Hanefiler, takyidin ve tahsisin ahad haberle yapılamayacağı görüşünde midir?

Tarih: 17.02.2021 - 12:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

Hanefiler, ayetteki mutlak nassın takyidinin ve amm nassın tahsisinin ahad haberle yapılamayacağı görüşünde midir?
Birtakım yerlerde Hanefi alimlerimizin bu görüşte olduğunu okudum. Buna örnek olarak Hanefilerin emzirme yoluyla bir kere bile olsa hısımlık gerçekleşmesi fetvasını örnek veriyorlar. Hadiste 5 kez emzirme ifadesi yer almasına rağmen, Hanefilerin, ayetin ahad haberle takyidini caiz görmediği için bu hadisle amel etmediklerini yazıyor. Bu doğru mudur?
Ancak mesela hırsızın elini kesme konusunda aslında Hanefiler takyid yapmışlar. Hadislere dayanarak her hırsızın elinin kesilemeyeğini söylemişler. Belli şartlar koymuşlar. O zaman neden Hanefilerin ahad haberle ayetin takyidini caiz görmediğine dair birtakım ifadeler vardır?
Bir de Hanefilere göre amm nassın ahad haberle tahsis edilemeyeceğine dair ifadeler doğruyu yansıtmakta mıdır? Yani Hanefilerin böyle bir görüşü var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle bazı konuları belirtmekte fayda bulunmaktadır: 

a) Dört mezhepte geçerli görüş haber-i ahad gerekli şartları taşıdığında onunla amel edilir. Bununla birlikte bu şartların neler olduğu konusunda farklılıklar bulunmaktadır. Bu sebeple her mezhepte mezhebin kabul ettiği kriterlere uymayan veya diğer nasslarla ilişkisinde tercih edilmeyen rivayet örnekleri bulmak mümkündür.

b) Ortak kabul gören diğer bir husus haber-i ahadın zanni bir delil olmasıdır. 

c) Hanefiler sünneti ahad, meşhur ve mütevatir şeklinde üçe taksim ederken Hanefilerin dışındakiler mütevatir ve ahad diye ikiye ayırıyorlar. Hanefilerin dışındakilere göre meşhur sünnet de, ahad içerisinde yer alıyor. Oysa Hanefilere göre ahad sünnet zan ifade ederken meşhur sünnetin delaleti katiye yakındır. 

d) Hanefilere göre hiç tahsis geçirmemiş âmm lafızların (takyide uğramamış mutlak lafızlar için de aynısı söylenebilir) delaletleri kat’idir, haber-i ahad olan zanni bir delille tahsis ve takyid edilemezler. Oysa bu tür lafızların delaletleri diğer mezheplere göre zannidir ve zanni bir delille tahsis veya takyid edilebilirler.

Hanefiler her ne kadar ilk olarak kat’i bir nasla tahsis veya takyid edilmemiş bir nassın haber-i ahadla sınırlandırılamayacağını söyleseler de diğer mezheplere göre ahad olan, Hanefilerin ayrı bir kategoriye oturttukları meşhur sünnetle tahsis ve takyid olunabileceğini kabul ederler. Bu durum bazen Hanefilerin dışındakilerce Hanefilerin yaklaşım tarzı dikkate alınmadığından bir çelişki gibi tenkid edilebiliyor.

Diğer taraftan bazıları (Zekiyyüddin Şaban gibi) aslında haber-i ahadla ilgili bahsedilen yaklaşım tarzının Hanefi mezhebinde olmadığını, sonraki dönemlerde mezhep içindeki bazı görüşleri savunma adına ortaya konulduğunu söylemektedirler.

Bahsettiğimiz bu konuların birçoğuna günümüzdeki usul kitaplarında rastlamak mümkündür.

Ancak günümüzde fakültelerde okutulan usul kitapları mezheplerin usulleri ve içtihat anlayışları hakkında bilgi verse de tam olarak mezhepler hakkında bir yetkinlik kazandırmaz. Zira müctehidlerin hükme varırken müracaat ettikleri kaideler sadece usul kitaplarında yer alanlardan ibaret olmayabiliyor. Mesela “Şüphelerle hadleri düşürün” şeklindeki rivayet ve bunu destekleyen başka rivayetler, hadlerde çok müessir olan kaidelerden birisidir ki, had cezasının verilip verilemeyeceği hususunda mezhep içi ve dışı birçok ihtilafa kaynaklık etmiştir.

Diğer taraftan fıkıh kitaplarına bakıldığında her mezhebin kendi görüşünü desteklediği akli ve nakli deliller getirdiğini görürüz. Fakat usul kitapları çoğu zaman bu tartışmalara yer vermezler ve bu sebeple bazen de okuyucunun yanlış kanaatine sebep olabiliyor. Süt meselesi de böyledir. İbn Hümam 5 kez emzirmenin mensuh olduğuna dair deliller üzerinde durur. (bk. İbn Hümam, Fethu’l-Kadir, Daru’l-Fikr, 3/440)

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Mezheplerin nasları değerlendirmede farklı usul kaideleri olduğu gibi, aynı usul kaidelerini benimseyenlerin bile farklı bir sonuca vardığı durumlar bulunmaktadır.

Bu farklılıklar ehl-i fetva ve ulama için İslam'ı günümüze taşımada bir kolaylık sağlamaktadır. Fetvaya ehil olanların olayların boyutuna göre; olay bazen takvayı bazen ise geçmiş mezhepler içinde çok tercih edilmeyen bir görüşü tercih etmeyi zorunlu kılar ve buna göre fetva vermelerine imkan sağlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun