İncil'in Hz. İsa'ya yüce Allah tarafından vahyi / tebliğ ediliş şekli nasıldır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an dışındaki semavi kitaplar bir defada inidirlmiştir. (bk. Razi, Furkan, 32. ayetin tefsiri)

Tevrat'ın tamamı Hz. Musa'ya levhalar halinde yazılı olarak bir defada toptan inmiştir.

Zebur, Hz. Davud'a bir defada toptan indirilmiştir.

İncil ise bir defada inmiş, ancak Hz. İsa'nın sağlığında yazılı kitap hâline getirilmemiştir. Çünkü Hz. İsa'ın tebliğ süresinin kısa oluşu ve yaşadığı devrin şartları buna elvermiyordu.

En erken yazıları İncil, Hz. İsa'dan sonra 70'li yıllarda kaleme alınmıştır. Dolayısıyla Hz. İsa'nın tebliğ ettiği hakikatler anında kaydedilememiş, sonradan yazıları İncillere insan sözü karışmış ve böylece kitabın aslı tahrife uğramıştır.

Kur'an-ı Kerim'de peygamberlere vahyin nasıl geldiği bildirilmektedir.

"(Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder." (Şura, 42/3)

Ayetin anlamı, "böyle, bu vahiy tarzı ile veya ilerde gelecek mânâ ile vahiy veriyor ve verir sana ve senden önceki peygamberlere" demektir. Keşşaf sahibi burada şöyle der:

"Yani bu sûrenin kapsadığı mânâlar öyle mânâlardır ki Yüce Allah onun aynısını hem bu sûrenin dışında sana vahy etmiştir, hem de senden önceki peygamberlere vahyetmiştir. Bu şekilde Yüce Allah bu mânâları Kur'ân'da ve semavî kitapların hepsinde tekrar buyurmuştur. Çünkü bunlarda eninde sonunda kullarına beliğ bir uyarı ve büyük bir lütuf vardır."

"Vahyetti" buyurulmayıp da muzari (şimdiki zaman) lafzı ile "vahyediyor" buyurulması da, böyle vahyetme âdeti olduğuna delalet içindir. Bundan başka burada bir de şu mânâ vardır. Yüce Allah'ın sana ve senden önceki peygamberlere vahyinin tarzı bu vahyi gibi, yani bu sûrede beyan ve tarif olunduğu gibidir. Çünkü vahyin çeşitleri bu sûrenin sonunda,

"Bununla birlikte hiçbir beşer için mümkün değildir ki Allah ona başka suretle kelam söylesin, ancak vahiy ile veya bir perde arkasından veyahut bir elçi gönderip de izniyle ona dilediğini vahyetmesi müstesna." (Şûrâ, 42/51)

diye beyan olunacaktır." ın da bu üç tarza rumuz olması muhtemeldir. Nisâ Sûresi'ndeki,

"Nuh'a, ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, evlatlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz ve Davud'a Zebur verdiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik biz." (Nisâ, 4/163)

âyeti de her peygambere vahyedildiğinin ve vahiy şekillerinde bir benzerlik olabileceğini gösterir. (bk. Elmalılı, İlgili ayetlerin tefsiri)

Vahyin geliş şekilleriyle ilgili detaylı bilgiyi Peygamber Efendimizin (asm) hadislerinden ve sahabelerin şehadetlerinden öğreniyoruz. Aynı durumların ya da benzer şekillerin Hz. İsa (as) ve diğer peygamberler için de olması mümkündür.

Vahyin geliş şekilleriyle ilgili şöyle bir sıralama yapılabilir:

1. Vahyin ilk şekli Rasûlûllah (asm)'in uykuda iken gördüğü sadık rüyalardır. Bu rüyalarda "sadık rüya" (Rüya-yı Sadıka) adı da verilmektedir. Peygamber (asm)'in gördüğü bu rüyalar daha sonraları kendisine zahir olurdu. Hz. Aişe (ra), "Peygamber, hiç bir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi apaçık zuhur etmesin." diyerek, bu rüyalara ışık tutmaktadır.

2. Rasûlüllah (asm)'in uyanık halde iken vahiy meleğinin onun gönlüne vahyi ilka etmesidir. Vahyin bu şekli şu hadis-i şerifte bildirilmektedir:

"Ruhu'l-Kudüs kalbime, 'Hiç bir nefis rızkını tüketmeden ölmeyecektir.' diye üfledi. O halde Allah'tan korkun ve rızkınızı meşru yoldan arayınız."  (Münziri, et-Tergib ve't-terhib, 4/12)

Ruhu'l-Kudüs, Cebrail (as)'dir. Cebrail'in göründüğü hakkında bir delil yoktur. Hadisten de, meleğin görünmeden vahyi ilka ettiği anlaşılmaktadır.

3. Cebrail, bir delikanlı veya bir insan şekline bürünerek Peygamber (asm) vahiy getirmiştir. Cebrail'in bu yolla ashabtan Dıhye'nin suretine bürünerek vahiy getirdiğini bir çok sahabî nakletmektedir. Vahyin en kolay ve en meşakkatsiz şekli budur.

4. Meleğin görünmeden Peygamber (asm)'e vahiy getirmesidir. Peygamberimiz çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere özgüdür. Bu şekildeki vahyi Rasûlüllah (asm) şöyle anlatıyor:

"Bazan çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır." (Bu­hâ­rî, Bed’ü’l-Vahy, 1/2; Müs­lim, Fe­dâ­il, 87)

Böyle bir vahyin geliş anında Peygamber (asm) titrer, terler ve rahatsız olurdu. İbn Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Rasûlüllah (asm)'in âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği, dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine,

"Vahyi çabucak alması için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatını sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur'ân okununca sen onun kıraatına uy." (Kıyame, 76/16-18)

uyarısında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasûlüllah (asm) Cebrail (as)'i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.

5. Meleğin asli sûretinde görünerek Allah'ın emrini Peygamber (asm)'e getirmesi ve okumasıdır. Cebrail (as), bu şekliyle iki kez vahiy getirmiştir. Birincisi nübüvvetin başlangıcında olmuştur. Peygamber (s.a.s) baygınlık geçirmiştir. İkincisi ise mi'rac olayının gerçekleşmesinde olmuştur. Bu olaya delil olarak,

"Andolsun ki onun diğer bir defa da Sidretü'l-Münteha'nın yanında gördü." (Necm, 53/12)

âyeti zikredilebilir.

6. Rasûlüllah (asm)'in uyanık halde iken Allah Teâlâ ile konuşmasıdır. Böyle bir konuşmada arada hiç bir vasıta yoktur. Namazın farz oluşu bu yolladır. Vahyin bu yoluyla ilgili olarak aşağıdaki âyeti zikredilebilir.

"Allah Musa'ya da hitab ile konuştu." (Nisa, 4/164).

7. Cebrail (as)'in Peygamber (asm)'e uyku halinde iken vahy getirmesidir. Kevser sûresinin bu şekilde nâzil olduğu rivayet edilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun