Miraç gecesinde meleklerin Peygamberimiz için "O gönderildi mi?" diye sorması doğru mudur? Mescid-i Aksa'da arkasında bütün peygamberler namaz kıldılarsa, niçin geldiği zaman haberleri olmuyor?

Soru Detayı
Peygamberimiz (asm), Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya geldiğinde bütün peygamberlere namaz kıldırmış. Sonra Miraç'a çıkıp, her peygamberle karşılaşmış... Rivayetlerde dikkatimi çeken, her katta peygamberin göğünün kapısında Cebrail (as) peygamberlere Efendimizin geldiğini söylemesi ve onların "O gönderildi mi?" diye sormaları... Mescid-i Aksa'da arkasında namaz kıldılarsa, niçin geldiği zaman haberleri olmuyor?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Rivayette Peygamberimiz (asm) için “O gönderildi mi?” diye soran peygamberler değil meleklerdir.

Meleklerin “ona gönderildi mi?” (ve kad ursile ileyhi) ifadesinden maksat, peygamber olarak gönderildiği anlamında değildir. Çünkü, onun son peygamber olarak gönderildiği bütün meleklerce de biliniyordu. Buradaki sorudan maksat, “Hz. Peygamberin miraca çıkması için kendisine davetiye gönderildiği”ni soruşturmaktır. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bari, 7/209)

Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakk'ın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa (as)'ın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miracını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.

Bir rivayette Hz. İsa (as)'ın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Mi’raca yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin!” dediler, tebrik ettiler.

Miraç hadisesi Ebu Hureyre, Ebu Zer, Ebu Said-i Hudri, Enes b. Sa'saa tarafından bizzat Rasülüllah (asm)'den rivayet edilmiştir. Bu rivayetler, Buhari, Müslim ve Nesai gibi Kütüb-ü Sitte'nin meşhur kitaplarında mevcuttur. Biz, bu değişik rivayetleri birleştirerek nakledeceğiz.

Peygamberimiz (s.a.v.), şöyle buyurmuşlardır:

''Bir gece, Ümmü Hani’nin evinde (bir rivayete göre Kâbe’de) iken Cebrail (a.s.) geldi. ''Ey Muhterem Nebi! Yarlıgayıcı olan Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.'' dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte Burak adında bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa'ya geldik, Cebrail Burak’ı, bütün peygamberlerin, hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescitte diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, ''Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır.'' dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince ''Yaratılışına uygun olanı seçtin.'' dedi.''

Ebu Said-i Hudri’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (asm) şöyle devam ettiler:

''Bundan sonra bir Mi'rac (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. O mi'rac, ölülerinizin, ölürken gözlerini diktikleri şeydir. Ölülerin ruhları da bu merdivenden yukarı çıkar. Cebrail beni bu merdivenden “Hafaza kapısı”na kadar çıkardı. Yeni dünya semasına kadar bir anda geldik. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti. İçerden soruldu:

- Sen kimsin
- Ben Cebrail’im.
- Yanındaki kim
- Muhammed (s.a.v.)
- Yaa! O, resul olarak gönderildi mi?
- Evet.

Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim semayı muhafaza eden İsmail isminde müekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var.

''Bunlardan ayrılınca; bünyesi yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. Kendisine zürriyetinin ruhları arz edilince; mümin ruhu ise, ''Ne güzel, ne hoştur!.. Bunun kitabını İlliyyin'de kılın!'' diyor; kâfir ruhu ise, ''Ne kötü ruh, ne fena rayiha!.. Bunun kitabını Siccil'de kılın!'' diyor.''

'Ya Cebrail, bu kimdir' diye sorduğunda ''Baban Âdem'dir.'' diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve 'Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlât.'' diye karşıladı.''

''Burada bana Cehennem gösterildi. Orada, çeşitli şekillerde azab gören kavimler gördüm. Dudakları deve dudağı gibi bir kavim gördüm ki, başlarına birtakım memurlar konmuş, dudaklarını kesiyorlar. Bunların kim olduklarını sorunca Cebrail, yetim malı yiyenler olduklarını söyledi. Yine orada cife (pislik) yiyen zinakârlar, kendi etlerini yiyen gıybetçiler, yerlerde ve Firavun hanedanının ayakları altında çiğnenen faizciler, baş aşağı ayaklarından asılmış, zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlar gördüm.''

Peygamber Efendimiz (asm), semanın ikinci katında teyze çocukları olan Hz. Yahya ile Hz. İsa ile karşılaştı. Üçüncü semada ise, Hz. Yusuf ile görüştü. (bk. Buhari, Menakbu’l-Ensar, 42; İbn Hacer, Fethu’l-bari, 7/201, 210) Dördüncü semada İdris (a.s) ile, beşinci semada Harun (a.s) ile ve altıncı semada Hz. Musa (a.s.) ile görüştü. Onların da hepsi ''Hoş geldin ey salih kardeş, salih Nebi.'' dediler.

Resul-i Ekrem, anlatmaya devam ediyor:

''Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (a.s) ile buluştum. Sırtını Beytü'l Mamura dayamış; beni selâmladı. ''Hoş geldin ey salih Nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât.'' dedi. Burada bana denildi ki, ''işte senin ve ümmetinin mekânı.'' Sonra Beytü'l Mamura girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.''

Peygamber Efendimiz (asm), burayı anlatırken şu âyet-i kerimeyi okudular:

''Rabbinin askerlerinin (adedini) ancak Rabbin bilir.'' (Müddesir, 74/31)

Peygamberimiz (asm) yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor:

''Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bir ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail'e bunu sorduğumda dedi ki: 'şu rahmet nehri, şu da Allah (c.c)'ın sana verdiği “Kevser Havzı”dır.' Rahmet nehrinde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak Cennete girdim. Orada göz görmedik, kulak işitmedik, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek olan şeyler gördüm."

Resul-ü Ekrem, lâhut aleminin bu en yüksek yerinde Refref denilen bir vasıta ile Allah'ın dilediği yere geldi. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar:

''Sidre'den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arşın altına geldiğimde, Arşın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, nede cihet. Rabbimin şu lâhuti sesini işittim; 'Yaklaş ey Muhammet!' Ben de Kâb-ı Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum:

'Ettehiyyatü lillâhi, vessalâvatü, vettayibatü' (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c) şu mukabelede bulundu:

'Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi veberekâtühü.' (Ey Nebi, selâm sana olsun, Allah'ın rahmeti ve bereketi de sana olsun). Ben tekrar;

'Esselâmü aleyna ve alâ ibadillâhissalihin (Selâm bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun) dedim. Sonra bu hadiseye baştan beri şahit olan Cebrail ( a.s)

'Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülühü' (Ben şahadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilah yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammet, Allah'ın kulu ve elçisidir.) dedi.''

Rasülüllah Efendimiz (asm), Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döndü. Hz. Musa (as)’ın yanına gelince; Hz. Musa, ''Allah sana neler emretti?'' diye sordu. Peygamberimiz (asm) de elli vakit namazla emr olunduğunu söyledi. Hz. Musa, ''Ya Rasûlâllah, elli vakit namaz çoktur. Bu, senin ümmetine fazla gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.'' dedi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v) tekrar geri dönüp namazın hafiflemesini istedi. Önce on vakit kaldırdı. Peygamberimiz Hz. Musa (as)'nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyledi. Bu minval üzere Peygamberimiz (asm) birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica etti. Böylece; namaz beş vakte kadar indirildi.

Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR