulur.

4. Aile bütünlüğü ve hayatı

Kadının evdeki emeği maddi bir değere dönüştüğünde, aile içi çatışmalar azalabilir; eşler arasında ekonomik ve iş yükü dengesi sağlanabilir.

Bu durum aile birliğini güçlendirir, boşanma ve ayrılık riskini azaltır.

5. Nüfus ve toplumsal etkiler

Ev kadını ve evinde çalışan kadın olarak kalmayı tercih eden hanımlar, maddi endişe taşımadığında daha rahat çocuk sahibi olabilir.

Bu, doğum oranları ve neslin sağlıklı büyümesine katkı sağlar.

Uzun vadeli ekonomik ve toplumsal kazanımlar

Evinde çalışıp sigortalı çalışan kadın, emeklilik hakkı kazanır ve hem geçim hem de yaşlılığında gelecek endişesi taşımaz.

Bu, devletin sosyal güvenlik yükünü hafifletir ve toplumda uzun vadeli istikrar sağlar.

Özetle, resmi olarak çalışmayan ama evinin işini yapan kadınlara asgari ücret ve sigorta sağlamak, sadece ekonomik değil; psikolojik, sosyal, ailevi, çocuk yetiştirme ve nesil güvenliği açısından da çok güçlü ve çok yönlü faydalar getirir.

Eğitim ile aile sorumluluğu asla çatışmaz.

Kadın eğitim alabilir, çalışabilir; aynı zamanda çocuk sahibi olabilir. Burada devlet ve toplum desteği önemlidir.

Mesele sadece kadına yüklenmemeli: Erkeklerin evlenme ve çocuk yapma motivasyonu da artırılmalı, ekonomik ve sosyal teşvikler sağlanmalı.

Modern köleliğe karşı durulmalı: Kadın ucuz iş gücü olarak sömürülmemeli; eğitim ve meslek seçimi özgür ve nitelikli olmalı.

Kısaca ve özetle:

- İslam kadının eğitim ve mesleğini yasaklamaz, aksine dini-ahlaki sınırları ve güvenliği koruyarak destekler.

- Nüfus artışında kadın tek “günah keçisi” değildir; ekonomik, kültürel ve sosyal faktörler de rol oynar.

- Kadının bilinçli, eğitimli ve maddi-manevi desteklenmiş olması hem nüfus artışı hem toplum sağlığı için faydalıdır.

- Kadın çalışmak zorunda bırakılmamalı, evinde çalışmak ve çocuğuna bakmak isteyen her kadına sigorta ve en azından asgari ücret üzerinden maaş bağlanmalı, böylece gelecek ve geçim endişesinden kurtarılıp, annelik, aile ve çocuk konusuna odaklanmasına yardımcı olunması gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun