Çatışma mı, katılma mı, bölünme mi doğru?
Türkiye'nin geleceği, Batı'ya katılmakta mı, medeniyetler çatışmasında mı, yoksa kendi medeniyet değerlerine yeniden yönelmekte mi yatmaktadır?
Değerli kardeşimiz,
Medeniyet meselesinde Batı'yı bütünüyle reddetmek de ona bütünüyle teslim olmak da doğru olmaz. Japonlar, Batı'nın ilim ve teknolojisini alırken kendi milli kimliklerini ve kültürel değerlerini korumayı başarmışlardır. Bu sebeple Müslüman toplumlar da Batı'nın faydalı yönlerinden istifade etmeli, ancak kendi kimliklerini ve medeniyet değerlerini muhafaza etmelidirler.
Diğer husus da, geçmişte Doğu toplumları arasındaki düşmanlıkların İslam dünyasının gelişmesini engellediği, buna karşılık Batı'nın siyasi ve kültürel baskısının ise Müslümanları birlik ve dayanışmaya sevk eden bir unsur olduğudur.
Bu bakımdan mesele, Batı'ya benzemek veya onun içinde erimek değil; kendi medeniyet bilincini güçlendirerek ayakta kalabilmektir.
Soğuk Savaş sonrasında Fukuyama, liberal demokrasi ve Batı değerlerinin insanlık için tek geçerli ideolojik alternatif olarak kaldığını ileri sürmüş ve bu nedenle "tarihin sonu"nun geldiğini savunmuştu. Ancak sonraki gelişmeler, bu tezin sorgulanmasına yol açtı.
Batı medeniyetinin üstün ve hatta tek medeniyet olduğu düşüncesi, Fukuyama'dan çok önce bazı devlet adamlarımız ve aydınlarımız arasında da kabul görmüş; Batı medeniyetine katılmadan ilerlemenin mümkün olmadığı savunulmuştur.
Buna karşılık Huntington, dünyada farklı medeniyetlerin varlığını sürdürdüğünü ve gelecekteki temel mücadelelerin bu medeniyetler arasında yaşanacağını ileri sürmüştür. Ona göre Batı, Latin Amerika, İslam, Çin, Hindu, Ortodoks Rus, Japon ve Afrika medeniyetleri ayrı medeniyet havzalarıdır.
Huntington ayrıca bazı ülkelerin kendi tarihî ve kültürel miraslarını terk ederek başka bir medeniyet dairesine geçmeye çalıştıklarını, ancak bu girişimlerin başarılı olmadığını belirtir. Ona göre bu tür çabalar çoğu zaman kimlik bunalımı yaşayan, parçalanmış ve kendi içinde çelişkiler taşıyan toplumlar ortaya çıkarmıştır. Türkiye de onun üzerinde özellikle durduğu örneklerden biridir. Huntington'a göre Türkiye, geçmişinden devraldığı medeniyet mirasını geride bırakıp kendisine yeni bir medeniyet alanı açmaya çalışmış, fakat bu hedefe tam anlamıyla ulaşamamıştır.
Bizim medeniyet anlayışımızda medeniyetler arasında kaçınılmaz bir çatışma yoktur. Dinimize ve vatanımıza saldırılmadıkça farklı toplumlarla barış içinde yaşamak esastır. Savaş ve mücadele ise zulmü ortadan kaldırmak, adaleti tesis etmek ve insanların inanç özgürlüğünü korumak amacı taşır. Bu nedenle medeniyetler çatışması düşüncesi bizim medeniyet tasavvurumuzla tam olarak örtüşmez.
Diğer taraftan İslam merkezli bir medeniyetin başka bir medeniyet içerisinde eriyerek ona katılması da mümkün değildir. Çünkü her medeniyet kendi inançları, değerleri ve dünya görüşü üzerine kuruludur. Başka medeniyetlerden faydalı unsurlar alınabilir; ancak kimlik ve şahsiyet korunmalıdır.
Türkiye, tarihî ve kültürel değerlerinden uzaklaştırılmaya yönelik zorlayıcı uygulamalara maruz kalmasaydı bugün yaşadığı kimlik bunalımını, bölünmüşlüğü ve iki farklı dünya arasında kalmışlık duygusunu bu ölçüde yaşamayabilirdi. Kendi medeniyet havzasının merkez ülkesi olma potansiyelini de daha güçlü şekilde ortaya koyabilirdi.
Bunca tecrübeye rağmen bugün hâlâ bazı Müslüman aydınların çözümü Batı'ya tam entegrasyonda aramaları dikkat çekicidir. Bu amaçla çeşitli fikirler üretmekte, hatta zaman zaman İslam'ı Batı uygarlığına uyarlama çabasıyla geleneksel yorum yöntemlerinin dışına çıkabilmektedirler.
Oysa açıkça görülmektedir ki, zoraki Batılılaşma politikaları ne maddi ne de manevi bakımdan bizi beklenen noktaya ulaştırmıştır. Buna karşılık kendi tarihî ve medenî köklerimize yöneldiğimiz ölçüde daha sağlam bir kimlik kazandığımız ve yeniden bir medeniyet merkezi olma idealine yaklaştığımız da görülmektedir.
Sonuç olarak mesele ne medeniyetler çatışmasını benimsemek ne de başka bir medeniyet içinde erimektir. Asıl yapılması gereken, kendi medeniyet değerlerine sahip çıkarak özgün bir kimlik ve medeniyet anlayışı geliştirmektir. Böylece hem çatışmanın doğuracağı yıkımlardan uzak durmak hem de kimlik bunalımı ve bölünmüşlüğü aşmak mümkün olacaktır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Laiklik nedir?
- Bir Müslüman laik olabilir mi?
- Yastık altı doları, euroyu, altını bozdurmayan sorumlu olur mu?
- İslam birliği farz mı?
- "Kudüs'ü Yahudileştirme planı" kimlerin projesiydi?
- Müslüman kimdir?
- İsrail zulmünü engellemenin en etkili yolu ve çaresi nedir?
- Yönetici kimsede olması gereken özellikler ve İslam'a göre yönetici anlayışı nedir?
- Gayr-i Müslim ülkelerde vergi kaçırmak caiz midir, kul hakkına girer mi?
- Hizbü’t-Tahrir hakkında bilgi verir misiniz?