Neden Allah'ın yarattıklarına şaşırmalıyız?

Soru Detayı

- Allah yarattıklarından neden ibret almamızı istiyor?
- Mesela onun yaratmış olduğu kainatın kusursuz düzeninden neden ibret alalım?
-  Ya da aklımızın yetmediği ya da bir insanın ömründe yapamayacağı bir oluşumu Allah'ın yaratıp bizim önümüze koymasıyla neden şaşıralım?
- Mesela atom tanesinin içine yerleştirilen enerjinin gücüne bakıp neden hayrete düşelim?
- Zaten Allah'ın onu yapabileceğine inanmışsak neden ibret almamız gerekiyor?
- Dünyanın en iyi ressamı bir resim yapacağı zaman ondan beklentimiz de yüksek olur ve resmini bitirdiğinde bekleneni verdiğini görürüz. Bu bizi uzun zaman etkilemez. Ama basit bir sanatçının yapacağı mükemmel resim bizi hayrete düşürür. Çünkü ondan böyle bir şey beklemeyiz ve bu bizi hayrete düşürür.
- Peki Allah'ın her şeyi kusursuz yapacağını bildiğimiz halde neden şaşırmamızı ister, ibret almamızı ister?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtelim ki, ayet veya hadislerde “Allah’ın harika sanatına bakıp şaşırın!” diye bir beyana rastlayamadık ve olduğunu da düşünmüyoruz.

- İbret almak, şaşırmak değildir. İbret almak, Allah’ın harika sanatını kavramaya çalışmaktır; bu taklit kabul etmez sanatın sonsuz bir kudretin eseri olduğunu tefekkür etmektir; ülfet ve alışkanlıkla gaflet perdesine bürünen bu sanat eserlerinin üzerindeki bu “basit görünümlü” perdeyi dikkat ve tefekkürle kaldırıp, altındaki harika yüzünü hakkıyla okumaktır.

- Eğer herkes bu eserlerin harika yüzünü görseydi, bugün milyonlarca ateist bulunur muydu?

- Eğer herkes, Kur’an’ın ders verdiği tarzda kâinat çapında görülen bu ontolojik, sosyolojik ve antropolojik pencereden hakikatin yüzüne bakabilseydi, yani ibret alsaydı, bu gün milyarlarca insan Kur’an’ın nurundan mahrum kalır mıydı?

- Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, “ibret ama” konusu külli manada iki kanatlı bir derstir.

Birincisi: Söz konusu harika sanat ile yaratıcının harika ilim, kudret ve hikmeti arasındaki ilişkiyi görüp “eserden müessire / sanattan sanatkâra” geçmektir. İkincisi: Kâinat çapındaki mevcut  sanat eserlerinin sebeplere, tesadüflere verilemeyecek kadar harika olduğunu gösteren gerçek yüzünü görmektir.

Birinci ibret dersinden nasiplenmemiş olanlar, mana-yı harfiyle kâinata bakamadıkları için Allah’ın mülkünü esbaba taksim etmişler. Bir kısmı tamamen ateist olurken, bir kısmı da Allah’ın şanına yakışmayan tasavvurlarda bulunmuşlardır.

İkinci ibret dersinden nasibi olmayanlar ise, Allah’a iman eden mümin ve Müslümanlar oldukları halde, gaflet perdesini dikkat ve tefekkürle kaldıramadıkları için en az bir kısım sanatı sebeplere havale etmekte bir sakınca görmemişlerdir.

- Bu konuyu Bediüzzaman Hazretlerinin özellikle bu ikinci ibret dersine ışık tutacak olan şu ifadeleriyle taçlandırmak itiyoruz:

“Arkadaş! Tevhid iki çeşit olur:

Birisi âmiyane tevhiddir ki: "Allah'ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür." der. Bu kısım tevhid sahiblerinin fikirce gaflet ve dalalete düşmeleri korkusu vardır.

İkincisi hakikî tevhiddir ki: "Allah birdir, mülk Onundur, vücud Onundur, her şey Onundur." der; lâ-yetezelzel bir itikada sahibdirler. Bu kısım tevhid sahibleri, her şeyin üstünde Cenab-ı Hakk'ın sikkesini görür ve her şeyin cebhesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki, dalalet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.” (Mesnevi-i Nuriye, 11-12)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR