Âl-i İmrân Suresi 8 ve 9. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
Değerli kardeşimiz,
Âl-i İmrân Suresi
8 ve 9. Ayetlerin Aslı
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ﴿٨
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فٖيهِؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمٖيعَادَࣖ ﴿٩
Meali
﴾8﴿ Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.
﴾9﴿ Rabbimiz! Muhakkak sen insanları geleceğinde asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden dönmez.
Tefsiri
Önceki âyette Allah tarafından bildirilenlere inanma konusunda mutlak bir teslimiyet tavrı gösteren müminler övüldükten sonra burada onların içtenlikle yakarışlarına değinilmekte ve hidayete erişebilmenin de hidayette kalmanın da Allah’ın lutfuyla olduğuna inanmak gerektiğine işaret edilmektedir.
Bazı müfessirlere göre yüce Allah önceki âyette iki zıt tutuma temas ettikten sonra burada hak yol üzere kalabilmek için müminlerin nasıl dua etmeleri gerektiğini öğretmektedir.
İmana da küfre de yönelmeye elverişli olan kalbin bunlardan birine yönelişi bunu meydana getiren bir sebep ve iradeye bağlıdır. Ehl-i sünnet’e göre, dünya hayatında bir sınav içinde bulunan kulun cüz’î iradesini hangi yönde kullandığı onun sorumluluğu açısından önem taşımakla beraber, sonuçları yaratan küllî iradenin yüce Allah’a ait olduğu unutulmamalıdır.
Şayet bu noktada ilâhî lütuf göz önüne alınmayıp kulun her sonucu kendi iradesiyle meydana getirebileceği kabul edilirse kulluğun ve Allah’a yalvarmanın anlamı kalmaz, her insan hidayeti kendisinin güvence altına alabileceği bir pâye olarak görmeye başlar. Bu sebeple âyet-i kerîmede hidayetin yüce Allah’tan geldiğine dikkat çekilmektedir.
Nitekim Hz. Peygamber (asm)’in, “Ey kalplere yön veren Allah'ım! Kalbimi senin dinin üzere sabit kıl!” şeklinde dua ettiği ve ardından bu âyeti (8. âyet) okuduğu rivayet edilmiştir (Tirmizî, “Kader”, 7, “Daavât”, 89, 124; İbn Mâce, “Duâ”, 2).
Yine âyetten anlaşıldığına göre gerçek mânada kulluk, sadece (meselâ bir iş ilişkisinde olduğu gibi) Allah’ın buyruklarını yapıp yasaklarından kaçınmaktan yani şeklî bir görevden ibaret olmayıp kişinin her an Allah’ın lütfuna muhtaç bulunduğunun bilincinde olması ve vazifelerini bu bilinç içinde yerine getirmesidir.
Kaynak: bk. DİB., Kur'an Yolu Meal ve Tefsir, Âl-i İmrân, I, 505-506.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Âl-i İmrân Suresi 192-194. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 57. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 111. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 74. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 136. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 25. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 196-198. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 147 ve 148. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 126 ve 127. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Âl-i İmrân Suresi 58. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?