Hicretten önce kıblenin yönü hangi tarafa idi?

Tarih: 16.07.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kıble Kâbeye doğru oluşu hangi tarihlere rast geliyor?
- Hangi hadiseler vuku buluyordu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kıble, aslında bir tarafa yönelme manasına gelir. Sonraları, namaz kılınacağı sırada yönelinen yere isim olmuştur. İlk kıble aynı zamanda yer yüzünün ilk mâbedi olan Kâbe’dir. Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Salih ve Hz. Zülkarneyn’in (Aleyhimüsselam) kıblesi Kâbe idi.

Peygamberimize (asm) de Allah tarafından Hicret'ten önce Mekke’de bulunduğu sırada önceleri Kâbe’ye, sonraları da Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kılması emredildi.(1) Mescid-i Aksâ da denilen Beytü’l-Makdis, yeryüzünde inşâ edilen ikinci mesciddir. Mescid-i Aksâ, Hz. Musâ’dan (a.s.) Hz. İsa (a.s.) zamanına kadar gelen peygamberlerin vahiy menzili idi. Bu sebeple Yahudiler, Hristiyanlar ve daha sonra da biz Müslümanlar için mukaddes bir yer sayılır.

Peygamber Efendimiz (asm) Mekke’de bulunduğu müddetçe Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılarken Kâbe’yi de önünde bulunduruyor, böylece her iki kıbleyi de birleştiriyordu. Ancak, Medine’ye hicret ettikten sonra her iki tarafa dönmek mümkün olmadı. Buharî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (asm) hicret ettikten sonra on yedi ay kadar Mescid-i Aksâ’ya dönerek namaz kıldı.

Bu arada Yahudiler, “Bizim kıblemiz olmasa Muhammed ve Ashabının kıblesi olmazdı. Biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bilemediler.” diyerek sinsi sinsi söylenmeye başladılar.

Hem bu durum, hem de her iki kıbleye yönelememe Peygamberimizi (asm) rahatsız ediyordu. Başını sık sık semaya çeviriyor, vahiy bekliyordu. Birgün Cebrâil (a.s.) gelince, “Ya Cebrâil, Allah’tan, yönümü Kâbe’ye çevirmesini arzu ediyorum.” buyurdu. Cebrâil (a.s.), “Ben ancak bir kulum. Rabbine dua et, bunu ondan niyaz et.” dedi.

Peygamberimiz de (asm) Cebrail’in bu tavsiyesi üzerine Allah’a niyaz etmeye devam etti. Cenab-ı Hak sevgili Habibinin duasını kabul etti. Peygamberimiz ashabıyla birlikte öğle (bir rivayette ikindi) namazı kılarken kıblenin Kâbe olarak değiştiği vahyedildi:

“Yüzünün sık sık semaya çevrildiğini muhakkak ki biz görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yönünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilen Hristiyan ve Yahudiler de bilirler ki, bu emir Rablerinden gelen hakkın ta kendisidir. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.”(2)

Bu esnada Peygamberimiz (asm) namazın iki rekâtını kuzeyde yer alan Mescid-i Aksa'ya dönerek kılmıştı, son iki rekâtını da tam ters istikamet olan güneye, Kâbe'ye yöneldi, cemaat de o anda hemen Peygamberimizin arkasına geçtiler, namazlarını tamamladılar.

Bundan sonra Peygamberimiz (asm) ve Müslümanlar artık namazlarını Kâbe’ye dönerek kıldılar. Kâbe’ye doğru kılınan ilk namaz da ikindi namazıydı. Mekke’deki Müslümanlar da ertesi günün sabah namazında Kâbe’ye dönerek namazlarını kıldılar.

Böylece müminler ırkları ve dilleri başka başka da olsa, bütün kâinatı kudretinde bulunduran yüce Allah’a karşı tazarru, niyaz ve ibadetlerini aynı cihete yönelerek edâ etmektedirler.

Kâbe ve kıblenin manevi cihetini şu ifadeler çok manalı bir şekilde dile getirmektedir:

"Kıble ve Kâbe öyle bir amud-ı nûrânîdir (nurlu bir sütundur) ki, semavatı arşa kadar takmış ve nazmedip, küre-i arzın tabakatını (dünyanın tabakalarını) ferşe kadar delerek kâinatın muntazam bir amud-ı nurânîsi olmuştur. Eğer gıta ve perde keşfolunsa (açılsa) hatt-ı şâkul (çekül istikameti) ile senin gözünün şuâı, namazın her bir hareketinde ayn-ı kıble ile temas ve musafaha edecektir.”(3)

Demek ki, kıble ve Kâbe nurlu bir sütundur. Gökleri Arş'a kadar bağlamıştır. Dünyayı da yeryüzünün derinliklerine kadar delerek kâinatın nurlu bir sütunu olmuştur. Eğer aradan perde kalkacak olsa gözünün yaydığı ışınlar namazın her bir hareketinde kıblenin bizzat kendisiyle temas edecek ve el sıkışacaktır..

Peygamberimiz (asm) Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kıldığı zaman Yahudiler ve diğer ehlikitap çok sevinirdi. Kıblenin Kâbe’ye çevrilmesine ise hiç memnun olmadılar. Rifaa bin Kays, Kâ’b bin Eşref gibi Yahudi âlimlerinin ileri gelenlerinden bir grup Peygamberimize (a.s.m.) giderek, “Ya Muhammed! Devam edegeldiğin kıbleden seni döndüren sebep nedir? Bu zamana kadar üzerinde bulunduğun kıbleye tekrar dön, biz de sana tabi olalım, seni tasdik edelim.” dediler.

Aradan pek fazla bir zaman geçmemişti ki, Bakara Sûresinin 142. âyeti nâzil oldu: Meâlen,

“İnsanlardan birtakım beyinsizler, ‘Müslümanları şimdiye kadar yöneldikleri kıbleden çeviren nedir?’ diyecekler. Sen onlara de ki: Doğu da batı da Allah’ındır. O dilediğini dosdoğru bir yola iletir.”

Böylece Peygamberimiz onlara vahiyle cevap vererek müteselli oldu.

Yine bu âyetle, Yüce Allah nereyi kıble kılar ve kullarına nereye yönelmelerini emrederse oranın diğerlerine tercih edileceğini, o mekâna şeref verenin de kendisi olduğunu beyan ediyordu. O halde niçin kıble orası oluyor da burası olmuyor, şeklinde kimsenin bir itiraza selâhiyeti yoktur. Çünkü her iki kıble cihetini de Yüce Allah kendisi tayin etmiştir.

Cenab-ı Hak, kıbleyi Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye çevirmekle Peygamberimizi (asm) tâzim ediyor, şânını yüceltiyordu. Çünkü Kâbe’nin bulunduğu Mekke-i Mükerreme Resulullahın hem doğduğu, hem de peygamber olarak vazifelendirildiği belde, İslâmın beşiğiydi. Bu sebeple o beldeyi tâzim etmek, aynı zamanda Resulullahı tâzim etmek demekti.

Diğer taraftan, kıblenin değiştirilmesi, aynı zamanda bir imtihan hüviyetini taşıyordu. Böylece, Peygamberimize tâbi olanlarla olmayanlar birbirinden ayırd ediliyordu. Bir âyette bu husus şöyle beyan buyurulur:

“Senin yöneldiğin Kâbe’yi, Peygambere uyanlarla gerisin geri dönenleri ayırt etmek için kıble yaptık. Kıblenin bu şekilde değişmesi ise, Allah’ın hidayet nasip ettiği kimselerden başkasına pek ağır gelir. Yoksa Allah kıbleyi değiştirmekle imanınızı zaafa uğratacak ve evvelki kıbleye yönelerek kıldığınız namazları zayi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara pek şefkatli, pek merhametlidir.”(4)

Nitekim kıblenin Kâbe’ye çevrilmesi neticesinde henüz îmanın tadını alamamış olan birçok Yahudi ve münafık bunu akıllarına sığdıramadılar. “Muhammed’in dini hak olsaydı, kıblesini değiştirip durmazdı” diyerek irtidat ettiler.(5)

Görüldüğü gibi kıblenin değiştirilmesi hadisesi birçok hikmete mebnidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bakara suresi 143. ayette, kıblenin değiştirilmesi manasına gelen bir kelime var mıdır? Ayetin doğru meali hangisidir?

Kaynaklar:

1. İbni Cerir et-Taberî, Tefsirü’t-Taberî, 2/4-5.
2. Bakara, 2/144.
3. Bediüzzaman Said Nursî. Muhakemât. (İstanbul: Sözler Yayınevi, 1977), s. 50-51.
4. Bakara, 2/143.
5. Mehmed Vehbi. Hülâsatü’l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân. (İstanbul: Üç Dal Neşriyat, 1966), 1/249.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun