İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Cahiliye devrinde hayırlılarınız, İslam devrinde de hayırlılarınızdır. Bu hadisde anlatılmak istenen nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili rivayetlerden biri şöyledir:

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Allah indinde en efdal insanın kim olduğu sorulmuştu: "Allah indinde en kıymetlileri en muttaki olanlardır!" buyurdular. "Biz bunu sormadık!" demeleri üzerine: "Öyleyse o, Halîlullah'ın oğlu, Nebiyyullah'ın oğlu Nebiyyullah'ın oğlu Yusuf'tur." buyurmuştu. Yine itirazla: "Hayır, bunu da sormadık" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: "Siz bana Arap hanedanlarından mı soruyorsunuz?" dedi. "Evet (Ey Allah'ın Resûlü!)" dediler. "Onların cahiliye dönemindeki hayırlıları, fıkıh öğrendikleri takdirde, İslâm'da da en hayırlılarıdır!" cevabını verdi." (Buhârî, Enbiya 8, 14, 19, Menâkıb 1, 25, Tefsir, Yusuf 1; Müslim, Fezâil 168, (2378); Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 257, 260, 391)

Hadis, cahiliyeden çıkıp, İslâm'a giren cemiyetlerde şeref statüsünün değişeceğini, eski şerefin korunmasının ve hatta daha da yüceltilmesinin mümkün olduğunu, bunun öncelikle ilme bağlı bulunduğunu ifade etmekle, ilim elde etmeye teşvik etmektedir.

- Allah, insan nevini binler nevi haline getirmek için, insanları istidat ve kabiliyet bakımından çok farklı yaratmıştır. Bugün, insanların farklı zekâ, farklı kabiliyetlere sahip olduğu ilmen tespit edilmiş bulunuyor.

- İnsanların hepsi, ilahî imtihanı kazanıp kazanmama hususunda, gereken teçhizatla donatılmıştır. Bundandır ki, aklı olmayanın sorumluluğu da yoktur.

- Kabiliyetin farklı olması, imtihanın özüyle değil, detaylarıyla ilgili bir konudur. Büyüklerin imtihanı da ona göre büyüktür. “En büyük belayı çekenler/ imtihana tabi tutulanlar peygamberlerdir, sonra evliyalardır, sonra da onlara yakın olanlardır.” (Buharî, Merdâ: 3; Tirmizî, Zühd: 57) mealindeki hadis-i şerifte bu gerçeğe işaret edilmiştir.

- Altın ve gümüş meselesine gelince, Allah’ın, bazılarına fazladan bir lutfudur. Hz. Amr b. As (ra) bir gümüş ise, Hz. Ali (ra) bir altındır.

- İmtihan için gerekli olan donanımın her insanda bulunması adaletin bir gereğidir.
Temel imtihanın dışında, farklı imtihanlar için farklı donanımların bulunması ise, hem bir adalet hem de bir lutuf  ve ihsanın yansımasıdır. Söz gelimi, öğrencilerin ilköğretim imtihanlarına alınabilmesi için, genel bilgileri kavrayacak bir zekâya sahip olması gerekir. Ancak, lisede branşlaşmanın olduğu yerde, farklı kabiliyetler devreye girecektir. Herkes, doktor olmadığı gibi, herkes inşaat mühendisi veya bilgisayarcı da olamaz. İnsandaki bu farklı kabiliyetler, kendi branşlarında farklı imtihanın olmasını gerektirir. Bu mesleklerden kimi gümüş, kimi de altındır. Sosyal hayatın altına ihtiyacı olduğu kadar gümüşle de, bakıra da, demire de ihtiyacı vardır. Demirin yaptığı işi, ne altın ne de gümüş yapabilir.

- Hiç kimse, Allah’tan kendisini peygamber yapmasını isteyemez. Herkes Allah’ın kendisine lutfettiği nimetlere karşı şükürle mükelleftir.

- Ayrıca, Allah’ın bazı kullarına fazladan bazı nimetler ikram etmesi, başkasının hukukunu zayi etme anlamına gelmez. Bazen kişinin kabiliyeti olmadığı halde yine de çok şey verebilir. “Dad-ı Hak ra kabiliyet şart nist = Allah’ın vergisi için kabiliyet şart değildir.” düsturu bu gerçeğe işaret etmektedir. Bütün çiçekler menekşe, bütün gıdalar ekmek, bütün meyveler armut olmadığı gibi, bütün insanlar da Hz. Ebu Bekir (ra) değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR