İslam'da riyazet var mıdır? İnsanın kendini dünyadan soyutlaması gerekir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsanlığın hidayeti, refahı ve mutluluğu için Allah (c.c) tarafından Cebrail (a.s) vasıtasıyla Hz. Muhammed (asm)'e gönderilen en son ilahî kitap Kur'an-ı Kerim, kıyamete kadar her çağın insanına hitap eden ve bizlere ilim, ilerleme, başarı ve medeniyetin yollarını gösteren evrensel prensiplere sahiptir.

Kur'an'ın getirdiği prensipler bugüne kadar hiç eskimemiştir, kıyamete kadar da eskimeyecektir. Kişinin gerçek mutluluğa ulaşması, insanlık için bütün saadet ilkelerini içeren Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği yola yönelip onun hikmet dolu prensiplerini hayatında uygulamasıyla gerçekleşebilir.

Kur'an'ın içerdiği eskimeyen evrensel prensiplerden biri de çalışmaktır. Çalışmak, Allah'ın ezelî kanunudur. Kâinatta her şey bu kanuna boyun eğmiş, her zerrenin varlığı, çalışmaya bağlı kılınmıştır. Her yaratık, hayatını devam ettirebilmek için sürekli bir çalışma içindedir. Maddenin en küçük parçası olan atomda, elektronlar çekirdek etrafında dönmezse atom parçalanır. Gezegenler güneş sistemindeki hareketlerine devam etmeseler, âlemin düzeni bozulur. Kalbimiz çalışmazsa, hayatımız sona erer.

Çalışmak genel anlamda iki türlüdür: Biri dünyevî, diğeri uhrevîdir. Dinimiz ikisini birbirinin tamamlayıcısı olarak kabul etmektedir. Zira dünyayı ahiretten ayırmak imkânsızdır. Ruhumuz bedenimizle nasıl kaynaşmış ise ahiret de dünya ile öyle kaynaşmıştır. Ahiret âlemi, bu dünyanın iç cephesi, ruhu demektir. Hangisi ihmal edilse öteki yarım kalır.

Kur'an, insanın dünyadan elini eteğini çekmesini, mutlak olarak zühd yoluna girmesini ve kendini tamamen ibadete vermesini ve Allah'a daimî bir yalvarış - yakarış içerisinde bulunmasını istememektedir. Kur'an, kendisine tabi olanların tamamen dünyaya yönelmelerini, sırf dünya için çalışmalarını ve maddeye karşı aşırı hırs göstermelerini de kabul etmez. Zira bu iki anlayış da doğru değildir. Çünkü hayattan uzak kalmak, insanın enerjisini, fikrî ve iradî gücünü ve çalışma kudretini boşa harcamaktır. İnsanın omzuna yüklenen kâinatın mamur edilmesi ve ilerlemesi emaneti ve görevinin yerine getirilmesinde ihmalkâr davranmaktır.

Ayrıca sadece dünya için alabildiğine çalışmak; sevgi ve yardımlaşma bağlarını kesmeye, rahmetten mahrum kalmaya, katı kalpliliğe alışmaya, açgözlülüğe ve cimriliğin alışkanlık haline gelmesine, kin ve düşmanlık sebeplerinin artmasına, madde perestliğin artmasına, zevk ü sefa içine ve dünyanın süslerine dalmaya sebep olur.

Kur'an'daki hükümler sistemi ise, dünyanın ahiretle sıkı bir irtibat kurması, ikisi arasındaki birbirini tamamlama anlayışının gerçekleştirilmesi, "dünyanın ahiretin tarlası" şeklinde telakki edilmesi ve insanoğlunun hem dünya hem de ahiret hayatında mutluluğa erdirilmesi esası üzerine kurulur.

Zira dünya ekme yeri ise, âhiret hasat yeridir. Dünyada ekmeden, ahirette biçmek mümkün değildir. İnsanın ahirette, mutluluk ve başarıya ulaşabilmesi için dünya hayatını iyi değerlendirmesi ve Allah'ın rızasına uygun salih ameller işlemesi gerekir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim diyor ki:

“Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde fesat çıkarmağa çalışma. Allah fesat çıkaranları sevmez.” (Kasas, 28/77)

Görüldüğü gibi bu ayette ahireti aramak, dünyayı da unutmamak emredilmiş, başka bir ifadeyle şöyle denilmek istenmiştir: Sınırlı ve geçici olan dünya hayatını küçük görmeyin, önemsiz saymayın. Zira sonsuz ve sınırsız olan ahiret mutluluğu ona bağlıdır. Hz. Peygamber (asm) bir hadis-i şeriflerinde “Dünya ahiretin tarlasıdır.”(Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, I/412) buyurmuştur.

Dünya ve ahiretin birlikte değerlendirilmesi konusunda, Peygamber Efendimizin (asm) başka tavsiyeleri de vardır. Mesela;

"Sizin en hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyip, her ikisini birlikte yürüteninizdir. Zira dünya ahirete ulaştırıcı bir vasıtadır."

"Sakın insanlara yük olmayınız."

"İki günü birbirine eşit olan ziyandadır."

Hz. Peygamber (asm) sadece ahiret için çalışmayı, dünyayı ve dünya nimetlerini terk etmeyi planlayan sahabîleri şiddetle azarlamıştır. Şöyle ki;

Sahabîlerden bir grup, Peygamber Efendimizin (asm) zevcelerine gelir ve Peygamberimizin nasıl ibadet ettiğini sorarlar. Aldıkları cevap üzerine, kendi amellerini azımsayarak; “Geçmiş ve gelecek günahları affedilmiş olan Peygamber (asm) böyle ibadet ederken bizler ne haldeyiz?” derler. İçlerinden biri;
- Bundan sonra ben, geceleri uyumayıp, devam-lı namaz kılacağım, der. Öbürü;
- Ben de sürekli oruç tutacağım, der. Ötekisi de;
- Ben de kadınlardan (hanımlarımdan) ayrılacağım ve asla evlenmeyeceğim, der. Böylece sözleşirler.

Bunların durumu Peygamber Efendimize (asm) ulaşınca; bu kişileri çağırır ve onlara:

“Şöyle şöyle konuşanlar sizler misiniz? Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'tan sizden daha çok korkarım, daha çok sakınırım. Fakat ben bazen oruç tutarım, bazen iftar ederim. Namaz kılarım, uyku da uyurum. Kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimi terk ederse, o benden değildir.”

diyerek onları ikaz etmiştir.

Dinimizde sadece dünya için çalışmak da yoktur. “Çalışmak ibadettir”, diyerek Yüce Allah'ın farz kıldığı ibadetleri terk ederek, insanın kendini tamamen dünyaya vermesi doğru değildir. Evet, çalışmak da ibadettir, fakat üzerimize farz olan ibadetleri yerine getirdikten sonra, meşru yoldan çalışmak, çoluk çocuğumuzun rızkını temin etmek için gayret sarf etmek ibadettir.

Sadece dünya için çalışanlar, Kur'an'da şöyle ayıplanmaktadır:

“Kim acele, şu peşin dünyayı isterse, biz de ona, hemen çabucak dilediğimiz miktarda dünya zevkini veririz; sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerin çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsrâ, 17/18, 19)

Yine başka bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır:

“Kim ahiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.” (Şûrâ, 42/20)

İnsanlığın sapıklıktan dolayı yıkılmaya yüz tuttuğu bir zamanda, Hızır misali yetişen Kur'an, çalışmayı, hem dünya hem de ahiret için çalışmayı emrederek, gerçek medeniyetin yollarını açmıştır. Bu sebepledir ki, Kur'an'ın getirmiş olduğu temel prensipler tam tatbik edildiği zamanlarda, Müslümanlar maddî ve manevî huzura kavuşmuşlar, medeniyet örnekleri vermişlerdir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bir tasavvuf kavramı olarak "çile" ne demektir?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR