Kur'an'da Tanrı küfür ediyor, iddasına ne dersiniz? Kendisine ve peygambere inanılmıyor diye yabani eşekler, pislikler, susamış develer, köpekler, geberesiciler,.. gibi insancıl hakaretler, Kur'an'ın kaynağı konusunda şüphe uyandırıyor?..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an’da hiçbir zaman şahsiyetçilik yapılmamıştır; daima yanlış zihniyetlere hücum edilmiştir. Bu hücumlar da -gerçek insan olanların vicdanlarını harekete geçirmek, o tür çirkin bir zihniyetten nefret etmesini sağlamak için- temsiller kullanılmaktadır.
Yalnız Ebu Lehep ve hanımı bunun tek istisnasıdır ve Tebbet Suresi bu açıdan da bir mucizedir.

Çünkü, Eğer Kur’an –haşa yüz bin defa haşa- Allah kelamı olmasaydı, Hz. Muhammed (a.s.m), Ebu Cehil gibi  yakın akrabası olmayan din düşmanı azgınlar dururken, kabilecilik düşüncesinin zirvede olduğu bir devirde, kendi akrabasının şan ve şerefini düşünüp, kendi amcasını rezil etmezdi.

Şayet Ebu Lehep yalancıktan kalkıp da “Kur’an benim için ‘hiç iman etmez’ demiş.. işte ben iman ettim” deseydi, -deyim yerindeyse- Kur’an’ın onun hakkında verdiği idam kararının hiçbir hükmü kalmaz ve İslam dini başlamadan biterdi...

Kur’an’ın bu tür ifadeleri öyle yerli yerince kullanılmıştır ki, ilim erbabına parmak ısırtmıştır. Örneğin her zaman okuduğumuz Fatiha suresinde iki zihniyetten bahsederken. Bir kısım Yahudiler gibi zalim olanları “zalim” olarak değil de “gazaba uğramış” olarak nitelemiştir. Çünkü, insanın nefsi bazen zulmü bir otorite, bir güç gösterisi gibi görüp ondan nefret etmeyebilir. Onun yerine zalimlerin akıbetini haber veren bir “gazaba uğramışlar” sözcüğünü kullanmıştır.  Sapıkları ise olduğu gibi “sapıklar” olarak ifade etmiştir. Çünkü sapıklık kavramının sevilecek hiçbir tarafı yoktur.

Kur’an’ın üslubu son derece nezih, nazik ve nazenindir. Fakat Kur’an bir irşad kitabıdır. Bir yandan Allah’a ve Resulüne (asv) itaat edenlere mükâfat vad ederken, bir yandan da  isyan bayrağını açmış olanlara da uyarılarda bulunuyor.

Hukukta suç ile ceza arasında ölçülü bir oranın bulunma zarureti vardır. Göz çıkaranla gözlük kırana aynı ceza uygulanmaz ve bu âdil de olmaz. İşte Kur’an’ın bazı şiddetli ifadeleri suçun büyüklüğünü göstermeye yöneliktir. Cezalarda caydırıcılık vasfı esas olduğu gibi, uyarıcı ifade tarzında da  suçun büyüklüğüne göre uyarı dozajını ayarlamak da belagatın bir gereğidir. Çünkü, belagat mukteza-yı hale göre konuşmaktır. Belagatın zirvesinde olan Kur’an’ın alkışlanması gereken bu üslubunu eleştirenlerin vicdanlarına seslenmek istiyoruz. Bir sivrisinek öldürenle bir insanı öldüreni aynı kefeye koymak, ikisini aynı üslupla azarlamak, kâfirlerle günahkâr müminlere aynı üslupla uyarıda bulunmak adalet midir, belagat mıdır?

Kur’an’da esas muhatap müminlerle kâfirler olduğundan, şiddetli ifadelerin hepsinin ilk muhatabı kâfir olanlardır. Kâfirler içerisinde de en kötüsü zalim, gaddar, soyguncu olanlardır. İfadelerin şiddeti bu vasıflara göre çeşitlenmektedir.

Bu perspektiften bir kez,

“Kahrolası kâfir insan, ne kadar da nankördür... Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı...”(Abese, 80/17-19)

mealindeki ayetin üslubuna bakın; “kahrolası” sözcüğünün ne kadar güzel düştüğü görülecektir.

İlave bilgiler için tıklayınız:

Kur'an'da birçok argo ve küfürlü ayet var; bunun hikmeti nedir?

Kur'an'da Allah neden beddua ve lanet etmiştir? Allah Tebbet suresinde beddua etmiş midir?

Ali İmran suresi 61. ayette Allah Teala'nın lanetlemesini açıklar mısınız?

Kur'an'ın değiştiğini ya da Peygamber sözü olduğunu iddia edenler...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR