Kur'an’a benzer bir sure yazılsa da müminler bunu zaten kabul etmez ki?

Tarih: 14.11.2014 - 10:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Yani kuranda ki benzer bir cümleyi, bir insan yazsa da müminler buna saçma der. Kabul etmezler ki. Mesela kuran hükmüyle yerine getirilse de herkesin helal diyeceği bir konu, peygamberin üzerinden uygulamayla yapılmıştır.
- Yani Ahzab 37 ayetinin yerine
"Ey inananlar. Evlatlıklarınız Allah katında sizin gerçek evladınız değildir. Bu yüzden onların eşleriyle nikahlanmanız size helal kılınmıştır." desek Kuran’a benzer bir ayet gibi durmuyor mu?
- Şimdi bu anlattıklarım kuranda şunun yerine şu niye yazılmamış diye değil, Kuran’ı küçük görmekte değil. Sadece ona benzer bir ayet yazmaya çalışılsa da inananlar zaten her halükarda buna iyi olmamış, saçma v.s. gibi şeyler der. Bu ön yargıyla bakıldığı sürece zaten hep saçma gibi durur.
- Meydan okuyarak ne demek istenmiş, cidden araştırmalarımda da anlamadım yani?.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an’ın meydan okuması, onun en küçük bir suresinin bir benzerinin bile yapılamayacağı davasına dayanır. Bu ise, sadece benzer kelimelerin kullanılması veya benzer bir hükmü ifade etmesi değil, her bir ayetin başka ayetlere bakacak şekilde bir kompozisyonu gösterecek şekilde bir üsluba sahip olması manasına gelir.

- Bilindiği gibi kelimeler manalara, edebî sanatlara zarf olurlar. Esas olan manadır, sanattır. Hepimiz Türkçe bildiğimiz halde kendi öz dilimizle yazılmış bir edebî şaheserin benzerini niçin yazamıyoruz. Demek ki, hüner kelimelerde değil onu çok iyi kullanan ediplerin ilminde, sanatındadır. Arapça’nın Kur’an hakikatlerinin ifadesinde müstesna bir özelliği vardır. Özelikle kalp ve his alemine ait kelimeler onda çok zengindir.

Bununla birlikte hiçbir Arap edibi de Kur'ana misil getirememiştir. Zira, Kur’an’da Arapça’nın çok ötesinde bir kutsiyet vardır. Taklit edilemeyen, işte o kutsiyettir. Bu ise, Kur’an’ın Allah kelamı olmasında saklıdır. Belağat ilminin dahileri bu manayı çok iyi kavramışlar, bundan da öte tatmışlar, zevk etmişlerdir. Biz ise aynı manayı Allah’ın bir diğer kitabı olan Kâinat kitabından misaller getirmekle bir derece anlayabiliyoruz.

Elementler birer harf kabul edilirse, bu elementlerden insanlar bir takım eserler yaparlar. Allah ise aynı elementlerden insan yapar, hayvan yapar, ağaç yapar. İşte burada elementler ötesi bir ilahi sanat, bir ilahi kudret ve irade söz konusudur. İşte taklit edilemeyen de budur.

- Bir ifadenin güzelliği onun muhtevasının güzelliği yanında, ifade edilen bir hakikati aktarırken o sözün makamına uygun en güzel kelimelerin seçimi, o ifadenin öncesi ve sonrasıyla olan münasebetlerinde en uygun dizinin dizaynı gibi her yönden eşsiz bir üslubun kullanılmasına bağlı olarak kendini gösterir.

- Belagat ilminin inceliklerini ihtiva eden bir sözle, onu barındırmayan bir sözün farkını görmek için Arapça’nın belagatini, fesahatini, bedaatini çok iyi bilmek gerekir. Bunu bugün biz değil, şu andaki Araplar da tam bilmiyorlar.

Allah o günkü Araplara bu kabiliyeti ve böyle donanımlı bir dili lütfetmiş ve tarih içinde onları ümmi bir çevrede bulundurmak suretiyle tarihi iftihar tablolarını hafızalarına kazımak zorunda bırakılarak başka hiçbir dilde olmayan bir edebi lisana sahip kılmıştır. Ta ki, bu dili bu kadar güzel kullananlar, içlerinden çıkacak peygamberin getirdiği Kur’an’ın eşsizliğini yakından görsünler ve bunun Allah’ın kelamı olduğuna iman etsinler diye...

- Bu işlerin ifade edilmesi bile öyle zor ki, alimlerin bir kısmı: “İ’caz bal gibidir, tadına bakılarak zevk edilir, fakat tarif edilmez.” demişlerdir.

- Abdulkahir Cürcani, Sekkaki, Zemahşeri gibi en büyük Arap-dil bilginlerinin “Kur’an’ın belagatine insanlar yetişemez.” demeleri, bizim için bir ölçüdür.

Değişik fen bilimlerinin ortaya koyduğu binlerce konuyu, işin uzmanlarına güvenerek kabul ettiğimiz gibi, konunun uzmanı binlerce İslam aliminin “Kur’an’ın mucizeliğinin taklit edilmesi ve bir benzerinin yapılması insanların gücü dahilinde olmadığına” dair hükümlerine de güveneceğiz. Tıpçılara, kimyacılara, fizikçilere güvendiğimiz gibi onlara da güveneceğiz. Güvenmek zorundayız, zira hepimiz kimyacı, fizikçi, tıpçı olamayacağımız gibi, belagat, beyan, bedi, fesahat ilminin uzmanı da olamayız.

- Kur’an’da kullanılan kelimelerin geniş kapsamlı olması, değişik uygun manalara ihtimali bulunması da onu insanların sözlerinden ayıran bir özelliktir. Binlerce tefsir kitabının yazılması bunun canlı şahididir.

-Bediüzzaman Hazretleri, Birinci Dünya savaşından biraz önce bir rüya görür. Rüyada kendisine Kur’an’ın mucizeliğini beyan etmesini emreden bir zatı (Hz. Peygamberi) görür ve Kur’an İ’cazının yedi menbaı olduğunu beyan eder. Bu yedi menbadan bir tanesini şöyle anlatır:

“Birinci Menba': Lafzın fesahatından selaset-i lisanı; Nazmın cezaletinden, mana belâgatından, mefhumların bedaatından, mazmunların beraatından, üslûbların garabetinden birden tevellüd eden bârika-i beyanı.” (bk. Sözler, s. 733)

Biz de bu konunun doktor ve uzmanlarına güveniyoruz.

İlave blgi için tıklayınız:

Bediüzzaman Said Nursi Düşüncesinde İ'caz-ı Kur'an ve İ'caz Yönleri

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun