Müslümanların 1'e 10 savaşmaları evrensel midir?

Soru Detayı

Sitenizden okuduğum bilgilere göre Enfal suresinin 65 ve 66. ayetleri sonra gelen ayet diğerinde bir hafifletme, bir değişiklik ve nesh ettiği söylense de tabirinize göre bu her iki ayette yükümlülüğünü sürdürmektedir, demişsiniz.
Fakat burada sorum şu olacak:
Alimlerin söylediklerine göre Müslümanlar 1'e 10 hiç bir zaman savaşmamış. Peki o zaman bu ayetin inmesinin hikmeti nedir? Yani 1'e 10 oranı verdikten sonra peşine ayet 1'e 2 ye indiriyor ve diyoruz ki bu ayetlerin ikisi de geçerli? Enfal suresinin 65. ayeti, 1'e 10 kişi oranı tarihte hiç yaşanmamış olmasına rağmen..
Nesh olan bu ayet evrensel olarak nasıl geçerli olup, ne gibi mesaj vermiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sizden sabırlı yirmi kişi, iki yüz kişiye galebe eder...” (Enfâl, 65)

Bu ayetin lafzının haber, manasının ise emir olduğu söylenmiştir.

Bu durumun önceleri farz olup daha sonra bir sonraki ayetle neshedildiği, böylece savaş esnasında iki misli düşman karşısında sebat etmenin farz olup, düşmanın sayısının daha fazla olması durumunda ise kaçmanın caiz olduğu söylenmiştir.

Bu ayetin sebeb-i nüzûlü olarak anlatılanlar da bu hususta delil olarak gösterilir.

Buna göre, Bedir savaşında on kişiye karşı bir tek kişinin savaşması karşısında Müslümanlar zorlanmış, bu yüzden, “Şimdi Allah size hafifletti...” ayetiyle tahfif yapılmıştır..

Nehhâs, bu durumun bir tahfif (hafifletme) olduğunu, nesh olmadığını söyler. Çünkü der, neshin manası, mensûh’un hükmünün kaldırılmasıdır. Halbuki burada birinci ayetin hükmü kaldırılmamıştır. Çünkü bir kişi on adamla savaşmasın denmemiştir. Aksine bir kimsenin böyle bir gücü olsa, bu tercihte bulunup on kişiyle birden savaşabilir. Bu durum, oruçlunun yolculukta (seferî iken) orucunu açmasına benzemektedir. Bu durumda, bu hüküm orucu neshetti denilmiyor. Aksine, bu bir tahfif ve ruhsat olup oruç tutmak ise daha faziletlidir. (Nehhâs, II, 388-389; Hazrecî, I, 375)

Kurtubî de İbnu’l-Arabî’nin, bu âyet hakkındaki nesh iddiasını hatalı bulduğunu belirttikten sonra bu görüşü güzel bularak ayette nesh değil tahfif, yani hafifletme  bulunduğunu belirtir. (bkz. Kurtubî, VIII, 30)

Ebû Müslim’in bu ayetin neshedilmediğine dair değerlendirmesi ise şöyledir:

Bu ayetteki haberi emir olarak farz etsek dahi, bu emir yirmi kişinin iki yüz kişiye karşı mukabele edebilmesi şartına bağlı idi. Tahfif gösteriyor ki, bu şart diğerleri hakkında gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla önceki ayetteki hükmün hususi bir şarta bağlı olduğu anlaşılıyor... Buna göre nesh yoktur... Bu ayetlerin birbirine bitişik olmaları da nesh olmadığını gösteriyor. Çünkü nâsihin mensûha bitiştirilmesi caiz değildir.

Râzî, Ebû Müslim’in görüşlerini naklettikten sonra şöyle diyor: “Eğer Ebû Müslim’den önce burada neshin bulunduğuna dair mutlak manada bir icma gerçekleşmişse artık söylenecek bir söz yoktur. Eğer bu kesin icma gerçekleşmemişse o zaman şöyle deriz: Ebu Müslim’in sözü doğrudur, güzeldir.” (Râzî, XV, 155-156)

Aslında Nehhâs’ın itirazından da anlaşılacağı üzere, ayetin neshi konusunda önceden bir icmanın varlığı söz konusu değildir.

Nitekim İbn Hazm ez-Zahirî de böyle bir şey olmadığını belirtip bu ayet hakkındaki nesh iddiasını çok yadırgayarak şöyle der:

“Nesh iddiası hatadır. Çünkü icma yoktur. Neshedildiğine dair bir açıklama da yoktur. Bize göre bu ayetlerde asla nesh yoktur. Ayetlerde müşriklerle karşılaşmanın farziyeti dile getirilmiştir. Karşılaştıktan sonra yeryüzündeki bütün müşrikler de olsa bizden birine arkamızı dönüp kaçmamız helâl değildir. Ancak yeniden savaşa katılmak veya başka bir gruba katılmak niyetiyle ayrılmak hariçtir.”

“Keza, “zayıflara, hastalara, infak edecek bir şey bulamayan kimselere -Allah ve Rasul’ü için hayırhahlık yaptıkları takdirde- bir günah yoktur” ayetinde belirtilen kimseler de böyledir... Bu ayetin üç kişilik düşmanla karşılaşan bir kişiye kaçmayı mubah kıldığını söyleyen kimsenin bu sözüne şaşılır! Acaba bunu nereden çıkarıyorlar bir bilsem! Ayette firar etmek veya arka dönüp kaçmaktan her hangi bir surette bahsediliyor mu veya bu hususta bir işaret veya delil var mı?! Şüphesiz böyle bir şey yok. Sadece sabretmek şartıyla galip gelineceği haber veriliyor ve sebat etmek şartıyla zafer kazanılacağı müjdeleniyor...” (İbn Hazm ez-Zâhirî, el-İhkâm, I, 462)

Burada İbn Hazm ez-Zâhirî’ın haklı olduğu ortada. Çünkü düşmanla karşılaştıktan sonra durup onları sayacak halimiz yok. Hem böyle bir imkân var mı? Düşmanın sayısını tam olarak bilmek mümkün mü?

“Söz konusu ayetlerden her biri ayrı şartlarda geçerlidir. Müslümanlar yekvücut ve kuvvetli bir imana sahip oldukları durumlarda birinci ayetle, değilse, ikinci ayetle amel edeceklerdir. Birinci ayet aslî bir hükmü, ikincisi ise, arizî bir durumu dile getirmektedir. Arizî bir durum olan teyemmüm, abdesti nasıl neshetmiyorsa ikinci ayet de birinciyi neshetmemektedir.” (Şimşek, İki Mesele s. 102; keza bkz. Hudarî, Usûlu’l-Fıkh, s. 255)

İkinci hüküm zayıflıkla illetlendirildiğine göre, önceki hüküm tamamen kalkmaz, Müslümanlardaki zafiyetin kalkmasıyla tekrar yürürlüğe girer. (Hudarî, Tarihu’t-Teşri’, s. 23)

Birinci ayette azimet, ikincisinde ruhsat dile getirilmiştir. Ruhsatın azimeti neshettiğini ise hiç kimse söylememiştir. (Hudarî, Usûlu’l-Fıkh, s. 255)

Görüldüğü gibi bu durumlarda azimet ve ruhsat söz konusudur. Dolayısıyla ayetlerin her ikisiyle de amel edilebilir.

Bu iki ayetin bir seferde indirildiğini söyleyenlere göre de nesh olmadığı kesindir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
377 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR