Hanefi mezhebi, bazen mezhep imamının sözünün tercih edilmemesi yönünden diğer mezheplerden ayrılır mı?

Soru Detayı

- Hanefi mezhebinde bazen fetvaya esas olan görüş İmameyn'in görüşü oluyor. Hatta sık sık İmam Muhammed Ebu Hanife'yle aynı görüşte olduğu halde fetva Ebu Yusuf'un görüşüne göre olabiliyor. Diğer mezheblerde benzer bir durum söz konusu mudur?
- Mesela Şafii mezhebinde fetvaya esas olan görüşün İmam Şafii'nin görüşünden farklı olduğu meseleler var mı? Örnek verebilir misiniz?
- Ayrıca Hanefi mezhebinde Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer'in görüşlerine de epey itibar ediliyor. Kitaplarda bunlara da yer veriliyor. Özellikle İmameyn'in görüşü neredeyse İmam-ı Azam'ın görüşüyle eşit katsayıya sahip oluyor. Hanbeli mezhebinde de bir İbnTeymiye fenomeni var sanırım, bizdeki İmameyn fenomenini andıran...
- Mesela Ebu Hanife'nin 3 öğrencisi gibi Malik ve Şafii'nin de böyle birçok konuda kendisine muhtelif olan, görüşüne itibar edilen meşhur öğrencileri yok mudur?
- Hanefi mezhebi çok ihtilaf içermesi, her zaman mezhep imamının sözünün dinlenmemesi yönünden diğer mezheplerden ayrılır mı?
- Fetva verirken nelere dikkat edilmelidir?
- Hanefilerin fetva verirken kullandıkları metodlar hakkında detaylı bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) Hanefi mezhebinde olduğu gibi, diğer mezhep imamlarının da elbette talebeleri vardır. Mesela:

- İmam Malik’in talebelerinden Ebu Abdillah Abdurrahman b. el-Kasım, Ebu Muhammed Abdullah b. Vehb, Ebu’l-Hasen Ali b. Ziyad et-Tunisi, Yahya b. Yahya el-Leysi, Abdusselam (Sahnun), Ebu Mervan (el-Macişun) en meşhur olanlarındandır.

- İmam Şafii’nin talebelerinden Ebu Yakub el-Buveytî, İsmail b. Yahya el-Müzeni, Rabi b. Süleyman el-Muradi, Harmele b. Yahya b. Harmele, en meşhur olanlardır.

- İmam Ahme b. Hanbel’in talebelerinden Salih b. Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Ahmed b. Hanbel(bu ikisi oğullarıdır), Ebu Bekir el-Esrem, Ebubekir el-Mervezi, Ebubekir el-Hallal, en meşhur olanlarıdır.

b) İmam Malik’in meşhur Muvatta’sı hem hadis hem fıkıh kitabıdır. Talebeleri tarafından farklı fetvalar vermiş olmakla beraber, Hanefi mezhebinde olduğu gibi, mezhep kaynaklarında kesin çizgilerle karşılaştırılmamıştır.

- İmam Şafii’nin Bağdat ve Mısır’da verdiği fetvalar arasında farklılıklar vardır. Bağdat’takilere “Kavl-i Kadim”, Mısır’dakilere “Kavl-i Cedid” denir. Rivayete göre, İmam Şafii Kavl-i kadimde yalnız on yedi (17) fetvasını olduğu gibi bırakmış, diğer bütün fetvaları Mısır’daki Kavl-i cedid doğrultusunda kabul etmiştir. Bu Kavl-i Ceididi ise, Mısır’daki talebelerinden Müzeni, Büveyti, el-Cizi, el-Muradi tarafından bir araya getirilmiştir.

Meşhur “el-Ümm” kitabını İmam Şafii’den rivayet eden Rabi b. Süleyman el-Muradi’dir. Şafii mezhebinde, esas fetva -İmam Şafii’ye aittir. Talebeleri veya daha sonraki şafii alimleri, “kadim-cedid” kavillerini karşılaştırmışlardır. Bazen de farklı fetvalara imza atmışlardır.

Bununla beraber, Hanefi mezhebi gibi çok kesin çizgilerle ayrılmış imam-talebe fetvaları yoktur.

- İmam Ahmed fıkıh konusunda bir eser yazmamıştır. Talebeleri onun fetvalarını ve fıkıhla ilgili ilmini bir araya getirmişlerdir. Bu sebeple bu mezhepte imam ile talebeleri arasında zaten bir karşılaştırma imkânı doğmamıştır.

- Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, diğer mezheplerde de bazen talebelerin hocalarından farklı düşünmeleri söz konusu olmakla beraber, Hanefi mezhebi gibi yoğun bir şekilde ve de güçlü hatlarla belirginlik kazanamamıştır.

Dört mezhebin iftâ usûlü gözden geçirilince, tafsîlât bir yana bırakılırsa şu noktalarda hassâsiyet gösterildiği anlaşılmaktadır:

1. Müftî ictihad veya tahric ehliyetini taşıyan, bu derecede ilim sâhibi olan kimsedir; bunlar bulunduğu müddetçe başkasının fetvâ vermesi câiz değildir.

2. Âlimin iftâya ehil olması için değilse de fetvâsına güvenebilmek için âdil (iyi ahlâk sahibi) olması gereklidir.

3. İctihad veya tahrîc selâhiyetli âlim bulunamaz ise mukallidlerin bizzat fevtâ vermeleri câiz olmamakla beraber, gerçek müftîlerin fetvâlarını nakletmeleri câizdir.

4. Fetvâyı naklederken şu hususlara dikkat etmek lâzımdır:

    a) Nakle esas olan kitabın mevsuk, meşhur ve anlaşılır olması gerekir.

    b) Kitabda bulunan ictihad ve görüşlerin mezheb imâmına ait olanları ile mezhepte müctehid ve muharriclere ait olanı titizlikle birbirinden ayrılmalı ve birinin dediği diğerine mâledilmemelidir.

     c) Aynı meseleye ait birden fazla birbirine muhâlif ictihad var ise, ehli olan bunlardan birini, tercih kâidelerine göre tercih etmeli, tercih selâhiyeti olmayanlar, daha öncekilerin tercihlerine dayanmalıdır.

Hanefîlerin fetva verme metodlarını, İbn Âbidîn diye meşhur olan Muhammed Emin merhum (v. 1252/1836) Ukûdü-rasmi'l-müftî ismini verdiği bir manzûmesinde detaylı olarak ifâde etmiş, ayrıca bir risâlesinde bu manzûmeyi şerhetmiştir. (1)

Bu manzûmeyi tercüme ederek Hanefî mezhebinde iftâ usûlünü vermiş olacağız:

Ukûdü-rasmi'l-müftî:

Hükümleri va'zeden Allah'ın ismini anarak ve O'na hamdederek manzûmeme başlıyorum.

Sonra da bize hidâyet getiren Peygambere (sav) ebedî olarak salât u selâm olsun.

Onun değerli âile mensuplarına ve ashâbına da zaman ve yıllar devam ettikçe (salât u selâm eylerim).

İmdi günahkâr ve muhtaç kul Muhammed b. Âbidin;

Kerim ve tek olan Rabbinin tevfik vermesini, hüsn-i kabul ile maksatlarında başarıya erdirmesini diler.

Güzelce dizilmiş bir mücevher, gözleri kamaştıran, eşsiz inci gerdanlığı şeklinde (kaleme aldığım bu manzûmeye);

"Ukûdü-rasmi'l-müftî" adını verdim. Amel eden (dinini yaşayan) veya fetvâ veren(ler) ona ihtiyaç duyarlar.

Cömertlik denizinin feyzinden lütûflar dileyerek işte maksada giriyorum:

Bil ki vâcib (gerekli) olan, ehliyetli kimse tarafından tercih edildiği bilinene; Veyâ zâhiru'r-rivâye (mevsuk olarak nakledilmiş kaviller) olup da aksini tercih etmedikleri (kavil ve hükümlere) uymaktır.

Zâhiru'r-rivâye kitapları altı olarak gelmiştir (mevsuk rivâyetleri toplayan ilk Hanefî fıkhı kitapları altı adettir); bunlara aynı zamanda usûl (temel kitaplar) da denir.

Bunları İmam Muhammed Şeybânî yazmış ve içlerinde Ebû Hanîfe mezhebini açık seçik kaydetmiştir.

(Bu kitaplar): el-Câmiu's-sağîr, el-Câmiu'l-kebîr, es-Siyeru'l-kebîr, es-Siyeru's-Sağîr;

Sonra el-Mebsût ile ez-Ziyâdat'tır. Bunlar zaptedilmiş senedlerle ve tevâtüren intikal etmiştir.

Yine onun (İmam Muhammed'in) "Nevâdir" meseleleri vardır. Bunların isnâdı (senedleri) kitaplarda vâzıh ve mevsuk değildir.

Bunlardan sonra "Nevâzil" meseleleri vardır ki bunları mezheb âlimleri, delillere dayanarak çıkarmışlardır.

Mebsût "Asl" ismiyle meşhur olmuştur; bunun da sebebi onun yazılış bakımından altı kitabın ilki olmasıdır.

el-Câmi'u's-sağîr ondan (Mebsût'tan) sonradır; bu sebeple ondakiler -değerlendirmede- Asıl'dan önce gelmektedir.

Yazılış sırası bakımından altı kitabın sonuncusu es-Siyeru'l-Kebîr'dir; bu sebeple de o mûtemettir. (Aksi tercih edilmemiş ise ondakiler öncelikle uygulanır.)

Bu altı kitabı, Hâkimu'ş-Şehîd'in el-Kâfî isimli kitabı toplamıştır ki bu (ihtiyâca) kâfîdir.

Bunun şerhlerinin güneş gibi ve en kuvvetli olanı, Şemsu'l-eimme Serahsî'nin el-Mebsût'udur.

Onun nakillerine güvenilir, ona aykırı olan ile amel edilmez ve o bırakılıp başkasına gidilmez.

Bil ki Ebû Hanîfe'den faydalı olan birçok rivâyetler gelmiştir.

Bunlardan bazılarını bizzat kendisi seçip almıştır; geri kalanları da diğer ilim arkadaşları seçerler.

İlim arkadaşlarının yeminle ifade ettikleri gibi ondan başkasına ait cevap yoktur. (Hanefî mezhebine ait bütün ictihadlar, görüş ve kaviller kaynak olarak Ebû Hanîfe'ye dayanır; talebesinin ictihadları da onun sayılır; muhâlefet ettikleri ise onun rücû ettiği görüşlerdir...)

(Bir konuda) Onun seçtiği (benimsediği) bir söz (kavil, ictihad) bulunamazsa Yakûb'un (Ebû Yûsuf'un) kavli tercih edilir.

Sonra Muhammed gelir -onun kavli de güzeldir- sonra Züfer ve Hasan b. Ziyâd.

(Bir konuda) Eğer iki talebesi (Ebû Yûsuf ve Muhammed) İmam'a muhalefet ederlerse fetvâsında muhayyerlik vardır denildi. (İkisine göre de fetvâ vermek caizdir).

Delili kuvvetli olan ağır basar (tercih edilir) da denildi; bu da -en sahîh anlayışa göre- mezhebde ictihad ehliyeti olan müftî içindir.

Şimdi delil ile tercih (ehliyetine sahip kimse) yoktur; şu halde yukarıda geçen tafsilâtı uygulamak gerekir.

O tafsilâtın (sıralamanın) aksi tashîh edilmedikçe (bu böyledir). Eğer aksi tashîh edilmiş (sahîh olan, seçilen... budur denilmiş) ise böylece vuzûha kavuşan görüşlerini alırız.

Çünkü onların (ulemânın), Ebû Hanîfe'nin bazı talebesinin kavlini de tercih ettikleri ve "sahîh olan... budur" dediklerini görüyoruz.

Bu cümleden olmak üzere on yedi meselede Züfer'in sözünü tercih etmişlerdir.(2)

Sonra, ilim (ictihad) sahibi âlimlerimizden bir rivâyet yoksa.

Ve sonra gelenler de ihtilâf etmiş iseler ekseriyetin dediği alınır.

(Bu sonrakiler de) Tahâvî, Ebû Hafs el-Kebîr, Ebû Ca'fer, Ebu'l-Leys gibi zevâttır.

Bunların da sözü (tercih ve görüşleri) bulunmayan ve fetvâ vermeye ihtiyaç duyulan yerde...

Müftî olanca gücü ve gayretiyle baksın, düşünsün; tekrar hayata gelinecek günde Allah'ın gazabından da korksun!

Asıl maksad ve arzusunu ziyan etmiş bedbaht kişiden başka hiçbir kimse hükümler (fetvâ) üzerine cesâret edemez (ulu orta fetvâ veremez.)

Burada akıl ve iz'an sahibi kişilerce tesbit edilmiş ve makbul tutulmuş bazı kaideler vardır:

Bütün ibâdet bahislerinde İmâm-ı Âzam'ın kavli tercih edilir.

Hurma şerbeti (nebîz) yapan (yanında yalnızca bu şerbet bulunan) bir kimsenin teyemmüm etmesinde olduğu gibi başkalarının alıp benimsediği (yine İmam-ı Â'zam'a ait) bir rivâyet bulunmadıkça (yukardaki kâide cârîdir).(3)

Kazâ ile ilgili her fer'î hükümde Ebû Yûsuf'un kavli tercih edilir.

Zevi'l-erhâm (4) meselelerinde Muhammed'in dediği ile fetvâ verdiler.

Bazı meseleler dışında istihsanları kıyas üzerine tercih ettiler; bu mevzûda karışıklık yoktur.

Rivâyeti zâhir (mevsûk) olan nakledilince ondan başkasına (rivâyeti nâdir olana) gidilmez.

Rivâyet, delilin gerektirdiği hükme uygun gelmişse bundan başkasına sapmak uygun değildir.

Gelip de müslümandan küfrü kaldıran her kavil -zayıf bile olsa- alınmaya daha lâyıktır.(5)

Müctehidin rücû ettiği (döndüğü) her ictihâd mensûh (hükmü kaldırılmış nass) gibidir; -buna değil- başkasına dayanılır (fetvâ başkasına göre verilir).

Metinlerde kaydedilen her kavil için bu tesbit, zımnen bir tercihdir (Bir kavli metne almak onun tercih edildiğini gösterir).

Bu sebeple metinler şerhlere, şerhler de tercihe şâyân eski fetvâlara tercih edilir.

Başka bir kavil açıkça (lafzen) tashih edilmedikçe (iftâ için tercih edileceği söylenmedikçe) yukardaki kaide cârîdir. Tashih edilmişse, açıkça ifâde edilen, tercihe daha lâyıktır.

el-Hâniyye ve Mülteka'l-ebhur isimli eserde ilk kaydedilen kavlin imtiyazı vardır.

Bu ikisinden başka kitaplarda delilini sona bıraktıkları kavle itimad olunur; çünkü bu kavil üzerinde durulmuş, işlenmiştir.

Hidâye ve benzerlerinde durum böyledir; bu itimâdın sebebi delîlin ağır basmasındandır.

Görüşlerden birini ta'lîl ettikleri ve diğerinin illetini zikretmedikleri zaman da durum böyledir (illeti zikredilen tercih edilir).

Birisi tashih edilmiş iki kavil bulduğun yerde bu (tashih edilen) mûtemettir; fetvâya dayanak odur.

(Bu tashih de) el-Fetvâ aleyhi, el-Eşbeh, el-Azhar, el-Muhtâr, el-Evceh...

Yahut es-Sahih gibi ifâdelerdir. el-Assahh, ifâdesi "sahih"ten daha kuvvetlidir. "Aksi (sahih) daha güçlüdür" de denildi.

Bihî yüftâ, aleyhi'l-fetvâ da böyledir (tashih ifâdeleri içinde yer alırlar) ve bu ikisi öbürlerinin hepsinden daha kuvvetlidir.

Her iki sözün de (kavil, ictihad) tashih edildiğini görürsen dilediğini seç al, zirâ her biri mûtemeddir (güvenilebilir).

Ancak "sahih" ve "asahh" olursa; yahut "fetvâ buna göre verilir" (yüftâ bih) kaydı bulunursa ağır basar.

Yahut metinde bulunursa, veyâ İmam-ı A'zam'ın kavli olursa veya zâhir yoldan rivâyet edilmiş bulunursa, veya büyük fakîhlerin çoğu onunla fetvâ vermiş iseler;

Yahut istihsan (yoluyla çıkarılmış) olursa veya vakıflar için açık bir fayda getirirse;

Yahut bu (iki görüşten birisi) zamana daha uygun olursa veya bu, delîlde daha açık (delîli açık ve kuvvetli) olursa;

Bütün bunlar, (iki) tashîh karşılaştığı veya hakkında bir açıklama bulunmadığı zaman (gözönüne alınır) da;

Öğrendiğin tercih sebeplerinden birine sahip olanı alırsın; artık bu açıklığa kavuşmuştur.

Gelen (nakledilen) rivâyetlerin mefhumu ile -sabit olan açık ifadelere aykırı olmadıkça- amel et. (6)

Dinde (İslâm hukukunda) örfün yeri ve değeri vardır. Bu sebeple bazen hüküm ona göre yürütülür. (7)

Zayıf (kavil) ile amel caiz değildir. Gelip sual sorana bununla cevap (fetvâ) verilemez.

Ancak bizzat amel için zarûrete düşmüş bulunan kimse veya şöhret derecesinde bilgisi olan kimse müstesnâdır; (bunlar zayıf ile amel ederler).

Fakat hâkim (kadı) bununla hükmetmez; eğer ederse hükmü geçerli olmaz.

Bilhassa bizim kadılarımız; zira bunlar kadı tayin olunurlarken Hanefî mezhebindeki kuvvetli kavil ile hükmetmek kaydıyla bağlanmışlardır.

(Âdetâ inci gibi) ipe dizdiğim (manzûme) burada tamam oldu. Allah'a hamdolsun (elhamdülillah sözü) en güzel sondur. (8)

Dipnotlar:

1) Mecmû'atü'r-resâil, İst. 1325, c. I, s. 9-54.
2) İbn Âbidin, Reddu'l-muhtâr'ın nafaka bölümünde bu meseleleri bir manzûmede toplamıştır.
3) İmam-ı Â'zam'dan bir ibâdet meselesinde iki rivâyet bulunsa, bunlardan birisini kendisi, diğerini başkası tercih etse bu ikincisi de alınabilir; teyemmüm meselesi buna örnektir. İmam-ı Â'zam'a göre hurma nebîzi ile abdest alınır. Ebû Yûsuf'a göre bu durumda teyemmüm edilir. Bu görüş Ebû Hanîfe'den de rivâyet edilmiştir. İşte bu gibi yerlerde fetvâ -yukarıda geçen kâideye göre- istisnâî olarak verilir.
4) İslâm miras hukukunda ashâbu'l-ferâiz ve asabe dışında kalan bir kısım akrabaya zevi'l-erhâm denir. Bunların tevrîs usûlünde görüş farkları vardır.
5) İki kavilden biri bir müslümanın -bir söz veya fiilinden dolayı- kâfîr olduğunu, diğeri ise olmadığını söylüyorsa "kâfir olmaz" diyen görüşü -zayıf rivâyet bile olsa- tercih etmek daha uygundur.
6) "Mantuk" söylenen, "mefhum" ise söylenen sözden, yine lisan bilgisiyle anlaşılan ve çıkarılandır. Söylenen bir sözün hükmü dil bilgisi yoluyla söylenmeyene de şâmil olursa buna "mefhum-i muvâfakat" denir. Söylenenin hükmünün karşıtı, söylenmeyen için sabit olursa buna da "mefhûm-i muhâlefet" denir. "Anneni üzme" sözü "onu dövme" mânâ ve hükmünü de ifade eder. "Paketi eve gidince aç" sözünden "daha önce açma" mânâsı da anlaşılır. Mefhûm-i muvâfakat ittifakla muteberdir. Mefhûm-i muhâlefet ise Hanefîlere göre âyet ve hadîslerde geçerli değildir. Fukahânın sözleri ve halkın teamülünde geçerlidir.
7) el-Müstesfâ'da örfü-âdet şöyle tarif ediliyor: Akıl yönünden gelip ruhlara yerleşen ve sağduyu sahiplerinin kabullendiği şeydir (İbn Âbidin, Ukûd, s. 44). İbn Âbidin bu beytin şerhinde, örfün değişmesiyle değişmiş bulunan hükümlere birçok örnek verdikten sonra şunları kaydediyor: "İşte bunların hepsinin hükümleri zamanın değişmesi sebebiyle değişmiştir; bu da ya zarûret, ya örfü-âdet yahut da hallerin karîneleri sebebiyle olmuştur. Bunların hiçbiri mezhebin dışında değildir; çünkü mezhebin sahibi (imamı) bu zamanda hayatta olsaydı aynı şeyi söylerdi (s. 45). Sence anlaşılmış oldu ki: müftî ve kadı'nın, örfü-âdeti ve apaçık karîneleri bırakarak müctehidlerden nakledilen sözlerin lafzı üzerinde donup kalması ve halkın hallerini bilmemesi, birçok hakların zâyî edilmesi ve birçoklarının zulme uğraması neticesini doğurur (s. 47).
8) H. Karaman, İslam Işığında Günün Meseleleri, cilt 2, İftâ (Fetvâ Verme) Usûlü ve Kaynakları Bölümü.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun