Bediüzzaman Said Nursi Şia mıdır?

Tarih: 26.02.2020 - 10:26 | Güncelleme:

Soru Detayı

İnternette bazı insanlar Said Nursi’nin Şia olduğunu söylüyorlar ve kanıt olarak şu kaynağı veriyorlar:
​Hz. Cebrail (as) Hz. Ali (ra)'ın kucağına içinde her şeyin yazıldığı sahifeler düşürmüştür. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Onsekizinci Lem'a Kaynaklı Risale-i Nur Külliyatı Bediüzzaman Said Nursi Yeni Asya Yayınları İstanbul, 1995 Cilt. 2, Sahife. 2078-2079)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bütün hayatı ve eserlerinin şehadetiyle, ehlisünnet bir alimdir.

Ehlisünnet, bugünkü insanların anladığı şekilde; itikatta Eşari ve Maturudi, amelde ise; Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhebinde olanların genel ve ortak bir adıdır.

İslam dünyasının da ana gövdesini ve temel esasını oluştururlar.

Kuran ve Sünnet çizgisinden katiyetle ayrılmazlar.

Aynı zamanda Allah ve Resulü (asv)'ın razı olduğu bir dairedir; ümmetin ortak ve kolektif bir şuuru ve aklı gibidir.

Bu sebeple bu dairenin dışına çıkan haktan sapmış olur.

Bediüzzaman Hazretlerinin ehlisünnet olduğunu ve ehlisünnete nasıl hizmet ettiğini görmek ve anlamak için Risale-i Nur Külliyatını bir defa okunması yeterli olacaktır.

Külliyatta geçen ifadelerden sadece birkaç tanesini örnek olarak vermeyi yeterli görüyoruz:

"İşte, ey ehl-i hak ve ehl-i hidayet! Şeytan-ı ins ve cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın muhkemat kalesine gir ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yap, selâmeti bul." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, Yedinci İşaret)

"İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat'î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır." (Tarihçe-i Hayat, Ön Söz)

"İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ, halk-ı ef'al meselesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezhep, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz'iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor." (İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi tefsisi)

Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, elan cehennemin vücuduna itikad ediyoruz, ama yerini tayin edemiyoruz." (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 23 ve 24 ayetlerin tefsiri)

Cevap 2:

Öncelikle şunu belirtelim ki, “Hz. Ali (ra)'ın kucağına içinde her şeyin yazıldığı sahifeler düşürmüştür” ifadesi doğru değildir.

Bu konu sadece altı ism-i azamın içinde bulunduğu bir sayfadan bahsediliyor. Üstad Badiüzzaman bu bilgiyi, büyük sünni bir alim ve meşayihten olan Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi hazretlerinin “Mecmua’l-ahzab” adlı eserinden almıştır. Orada verilen bilgiye göre, İmam Gazali de bu “Sekine” adındaki bu isimlerle ilgili bilgiyi doğru kabul etmiş ve onu bazı ayetlerle birlikte bir vird şeklinde yazmıştır. 

Demek bu konuyu büyük sünni alimlerin kabul ettiği bir husustur. Şialarla bir ilgisi yoktur. 

Ayrıca, bu konu bir iman konusu değildir. İsteyen İmam Gazali ve Bediüzzaman gibi doğruluğuna inanır, isteyen inanmaz. Ne inanmakla ne de inanmamakla kimse dinden çıkmaz.

Bütün eserleri iman dolu hakikatleri ders veren Bediüzzzaman gibi bir müceddide patavatsızca eleştiri yöneltmek, onun Kuran ve imana yaptığı harika hizmete ve dolayısıyla Allah’ın gayretine dokunabilir.. Dikkatli olunmalı! 

On Sekizinci Lema da geçen aşağıdaki metin bazıları tarafından tenkit edilmektedir, ifade şöyledir:

“Sonra Hazret-i Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina (asm) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâimü's-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum..."

Görüldüğü üzere, önce bu sekine Hz. Peygamber(asm)’e indirilmiş, sonra Hz. Ali’ye (k.v.) kucağına düşmüş bir Sekine’den bahis vardır, yoksa –haşa- Peygamberane bir vahiy söz konusu değildir!

Bahse konu Sekine, Allah’ın altı İsm-i Azamı olan “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” isimleri ile bir dua-yı münacattır.

Bediüzzaman Hazretleri bu Lema’nın ön sözünde: “Gizli kalmış gaybî mühim bir Mucize-i Ahmediyeyi (asm) beyan eder.” diyerek, konunun öncelikle Efendimiz (asm)’in bir mucizesi ve “Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır." işaretine mazhar Hz. Ali (k.v.)’nin bir kerameti olarak takdim etmektedir.

İtiraz edilen husus; ifadede geçen “Sekine namıyla bir sayfa” ise, sayfadan murat ilahi bir ilhamvari mesajdır, yoksa Efendimize (asm) inen “vahiy” ile karıştırılmamalıdır. 

Şayet itiraz Cebrail aleyhisselamı görmüş olma keyfiyeti ise, başta Hz. Aişe, Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsame bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sa’d ibni Ebî Vakkas gibi pek çok sahabe Cebrail aleyhisselamı Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini ilan etmektedirler. (bk. Buhârî, Fedâilü’l-Eshâb: 30; Mağâzî: 18, Libas: 24, İmân: 37; Müslim, Fedâil: 46, 47, İmân: 1-7; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1/361)

Şayet itiraz sayfanın kucağına düşme keyfiyeti ise, İmamı Gazali bu hususu veciz bir şekilde açıklamıştır:

"Onlar vahiyle Peygambere (asm) nazil olduğu vakit, İmam-ı Ali’ye (r.a.) emretti, ‘Yaz’, o da yazdı, sonra nazmetti." (Şualar, s. 635)

Konuyu özetlemek gerekirse:

Cebrail (as) Peygamberimizin (asm) huzuruna geldiği vakit altı İsm-i Azam’lı münacat duasını, murad-ı ilahi gereği, “İlim şehrinin anahtarı olan Hz Ali’ye (k.v.)” nazmetmesi için getirmiş, Efendimiz (asm) de, Hz. Ali’ye (ra) Sekineyi bir kaside şeklinde düzenlemesi için bildirmiştir. Murad-ı İlahi, nazmetme işlevini Hz. Ali’nin (ra) yapması istediğinden, Bediüzzaman Hazretleri “Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş” şeklinde belirtmektedir. (bk. Cevşenü'l Kebir ve Meali İcmali, Tercüme Yrd. Doç. Dr. Niyazi Beki)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun