Hadislerde geçen mecaz ve teşbihleri sahabiler nasıl anlamışardır? "Dünya öküz ve balığın üzerindedir." ve "Şeytanın damarlarda dolaşması" hadislerini nasıl anlamak lazım?

Tarih: 03.11.2006 - 11:44 | Güncelleme:

Soru Detayı
Hadislerde oldukça mecaz, teşbih vb kullanılıyor. Ancak buna karşın sahabelerin bunları gerçek anlamıyla anladığı veya hala bazı ifadelerin gerçek mi, mecaz mı olduğunun tartışıldığı görülüyor. Din anlaşılması için gönderildiğine göre, teşbih ve mecaz içeren bir dil kullanılması bu amaçla nasıl telif edilir? Mesela 1) "Dünya öküz ve balığın üzerindedir." hadisi sahabe tarafından nasıl anlaşılmıştır? Gerçek olarak anlaşılması normal değil mi? 2) "Şeytanın damarlarda dolaşması" mecaz mı, gerçek mi, hala açık değil?..
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mecaz ve kinaye hayatın her safhasında ve bütün zamanlarda olagelmiştir. Bunu Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Peygamber (asm)'in ve sahabenin hayatında da görmek mümkündür.

Kinaye: Bir sözü tek kullanımda hem gerçek, hem de mecaz anlamıyla kullanma sanatı. Anlatıma kazandırdığı imkanlar nedeniyle, özellikle şiirde çok kullanılır. Kur'an'da da oldukça sık rastlanılan edebi sanatlardandır.

Kinaye birden çok anlamı düşündürtmek amacıyla kullanılan bir sanat olmakla birlikte, sözün açıkça söylenmesinin uygun olmadığı durumlarda da kendisine başvurulan bir sanattır. Alay, şaka ve sitem de çoğunlukla kinaye yoluyla dile getirilir. Bu kullanımda sözün gerçek anlamından bir sonuç çıksa da geçerli olan mecaz anlamıdır. Gerçek anlamın tam zıddını dile getirmek amacıyla yapılan kinayeler de vardır. Bu kullanımda kinaye tariz anlamına gelir.

Kinayenin kullanıldığı diğer bir şekil de belli bir olayı anıp hatırlatma yoludur. Kinayenin bu çeşidi de telmihle çakışır. Deyimler de çoğu kere mecaz anlamıyla kullanıldıkları için kinayeli sözlerdir.

Kur'an'da kinayenin çeşitli biçimlerde kullanıldığı görülür. Söz gelimi,

"Elbiseni temizle, pislikten kaçın." (Müddessir, 74/4-5)

âyetleri maddi pisliklerden arınmayı ve kaçınmayı dile getirdiği gibi, şirk gibi manevi pisliklerden arınmayı, kaçınmayı da anlatmaktadır.

"Elini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma." (İsra, 17/29)

âyeti ise açık anlamının yanısıra cimrilik ve savurganlığın yasaklığını da bildirmektedir.

"Hasta yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş ve su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin..." (Maide, 5/6)

âyetinde ise, abdest bozma ve cinsel ilişkinin doğrudan anlatımı uygun görülmediğinden "tuvaletten gelme" ve "dokunma" kelimeleriyle dile getirilmiştir.

Mecaz ise: Bir sözün gerçek anlamı dışında kullanılması.

Mecaz, bir sözün gerçek anlamından farklı kullanılmasıdır. Meselâ, “Sobayı yak.” cümlesi, sobanın içindeki odun veya kömürün yakılmasını ifade eder. “Bereket yağıyor.” cümlesi, gökten yağmur yağdığını anlatır. Hemen her dilin mecazi anlatımları vardır. Kur’an’da da pek çok mecaz örnekleri görmek mümkündür. Mesela,

“... Allah’ın iki eli de açıktır....”(Maide, 5/64)

ayeti, Allah’ın sonsuz cömertliğini bildirir.  Yoksa, Cenab-ı Hak, bizim bildiğimiz tarzda elden münezzehtir.

“... Hiçbir şey O’nun misli gibi değildir...” (Şura, 42/11)

ayeti bu noktada bize rehberlik eder. “Devletin eli muhtaçlara ulaştı.” cümlesinde “devletin eli” cismani bir el olmadığı gibi; “Allah’ın iki eli” ifadesinde kasdedilen de, maddi el değildir.

“Kim bu dünyada âmâ ise, o ahirette de âmâdır, hatta, daha da şaşkın bir haldedir.” (İsra, 17/72)

ayeti, dünyada gerçekleri görmeyenleri âmâ (kör) olarak nitelendirir ve bunların diğer alemde ceza olarak kör kalacaklarını bildirir. Nitekim, bir başka ayette gerçek körlüğün gözün kör olması değil, sadırlardakı kalplerin kör olması olduğu haber verilir. (Hacc, 22/46) Bu dünyada manen kör olanlar, diğer alemde gerçekten kör olarak dirileceklerdir. Durumu Kur’an’dan takip edelim:

“Kim beni zikirden (anmaktan, hatırlamaktan) yüz çevirirse, ona sıkıntılı bir hayat vardır. Ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. 'Ya Rabbi, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben dünyada görüyordum.' der. Allah buyurur: 'Evet, öyleydi. Sana ayetlerimiz geldi, fakat sen onları unuttun. Bugün de ceza olarak unutulacaksın.' (Taha, 20/124-126)

Dikkat edilirse, ayetin son kısmındaki “Bugün de eza olarak unutulacaksın” ifadesinde başka bir mecaz vardır. Çünkü, “Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.” (Taha, 20/52) ayetinin hükmünce, Cenab-ı Hak unutmaktan münezzehtir.

Konuyla ilgili hadislerden bazı örnekler:

"Rabbimizin cehenneme iki nefes almasına izin vermesi: Biri soğuk, diğeri sıcak: yani cehennemde sıcak ve soğuk azap olarak vardır... Ve sıcak-soğuga kinaye..."

Günümüzde çok sıcak havalar için bile cehennem sıcağı denilir.

" Cennet annelerin ayağı altındadır. " : Annenin değeri vurgulanır.

" Humma (sıtma) hastalığı , cehennem ateşindendir.": Cehennemden gelmiş kadar korkunç ve korunulması gerekendir.

" Bana en çabuk kavuşacak olanınız kolu en uzun olanınızdır.": Eli uzun olan, yani cömert olan...

" Cennet kılıçların gölgesi altındadır." Şehitliğin önemi... Yoksa kocaman bir kılıç ve altında cennet kastedilmemiştir.

"“Hacerü’l-esved Allah’ın sağ elidir, kim isterse O’nunla musafaha yapsın.” (es-San’anî, 5:39) hadisinde mecaz vardır ve Hacerü’l-esved’in Allah’a yakınlaşma yollarından birisi olduğunu ifade eder (Razî, 440-441)

* * *
ŞEYTANIN İNSAN VÜCUDUNA GİRİP (DAMARLARDA) DOLAŞMASI

Peygamberimiz (asm)’in bazı hadislerinde şeytanın, insanoğlunun vücudunda damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaştığını belirtilmektedir.

Bu hadisi değişik yönleriyle anlmaka mümkündür. Kur'an ayetlerinde ve hadislerde geçen ifadeler birden çok manaya gelebilir. Bu nedenle sadece birini alıp diğerlerini kabul etmemek doğru değildir.

Bundan maksat, bazı alimlerin dediği gibi, şeytanın insan vücudunda dolaşma gücüne sahip olması ve insandan ayrılmamasıdır. Bazılarının dediği gibi, bu bir teşbihtir ki, şeytan insanın vücudunda dolaşıp hayat veren kan gibi, alyuvarlar veya akyuvarlara binip vücutta dolaşır. Bu dolaşmadan maksadı, insanı vesvese vererek saptırmak yahut da bir kısım hastalıklara sebep olmaktır. Zaten bu hadisin söylenmesinin sebebi de bir suizannı önlemek içindir ki:

Peygamber Efendimiz (asm) itikafta olduğu sırada eşi Safiyye binti Huyey ziyaretine gitmiş ve sonra dönerken Peygamberimiz (asm) de onu uğurlamak üzere mescidin dışına çıktığı sırada Üseyd bin Hudayr ile Abbad bin Beşir yoldan geçiyorlarmış ve Peygamberimizi görünce adımlarını sıklaştırarak yürümeye başlamışlar.

Bunun üzerine Peygamberimiz (asm); “Olduğunuz yerde kalın!” buyurmuş ve eşini göstererek, “Bu benim eşim Safiyye’dir.” buyurmuştur.

Birden ne olduğunu anlayamayan bu iki sahabe; “Hâşâ, Ya Rasülallah! Sübhanallah!” demişler ve bunun üzerine Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz şeytan insanın bedeninde damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır. Ben sizin gönüllerinize şeytanın bir şer telkin etmesinden endişe ettim.”

Hadisin Müslim’deki rivayeti de, “Şüphesiz şeytan insanın bedeninde kanın dolaştığı yere ulaşır.” şeklindedir ki, aralarında fazlaca bir fark yoktur. [Buhari, B. Halk, 11; Hums, 4; Ahkam, 21; Edep, 121; İtikaf, 11-12; Müslim, Selam, 23-24; E. Davud, Savm, 79/2470; İ. Mace, Sıyam, 65/1179; A. Hanbel, Müsnet, II/156, 285; VI/337]

İlave bilgi için tıklayınız:

- Dünyanın öküzle balığın üstünde olduğunu söyleyen bir hadis var mı?

- Sahabelerin sünneti algılama ve hayata tatbik etme metodları nasıldı?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun