Köpek eti helal midir? Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmemiş olan hayvanlar hakkında mezhep imamları neye göre hüküm vermişlerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1. Eti yenilen hayvanlar hakkında bilgi için tıklayınız...

2. Cenâb-ı Hak, şöyle buyurur: "Ey Muhammed, de ki: Bana vahyolunanlar arasında, yiyen kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Yalnız murdar ölmüş hayvan eti veya akmış kan yahut domuz eti ki, bu, şüphesiz pistir; yahut Allah 'dan başkası adına bir fısk olarak boğazlanan hayvan müstesnadır. Ancak kim darda kalırsa, aşırı gitmemek ve zarûret miktarını aşmamak şartıyla yiyebilir." (En'âm, 6/145).

"O peygamber onlara temiz şeylerin helâl, pis şeyleri de haram kılar. " (A'râf, 7/157) ayet-i kerimesi Hz. Peygamber (s.a.s.)e "pis şeyleri haram kılma" yetkisi vermektedir.

 Eti yenmeyen hayvanlar hakkında bilgi almak için tıklayınız...

 3. Kara hayvanları Hakkındaki Hükümler: Boğazlanmadan ölmüş (meyte), kan ve domuz eti, Allah'dan başkası adına kesilmiş (yani boğazlandığı zaman Allah'tan başka ilahın adı anılarak kesilmiş), boğularak öldürülmüş, bir hayvan tarafından toslanarak ölmüş, bir darbe yiyerek ölmüş, yüksekten düşüp ölmüş, vahşi hayvan tarafından karnı yarılarak öldürülmüş hayvanların yenmesi haramdır. Ancak bu sonuncusu henüz canlı iken kesilirse yenilmesi helâl olur.

Kurt, aslan ve kaplan gibi yırtıcı hayvanların yenmesi cumhura göre haramdır, Malikilere göre mekruhtur. Aynı şekilde doğan, şahin, akbaba ve bunlara benzer yırtıcı kuşların yenilmesi de haramdır. Malikîler ise, yarasa müstesna bunların mubah olduğunu söylemişlerdir. Racih olan görüşe göre yarasanın yenilmesi mekruhtur.

Köpeklerin, ehli eşeklerin ve katırların yenmesi haramdır. Çünkü köpek pis şeylerdendir. Bunun delili ise Peygamber (a.s.m)'in: "Köpek pistir, onun bedeli de pistir." (1) Diğer taraftan Peygamber Efendimiz (asv) Hayber günü ehli eşeklerle katırların etlerini yemeyi yasaklamıştır.(2)

Malikilerce mutemet olan görüşe göre, ehlî köpek mekruhtur, fakat köpek balığı mubahtır. Akrep, yılan, fare, karınca ve arı gibi yer haşerelerinin yenilmesi de haramdır. Çünkü bunlar hem zehirlidir hem de selim tabiat sahibi kimseler bunlardan tiksinirler.

At ve eşekten doğan katır ile yabanî eşek ile ehlî eşekten doğan eşek gibi, eti yenen ve yenmeyenin birleşmesinden doğan da haramdır. Çünkü böyle bir hayvan birisi yenen, Ötekisi yenmeyenden halk edilmiştir. Bu sebepten dolayı "haram kılıcı, helâl kılana takdim edilir" (3) kaidesiyle amel etmek üzere haram yönü ağır basar.

Malikîlere göre: Akrep, osurgan böceği, hamam böceği, çekirge, karınca, kurt, güve gibi yerde yaşayan böceklerin kesim suretiyle yenilmeleri mubahtır. Aynı şekilde boğazından kesildiği takdirde ve zehirinden yana emin olursa yılan yemek de mubahtır. (4)

Şafiîlerle Hanbelîlere ve İmam Ebu Hanife'nin iki arkadaşına göre: Asil olsun olmasın, bütün çeşitleriyle atların yenilmesi helâldir. Çünkü Peygamber (a.s.m) Hayber günü buna izin vermiştir. (5) Ebu Hanife ise at etinin yenilmesinin tenzihen mekruh olduğunu söylemiştir. Çünkü at etinin yenilmesini yasaklayan hadis varit olmuştur. (6) Malikî mezhebinde meşhur olan görüş ise, at etinin haram kılınmasıdır. (7)

Şafiîlerle Hanbelîler büyük keler ile sırtlan yemeyi mubah kabul etmişlerdir. Şafiîlerde ayrıca tilki de mubahtır. Hanbelîler ise bunu haram kabul etmişlerdir. Hanefîler bütün bunların yenilmesini haram kabul etmişlerdir. Malikîler ise daha önceden de açıkladığımız gibi, bütün vahşi hayvanları kerahetle birlikte mubah görmüşlerdir.

En'am, yani deve, sığır ve koyunun yenmesi, icma ile caizdir. Çünkü Kur'an-ı Kerim nassı ile bunlar mubah kılınmıştır. Aynı şekilde yırtıcı olmayan güvercin, ördek, deve kuşu, kaz, bıldırcın, toygar kuşu, sığırcık kuşu, bağırtlak, keklik, bülbül ve buna benzer kuşların yenilmesi de caizdir.

Ceylan, yaban öküzü ve yabani eşek gibi saldırgan olmayan yabani hayvanların yenilmesi de helâldir. Çünkü Peygamber (a.s.m) yenilmelerine izin vermiştir. (8) Tavşan ve çekirgenin yenilmesi mubahtır. Çünkü sünette mubah oldukları sabit olmuştur. Malikilerin dışındakilere göre kurtlar haramdır. Ancak yemek ve meyvede meydana gelen kurtlar ile tahıllardaki kurtlar, sirkedeki kurtlar, bunlarla birlikte ölü olarak -ve kişi bunlardan tiksinmeyecek olursa- yenilmeleri helâl olur. Çünkü bunları yenilecek şeylerden ayırmak gerçekten zordur. (9)

Mubah ve Haram Kılınanlar Konusunda Malikî Mezhebinin Görüşlerinin Özeti: (10)

Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı gibi, yiyecek ve içeceklerden mubah şeyler konusunda en geniş mezhebin Malikî mezhebi olduğu görülmektedir. Bu bakımdan bu mezhep ile ilgili bu konuda bir özet yapmayı yerinde görüyorum:

Mubah olanlar: İstek hâlinde temiz olan her türlü yiyeceğin yenilmesi veya içilmesi mubahtır. Deniz hayvanı, isterse deniz insanı ve domuzu diye bilinenleri olsun ve isterse deniz hayvanı ölü bulunsun; bütün türleriyle kuşlar, cellâle (11) veya şahin, kartal, akbaba gibi pençeli hayvan dahi olsa hepsi de mubahtır. Ancak yarasa bunlardan müstesnadır, tercih edilen görüşe göre yenilmesi mekruhtur. Cellâle dahi olsa davar (deve, sığır ve koyun) yırtıcı olmayan vahşi geyik, yaban eşeği, cerboğa, köstebek, ada tavşanı, (12) tavşan, kirpi, durbûb, (13) boğazından kesilmesi hâlinde ve zehirinden zarar görmeyeceğinden emin olduğu takdirde yılan (14) mubahtır.

Aynı şekilde yerde yaşayan osurgan böceği, hamam böceği, cundub (15) karınca, yer kurdu ve yiyecek kurdu gibi böcekler de mubahtır.

İlk sıkıldığı esnada üzüm suyu, fukkâ', akid (kaynamış ve katılaşmış üzüm suyu) sarhoşluk vermeyeceğinden emin olduğu sübyanın (16) içilmesi mubahtır.

Haram Olanlar: Katı veya sıvı necis olan her şeyin yenmesi, karada yaşayan domuz, katır at ve eşek; isterse yabani iken sonradan evcilleştirilmiş olsun, haramdır. Tercih edilen görüşe göre çamur, toprak, kemik, ateşte yanmış ekmek de haramdır.

Mekruh Olanlar: Yırtıcı hayvan, sırtlan, tilki ve kurt, vahşi dahi olsa kedi, fil, pars, ayı, kaplan, firavun faresi (nems) (17) ve mutemet olan görüşe göre evcil köpek mekruhtur. Zahir olan görüşe göre maymun, nesnas (uzun kuyruklu maymun)ın yenmeleri mekruhtur. Meşhur olan görüşe göre necasete ulaşan ev fareleri mekruhtur. Necasete ulaşıp ulaşmadıklarında şüphe edilirse mekruh olmaz. Şayet necasete ulaşmıyorlarsa mubahtır.

Cellâle (insan veya hayvanların dışkısını yiyen hayvanlar) Eti: Hanefilerin tarif ettiğine göre cellâle, sadece leş ve necaset yemeyi alışkanlık hâline getirmiş, bununla birlikte başka bir şey yemeyen ve kötü kokan hayvandır. Hanefilerin dışındaki mezheplere göre ise cellâle yediklerinin çoğunluğunu necaset teşkil eden hayvandır. Fakihler böyle bir hayvanın etinin yenilmesi konusunda farklı görüşlere sahiptir.

Malikîler (18) cellâle hayvanının etini mubah görürler. İmam Malik mekruh görmüştür. İmam Ahmed'den gelen bir rivayete ve Hanefilerle Şafîîlere göre de mekruhtur. (19) Hanbeliler ise haram kabul etmişlerdir. (20)

Bu konudaki ihtilâflarının sebebi, kıyasın bu konuda varit olmuş olan haberler ile çelişkili olmasıdır. Sözü geçen haber İbni Ömer'in rivayet ettiği: "Peygamber (a.s.m) cellâlenin etinin yenilmesini ve sütünün içilmesini yasaklamıştır." (21) şeklindeki hadistir. El-Hallal, isnadını da belirterek Abdullah b. Amr'dan Resullullah (a.s)'ın, cellâle devenin etinin yenilmesini yasakladığını ve ona ancak tabaklanmış derilerin yüklenmesini, kırk gün süre ile ona ayrıca alaf verilmedikçe insanların sırtına binmesini nehyettiğini rivayet etmiştir.

Bu haberler ile çelişen kıyasa gelince: Hayvanın karnına giren şey ete dönüşür. Cellâlenin helâl olduğunu söyleyen Malikîler bu gıdanın değişip ete dönüşmesini, tıpkı kanın ete dönüşmesi gibi değerlendirmişlerdir.

Hanbelîler ise haram olmasını gerektiren yasaklamanın zahirini esas almışlardır. Çünkü böyle bir hayvanın eti necasetten oluşmaktadır. Dolayısıyla necasetin külü gibi bu da necis olur. Hanefilerle Şafiîler ise bu hadisi tenzihî kerahete hamletmişlerdir. Malikîler dışındaki diğer mezheplerin bu husustaki ibareleri şöyledir:

Hanefilere göre: Cellâlenin eti de sütü de mekruhtur. Tıpkı dişi eşeğin etinin, sütünün ve at eti ile deve sidiğinin mekruh olması gibi. Ancak Ebu Yusuf tedavi maksadı ile onu (yani deve sidiği ile at etini) caiz görmüştür. Cellâle, etinin pis kokusu gidinceye kadar hapsedilir. Bu da tavuk için üç gün, koyun için dört, deve ve sığır için de on gün olarak -azhar olan görüşe göre- takdir edilmiştir. Şayet cellâle, necaset ile birlikte başka şeyler de yer ve eti pis kokmazsa yenilmesi helâl olur. Nitekim domuz sütü ile beslenen oğlağın yenilmesi de helâldir. Çünkü eti değişmez. Almış olduğu gıdayı tüketir ve etkisi kalmaz. Buna göre böyle bir tavuğun etini yemekte mahzur yoktur. Çünkü necaset île birlikte başkalarını da yemekte ve eti değişmemektedir. (22)

Şafiîlere göre: Cellâlenin yenilmesi mekruhtur. Cellâle, yediklerinin çoğunluğunu dışkının teşkil ettiği deve, koyun, inek, horoz veya tavuk gibi hayvanlardır. Çünkü az önce gördüğümüz İbni Ömer'in rivayeti bunu anlatmaktadır. Ancak bu gibi hayvanların etini yemek haram değildir. Çünkü bunlarda olan sadece etinin değişmesidir, daha fazlası değildir. Bu durum ise haram kılınmalarını gerektirmez. Eğer cellâleye tâhir bir yiyecek yedirilirse mekruh da olmaz. Çünkü İbni Ömer "Cellâleye temiz alaf verilir. Eğer deve ise kırk gün, koyun ise yedi gün, tavuk ise üç gün süreyle buna devam edilir." demiştir.

Hanbelîlere göre: Cellâle haramdır. Bu, yediklerinin çoğunluğunu necasetin teşkil ettiği hayvandır. Böyle hayvanın aynı şekilde sütü de haram olur. İmam Ahmed'den gelen rivayetin biri budur. Diğer rivayet ise onun haram değil, mekruh olduğudur. Keraheti ise bu hayvanı hapsetmekle, ittifakla, zail olur. Bu sürenin ne kadar olacağı konusunda ise ihtilâf vardır. İmam Ahmed'den gelen bir rivayette ister kuş cinsinden olsun ister hayvan olsun, üç gün süreyle hapsedileceği belirtilmektedir. Yine ondan gelen bir diğer rivayete göre tavuk, üç gün süreyle; deve, sığır ve benzerleri kırk gün süre ile hapsedilir. Cellâle olan hayvanın sırtına binmek de mekruhtur.

Nas Olmayan Hususlarda Arap Adetini Hakem Kabul Etmek:

Şafiîlerle Hanbelîlere göre: (23) Kitap, sünnet ve icmada hass veya âmm olsun, haram ve helâl ile ilgili her hangi bir nas bulunmayan ve yine hakkında öldürülmesi ya da öldürülmemesine dair nas varit olmayan, Arapların çoğunluğunun selim tabiat sahipleri ve servet ve varlık sahibi olan kimseler -Şafiîlere göre hâllerinde şehir veya köy halkı sakinleri Hanbelîlere göre ise Hicaz halkı veya büyük şehir sakinlerinin çoğunluğu- tarafından tiksinmeden yenilebilen, hayvanın etinin yenilmesi helâldir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hoş ve temiz olan şeyleri onlara helâl kılıyor; pis ve murdar şeyleri de onlara haram kılıyor." (A'râf, 7/157). Bunun diğer bir sebebi ise Allah'ın Kitabının üzerlerine indiği, ona ve sünnete muhatap olan kimseler Araplardır. Dolayısıyla Kitap ve sünnetin mutlak lafızlarında başkalarının değil, sadece onların örfüne başvurulur.

Buna göre bu konuda kaide şudur: Yenilmesi haram kılman hayvanlar, yüce Allah'ın Kitab'ında nas ile bildirdikleridir. Arapların hoş ve temiz diye adlandırdıklarıysa helâldir. Arapların pis ve murdar diye nitelendirdiği ise haramdır.

Bu konuda çölde yaşayan katı tabiatlı, fakirlik ve zaruret içerisinde yaşayan kimselerin sözlerine itibar edilmez. Çünkü bu gibi kimseler zaruret ve açlık çeken kimseler olduklarından bulduklarını yiyebilirler.

Hanbelilere göre Hicaz halkının yanında bulunmayan hayvanlar, Hicaz bölgesinde ona en çok benzeyen hayvanın durumuna göre değerlendirilir. Şayet bu hayvana benzeyen her hangi bir hayvan yoksa o mubahtır. Çünkü şanı yüce Allah'ın şu buyruğunun genel ifadesi içine girer: "De ki: Bana vahyolunanlar arasında yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde ölmüş hayvan etinden.. başka haram kılınmış bir şey bulmuyorum." (En'âm, 6/145). Diğer taraftan Hz. Peygamber (a.s.m): "Allah'ın susup hakkında bir şey söylemediği ise bağışladığı, affettiği şeydir." (24) diye buyurmuştur.

Şafiîler şöyle demektedir: Eğer hayvanın adı bilinmemekte ise, Araplara onun hakkında sorulur ve onların verdikleri isme göre helâl veya haram ise, ona göre amel edilir. Çünkü bu konuda başvurulacak kaynak, hayvanın ismidir ve bu dili bilen kimseler de onlardır. Eğer onların bu hayvana verdikleri bir isim yoksa, tanıdıkları hayvanlar arasında şekil, tabiat veya etinin tadı itibarıyla ona en çok benzeyen hayvanın hükmüne tabi kabul edilir. Eğer iki benzeme yönü birbirine eşit olursa veya benzer bir taran yoksa esah olan görüşe göre helâl olur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "De ki; Bana vahyolunanlar arasında yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde ölmüş hayvan etinden... başka haram kılınmış bir şey bulmuyorum." (En'âm, 145).

Dipnotlar:
1. Bu hadisi İmam Ahmed, Müslim, Ebu Dâvud ve sahih olduğunu belirterek Tirmizî ve Neseî, Râfi1 b. Hadîc'den şu şekilde rivayet etmiştir: "Köpeğin kıymeti pistir." Neylü'l-Evtâr, V, 143,284.
2. Bu hadisi Hakim el-Müstedrek’te, Câbir b. Abdullah'tan rivayet etmiş ve Müslim'in şartına göre sahih bir hadis olmakla birlikte Buharî de Müslim de rivayet etmemişlerdir, demiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 197.
3. el-Mühezzeb, I, 249; Muğni'l-Muhtâc, IV, 303; Keşşâfu'l-Kınâ; VI, 190.
4. eş-Şerhu'l-Kebîr, E, 115. Arapçada bu gibi haşerata (haşaş) adı verilmektedir. Yerin altına girip aynı şekilde mutlaka bir başka yerden çıkması ve çıktıktan sonra hemen oraya geri dönmeleri sebebiyle bu adı alırlar.
5. Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 198.
6. Ebu Dâvud, Neseî ve İbni Mace, Hâlid b. el-Velid'den rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 196.
7. Bidâyetü'l-Müctehid, 1,455; eş-Şerhu'l-Kebîr, H, 117.
8. Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.
9. Muğni'l-Muhtâc, IV, 268, 303; el-Muğnî, VIII, 605.
10. ed-Desûkî ile birlikte ed-Derdîr, eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 115.
11. Cellâle: Necaset kullanan demektir. Sözlük manası itibarıyla "necaset yiyen inek" demektir. Fakihler aynı şekilde necaset yiyen her türlü hayvan hakkında kullanırlar.
12. Cerboğa: Gelincik kadar bir hayvan olup arka ayaklan Ön ayaklarından daha uzundur. Köstebek:
Pisliğe ulaşamayan kör faredir. Ada tavşanı: Tavşana benzeyen cerboğadan biraz daha büyük, bitki ve baklagiller yiyen, kediden küçük, kirli beyaz bir hayvandır.
13. Kirpi: Fareden büyük olup başı, kamı, ön ve arka ayakları dışında her tarafı dikenli bir hayvandır.
Durbûb: Dikenleriyle kirpiyi benzer. Ancak şekil itibarıyla koyuna daha yakındır. Hanbeliler cerboğa, ada tavşanı ve sırtlanın yenilmesini mubah kabul etmişlerdir. el-Muğnî, VTTİ,592; Keşşâfu'l-Kınâ', VI, 191. Şafiîler de hayvan kesimi ile ilgili bölümde açıklayacağımız gibi sırtlan, büyük keler, tilki, cerboğa ve fenek (derisi kürk olarak kullanılan bir tilki çeşidi) ve (kediye benzer) samurun yenilmesini mubah kabul etmişlerdir. Araplar arasında bu son iki hayvana Türk Ülkesi Tilkileri denilir. Aynı şekilde (farelere düşmanlık eden fare yuvalarına girip onları çıkartan bir hayvan olan) gelincik yemeyi ve turnagillerden beyaz bir kuş olup büyükçe bir kursağı bulunan Mısır'da çokça görülen ve derisinden kürk de yapılan Pelikan kuşunun, yine aynı şekilde derisinden kürk yapılan kâkim (gelinciğe benzeyen bir çeşit hayvan)'in etlerini de mubah örmüşlerdir. Çünkü bunlar tayyibât (temiz ve helâl olan şeyler)dendir. Muğni'l-Muhtâc, IV, 299.
14. Yiyen kişi zehirlenmekten emin ise yiyebilir. Zehiri kendisi için her hangi bir hastalık sebebiyle
faydalı olan kimsenin zehiriyle dahi yemesi caizdir.
15. Hamam böceği: Kokusu kötü, evlerdeki pis yerlerde bulunan değişik renkli, yan taraftan bir çok
ayaklan bulunan bir hayvandır. Cundub: Çekirgenin bir türüdür.
16. Fukkâ' (şerbet): Aslında buğday ve hurmadan yapılan bir içecektir. Subya: Ona eklenen çekirdek ve benzeri şeyler dolayısıyla nisbeten ekşi bir içecektir. Akid (kaynamış ve katılaşmış şerbet): Katılaşıncaya ve sarhoşluk verici özelliği kayboluncaya kadar ateş üzerinde kaynatılan üzüm suyudur. Arapçada ona aynı şekilde (er-rübbü's-samit) adı da verilir.
17. Bu hayvanlara -kedi müstesna- Arapçada: "el-vuhuşu'l-müfterise=yırtıcı hayvanlar" adı verilir.
18. eş-Şerhu'l-Kebir, D, 115; Bidâyetü'l-Müctehid, L 451.
19. Tebyinü'l-Hakâik, 1,10; el-Bedâyi V, 39 vd.; el-Mühezzeb, I, 250; Muğni'l-Muhtâc, IV, 304; ed Diirrü'l-Muhtâr, V, 339.
20. Kessâfu'i-Kınâ', VI, 192; el-Muğnî, VIII, 593.
21. Bu hadisi İmam Ahmed, Ebu Dâvud ve Tirmizî rivayet etmiş olup Tirmizî; "hasen-garib bir hadistir" demiştir. Ebu Davud'un bir rivayetinde: "Cellâlenin sırtına binmek yasaklandı." denilmekteyken bir diğerinde: "Develerden cellâle olanın sırtına binilmesi yasaklandı." denilmektedir, imam Ahmed, Neseî ve Ebu Dâvud, Amr Ibni Şuayb'dan, o babasından o da dedesinden rivayet ettiğine göre: "Peygamber (a.s) evcil hayvanların etinin yenilmesini, cellâlenin sırtına binilmesini ve etinin de yenilmesini yasakladı."
22. Rivayete göre Peygamber (a.s) tavuk eti yermiş. Buna göre, (cellâle) tavuğun üç gün süreyle hapsedileceği ve ondan sonra boğazlanacağına dair rivayet onun pisliğinden sakınmak maksadıyladır, şart olduğundan değildir. Tebyînü'l-Hakâik, a.y.
23. Muğni'l-Muhtâc, IV, 303 vd.; el-Mühezzeb, I,249; el-Muğnî, VIII, 585.
24. Bu hadisi Tirmizî ve İbni Mace, Selman el-Farisîden rivayet etmişlerdir. Neylü'l-Evtâr, VIII, 106. 2-Nazariyyetü'z-Zarureti'ş-Şer’iyye adlı eserimize bakınız.
(Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ans. C.4, sh. 321-326)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR