Fıkh-ı Ekber gerçekten İmam Azam'ın mı?

Tarih: 02.02.2015 - 00:40 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İmam Azam'a Fıkh-ı Ekber ve Fıkh-ı Ebsat diye yazmadığı iki kitabı yazdırıp, onun içine onun yaşadığı tarihten en az 150 yıl sonra ortaya çıkmış olan "Evliyanın kerameti haktır." akidesini monte etmek, alemi kör herkesi sersem sanmaktır.
- Bu iki kitabı ondan rivayet eden Nuh b. Meryem, hadis uydurduğu kendi itirafıyla sabit birisidir.(Enbiya Yıldırım, Metin Tenkidi, s.621).
- İlginç olan şudur ki, Fıkh-ı Ekber kendisinden 1,5 asır sonra yaşayan Eş'ariye cevap yetiştirmektedir.
- Bu eserin ona ait olmadığı dört halifenin hilafete geliş sırasıyla sıralanmış olmasından anlaşılmaktadır. Bu görüş Ebu Hanife'nin uğruna hayatını koyduğu siyasi mücadelesiyle taban tabana zıttır. Bu eserde onun "icra" görüşüyle çelişen birçok görüş de mevcuttur. (Konuyla ilgili bkz: İsa Doğan, Mürcie ve Ebu Hanife, Samsun 1992, s. 107-110)
- Bu bilgiler bir kitabın dipnotunda geçiyor, bu ifadeler gerçekten doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Günümüz ilim çevrelerinde İmam Ebû Hanîfe’nin itikadi eserleri üzerinde yapay bir tartışma oluşturulduğu gözlemlenmektedir. Bu eserlerin Ebû Hanîfe’ye nispetlerinin hatalı olduğunu öne sürenler, bu görüşlerini başlıca şu delillere dayandrımışlardır.

- Menâkıb Müellfleri bu eserlerin Ebû Hanife’ye nispetinde ittifak etmemişlerdir.(1)

- Hiç kimse bu eserlerin Ebû Hanîfe’ye ait olduğunu -yüzde yüz- iddia etmemiştir.(2)

- Mürcie, Ebû Hanîfe’den sonra kelâmî bir ekol haline gelmiştir. Hicri ikinci asırda Ebû Hanîfe’nin Mürcie’ye red yazmasının mümkün olmadığı açıktır.(3)

- Bu kitaplarda, sonraki dönemlerde ortaya çıkmış bir takım kavramlar kullanılmaktadır. … Söz konusu kitaplardaki Hilafet tertibindeki görüşüyle, menakıb kitaplarında nakledilen görüş çelişmektedir.(4)

- Bu kitapların muhtevalarının bir kısmının Ebû Hanîfe’ye aidiyeti kabul edilse bile, bir kısmının sonradan ilâve edildiği açıktır.(5)

Menakıb müellifleri bu eserlerin Ebû Hanîfe’ye ait olduğuna hemfikirdirler. Ebû Zehrâ, Menakıb müelliflerini bu kitapların nispetlerinde ittifak etmediklerini iddia etmekle birlikte, el-Kerderî’den başka kaynak göstermemiştir. El-Kerderî ise bu kitapların Ebû Hanîfe’nin eserleri olduğunu haber vermektedir.(6)

Dolayısıyla Menâkıb müelliflerine dayanarak bu kitapların nispetlerinde şüphe yersizdir ve mesnetsizdir. El-Kerderî’nin söz konusu ettiği şüphe -kendisinin de belirttiği gibi- Mu’tezile’nin şüphelerindendir.(7)

Ebû Hanîfe’nin Mu’tezilî olamayacağı kendisi tarafından da itiraf edildiğine göre, bu şüpheye dayanılarak kitapların nispetinde tereddüt boş bir iddia olmaktan öteye geçmez. Ayrıca iddianın kabulü halinde Ebû Hanîfe’nin de Mu’tezile’den olduğunu kabul gerekir ki, bunun tutarsızlığı ortadadır.

"Hiç kimsenin bu eserlerin yüzde yüz Ebû Hanîfe’ye nispetini iddia etmediği" görüşü de hatalı bir değerlendirmeye dayanmaktadır. Başta Menâkıb Müellifleri olmak üzere Sünnî-Hanefî ulemasının söz ve tavırları bu iddiayı yalanlarlar. El-Beyâdi, İşârâtu’l-Merâm’da bu eserlerin Ebû Hanîfe’ye ait olduğunu ispat eden Ulema ve eserlerini zikretmiştir.(8)

Mürcie’nin Ebû Hanîfe’den sonra kelâmi bir ekol haline gelmesi ve buna bağlı olarak öne sürülen iddialar da temelden hatalıdır. Mürcie ve İrcâ daha sahabe asrında ortaya çıkmışlardır. Târih, Fırak ve Kelâm kitapları bunu ispat etmektedir. Daha hicri birinci yüzyılda ircâ fikri ve Mürcie’ye Ehl-i Sünnet, Mu’tezili ve Ehl-i Beyt uleması reddiyeler yazmışlardır. Zeyd b. Ali’nin Mürcie’den teberri ettiği meşhurdur.(9)

Sonraki dönemlerde ortaya çıkan bir takım kavramların varlığı iddiası da yanlıştır. “Kerâmet”, “İstidrâc” ve “Âyât” kelimeleri bir ıstılahtan ziyade luğavi olarak kullanılmışlardır. Kaldıki söz konusu üç mana da İslâmla birlikte Müslümanların gündemlerine giren manalardır.

Ebû Hanîfe peygamberlere verilen harikulade olayları “Âyetler”, “Deliller” olarak nitelemekte, salih mü’minlere Allah’ın lütfu ve kerameti olarak bazı sıradışı hallerin verilmesinin caiz olduğundan bahsetmekte, Müslüman olmayanlarda da benzer hallerin “istidrâcen” görülebileceğini ifade etmektedir.

Bu kavramların o dönem şartları göz önünde bulundurulduğunda tasavvufla özdeşleştirilmesi de isabetli bir değerlendirme değildir. Sonraki dönemlerde tasavvuf kitaplarında bu manaların kavramlaştırılması Asr-ı saadet ve sonrasında bu manaların bilinmemesi ya da var olmamasını da gerektirmez.

Menâkıb kitaplarında Osmân ile Alî arasındaki fazilet tertibinde bir farklılık olmadığı, ama bu kitaplardaki tertiple el-Fıkhu’l Ekber metnindeki tertip arasında fark bulunduğu; bunun ise el-Fıkhu’l Ekber’in Ebû Hanife’ye ait olmadığına delil olduğu öne sürülmüştür.(10)

Menakıb kitaplarındaki hilafet ve fazilet tertibinde ihtilaf olmadığı iddiası hatalıdır. Dolayısıyla bu varsayımın üzerine bina edilen el-Fıkhu’l Ekber’in tahrif edildiği iddiası da hatalı ve yanlıştır.(11)

Ebû Zehrâ’nın müracaat ettiği bir iki kaynağa binaen böyle genel ve önemli neticelere varması da bir diğer yanlıştır. El-Fıkhu’l Ekber’deki tertiple, Menakıp kitaplarında râcih olduğu ifade edilen aynıdır.(12)

Bu kitaplara sonradan bazı ilavelerin yapıldığı da söylenmiş, delil olarak da el-Beyâdî’nin "kıyamet alametleri" ile ilgili bölüme yer vermemesi ve bazı yazma nüshalarda bu bölümün var olmaması gösterilmiştir.(13)

El-Beyâdî kıyamet alametleriyle ilgili bölümü kitabının “Hatime” bölümünde vermek üzere eserini tertip etmiş, ama sadece ilahiyat bahislerine erişebildiğinden “İşârâtu’l Meram”ın matbû nüshasından kıyamet alametleri yer almamıştır. El-Beyâdî, İşârâtu’l Merâm’ın değişik yerlerinde bu hususa işaret etmiştir.(14)

Bazı yazma nüshalarda bu bölümün var olmaması da bir şeyi değiştirmez. Bizim incelediğimiz on küsür el-Fıkhu’l Ekber nüshasında kıyamet alametleri bölümü mevcuttur.(15)

Ayrıca ilgili bölümün yokluğunun sonradan ilaveye delaleti, bu bölümün o nüshadan düşüşüne veya nâsih hatasına delaletinden daha kuvvetli değildir... el-Fıku’l Ekber’in bütün şerhlerinde ilgili bölümün varlığı da söz konusu iddianın asılsızlığını gösteren bir diğer delildir.

Netice itibarıyla böyle zayıf şüphelere binaen bu eserlerin Ebû Hanîfe’ye nispetinde şüphe etmek yersiz ve yanlıştır.

el-Fıkhu’l Ekber'in İmam Abu Hanife'ye ait olduğu, onlarca müellif tarafından isbat edilmiştir.(16)

Eseri, İmam Azam Ebu Hanife’den oğlu Hammâd (ö.170/785) rivayet etmiştir.(17) Yaklaşık yüz faklı meselede Ehl-i Sünnet’in görüşlerini hâvidir.

Nüshaları: Şehid Ali Paşa 1670, 867 h. –Hacı Mahmud Efendi 1399, 870 h. –Reisul Kuttâb, 1198, 985 h.

Baskı ve Tercemeleri:

Kâhire’de müteaddid defalar, Haydarâbâd’da 1342 h.’de, İstanbul’da 1331 h.’de basılmıştır.

1981 yılında Mustafa Öz tarafından, 1984 yılında Ali Nar ve 1992’de Ahmed Karadut tarafından İstanbul’da aslı ve tercemesi neşredilmiştir.

1954’de Hasan Basrî Çantay tarafından Ankara’da, 1952’de Seniyuddin Başak tarafından İstanbul’da, 1952’de Sabit Ünal tarafından Ankara’da, Doç. Dr. Abdülvahap Öztürk tarafından 2007'de İstanbul'da Türkçe tercemeleri neşredilmiştir.

Bilindiği kadarıyla matbu en eski Türkçe tercemesi Müstakimzade Sa’dettin Efendi tarafından yapılmış ve İstanbul’da basılmıştır.

Şerhleri:

Alî b. Muhammed el-Bezdevî (ö. 482/1089), Ekmeluddin el-Bâbertî (ö.786/1384), İlyâs b. İbrâ-hîm es-Sînobî (ö.891/486), Ahmed b. Muhammed el-Mağnisâvî (ö.1000/ 1591), Muhyiddin Muhammed b. el-Bayramî (ö.956/1549) ve Alî el-Kârî (ö.1014/1702)’nin el-Fıkhu’l Ekber üzerine şerhleri meşhurdur. (18)

Dipnotlar:

1. bk. Ebû Zehrâ, Ebû Hanîfe Hayâtuhû ve Asruhu, s. 167 Dâru’l Fikril Arabî, Kâhire, 1947.
2. bk. Ebû Zehrâ, s. 167
3. bk. Aytekin, Arif, Fıkhu Ekber Risaleleri, Makale, İlim ve Sanat Dergisi, Kasım-Aralık, no: 16, s. 88-91, İstanbul, 1987.
4. bk. Ebû Zehrâ, s.168.
5. bk. Yusuf Şevki Yavuz, DİA, X. 140.
6. el-Kerderî, Menâkıbu Ebû Hanîfe II. 253, Dâru’l Kitâbi’l Arabî, Beyrût, tsz. II. 122; el-Mekkî, Menakıb, I. 86.
7. krş. El-Kerderî, II. 122; Ebû Zehrâ, s.167, 168.
8. el-Beyâdi, İşâratu’l Merâm, s. 21, 22.
9. bk. el-Fıkhu’l Ebsat, s. 38, 40, 49, 525, 54; el-Bağdâdî, el-Fark, s. 220; Sezgin, Fuat, Sezgin, Fuat, Tarihu’t Turâsil Arabî, II. 346.
10. bk. Ebû Zehrâ, s. 168.
11. Bu meseledeki farklı rivayetler için bk. el-Kerderî, II. 360, 361; el-Ğızzî, et-Tabakatu’s Seniyye, I. 155, 345.
12. bk. el-Kerderî, II. 155, 156.
13. bk. Yusuf Şevki Yavuz, D.İ.A., X. 140.
14. bk. s. 47k, 61, 67; el-Kevserî Mukaddimetu İşârâti’l Merâm s. 9.
15. Örnek olarak bk. Hacı Mahmut Efendi No: 1399, 970 h.; H. Hüsnü Paşa, No: 525/3 1007 h. Şehîd Alî Paşa No: 1670, 867 h.; Reisulkuttâb No: 1198, 985h.; Fatih No: 5392/3, 1142 h.;
16. El-Fıkhu’l Ekber’in Ebû Hanîfe’nin eserlerinden olduğunu ispat eden ulema ve eserlerinden bazıları şunlardır:
- el-Kerderî, II. 122;
- el-Bezdevî, Keşfu’l Esrâr an Usûlî Fahri’l İslam; el-Bezdevî, s. 7, 10, Kâhire, tsz.;
- el-Bağdâdî, el-Farku Beynel Fırâk, s. 308, el-Halebî, Kâhire, tsz;
- el-İsferayinî et-Tabsîr fi’d-Dîn, s. 1113;
- İbnu’n Nedim, el-Fihrist, s. 285;
- Taşköprüzâde, Miftâhu’s-Saade, II. 29,Kâhire, tsz;
- el-Bağdâdî, Hedîyyetu’l Ârifîn, VI. 495, Mektebetu’l Müsennâ, Bağdât, tsz.;
- el-Leknevî, el-Fevâidu’l Behiyye, s. 68, Dâru’l Ma’rife, Lübnân, 1324 h.;
- el-Bâcûrî, Tuhfetu’l Murîd Şerhu Cevherâti’t Tevhîd, s. 30, Dâru’l Kutubi’l İlmiyye, Lünân, 1983;
- el-Beyâdî, İşârâtu’l Merâm min İbârâti’l İmâm, s. 221, 223, el-Halebî, Kâhire, 1949;
- el-Kevserî, Kelimetu’n Anil Âlimi ve’l Müteallim, s. 6, İstanbul, 1981.
17. bk. Beş Eser, Nâşirî belirsiz. İstanbul, 1331 h. s. 15.
18. Detaylı bilgi ve kaynak için bk. Mustafa Öz, İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, İstanbul 1981.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun