Ho’oponopono tekniği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tarih: 25.08.2022 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Günümüzde bazı psikologların tavsiye ettiği, dünyada çok meşhur olan, Türkiye'de "Zero limit" isimli kitapla popüler olan Ho'oponopono tekniğini İslami açıdan değerlendirir misiniz?
- Bu tekniğin ilk yayılması bir psikiyatrist olan Dr. Ihaleakala Hew Len'in akıl hastalarını sadece dosyalarına bakarak hiç görmeden tedavi ettiği iddiasına dayanıyor.
- Tekniğin esası dünyada her ne olursa olsun bunun sorumlusu kişinin kendisidir. Kişi kendi bilinçaltındaki sorunu iyileştirerek dış dünyada iyileşme sağlayabilir.
- İnternette yazılan yorumlarda birçok kişi bu tekniği kullanarak hayatında olumlu gelişmeler olduğunu söylüyor.
- Müslüman olarak bu gibi yöntemleri uygulayabilir miyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle imanınız ve ahiretiniz zarar görmesin diye şüpheli bir konuda göstermiş olduğunuz hassasiyet için sizi tebrik ederiz.

Ho’oponopono konusundaki sorunuza cevap vermeden önce kısa bir açıklama yapmamız gerektiğine inanıyoruz.

Batı hayat anlayışı, hayatta mutlu olmanın tek yolunun başarılı, zeki ve zengin olmaktan geçtiğini söyler ve öyle de rol model olacak kişileri gösterir. Daha sonra da binlerce motivasyon ve kişisel gelişim kitap ve kursları ile kişisel gelişim için çabalayan insanların umutlarını sömürür.

Genel anlamada kişisel gelişim akımları, kendilerine inanan ve tekniklerini uygulayan kişilerin hayatlarının bütün bütün değişeceğini, herkesin her şeyi başaracağını, kişinin istediği hedefe rahatlıkla ulaşabileceğini iddia ederler.

Buna inanarak bu doğrultuda kitaplar okuyan ve kurslara katılan insanlar, istediklerini elde edemeyince daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve kendi öz güvenlerini de kaybederler. Çünkü herkes Allah’ın bin bir ismine mazhardır, ama isimlerin tecellileri farklı farklı olduğu için, sahip olduğu yetenekler de farklıdır ve sınırlıdır. Yani herkes her alanda istediği başarıyı elde edemez. Kimisi çok güzel resim yapar, kimisi de çok iyi elbise yapar, kimisi de iyi bir girişimci olur.

Ayrıca hayatta mutlu olmak için ile de başarılı ve zengin olmaya gerek yoktur. Çünkü insanı insan yapan değerler para ve başarı değildir. Magazin tarihi bu ikisine sahip olup da mutsuz ve derbeder olan insanlarla doludur.

Görüldüğü gibi bu çerçevede bir kişisel gelişim anlayışı, zaten İslam’ın temel inançlarına, değerlerine aykırıdır. Ayrıca kişiye de kesinlikle, onların öne sürdüğü gibi kişisel bir gelişim sağlamaz.

Ho’oponopono tekniği de aynı amaç doğrultusunda ortaya atılmış, “Şaman Dr. Ihaleakala Hew Len"in terapi ve kişisel gelişimi birleştirdiği bir felsefedir. Dolayısıyla şaman inancı üzerine kuruludur. Ancak tüm benzerleri gibi o da büyük oranda Uzak Doğu din ve felsefelerinde de etkilenmiştir. “Tanrı fikrini” kabul etse de kutsal dinlerin inandığı Allah inancına bütün bütün aykırı bir şekilde deist inanca yakın bir anlayışa sahiptir.

Özellikle Ho’oponopono tekniği içine serpiştirilen görüşler, İslam inancının temellerine âdeta bir saldırı gibidir. Çünkü insanı, Allah’tan, dinden uzaklaştıran ve kendisinin -haşa- “yaratma” yeteneği olan bir kişi konumunda gösterir. Kişinin doğuştan kurban olduğunu ancak yeniden -haşa- “kendi yaşamının yaratıcısı” olursa kurtulabileceği gibi inanca aykırı düşünceleri enjekte eder. Bir başka yerde şöyle der: Tanrı'nın içeri girmesine izin ver. “Hafızam boşaldığı zaman, ben Tanrı'nın beni tamı tamına yarattığı şekliyle, kendi Tanrısallığımla var olurum.” (Zero Limit, s. 39) “Fiziki evrenimi şimdi olduğu şeklinde yaratmaktan % 100 ben sorumluyum.” (bk. age., s. 30)

Yazar, Ho’oponopono için aynı zamanda “bir şifa metodu” der, ama öyle de değildir. Bu felsefe, görünürde affetme, özür dileme, sevme gibi evrensel değerleri esas alarak insanın psikolojik olarak kendini daha iyi hissedebileceğini söyler. Ancak kişiyi kendi bedeninin sahibi gördüğü için, bu özür dileme başkasına değil, kişinin kendi bedenine, ruhunadır. Kilo problemi olan birisine iyileşmesi için telkin ettiği şey:

“Bedeninle konuş. Ona de ki: Seni bu halinle seviyorum. Benimle olduğun için teşekkür ederim. Eğer herhangi bir nedenle benim tarafımdan kötüye kullanılmış olduğunu hissettiysen, lütfen beni affet."

“Şimdi dur ve günün geri kalanında bedenini ziyaret et. Ziyaretinin sevgi ve şükran ziyareti olmasına izin ver. Beni taşıdığın için sana teşekkür ederim. Nefes alıp verdiğim için, kalbim attığı için teşekkür ederim."

Şükretme, affetme, özür dileme, sevme, bağışlama, gibi değerler, aslında İslam’ın öz değerleridir. Ayrıca Batı ve Uzak Doğru kültüründe olmayan sabretme, tevekkül etme, kadere teslim olma gibi inanç değerleri de kişiye gerçek iç huzuru ve kişisel gelişimi sağlar. Bunlar için Batı'nın çürük felsefesine bakmaya ihtiyaç yoktur.

Yazarın motivasyon adına öne sürdüğü iddiası ise, “Bilinçaltında kişiyi başarı ve mutluluğa götüren engeller bulunduğu için, bunları temizlemek gerektiği, anlayışıdır. İster sağlık ister bolluk, mutluluk ya da herhangi başka bir şey olsun, arzularınıza ulaşmanızdan sizi alıkoyan 'saklı programların' etkisiz hale gelmesine yardımcı oluyor. Her şey içinizde oluyor.”

İlk bakışta akla yakın gelen bu düşünce de yine gizli bir din düşmanlığı içerir. Çünkü kişinin başarısını engelleyen temel etkenler olarak gelenek, kültür ve din gösterilir. Bir başka ifade ile kişiyi başarı yolunda engelleyen şeyin din olduğu gibi bir safsatayı işler.

Terapi açısından bakıldığında ise, yeni bir icat veya teknik olmaktan ziyade, bu konuda yazılan binlerce eserden biridir. Burada temel farklılık, danışanı değil de terapistin bizzat kendisinin iyileşmesini merkeze alan bir terapi sürecinin var olmasıdır. Bunun da realitede uygulanması mümkün değil. Çünkü "Kendisini, bir hastane dolusu akıl hastası suçluyu tek bir hastayı dahi görmeden iyileştiren bir psikolog olarak tanımlar."

Aslında insanların, yakın ilişki içinde oldukları kişilerden etkilendiği ve onları etkilediği bir gerçektir. Çünkü insanların davranış, söz ve ruh halleri birbirine ayna olur ve aksini yansıtırlar. Örneğin eğer kişi hayata ve olaylara pozitif bakıyorsa, iyimserse, kin, nefret, haset gibi duygular taşımıyorsa, kimseyi rencide etmiyor, eleştirmiyor ve nazikane bir üsluba sahipse, bu elbette çevresini de etkiler. Onlar da aynı şekilde olmasa da benzer tepkiler verirler. Bir terapist de kendisine gelen bir danışanının duygularına ayna olur, onu yargılamazsa danışan bundan olumlu etkilenir. Ama hiç görmeden, tanımadan, dinlemeden sadece dosya okuyarak insanlara şifa vermek mümkün değildir. 

Uzak Doğu, Batı kökenli olup kişisel gelişim adı altında "deizm"i yaygınlaştırmaya çalışan benzer felsefelere bu çerçeveden yaklaşmanız ve itibar etmemeniz en doğrusudur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun