Allah’ım hayretimi artır, sözü hadis midir?

Tarih: 23.04.2019 - 20:03 | Güncelleme:

Soru Detayı

Hadis ise kaynağı ve sıhhat durumu nedir? Nasıl anlamalıyız?
"رب زدني فيك تحيرا" “Benim sana olan hayretimi daha da arttır.” (Baklî, Meşrebü’l-ervâh, s. 144; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, I, 410 –50. bâb–; Kâşânî, Şerhu Menâzili’s-sâirîn, s. 31)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- "رب زدني فيك تحيرا" “Benim sana olan hayretimi daha da arttır.” anlamında bir sözü, Şeyh-i ekber İbn Arabi’nin hadis olarak kitabına aldığı doğrudur. (bk. el-Futuhatu’l-Mekkiye, 1/270-271)

- İbn Teymiye ise, bu konuda şöyle der: “Öyle bir hadis ne hadis kaynaklarında, ne de hadis ilmini bilen alimlerin kitaplarında bulunmaz. Bu tamamen uydurmadır.” (bk. İbn Teymiye, Mecmuu’l-Fetavi, 2/26; 2/202).

- Sahih bir senedi olmayan bu sözün anlamı konusunda, zikredilen kaynaklarda  değişik yorumlara yer verilmiştir. Geniş bilgi almak isteyen özellikle İbn Arabi ve  İbn Teymiye’nin mezkur eserlerine bakabilir.

Bununla beraber, bu sözü -kendi tercihimiz doğrultusunda- özellikle iki yönden yorumlamak mümkündür:

a) Hayret, bir kimsenin, isim ve sıfatlarını ve onların tecellilerini yakından bilip tanıdığı halde, Zat-ı akdesin mahiyeti karşısında hiçbir bilgiye sahip olmadığından şaşırıp kalmak, hayret içinde olmak manasına gelir. Bu hususta peygamberler ve sıddıklar da  dahildir.

Hz. Peygamber (asm)’in  “Allah’ım! Ben Sena hakkıyla medh-u sena edemem. Sen kendini sena ettiğin gibisin.” (Futuhat, a.g.y) manasındaki hadiste bu manayı koklamak mümkündür.

Keza, Hz. Ebubekir Sıddık’ın şu “İdraki derk etmekte âciz olmak(aciz olduğunu idrak etmek) bir idraktir.” (Futuhat, a.g.y) şeklindeki meşhur sözünde de hayret mahallini görebiliriz.

b) Meşhur bir söz var: “Kişi alim olduğu nispette cahil olduğunu anlar.” Bu pencereden bakarak şunları söyleyebiliriz:

Marifetullahın her bir mertebesine ulaşan kimsenin bu konudaki/bir önceki basamakta bildiğini sandığı marifet hakkındaki cehaletini idrak etmesi ile orantılı olarak  yaşadığı şaşkınlık bu tür bir hayrettir. Bir yandan bir önceki basamaktaki cehaleti, diğer yandan bir sonraki mertebedeki cehaleti idrak etmek, iki cehalet arasında çok arifane bir idraktir.

Not: Şu bilgileri de okumanızı tavsiye deriz:

Hayret, Allah’ı tanıyan, fakat bunu ifade edemeyen arifin yaşadığı hal anlamında bir tasavvuf terimidir.

Sözlükte “şaşırmak, yolunu kaybetmek” anlamına gelen hayret kelimesini sûfîler, bir tasavvuf terimi olarak çeşitli tasavvufî makamlara göre özellikle mârifet ve yakīn kavramlarıyla birlikte kullanmışlardır.

Allah’ın varlığı ve onun keyfiyeti hakkında olmak üzere iki hayret türünden söz edilmiştir. (Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb, s. 488)

Allah’ın varlığı konusunda hayret şirk ve küfür, O’nun keyfiyetiyle ilgili hayret marifettir. Çünkü O’nun varlığından ârifin şüphesi yoktur; keyfiyeti konusunda ise insan aklı hiçbir bilgiye sahip değildir.

Buna göre Hakk’ın keyfiyetini anlama çabası içinde hayrete düşmek yakīn alâmetidir. Bu anlamdaki hayret de bir tür mârifettir.

Zünnûn el-Mısrî, “Allah’ı en iyi tanıyan O’nun hakkında en fazla hayret edendir”; Cüneyd-i Bağdâdî, “Düşüncenin ulaşabildiği son nokta hayrettir”; Sehl et-Tüsterî, “Mârifetin nihaî noktası hayrettir” derken bu hususa işaret etmişlerdir. (Kuşeyrî, er-Risâle, s. 605)

Diğer taraftan Allah’ın zâtını kavramaktan âciz olduğunu idrak eden akıl hayrete düşer. Gerçek mârifet, Allah karşısında aklın aczini ve yetersizliğini kavramasıdır.

Bazan sûfî, ilâhî tecellileri temaşa ederek hayrete düşer ve bu durumda hayretinin daha da artmasını diler. Ebû Bekir eş-Şiblî bu hal içindeyken şu sözü söylemişti: “Ey hayrete düşenlerin rehberi, hayretimi arttır!” (Hücvîrî, s. 353)

Aynı anlayışa sahip olan İbnü’l-Fârız da, “Eğer hayret etmesem hayret bana!” demişti. Şiblî bu sözü ile Allah’ın varlığı ve sıfatlarının kemali konusundaki mârifeti kabul etmiş, bütün varlıkların maksadının Allah olduğunu, dualarının O’nun tarafından kabul edildiğini, O’ndan başka hayret edilecek bir şey bulunmadığını bilmiş, o zaman hayretinin arttırılmasını dilemişti.

Öte yandan bu söz şu şekilde de yorumlanabilir: Hakk’ın varlığı konusundaki mârifet bizzat O’nun varlığı hakkında hayret içinde kalmayı icap ettirir. Çünkü kul Allah’ı tanıyınca bütünüyle kendini O’nun hâkimiyeti altında görür. Kulun varlığı ve yokluğu O’nunla, sükûnu ve hareketi O’ndan olunca O’nun kudreti karşısında hayrette kalır ve bütün varlığının bekāsı O’nunla olunca, “Ben de kim oluyorum?” der.

Muhammed b. Vâsî de Allah’ı tanıyan kişinin sözünün az, hayretinin dâimî olduğunu söyler. Allah’ı tanıyan fakat ifadeye sığmadığı için O’nu tanıtamayan ve anlatamayan ârif suskun ve şaşkın bir şekilde hayrete düşer.

Muhyiddin İbnü’l-Arabî hayretle vuslat arasında bir ilgi kurmuştur. Ona göre Hakk’a vâsıl olan hayret eder. Bu durumda hayret “ilim, irfan, yakīn ve hidayet” anlamına gelir. Celâl tecellileriyle cemâl tecellilerinin bir noktada birleşmesi ve özdeşleşmesi sûfîde hayret halinin doğmasına yol açar. Sûfî, nasıl olur da birden çok çıkıyor veya çok bir oluyor diye de hayret eder. (Fuṣûṣ, s. 72; bk. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hayret md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun