Kur'an'da iki üç yerde, gemilerin denizin üstünden gitmesiyle alınacak ibret ve dersler var, ama ben buradaki ibret alınacak dersi fark edemedim, açıklar mısınız?

Tarih: 31.05.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetlerde geçen, gemilerin denizlerde yüzdürülmesi ve yürütülmesi, konusundan çıkarılacak bazı dersleri şöyle sıralayabiliriz:

a. Hz. Nuh (as) ve onunla birlikte gemiye binenlerin kurtulmaları, Allah’ın sonsuz kudret ve rahmetiyle kendisine itaat edenleri koruduğunu gösteren canlı bir belgedir.

Katade’nin anlattığına göre, söz konusu  tarihî gemi, İslam’ın doğduğu ilk yıllara kadar Cudî dağının üzerinde durmaya devam ediyordu. Aşağıdaki ayet bu gerçeğe işaret etmektedir:

“Biz Nuh’u ve beraberindekileri kurtardık. Ve onu alemlere bir delil, kıldık.”(Ankebut, 29/15).

b. Bu derslerin çıkarılmasıyla ilgili tavsiyeler, yalnız Hz. Nuh (as)’ın yaptığı gemiyle değil, genel olarak bütün gemilerle ilgilidir. Çıkarılan ders tevhit dersidir. Çünkü, gemilerin varlığı, Allah’ın varlığını ve birliğini, bütün peygamberlerin bununla ilgili davetlerinin doğruluğunu gösteren bir mucizedir. Kur'an’da bu konuda “ayet” sözcüğü geçer ki, delil, ders, mucize anlamındadır. Bu mucizeli yönünü şöyle açıklayabiliriz:

Hz. Nuh (as)’ın ilk defa gemiyi yapması, bir mucizedir. Çünkü, bu iş insan aklının üstünde bir olaydır. Düşünün ki, bir kimsenin buluttan eserin olmadığı bir günde, yağmurdan korunmak niyetiyle basit bir şemsiyeyi başında açması çok komik olarak karşılanacağı kesindir.

Şimdi, Hz. Nuh (as), ortada hiçbir şey yokken, kalkıp bir kara parçasında, atölye kurmuş, bir tersane açmış ve topladığı malzemelerle, -yakında kopacak bir tufandan kurtulmak için- bir gemi yapıyor.

“Nuh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler, yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: Eğer siz bizimle alay ediyorsanız, biz de -sizin alay ettiğiniz gibi- sizinle alay edeceğiz.” (Hud, 11/38)

mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

Bu olağanüstü durum gösteriyor ki, bu gemi Allah’ın emriyle yapılmıştır. Çünkü, yağmurun yağacağını, tufanın kopacağını ancak Allah biliyordu. Yerin bir deniz, bir göl  haline geleceğini ancak Allah biliyordu. Su üzerinde batmadan yüzecek bir geminin projesini ancak Allah biliyordu. Su üzerinde ne kadar kalacağını, ona göre ne kadar erzak alınmasının gerekli olduğunu, tufanın ne zaman biteceğini ve karaya ne kadar süre sonra çıkılacağını da ancak Allah biliyordu. İşte bütün bunlar, Hz. Nuh (as)’ın ilk defa yaptığı gemi ve dolayısıyla onu takip eden gemiler birer canlı mucize olarak ortadadır.

“Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir söz söyleme! Çünkü onlar mutlaka boğulacaklardır.” (Hud, 11/37)

mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır.

c. Gemi, insanlar için,  ulaşım, ticaret, ekonomik gibi medenî ve sosyal dayanışmayı sağlamış ilk teknoloji ürünüdür. Konuyu inayet delili çerçevesinde el aldığımızda, bütün bu faydaları sağlayan bir mekanizmanın harika bir şekilde vücut bulması, sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın inayetinin açık bir belgesi olduğunda şüphe edilmez. Bu sebepledir ki, Kur'an’da gemi; güneş, ay, atmosfer  ve bulut gibi büyük nimet tablolarıyla birlikte anılmıştır:

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün arka arkaya gelmesinde, insanların faydasına akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları döndürüp yönlendirmesinde, aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır.”(Bakara, 2/164).

Ayette sekiz ayrı kozmolojik delil sıralanmaktadır:

1. Göklerin yaratılışı.
2. Yerin yaratılışı.
3. Gece ve gündüzün değişmesi.
4. Gemilerin denizlerde seyretmesi.
5. Yağmurun yağması ve onunla ölü haldeki toprağın canlanıp yeşermesi.
6. Yeryüzünde her çeşit canlının gelişip yayılması.
7. Rüzgârların çeşitli yönlere doğru hareket etmesi.
8. Bulutların yer değiştirmesi.

Bütün bu kanıtların insanı kuşatan, onun her gün görüp durduğu, içinde yaşadığı alelade tabiat olaylarından seçilmiş olması ilgi çekicidir. Buna göre insanoğlu her an Allah'ın varlığını, birliğini, kudretinin yüceliğini yansıtan kanıtların ortasında yaşamaktadır. Tabiat bizatihi mucizedir; fakat insan tabiat olaylarını her gün görüp durduğu için bu olaylardaki tecellilerin farkında değildir.

Meselâ, gökler yani gök cisimleri ve bunların sistemi başka türlü kurulsaydı, yer başka türlü yaratılsaydı, bildiğimiz hayat düzeni ve canlılar olmazdı. Gece ve gündüzün aynı düzen içinde durmadan değişmesi, yalnız insanlar için değil bütün canlılar ve bitkiler için pek çok yararlar sağlamaktadır.

Gemilerin denizlerde seyretmesi esasen nakil araçlarının ve bu araçları kullanıp yararlanmamızı sağlayan ilâhî yasaların varlığımızı devam ettirip hayatımızı rahatlatmadaki önemine örnek teşkil eder. Yağmur, dünyayı yaşanır kılan en önemli tabiat olaylarındandır. Rüzgârın çeşitli yönlere doğru esmesi, keza bulutların çeşitli yönlere hareket etmesi de meteorolojik olayların düzeninden bitkilerdeki döllenmeye ve yağışların dağılımına kadar sayılamayacak derecede geniş yararlar sağlamaktadır.

Allah var olduğu içindir ki tabiat vardır ve tabiattaki düzen sürmektedir. Tabiatın düzenli işleyişi Allah'ın sadece varlığını değil, onun birliğini, ortağı olmadığını; bilgisinin, iradesinin ve kudretinin mükemmelliğini, sürekliliğini, eşya üzerindeki tasarruf ve tesirini de kanıtlamaktadır. Çünkü O'nun evrene yönelik ilgisi bir an duracak, kesilecek olsa evren o anda yok olur veya ortada sadece bir kaos kalırdı.

Bu kısa açıklamalar da gösteriyor ki, vahiy kitabının yanında kâinat kitabı da bize Allah'ı kanıtlayan âyetlerle doludur; fakat bu âyetleri ancak aklını kullananlar görüp anlarlar. Bu sebeple âyetin sonunda bütün bu sıralanan varlık ve olaylarda "Aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır." buyurulmuştur. Zira akıl Allah'ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden biri olup insanın, başka konularda olduğu gibi Yüce Yaratıcı'nın varlığını, birliğini ve kudretini kanıtlayan olayları sağlıklı olarak inceleyip doğru sonuçlara ulaşabilmesi için de yeteneğini doğru işletmesi gerekir. Fahreddin er-Râzî'ye göre bu âyet, yaratıcının varlığını kanıtlama hususunda sadece geleneksel bilgilerle yetinmeyip aklî delillerden de yararlanmanın gerekliliğini göstermektedir. (Razi, IV, 179)

Tabiattaki varlıkların ve olayların doğru incelenmesi, gözlemlenmesi, bu alanda bilimsel hakikatlere ulaşılması ve bu suretle tabiattaki ilâhî düzen ve kanunların keşfedilmesi, nihayet tabiatta bizi Allah'a götüren "âyetler"in görülebilmesi için de inceleme, görme ve keşfetme yöntemleri demek olan tabiat bilimlerini öğrenmek gerekir. Tabiatı inceleyecek aklî ve bilimsel yetişmişliğe sahip olmayan bir kimsenin oradaki kanunları ve âyetleri görmesi, yakalaması da mümkün değildir. Bu da gösteriyor ki Kur'an bizi bilgi ve bilim dünyasından geçirerek imana ve hidayete götürmektedir. (Kur’an Yolu, Tefsir-Diyanet, I/158-159.)

Ayrıca sebepleri ve sonuçları yaratan Allah'tır. İnsanlar çoğu zaman bu gerçeği göremiyor, görse de unutabiliyor. Örneğin suyu, onun kaldırma kanununu yaratan Allah olduğu gibi, o suyun üzerinde dağ gibi gemileri yüzdüren de Allah’tır. Ayet bu ve buna benzer tevhit delillerini gözler önüne sermektedir. Böylece bu nimetleri yaratan ve bizlere hizmetkar eden Allah’ı tanımamızı, ona kulluk etmemizi, hamd ve şükürde bulunmamızı vurgulamaktadır.

Ayrıca Yüce Allah, geminin denizde yüzüp gitmesini ve batmamasını sağlayan fizikî yasayı bulmaları için insanlara aklını kullanmaları çağrısında bulunmakta ve düşünmelerini önermektedir. Böylece bu ayette, cismin suda batmadan nasıl yüzdüğü meselesi üzerinde kafa yorulmasına ve deniz bilimlerinin, deniz araştırmalarının ve deniz sanayiinin kurulmasına ve geliştirilmesine işaret edilmiştir.

Ayette geçen fulk kelimesi "dönmek" manasına geldiğine göre, suyun çevirdiği türbini de çağrıştırdığı düşünülebilir. Su gücünün enerjiye dönüştürülmesi için gerekli teknolojiyi üretme programına dikkat çekilmiş olabilir.

Gemilerin denizde hareket edip yol almasında insanlar için birçok faydalar vardır. Gemi vardır ticarî eşya taşır; gemi vardır savaş için kullanılır; gemi vardır araştırma için kullanılır. Bütün bunların, insanın faydalanması için yapıldığı ayetten anlaşılmaktadır. Cisimlerin suda batmama kanunundan hareket edilerek üretilecek teknolojinin yararı insanlara olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun