Erkek eşinden yatakta en fazla kaç gün uzak kalabilir? Kadın istemediği halde erkeğin ayrı odada yatması ve sadece ayda bir ihtiyacı için gelip, ertesi gün tekrar odasına dönmesinin hükmü nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kocanın eşinden uzun süre ayrı yatması caiz olmaz. Eşlerin birbirinin cinsi ve hissi yönlerinden yararlanmaları haklarıdır.

Her şeyde olduğu gibi, ibadette de ifrat ve tefrit makbul degildir. Makbul olanı, ne ifrata kaçan, ne de tefrite düşen... Belki vasatî olandır. Nitekim hadîste de ayni hüküm verilmekte, ayni ölçü tavsiye buyurulmaktadir:

"Allah için yapılan ibadetlerin en faziletlisi, vasat olanıdır!"

Vasat ibadet, sahibini mecburî mükellefiyetlerini yapamaz hale düşürmez. Aile ve çoluk çocuğunu ihmal eder hale sürüklemez. Belki her hak sahibine hakkını verme mükellefiyetlerini hatırlatır, o imkânı dâima elinde muhafaza etme titizliği temin eder.

Hal böyleyken, yazımıza konu olan genç, böyle bir anlayış içinde değildi. O, yeni evlenmiş olmasına rağmen, yazın en sıcak günlerinde bile gün boyu oruç tutuyor, sabahlara kadar da namaz kılıyordu. Yâni, mükellefiyetlerini ifa ettikten sonra, ayrıca nafile ibadetlerle çok ileri gidiyor, hattâ bu yüzden hanımını da ihmal etmiş oluyordu.

Anlayışlı ve tahammüllü hanımı, onun bu halini zamanla geçer düşüncesiyle çok görmedi, sabırla karşılamayı düşündü. Ama kocası, devam ettirmek niyetinde görünüyordu bu halini. Bu yüzden durumu Halife Hazret-i Ömer’e izah etmekte zaruret gördü. Ancak, bunu nasıl söyleyecek, ne türlü bir ifadeyle anlatacaktı?

Kendine göre bir ifade tarzı da buldu. Doğruca Halifenin huzuruna girdi. Halifenin yanında mesşur hukukçu Kâ’b vardı.

Bütün kuvvet ve cesaretini toplayarak konuştu:

"Yâ Emîre’l-Mü’minîn, öyle zâhid bir beyim vardır ki, bütün yaz boyu sıcak günlerde oruç tutuyor, yine böyle kısa gecelerde sabahlara kadar da nafile namaz kılıyor. Bunu aralıksız sürdürüyor, hiç bırakmıyor!"

Halife böyle bir gencin varlığından dolayı memnun oldu.

 "Masaallah, barekallah, senin kocana. Demek bu uzun günlerde, böyle kısa gecelerde bütün mevsim boyu ibadette bulunuyor, tebrik etmek gerek böyle genci."


Kendisinin şikâyet ettigi konuyu Halifenin tebrik ettiğini gören kadın, başka hiçbir şey söylemeden çıkıp gitti.

Ama meşhur Basra Kadısı Kâ’b, buna itirazda bulundu:

"Yâ Emîre’l-Mü’minîn, siz bu kadının kocasını tebrik mi ediyorsunuz? Halbuki kadın onu size şikâyet ediyor?"
dedi.

Halife tereddütlü:

"Hayır, şikâyet değil, tebrik ediyor."

Şikâyetti, tebrikti derken, Halife adam gönderip kadını çağırttı.

"Söyle bakalım, zâhid gencin hanımı! Beyinin bu halini şikâyet mi ettin, yoksa takdirinden dolayı mı böyle konuştun?"


"Ne takdiri yâ Emîre’l-Mü’minîn, şikâyet ettim. Ben de başka kadınlar gibiyim. Benim de normal ve fitrî ihtiyaçlarım var. Ama onun böyle bir meselesi yok. O, bütün gün akşama kadar oruç tutar, yine bütün gece sabahlara kadar namaz kılar. Bunun dışında başka bir mes’ele dikkatini çekmez, zihnini meşgul etmez. Benim varlığımın farkında bile değil."


İslâm hukukçusu Kâ’b’in tahmini doğru çıkınca Halife ona döndü:

"Söyle bakalim ey Kâ’b, ne diyeceksin bu hanıma? Teşhisi sen yaptın, tedaviyi de sen göstereceksin."

"Yâ Emîre’l-Mü’minin, bu kadının kocasını getirtin, ben söyleyeceğimi bilirim."

Hemen genci buldurtup getirttiler. Kâ’b, ona su kısa nasihatta bulundu:

"Bütün gün oruç tutup, sabahlara kadar da namaz kılan delikanlı, şunu iyi bil ki, bu halin bir ifratın eseridir. İfrat ise, her şeyde olduğu gibi, ibadette de iyi değildir. Makbul sayılmamıştır. Amellerin efdali, vasat olanıdır."

Ve Kâ’b söyle devam eder:

"Bundan böyle aileni günlerce ihmal etmeyecek, her dört günde bir mutlaka onun yanında olacaksın. En azından dört günde bir yanında olmaz, onu yine yalnız bırakmakta israr edersen, yaptığın ibadetten kazandığın sevabın, onu odasında yalnız bırakmaktan dolayı üstüne aldığın sorumluluğu ortadan kaldıramaz."

Genç, İslâm Hukukçusu Kâ’b’den bu nasihati dinledikten sonra, teşekkür ederek ayrılınca Halife merakla sordu:

"Ey Kâ’b, şimdi de bana cevap ver bakalım, yarın huzur-u Ilâhî’ye varınca verdiğin bu fetvanın delilini nasıl bulacak, 'Dört günde bir ailenin yanında bulunmaya mecbursun.', gibi sözün izahını nasıl yapacaksın?"


Kâ’b, rahat cevap verdi:

"Ey Emîre’l-Mü’minîn. Allahü Azimüşşân Kur’an-ı Kerim’inde bir erkeğin dörde kadar evlenebileceğini bildirmiyor mu? Bildiriyor. Bu ne demektir? Demek ki, bir kadın beyinden üç gün ayrı kalabilir. Dördüncü gün ise sıra kendisine gelir. Bundan anlaşılıyor ki, onu yalnız başına uzun müddet bırakmamalı, hiç olmazsa dört günde bir yalnızlıktan kurtarmalıdır. Şayet dört günden de azına muhtaç olsalardı, erkeklerin dörde kadar evlenmelerine müsaade çıkmazdı."


"Bu cevap, önceki teşhisten de orjinal!" diyen Halife Hazret-i Ömer, bu defa Kâ’b’a gözünü dikerek konuştu:

"Ey Kâ’b, hemen yol hazırlığına başla. Çünkü sen şu andan itibaren Basra Kadısısın! Tayinin yapılmıştır."

Genç adamın ifratını böylece vasata getiren Kâ’b, vefat edinceye kadar Basra Kadılığında kalmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
43879 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.