İslam birliği farz mı?

Tarih: 12.03.2022 - 11:58 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İttihad-ı İslam, "İslam Birliği" demektir. Şüphesiz bu birlik, bütün İslam ülkelerinin tek bayrak altında toplanması demek olmayıp siyasi, askeri, ekonomik, kültürel... işbirliği anlamındadır.

İttihad-ı İslam, Müslümanların bir ve beraber olmalarıdır. Asr-ı saadetin hemen peşinden, Hz. Osman'ın (ra) şehit edilmesiyle başlayan dâhili fitnenin faturası, Müslümanlara çok pahalıya mal olmuştur. Cemel ve Sıffin savaşlarında on binlerce Müslüman hayatını kaybetmiştir.

1980'li yıllarda dokuz yıl devam eden Irak-İran Savaşı, Müslümanlar arasındaki mücadelenin zararlarının, günümüzdeki canlı örneklerindendir. Irak ve İran savaşmış, bir milyondan fazla kişi hayatını kaybetmiş; savaşı ise silah satan ülkeler kazanmıştır.

Durum böyleyken, günümüzde âlem-i İslam'ın bir araya gelememesi, Kur'an'ın açık bir emrine muhalefetten başka bir şey değildir.

Eskide ve yenide İslam Birliği fikrini dile getiren, bunu kendine dert edinen hayli kimse olmuştur. Mesela, İslam Birliği ideali için büyük mücadeleler veren Yavuz Sultan Selim, bir şiirinde şöyle der:

"Milletimde ihtilaf u tefrika endişesi,
Kuşe-i kabrimde dahi bîkarar eyler beni.
İttihatken savlet-i adayı def'a çaremiz.
İttihat etmezse millet dağdar eyler beni."
(1)

Yani, ayrılık ve bölünme endişesi, yattığım kabrimde bile beni rahatsız eder. Düşmanların saldırılarına karşı çaremiz, bir ve beraber olmak iken, eğer millet birleşmezse beni perişan eder.

Bu ülkenin derdiyle dertlenenlerden biri de Namık Kemal’dir. Bir şiirinde şöyle der:

“Bais-i şekva bize hüzn-ü umumidir, Kemal,
Kendi derdi gönlümün billah gelmez yâdına.”
(2)

Yani, bizi halimizden şikayete sevkeden, herkesi üzen durumlardır. Yoksa vallahi kendi derdim hatırıma bile gelmez.

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ise bizlere şu çağrıyı yapar:

“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım.
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.”
(3)

Topyekûn bir uyanış bizi kendimize getirecek, tarih sahnesinde yeniden özne olarak yerimizi almamızı sağlayacaktır.

Ülke dahilinde sağ-sol gibi gruplara ayrılmak ülkemiz insanını çok oyalamıştır. Cemil Meriç şöyle der:

“Kanaatimce sağ ve sol tasnifi Avrupa'dan ithal edilen bir bidattir. Hepimiz aynı tarihin çocuklarıyız.”(4)

Yusuf Kaplan, ümmet şuuruna yükselebilmenin çaresini “ümmîleşme”de görür, “önce zihinsel hicret” yapılmasını hatırlatıp “ümmîleşmeden, ümmetleşilemez” der.(5)

Burada ümmilik, anadan doğduğu haliyle safi kalmayı ifade eder. İnsanımız Batı formatlarına göre eğitim almış, Batı filmleriyle şekillenmiştir. Her şeyden önce kendisine giydirilen zihinsel formattan sıyrılmalı, tabir yerindeyse “fabrika ayarlarına” dönebilmelidir. Bunu yapabildiğinde ümmet şuuruna ulaşacak, “ben”den “biz”e geçiş yapabilecektir.

Sağ-sol ayrımını sağ kol ve sol kol gibi de görebiliriz. Sağ da bizim, sol da bizimdir. Benzeri bir değerlendirme Sünni-Alevi, Türk-Kürt gibi suni farklılıklar için de söz konusudur.

Bu ülkenin çocuklarına yaraşan, aynı baş altında vücudun azaları gibi olabilmektir. Biz bir milletiz. Millet, bir yönüyle “aynı devlet çatısı altında kader birliği yapmış insanlar topluluğudur.” Dil, din, vatan, kültür, tarih, ülkü birliği gibi bizi biz yapan ve ayakta tutan ortak değerlerimiz vardır. Bu değerler, toplum binasını birbirine kenetleyen çimento gibidir, bir ırka ve bir mezhebe bağlı olmanın çok çok üstündedir.

Osmanlının son zamanında koca devleti çöküşten kurtarmak için farklı formüller gündemdeydi. Kimi “adem-i merkeziyet” diyor, farkına varmadan devleti parça parça edecek fikirler söylüyor, kimi “Pantürkizm” adıyla Türkleri bir araya getirmeye çalışıyor, kimi de “Panislamizm” veya diğer adıyla ittihad-ı İslam diyerek, bütün Müslümanları birleştirmeye gayret gösteriyordu.

Dönemin ateist önderlerinden Abdullah Cevdet, ittihad-ı İslâmı “bir hayal-i ham” yani ham bir hayal olarak değerlendirir.(6)

 Bediüzzaman ise, “Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır.” der.(7)

İslam Birliği, İslam Dünyasının maruz kaldığı problemlerin çözüm yolu olacaktır.(8)

Günümüzde, "Araplar I. Dünya Savaşında bize hıyanet etti, İngilizlerle bir oldular, bizi arkadan vurdular..." gerekçesiyle, bir kısım insanımızda "Arap düşmanlığı" fikri olabilmekte, Araplar da İngilizlerin "Osmanlı sizi 400 yıl sömürdü, geri bıraktı." desiseleriyle “Türk düşmanlığı” yapabilmektedir. Hâlbuki Osmanlı oraları idare ettiği zamanda petrol bilinmiyordu ve sömürülecek başka şeyleri de yoktu.

Bediüzzaman bir vesileyle “sineklerin ısırması ve yılanların ısırması” örneğini verir.(9) Bunu, “İslam dünyasının kendi içindeki problemleri ve dıştan onlara yönelik tehditler” manasına da uygulayabiliriz. Şöyle ki:

II. Dünya savaşında Almanya ve İtalya birleşip, Hollanda, Belçika, İngiltere ve Fransa’ya büyük zarar verdikleri hâlde, bugün hepsi aynı Avrupa Birliği çatısı altında bir araya gelmişlerdir. Onlar, ciddi problemlere rağmen kendi aralarında birleşirlerken, İslam Dünyasının bölük pörçük olması elbette hoş bir durum değildir. İslam Dünyası kendi aralarındaki "sinek ısırması" türünden problemleri bırakıp, onları yutmak isteyen yılanlarla uğraşmalıdır.

Günümüzün süper güçlerine baktığımızda, bu ülkelerin nüfus itibariyle de önde olduklarını görürüz:

 “Müslüman ülkeler arasında Rusya (Ortodoks), Çin (Doğu Asya dinleri), Hindistan (Hindu), ABD (Protestan) ve hatta Brezilya (Katolik) ayarında bir büyük devlet yok. Belki de dünyanın diğer tüm medeniyetlerinin aksine, Müslüman ülkelerin arasında en büyük, en zengin ve en kalkınmış olanları bile (Pakistan, Endonezya, İran, Türkiye, Mısır, vs.) bir büyük devlet (great power) olmaktan çok uzak.”(10)

İslam Birliğinin en büyük alt yapısı “ümmet şuuru”dur. Ümmet şuuru, “ben”i aşıp “biz”e geçişin adıdır. Kabilecilik, aşiretçilik, ırkçılık gibi fikirlerden sıyrılıp “büyük düşünmenin” bir merhalesidir.

İslam ümmeti, Mehmet Aydın'ın ifadesiyle “onlarca ırktan teşekkül etmiş global bir topluluktur.”(11)

Eskide pek çok İslam milletlerini bünyesinde barındıran Abbasi, Selçuklu, Osmanlı bunu sağlamaktaydı. Günümüzde bunu İslam Birliği ile telafi etmek mümkündür.

İslam Dünyasının önünde Avrupa Birliği güzel bir model olarak durmaktadır. Birliği meydana getiren irili ufaklı ülkeler kendi sınırları içinde müstakil devletlere sahip olmakla beraber, üst çatıda ve uluslararası siyasette bir ve beraberdirler. Avrupa, kendi arasında savaşmanın acı faturasını II. Dünya Savaşıyla çekmiş, 55 milyon insan bu savaşta hayatını kaybederken, Avrupa kıtasının çoğu yeri de harabe haline gelmiştir. Bundan ders alarak savaştan beş yıl sonra 1950 de Avrupa Ortak Pazarını, devamında da Avrupa Birliğini kurmuşlardır.

Cihan barışını hedefleyen Müslümanların “İslam Birliği” adıyla benzeri bir yapılanmayı gerçekleştirmeleri elzem bir durumdur. 2022 yılı itibariyle yaklaşık iki milyar nüfusa sahip olan Müslümanlar, böyle bir birliktelik ile kendilerine gelecek ve küresel güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulup, küresel oyun kurucu olacaklardır.

İslam Birliğinin temelleri olarak başlıca şu unsurlara bakabiliriz:

1. İslam Dini, müntesiplerini "Müminler ancak kardeştirler."(12) ayeti hükmünce “kardeş” olarak ilan eder. Bu kardeşlik, aynı anne-babadan gelen nesebî kardeşlikten daha kuvvetlidir.

Cemil Meriç, İslam’ın bu yönünü şöyle ifade eder:

“Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk'ü, Arap'ı, Arnavut'u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşada.”(13)

2. Allah, Müslümanları bir ve beraber olmaya çağırır. Mesela şöyle buyurur:

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.(14)

3. İslam Dini, müntesiplerini günde beş defa vakit namazlarında, daha kalabalık olarak haftada bir defa cuma namazında, yılda iki defa da bayram namazlarında camide bir araya getirir. Bu, Müslümanların birbirlerini görmelerini, tanımalarını, aralarında yardımlaşmalarını sağlar.

4. Daha büyük bir topluluk ise hac ibadetinde gerçekleşir. Dünyanın her tarafından gelen Müslümanlar renkleri, dilleri, milletleri farklı farklı olmakla beraber aynı duygu ve heyecanlarla Kâbe etrafında bir ve beraber olurlar. Toynbee’nin de dikkat çektiği gibiİ

“İslam’ın hac kurumu, farz olan bir yolculuğu yerine getirmenin ötesinde, bir simge olarak bütün Müslümanları birbirine bağlayan kardeşlik ruhunu simgeleyen bir yolculuktur...”(15)

5. Hz. Peygamber (asm), müminleri bir vücudun azaları gibi görür:

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuz kalır ve harareti yükselir.”(16)

İşte, bütün bu unsurlar İslam Dünyasını kuvvetli bir şekilde bir arada tutmaya, ortak hareket etmeye yeter ve artar kuvvettedir. Müslümanlara ve özellikle de üst düzey yetki sahiplerine düşen görev, bu birliği bir an önce gerçekleştirmektir.

Şunu unutmamak lazımdır: Haçlı seferleri “medeniyet” adı altında devam etmektedir.(17) Bu saldırıların karşısında mütesanit bir blok oluşturmadan durabilmek pek de mümkün görülmemektedir.

Dipnotlar:

1) Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı, s. 137.
2) Meriç, Kültürden İrfana, s.272.
3) Ersoy, Safahat, s. 201.
4) Meriç, Kültürden İrfana, s. 482.
5) Kaplan, “Medeniyet Krizi: Müslüman Zihninin ve Mekânının Çökmesi”, Yeni Şafak Gazetesi, 01 Nisan 2016. Erişim tarihi: 21.06.2018.
6) Aydın, Siyasetin Aynasında Kültür ve Medeniyet, s. 385.
7) Nursi, Âsar-ı Bediiye, s. 580.
8) İzzetbegoviç, İslam Deklarasyonu, Ter: Rahman Ademi, Fide Yay., İst.- 2010,  s. 19.
9) Kastamonu Lahikası, s. 124.
10) Şener Aktürk, “Braudel'den Elias'a ve Huntington'a Medeniyet Kavramının Kullanımları”, Doğubatı Dergisi, Sayı: 41, 2007, s. 173.
11) Aydın, Siyasetin Aynasında Kültür ve Medeniyet, s. 57.
12) Hucurat, 49/10.
13) Cemil Meriç, Bu Ülke, s. 181.
14) Âl-i İmran, 3/103.
15) Toynbee, Uygarlık Yargılanıyor, s. 75-76.
16) Buhârî, Edeb, 27.
17) bk. W.C. Blunt, The Future of Islam, Sind Sakar Akademi, Lahore, 1975, s. 175-177.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun