Hristiyanlar, Ruhul Kudüs ifadesi için, Allah'ın ruhu olduğunu ifade etmektedirler. Hz. İsa Allah'ın ruhu mudur?

Tarih: 26.11.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mukaddes ruh, vahiy meleği Ruhul-Kudüs, "ruh" ve "kudüs" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu kelimelerin ikisi de Arapçadır. "Ruh"; hayat, idrak ve hareketin kaynağı, maddenin tanı mukabili, manevi varlık, vahiy, Allah kelâmı, Kur'ân-ı Kerim, kuvvet, vahiy meleği, Cebrâil, his, duygu ve benzeri manalar işin kullanılır. (Raşid el-İsfahânî, el-Müfredât) Garibil-Kur'ân, Mısır 1961, "ruh" md.).

Bununla beraber, ruhun gerçek manasını Allah'tan başka kimse bilmez. Çünkü bu husus, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:

"Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabb'imin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir." (İsrâ, 17/85).

"Kudüs" kelimesinin aslı ise, "kuds"dür ve mukaddes, mübârek, her türlü fenalıktan arınma demektir. Bu iki kelimenin birleşmesinden meydana gelen "ruhul-kudüs", herhangi bir şaibe ile lekelenme ihtimali olmayan, mukaddes ve temiz ruh, vahiy meleği, Cebrâil demektir. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, V, 3125).

Ruh kelimesi Kur'ân'da birkaç yerde geçmekte ve değişik manalara gelmektedir. Ruhu'l-Kudüs ise, yalnız dört yerde geçmektedir. Bulunduğu âyetlerdeki manası hakkında âlimlerin farklı yorumları olmuştur. Ancak çoğunluğun kanaatına göre, vahiy meleği olan Cebrâil demektir. Ruhul-Kudüs kelimesinin geçtiği âyetlerden birinin meâli şöyledir:

"Andolsun, Musâ'ya Kitâbı verdik, arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik." (Bakara, 2/87).

Alimlerin bu âyette geçen Ruhul-Kudüs hakkındaki değişik görüşlerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Ruhul-Kudüs, Yüce Allah'ın isimlerinden biridir.

2. Mukaddes kitap olan Kur'ân ve diğer bir görüşe göre İncil demektir.

3. Ruhul-Kudüs, Allah'ın ruhu demektir.

4. Vahiy meleği olan Cebrâil demektir. Alimlerin ekseriyeti bu görüştedir. Çeşitli hadislerde ve şairlerin şiirlerinde de, bu manada kullanılmıştır. (et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır 1954, I, 404 vd.; el-Kurtubî, el-Camiu li Ahkâmil-Kur'ân, Mısır 1967, II, 24; er-Râzî, et-Tefsirul-Kebir, III, 177).

Bu görüşü benimseyen alimlere göre, aşağıdaki âyetlerde geçen Ruhul-Kudüs de Cebrâil demektir:

"İşte biz, o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık. Allah onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve O'nu Ruhul-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik " (Bakara, 2/253);

"Allah demişti ki: Ey Meyrem oğlu İsâ, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhul-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim." (Maide, 5/110);

"De ki: İnsanları sağlamlaştırmak ve Müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu, Ruhul-Kudüs (Cebrâil), Rabb'inden hak (ve hikmet) gereğine indirdi." (Nahl, 16/102).

Ruhul-Emin de, Ruhul-Kudüs ile eş anlamlıdır Yani o da Cebrâil demektir. Kur'ân'da yalnız bir yerde geçmektedir:

"Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, yani Cebrâil) indirdi." (Şuara, 26/ 193).

Kur'ân diline ait bu kelimelerin göz önünde bulundurulması ile Rûhu'l-Kudüs'ün Cebrail demek olduğu anlaşılır. Lakin bu takdirde şu soru akla gelebilir:

"Cebrail Hz. İsa (as)'dan başka peygamberlere de indiği halde, burada 'Onu Rûhu'l-Kudüs ile destekledik.' ilâhî ifadesinde söz konusu zamire Hz. Musa (as) bile dahil edilmiyerek doğrudan doğruya zamirin Hz. İsa (as)'a tahsis edilmesinin mânâsı nedir? Bu ifadeden Rûhu'l-Kudüs'ün Cebrail'den başka bir özel ruh olduğu anlaşılmaz mı?"

Tefsircilerin açıklamasına göre, cevap "Hayır!.." Bu tahsisin anlamı şudur: Cebrail (as)'in Hz. İsa (as)'a başka türlü bir ihtisası vardır ki, diğer peygamberlerde bunun örneği yoktur. Çünkü Hz. Meryem'e onun doğumunu müjdeleyen Cebrail (as)'dir. Hz. İsa (as) onun nefhi (üflemesi) ile doğmuş, onun terbiye ve desteğiyle büyümüş, her nereye gittiyse beraberinde gitmiştir. Nitekim Meryem Sûresi'nde,

"Ona ruhumuzu gönderdik, o ruh ona beşer şeklinde temessül edip göründü." (Meryem, 19/17)

buyurulmuştur. Âyette geçen "rûhanâ", rûhullah, Rûhu'l-Kudüs, Cebrail'dir.

Bundan başka bilindiği gibi, İsrailoğullarının, Hz. İsa (as) ve annesi Meryem hakkında iffet ve ismete, onların kudsiyetlerine aykırı sözler söylemiş olmaları ve âyette esas muhatap olan da Yahudiler olduğundan, Hz. İsa (as) hakkındaki bu âyet, tahsis için değil, fakat bilhassa Yahudilerin isnat ve iftiralarına karşı Hz. İsa (as)'ı tenzih için bu teyid özellikle söz konusu edilmiştir. İşte bundan dolayıdır ki, taharet ve temizlik anlamına gelen "Rûhu'l-Kudüs" ismi tercih buyurulmuştur.

Şunu da burada hatırlatmak lazım gelir ki, Hz. İsa (as) "Rûhu'l-Kudüs" ile teyid edilmiştir, fakat Rûhu'l-Kudüs ile teyid edilen yalnızca Hz. İsa (as) değildir.

"De ki, Rûhu'l-Kudüs, onu Rabbinden hak olarak indirmiştir." (Nahl, 16/102)

buyurulduğu şekilde, Peygamber Efendimiz (asm)'e Kur'ân-ı Kerîm'i indiren de Rûhu'l-Kudüs'tür. Oysa Kur'ân'ı ona indirenin Cebrail (as) olduğu bilinen bir gerçektir. Demek ki, Rûhu'l-Kudüs Cebrail (as)'dir. Güç ve kuvvet açısından Cibril veya Cebrail, ismet ve nezahet açısından da Rûhu'l-Kudüs'tür.

Şair Hassan'ın naklettiğine göre, Hz. Muhammed (asm) onun için dua etmiş ve duasında,

"Ya Rabbi, Hassan'ı Ruhul-Kudüs ile takviye et." demiştir. Hassan bunu söylerken, Ebu Hüreyre'yi de şahit olarak göstermiştir. (Buhârî, Salat, 68; Müslim, Fedâilu's-Sahabe, 151, 152; Neseî, Mesâcid, 24. Ayrıca bk. Cebrail mad.).

Bilindiği gibi, Kur’an'ın bir kısım ayetleri muhkem, bir kısmı ise müteşabihtir. Mesela,

“O doğurmamış ve doğmamıştır.” (İhlas, 112/3),

“Allah’ın çocuk edinmesi olur şey değildir.” (Meryem, 19/35),

“Hiçbir şey onun misli gibi değildir.” (Şura, 42/11).

ayetleri muhkemdir. Yani, kesin hüküm ifade ederler, bunlarda tevilin ve farklı yorumların yeri yoktur.

“Meryem oğlu İsa ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu Meryem’e ilka etmiştir ve Ondan bir ruhtur.” (Nisa, 4/171) ayeti ise müteşabihtir.

Hz. İsa’nın (as.) Allah’ın bir kelimesi olması, babasız bir şekilde doğrudan “Kün: Ol” emriyle yaratılmış olduğu şeklinde yorumlanmış ve keza “Ondan bir ruh olması “ da bir teşrif, yani Allah’ın ruha bir iltifatı olarak kabul edilmiştir. Nitekim, Enbiya suresinde,

"Ona (Meryem’e) ruhumuzdan üflemiş, onu da oğlunu da alemler için bir mucize kılmıştık."

buyrulur. Ayette geçen ‘ruhumuzdan’ ifadesinde de bir teşrif, bir iltifat söz konusudur. Cenabı Hak, ‘size denizimden balıklar, toprağımdan meyveler, güneşimden ziya ihsan ettim’ buyursaydı, bu ifadeleri denize, toprağa ve güneşe bir iltifat olarak anlamamız gerekirdi. Ruhumuzdan ifadesi de “ruh denilen mahlukumuzdan” şeklinde anlaşılacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun