Kâinatta olup bitenlere neden hayret ederiz?

Soru Detayı

- Kâinatta olmuş, olacak fiillere insan neden hayret eder?
- Hayret etmek fıtrı bir özellik mi?
- Bizim bu hadiselere hayret etmemizdeki hikmet ya da gaye nedir?
- Allah'a (c.c) inanan ve inanmayan insanlar bunu nasıl değerlendirmelidir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hayret duygusu, bir şeydeki harikalığı değerlendirmeye yönelik verilen bir cihazdır.

Buradaki harikalık, normal, alışılagelmiş şeylerin dışında cereyan eden varlıkların, olayların anormal durumunu seslendiren bir kavramdır.

Bu açıdan bakıldığı zaman, buradaki harikalık, çoğu zaman olağanüstü güzelliği gösterdiği gibi, bazen de olağan dışı çirkinliği de gösteren bir sözcüktür. Örneğin, insanlar arasında küçük görülen bir insanın ortaya koyduğu bir “takva” örneği, “harika bir vaziyet/bir güzellik” olarak telakki edildiği gibi, çok büyük telakki edilen bir insanın işlediği küçük bir “günah” da bu anlamda “harika bir vaziyet/bir çirkinlik” olarak değerlendirilir.

- Bu inceliği kısaca aktardıktan sonra şunu söyleyebiliriz ki: “hayret” duygusunun asıl veriliş hikmeti, kâinattaki sonsuz ilim, hikmet ve kudreti gösteren sanat tablolarını hayranlıkla müşahede etmek, bu hayranlık duygusuyla: “Allah’ın mukaddes isim ve sıfatlarına ve zat-ı akdesine karşı bir sevgi ve saygı duygusunu en üst seviyede coşmasını sağlamaya” yöneliktir.

İşte İslam dininde tevhid inancının bir çekirdeği hükmündeki tesbih ifadeleri olan “elhamdulillah", "sübhanallah", "la ilahe illallah", "Allahu ekber” kelimeleri, bu hayret duygusunun penceresinden tezahür eden birer tefekkür ve teneffüs etme menfezidir.

Demek ki, bir yandan tevhid inancının, diğer yandan da kulluğun çekirdekleri olan “tahmid, tesbih, tekbir, tehlil” gibi manaların kalplerde yerleşmesinin sonucu olarak meydana gelen “hayret”ten kaynaklanan hayranlık, imanın ve imani şuurun bir simgesidir.

Diğer taraftan hayret, Allah’ı tanıyan, fakat bunu ifade edemeyen arifin yaşadığı hal anlamında da kullanılır.

Allah’ın varlığı ve onun keyfiyeti hakkında olmak üzere iki hayret türünden söz edilmiştir. (Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s. 488) Allah’ın varlığı konusunda hayret şirk ve küfür, O’nun keyfiyetiyle ilgili hayret marifettir. Çünkü O’nun varlığından ârifin şüphesi yoktur; keyfiyeti konusunda ise insan aklı hiçbir bilgiye sahip değildir.

Buna göre Hakk’ın keyfiyetini anlama çabası içinde hayrete düşmek yakîn alâmetidir. Bu anlamdaki hayret de bir tür mârifettir. Zünnûn el-Mısrî, “Allah’ı en iyi tanıyan O’nun hakkında en fazla hayret edendir.”; Cüneyd-i Bağdâdî, “Düşüncenin ulaşabildiği son nokta hayrettir.”; Sehl et-Tüsterî, “Mârifetin nihaî noktası hayrettir.” derken bu hususa işaret etmişlerdir. (Kuşeyrî, er-Risâle, s. 605)

Ayrıca Allah’ın zâtını kavramaktan âciz olduğunu idrak eden akıl hayrete düşer. Gerçek mârifet, Allah karşısında aklın aczini ve yetersizliğini kavramasıdır. Mümin bazen ilâhî tecellileri temaşa ederek hayrete düşer ve bu durumda hayretinin daha da artmasını diler. Ebû Bekir eş-Şiblî bu hâl içindeyken şu sözü söylemişti: “Ey hayrete düşenlerin rehberi, hayretimi arttır!” (Hücvîrî, s. 353)

Aynı anlayışa sahip olan İbnü’l-Fârız da “Eğer hayret etmesem hayret bana!” demişti. Şiblî bu sözü ile Allah’ın varlığı ve sıfatlarının kemali konusundaki mârifeti kabul etmiş, bütün varlıkların maksadının Allah olduğunu, dualarının O’nun tarafından kabul edildiğini, O’ndan başka hayret edilecek bir şey bulunmadığını bilmiş, o zaman hayretinin arttırılmasını dilemişti. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Hayret md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR