Bizi bağışlamazsan ziyan edenlerden oluruz, ne demektir?

Bizi bağışlamazsan ziyan edenlerden oluruz, ne demektir?
Tarih: 18.03.2019 - 20:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hz. Adem ve eşi Araf suresi 23. Ayette "Bizi bağışlamazsan ziyan edenlerden oluruz." diye dua ediyorlar. Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
-  Buradaki ziyan etmek ne demektir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Hüsran, dünya ve ahirette maddî ve manevî alanda zarar etmek anlamında bir tabirdir.

İlgili ayetin meali şöyledir:

“Dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan eden­lerden oluruz!” (Araf, 7/23)

Hz. Âdem ve Hz. Havva yasak meyveyi yemeden önce, bir bakıma çocuk gibi saf ve günahtan habersizlerdi; birbirinin cinsel özelliklerine ilgi duymuyorlardı. Fakat şeytanın kışkırtmasına kapılarak yasağı çiğneyince, birbirinin mahrem yerlerini gördüler ve hemen yapraklarla kapatmaya gayret ettiler.

Şeytanın Âdem ve Havva'yı vesveseyle kandırması onun insanlığa ilk kötülüğü, onların yasak meyveyi yemeleri de insanlığın ilk günahı oldu. Âdem ve eşinin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda haya duygusunun fıtrattan geldiğini, çıplaklığın ve vücudun belli yerlerini teşhir etmenin insandaki doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunu kanıtlar.

Araf suresinin 12. ayetinde işaret edildiği gibi, İblis bir günah işlemiş, tövbe edeceği yerde kibre kapılıp günahında ısrar etmiş ve sonuçta alçaltılmıştır. Âdem ve eşi de bir günah işlemişler; fakat tövbe edip pişman olmuşlar ve sonuçta affa mazhar kılınıp yüceltilmişlerdir.

Ayrıca bu olaydan sonra İblis ile melekler, yeryüzünün halifesi olarak nitelenen insanın bir faziletine de şahit olma fırsatı bulmuşlardır. İblis gibi kötülükte ısrar etmek kulun değerini düşürür, Âdem ve Havva gibi kötülükten dönüp pişman olmak, tövbe etmek ise kulun değerini yükseltir. Hz. Peygamber (asm) bu ilâhî yasaya işaret ederken şöyle buyurmuşlardır:

"Kim Allah için alçak gönüllü olursa Allah onu yüceltir; kim büyüklük taslarsa onu da alçaltır." (Müsned, III, 76; İbn Mâce, Zühd, 16)

İşte hem Hz. Âdem hem de Hz. Havva İblisin aldatması sonucu yaptıkları hatanın farkına varmışlar ve “Ey Rabbiniz, biz nefsimize zulmettik, kendimize yazık ettik. Ve eğer sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olacağımız şüphesizdir.” diyerek derhal tövbe ve istiğfarda bulundular, hatalarını itiraf ederek ilahî rahmete sığındılar. Bu yakarış ve yalvarış kelimeleri Bakara Suresi'nde

"Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı (tövbe etti) bunun üzerine (Allah) Onun tövbesini kabul etti." (Bakara, 2/37)

ayetinde işaret olunan kelimelerdir.

Denilmiştir ki Âdem beş şey ile bahtiyar (mutlu) oldu:

1. Emre karşı gelmeyi itiraf etmek,
2. Pişmanlık duymak,
3. Nefsini kötülemek,
4. Tövbeye teşebbüs etmek,
5. Rahmetten ümidi kesmemek.

İblis de beş şeyle bedbaht (mutsuz) oldu:

1. Günahını kabul etmedi,
2. Pişmanlık duymadı,
3. Kendini kınamadı,
4. Azgınlığını Allah'a bağladı,
5. Rahmetten ümidini kesti. (bk. Elmalılı, Hak Dini, Araf 23. ayetin tefsiri)

Cevap 2:

Hüsran, hasr kökünden masdar olup sözlükte “sermayeyi kaybedip zarar etmek, ziyanda olmak, mal eksilmek” gibi anlamlara gelir.

Bir Kur'an tabiri olarak hüsran, “dünya ve ahiret saadetinden mahrum kalıp ziyana uğramak” demektir.

Türevleriyle birlikte Kur'an-ı Kerim’de altmış beş yerde geçen hüsran kelimesi iki yerde “el-hüsrânü’l-mübîn”, bir yerde “hüsrânen mübînen” şeklinde “apaçık ziyan” manasında kullanılır.

İlgili ayetlerde hüsran;

- Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinenler,
- Allah ile karşılaşacaklarına inanmayanlar,
- Allah’ın ayetlerini inkar edenler,
- Allah’a eş koşanlar,
- İlâhî rahmet ve mağfiretten mahrum kalanlar,
- Allah’a isyan edip azabından korkmayanlar,
- İlahî buyruklara karşı gelenler,
- Peygamberleri inkar edip bâtılı seçenler,
- Hz. Peygamber’e inanmayanlar,
- Uğradığı bir musibet sebebiyle İslâm’dan yüz çevirenler,
- İslâm’dan başka din arayanlar,
- İman ettikten sonra tekrar kafir olanlar,
- İnsanları Allah yolundan saptıranlar,
- Kafirlere itaat edenler,
- Yeryüzünde fesad çıkaranlar,
- Yakınlarıyla irtibatı kesenler,
- Münafıklar.

kıyamette hüsrana uğrayan kimseler olarak anılır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḫsr” md.)

Bir ayette (Zümer 39/15) Allah’tan başkasına tapanların ahirette kendileriyle birlikte ailelerini de hüsrana uğratacakları haber verilmektedir.

Kısaca kafirler, münafıklar ve fasıklar hüsrana uğrayan kimseleri teşkil eder.

Çeşitli ayetlerde hüsranın karşıtı olarak “fevz”, “necât” ve “felâh” kelimeleri kullanılarak iman edip amel-i salih işleyenlerin kazançlı çıkacakları ve kurtuluşa erecekleri bildirilmiştir. (Meselâ bk. en-Nisâ 4/13, 73; et-Tevbe 9/72, 89, 111; Gāfir 40/41)

Râgıb el-İsfahânî, hüsranın hem insana hem de fiillerine nisbet edilebileceğini belirttikten sonra Kur'an’da bu kavramın biri mal ve mevki gibi ticarî-maddî, diğeri ise sağlık, afiyet, akıl, iman, sevap gibi manevî kazançlar olmak üzere iki anlamda kullanıldığını, fakat hüsranla daha çok ikinci anlamın kastedildiğini söyler. (el-Müfredât, “ḫsr” md.)

İbnü’l-Cevzî hüsranın Kur'an’da “tartıyı eksik yapmak, aldatmak, acz, sapmak ve cezalandırmak” gibi farklı manalar ifade ettiğini belirtir. (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 277-278)

Hadislerde de hasr kökünün türevleri Kur'an’daki anlamlarıyla kullanılmıştır.

Çeşitli Hadislere Göre Hüsran;

- Çevresindeki fakirlere malından vermeyen zenginler,
- Adil olmayanlar,
- Kibirlenenler,
- Başa kakanlar,
- Malını satmak amacıyla yalan yere yemin edenler,
- Ve namaz kılmayanlar.

hüsrana uğrayan kimselerdir (Buhârî, Eymân, 3; Müslim, Zekât, 148, Îmân, 171; Ebû Dâvûd, Libâs, 25; Tirmizî, Salât, 188).

Hadislerde de hüsranın karşıtı olarak felâh, fevz ve necât tabirlerine yer verilir.

İslam âlimleri, ayet ve hadislerdeki bilgilerden hareketle hüsran hakkında çeşitli yorumlar yapmışlardır:

Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Allah’ın cennet karşılığında müminlerden mallarıyla canlarını satın aldığını (Tevbe 9/111) ve onları elem verici azaptan kurtaracak bir ticaretin bulunduğunu (Saf 61/10) bildiren ayetleri dikkate alarak yaratıcı ile kul arasındaki münasebeti ticarî bir ilişkiye benzetir ve hüsranı da bu ticarette zarar etmek diye açıklar. Kar edenler ise Allah’a inanıp buyruklarına uyanlardır (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, vr. 900a-b)

Fahreddin er-Râzî hüsrana, insan türü için genel anlamda düşünüldüğünde “nefsin helâk olması ve ömrün boşa gitmesi” manasını vererek sadece iman edip amel-i salih işlemekle kazançlı çıkmanın ve sonunda ebedî mutluluğa ulaşmanın mümkün olduğunu belirtir. Ona göre aslında ömür sermayesi her an azaldığına göre insanın hüsrandan kurtulması oldukça zordur. Zira onun yüce Allah’a tam anlamıyla itaat etmesi çok defa gerçekleşmez. Amel-i salihi çoğaltacakları yerde azıyla yetindiklerinden insanların çoğu hüsrandadır. (Mefâtîḥu’l-ġayb, XXXII, 87-88)

Muhammed Hamdi Yazır, insan ömrünü Allah’ın bahşettiği bir sermaye olarak niteleyip, neticede sermayeyi sahibine geri verdikten sonra insanın hesap günü kâr yaptığı belirlenirse kurtuluşa ereceğini, zarar ettiği tesbit edilirse iflas etmiş sayılacağını, bu durumun kendisi için apaçık bir hüsran olduğunu ve sonunda azap göreceğini söyler. (Hak Dini, IX, 6077-6078)

Özetle hüsran, dünya ve ahirette maddî ve manevî alanda zarar etmektir.

Kaynaklar:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḫsr” md.;
Lisânü’l-ʿArab, “ḫsr” md.; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, s. 434;
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḫsr” md.;
Mustafavî, et-Taḥḳīḳ, “ḫsr” md.;
Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 900a-b;
İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s. 277-278;
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXXII, 87-88; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, IV, 585;
Elmalılı, Hak Dini, IX, 6077-6078.
Kuran Yolu, Diyanet.
(TDV İslam Ansiklopedisi, Husran md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun