Maide 14. ve 64. ayetlerde, aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik, denilmektedir. Ancak, Hristiyanların ve Yahudilerin kendi aralarında bir düşmanlıkları görülmemektedir?

Tarih: 14.06.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Maide 14. ayetin meali şöyledir:

“Biz Nasrani’yiz, Hıristiyan’ız” diyenlerden de kesin söz aldık. Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu unuttular. Bu yüzden Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret bıraktık. Allah onların meslek haline getirdikleri bu işleri bir bir yüzlerine çarpacaktır.”
(Maide, 5/14).

Bu ayette söz konusu edilenler Hristiyanlardır. Allah daha önceki peygamberlerden aldığı gibi, Hz. İsa (as)’dan da -ahir zamanda gelecek son peygamber Hz. Muhammed (asv)’e iman edip ona yardım etmeleri için ümmetlerine tavsiyede bulunmaları hususunda- söz almıştır. Hz. İsa (as) bu sözleşmeye bağlı kalarak gerekenleri yapmaları için Hristiyanlara tavsiyede bulunmuştur. Bu konu bazı İncillerde geçmektedir.(İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri). Fakat buna rağmen onlar bu sözleşmeyi önemsemediler, göz ardı ettiler ve zamanla unuttular. Nihayet Hz. Muhammed (asv) peygamber olarak geldiğinde ona yardım edeceklerine karşı çıktılar. Allah da ceza olarak onların kendi arasında da tutarlı olmadıklarını göstermek için aralarına ihtilaf verdi.

Katolik, Ortodoks, Protestan gibi Hıristiyan mezhepleri arasında vuku bulan ihtilaflar hala mevcuttur. Bu ihtilaflar orta çağlarda değişik savaşların oluşmasına sebep olmuştu. Ancak bu gün -değişik politik nedenlerden ötürü- bu maddi savaşlar söz konusu olmamakta ise de, kalplerdeki ihtilaflar, görüş farklılıkları hala devam etmektedir. Bunların bazılarının bazılarını Hristiyan bile kabul etmedikleri bilinmektedir. Onları bu farklı görüşlere iten onların nefislerinden kaynaklanan değişik menfaat, riyaset, makam, mevki sevgisi türü duygularıdır. Yani bu ihtilafların asıl müsebbibi -dinleri değil- kendileridir. Yalnız bu ayette onlara bir cezanın verildiğini belirtmek için “işin yaratma noktasından” hareketle, sebeplilik cihetine değil, sadece ilahî ceza noktasına dikkat çekilmiştir. Ve bu sosyolojik vakanın olmasında, bu cezanın verilmesinde onların Hz. Muhammed (asv)’e karşı gösterdikleri olumsuz tavrın büyük bir payı olduğunun altı çizilmiştir.

Maide, 64. ayetin meali şöyledir:

“Yahudiler: ‘Allah’ın eli bağlıdır’ dediler. Hay kendi elleri bağlanasıcalar! Hay dediklerinden dolayı mel’ûn olası adamlar! Hayır, hiç de öyle değil! Allah’ın iki eli de açıktır. Dilediği şekilde infak eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve gâvurluğunu artıracaktır. Bununla beraber, biz onların aralarına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir kin ve nefret bıraktık. Her ne zaman onlar savaş çıkarmak için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü. Sırf fesat çıkarmak için dünyanın her tarafında koşup dururlar. Allah müfsitleri sevmez.”
(Maide, 5/64)

Hristiyanlarla ilgili açıklamalar burada durumları tasvir edilen Yahudiler için de geçerlidir.

Aralarında var olan düşmanlığın asıl sebebi -Allah’ın emirlerini bırakıp- kendi nefsanî arzularının peşine takılmalarıdır. “Allah’ın eli bağlıdır” diyerek Onu cimrilikle suçlamaları... Hz. Muhammed (asv)’e indirilen Allah’ın vahyi karşısında bütün bütün azgınlık göstermeleri... Dünya barışını baltalayarak sürekli savaş çıkarmaya çalışmaları... Yeryüzünde işleri güçleri fitne fesat çıkarmaları... Bu yanlış düşünceleri devam ettiğine göre, Allah’ın cezası da devam etmektedir. İşte Allah da insanlık camiası için kurdukları tuzakları kendi başlarına geçirmiş; insanları birbirine düşman yapmaya çalışmaları yüzünden -ceza olarak- onların kendi aralarındaki kavgalarına izin vermiş, onları kendi -o kavgalı- hallerine terk etmiştir.

Her iki ayette de işaret edilen ihtilaf kalplerin ihtilafıdır; “kıyamete kadar sürüp gidecek bir kin ve nefret duygusunun devam etmesidir.” Bunun bu gün savaşlara sebep olmaması veya aralarında zahiren bir birlikteliğin görüntüsünün bulunması, içlerindeki kin ve nefretin olmadığı anlamına gelmez. Bu gün, insanların ve toplumların arasındaki ilişkiler, dinî çerçevede oluşan düşüncelerden ziyade, sosyal, siyasal, ekonomik eksende gelişen çıkar ilişkileridir. Yani bunlar dünyevî menfaatleri için, birbirine karşı dinden kaynaklanan kinlerini içlerine sindirmek ve onu unutkanlık perdesine sarmak zorunda kalmışlardır.

Münafıkların ruh hallerini tasvir eden şu ayet, bu iki Ehl-i kitabın görüntüleri için de bir perspektif kazandırır diye düşünüyoruz:

“Onları gördüğünde kalıpları kıyafetleri senin hoşuna gider, onları beğenirsin. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Gerçekte ise onlar, âdeta duvara dayatılan, ruhsuz kütüklere benzerler. İçleri boş, ödlek olduklarından çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah belalarını versin onların! Nasıl da hakikatten vazgeçiriliyorlar.”
(Münafikun, 63/4). Onlar hakkında "Allah belalarını versin!" ifadesi beddua olmayıp, onların cezaya müstahak olduklarının Allah tarafından bildirilmesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun