En değerli kimlik nedir?

Tarih: 01.07.2026 - 11:07 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan, dünya hayatındaki ilişkileri içinde kendisini çoğu zaman başkalarına göre tanımlar. Babasına göre bir evlat, eşine göre bir eş, çocuğuna göre bir anne veya baba, iş yerinde bir çalışan ya da yönetici, devletine göre ise bir vatandaştır. İnsanların, kurumların ve çeşitli aidiyetlerin sayısı arttıkça bu kimlikler de çoğalır. Ancak bunların tamamı izafidir; şartlara göre değişir, zamanla sona erer veya yerini başka sıfatlara bırakır.

Bütün bu geçici kimliklerin ötesinde ise insanın Rabbine göre tek ve değişmeyen bir kimliği vardır: Allah'ın kulu olmak.

İnsanlara ve kurumlara göre sahip olduğumuz bütün sıfatlar fanidir. Buna karşılık kulluk vasfı, dünya hayatında da ahirette de devam eden en kalıcı kimliktir. İnsan, bu büyük varlık düzeni içindeki yerini ancak Rabbine karşı konumunu doğru belirlediğinde hakkıyla kavrayabilir. Sağlam bir hayat anlayışının ve sahih bir kulluk bilincinin temeli de burada atılır.

Kendisini Rabbi karşısında "kul" olarak tanımlayan kimse, en doğru ve en şerefli konuma yerleşmiş olur. Bu bilinç, artık hayatındaki bütün diğer kimlik ve sorumlulukların merkezine yerleşir. Kişi; eşine, çocuklarına, anne babasına, işine ve toplumuna karşı görevlerini de kulluk şuurunun rehberliğinde yerine getirir. Böylece bütün ilişkileri, Allah'ın rızasını esas alan bir anlam kazanır.

Kulluk şuuru, insanın yalnızca ibadet vakitlerinde değil, hayatın tamamında taşıdığı bir bilinçtir. Çünkü mülk Allah'ındır; insan ise O'nun mülkünde yaşayan ve O'nun nimetlerinden istifade eden bir kuldur.

Bu sebeple kişi, Allah'ın helal kıldığı daire içinde çalışırken, üretirken, ilim öğrenirken, ailesinin nafakasını temin ederken, insanlara faydalı olmaya gayret ederken ve yeryüzünü imar ederken de kulluk vazifesini yerine getirmektedir. Yapılan iş değişse de niyet Allah'ın rızası olunca, hayatın meşru alanları ibadet şuuru ile değer kazanır.

Böylece kulluk, belirli zamanlara sıkışan bir görev olmaktan çıkar; ömrün tamamını kuşatan bir hayat nizamına dönüşür.

Asıl değerli olan; geçici unvanlarımız, makamlarımız veya dünyevi etiketlerimiz değil, Rabbimize karşı nasıl bir konumda bulunduğumuzdur. İnsan, Allah'ın kulu olduğunu unutmadığı müddetçe sahip olduğu diğer bütün kimlikleri de yerli yerine oturtur. Makam kibir doğurmaz, servet azgınlığa dönüşmez, ilim gurura sevk etmez. Çünkü bütün bunların emanet olduğunu ve gerçek mülk sahibinin Allah olduğunu bilir.

Bu hakikatin en güzel örneği ise Hz. Peygamber (asm) efendimizdir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resulü, sahip olduğu yüce makamlara rağmen kendisini daima "Allah'ın kulu ve Resulü" olarak tanıtmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm de onun en büyük şereflerinden söz ederken önce kulluğunu zikreder:

Nitekim;
Furkan'ın indirilişi (Furkân 25/1),
İsra ve Mirac mucizesi (İsrâ 17/1),
vahyin gelişi (Bakara 2/23)
ve Allah'a yönelişi (Cin 72/19)
anlatılırken "kulu" ifadesinin tercih edilmesi, kulluğun risaletin dahi temelini oluşturan en büyük şeref olduğunu göstermektedir.

Aynı şekilde Hz. İsa da "Allah'ın kulu" olarak tanıtılmıştır. (Meryem 19/30)

Böylece Kur'an, Allah katındaki en yüce makamın kulluk olduğunu bütün peygamberler üzerinden insanlığa öğretmektedir. Bu, kulluğun bütün makamların üstünde ve onların temeli olduğunu göstermektedir.

Peygamberimizin bu örnekliği, inananlara şu hakikati öğretmektedir:

Kalıcı ve en yüce kimlik; Yüce Allah'a gönülden bağlı bir kul olabilmektir. Diğer bütün kimlikler zamanla sona erer; fakat kulluk, dünya hayatında da ahirette de insanın gerçek şerefidir. Gerçek özgürlük de ancak kula kulluktan kurtulup Allah'a kul olmakla mümkündür.

Ey Rabbimiz. Sevgili Peygamberimizin izinden ayrılmadan, son nefesimize kadar değişmeyen ve en yüce kimliğimiz olan kulluk şuurunu muhafaza etmeyi bizlere lütfeyle. Âmin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun