Bakara Suresi 30. ayetinde geçen "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" ifadesi, Adem aleyhisselamın yeryüzünde yaratıldığını mı gösterir? Yani Hz. Adem'in cismine Dünya da mı şekil verilmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Önce şunu belirtelim ki, ayette söz konusu edilen “halife” den maksat Hz. Adem mi, yoksa bütün insanlar mı olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, burada söz konusu edilen “halife” den maksat Hz. Adem'dir. Ancak önemli bir kısım tefsircilere göre bundan maksat insanlık neslidir.(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri).

Nitekim, bütün insanlara hitabeden: “Sizi dünyada halifeler yapmış olan O’dur.”(Enam, 6/165), “O nesneler/putlar mı üstün yoksa, çaresiz kalıp kendisine yalvaran insanın duasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı?”(Neml, 27/62) mealindeki ayetlerde de bu insanlık hilafetinden söz edilmektedir.

- Şunu da belirtelim ki, ayette  yer alan “cailun/CEALE” kelimesi, yaratmak manasına geldiği gibi, kılmak, yapmak manasına da gelir.(bk. Maverdî, Beyzavî, Şevkânî, ilgili ayetin tefsiri). Taberi, Zemahşerî, Razî, Alusî, bu ikinci manayı tercih etmişlerdir.(bk. a.g.e, ilgili ayetin tefsiri). Şayet bu ikinci manaya göre meal verilirse, manası; “Yeryüzünde bir halife kılacağım” demek olur ki bu, Hz. Adem (as)’ın yeryüzünde yaratıldığını göstermez.

- Hz. Adem (as)’ın göklerde cennette yaratıldığını söyleyen bir kısım alimler olmakla beraber (İbnu’l-Cevzî, Zadu’l-mesir, ilgili ayetin tefsiri), alimlerin büyük çoğunluğuna göre, Hz. Adem, önce yeryüzünde yaratılmış, daha sonra cennete yerleştirilmiştir. "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." mealindeki ayetin açık ifadesi bu görüşü desteklemektedir.

“Bir vakit Rabbin, meleklere “Ben topraktan bir beşer yaratacağım."(Sad, 38/71) mealindeki ayetin açık ifadesi bu görüşü desteklemektedir.

Bu ayeti göz önünde bulunduran Ebu’s-Suud, Bakara, 30. ayetini “Ben bir beşer/insan yaratacağım ve onu yeryüzüne halife kılacağım.” şeklinde anlamanın mümkün olduğunu söylemiştir.

Zaten, İbn Abbas’ın da belirttiği gibi, “Adem” kelimesinin manası, yeryüzü unsurlarından yoğrulmuş varlık demektir. Demek ki, Hz. Adem (as)’in ismi, kendisinin nereli olduğunu gösteren bir kimliği hükmündedir.

Nitekim, bu ismin -med dahil- ebced değeri olan 46 sayısı da, onun temel yapısını teşkil eden kromozomlarının (23+23) 46 adet  olduğunu da bize göstermektedir.

- Bütün açıklamalardan anlaşılıyor ki,  söz konusu ayeti, meallerde geçtiği gibi “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" şeklinde anlamanın hakikate aykırı bir yönü yoktur.

İnsan : Yeryüzünün  Halifesi

Hilafet, “birisini temsil etmek, onun yetkilerini kullanmak” demektir.

Allah Kelamında, “yeryüzünde her ne varsa hepsinin insan için yaratıldığı" beyan edilmektedir (Bakara, 2/29). İnsan, yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğuna göre, bu nimetlerde O’nun rızasına uygun olarak tasarruf etmek durumundadır.  Hz. Adem bir peygamber ve ilk halife  olarak bu manayı yaşamış ve yeryüzünün hakkıyla halifesi olmuştur. Ancak, hilafet ona mahsus değildir, bütün insan nevine şamildir. Şu var ki,  Allah’ın mülkünde O’nun rızası hilafına icraat yapanlar “halife” değil, emanete hıyanet eden “asi” birer kuldurlar.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” mealindeki ayet-i kerimenin de bildirdiği gibi, iman, ibadet ve marifet görevini yapan kişiler, yaratılış gayelerine uygun bir ömür sürmüş olurlar. Aksini yapanlar, yaratılış gayelerine ters düşerler; hilafet de bu cümledendir. Böyle kimseler hilafete de aykırı hareket etmiş olmakla bu şereften mahrum kalırlar.

İnsandan önce yeryüzünde bir milyonu çok aşkın bitki ve hayvan türleri yaratılmıştı. Bütün bu varlıkların kendilerine mahsus tespihlerini temsil eden melekler zâten var idi. Ancak, bu bitki ve hayvanlara kumandanlık yapacak, onları sevk ve idare edecek, onlar üzerinde Allah namına tasarrufta bulunacak bir varlık henüz ortada yoktu.

Melekler; “hamd, tespih ve tekbir” görevlerini hakkıyla yerine getiriyorlardı, ancak bu onların arza halife olmaları ve yeryüzündeki canlılarda tasarrufta bulunmaları için yeterli değildi. Mahlukatın tespihlerini temsil etmek başka, bu varlıklar üzerinde icraatta bulunmak daha başka idi. Bunu melekler yapamazlardı. İnsandan önce yaratılan canlılar içinde de bu görevi yapacak bir varlık yoktu.

İşte, Cenâb-ı Hak bu varlığı yaratmayı irade buyurmuş ve  bunu meleklerine de bildirmişti.

Bu hadise  Kur’an-ı Kerimde şöyle haber verilir:

"Hani Rabbin, meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti.

Melekler, “Ya Rabbi sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor, takdis ediyoruz” dediler. Allah meleklere “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi."
(Bakara, 2/30)

Hilafetin meleklere değil de insana verilmesinin birçok hikmeti vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

- Her melek vazifeli olduğu sahada iş görür. Müekkel olduğu varlığın yahut varlıkların tesbihatını temsil eder. İnsan ise, ibadet ve tespihin bütün çeşitlerini yapabildiği gibi, bütün varlık âlemini de tefekkür edebiliyor.

- İnsan “bütün esmâya” mazhardır.  Bu yönüyle de melekleri geride bırakıyor. Cebrail (as) ile Azrail’in (as.) mazhar oldukları isimler farklıdır, görevleri de farklıdır. Ama insan, iman hakikatlerini ve İslam’ın güzelliklerini başkalarına ulaştırmakta Hz. Cebrail’in sahasına bir derece girdiği gibi, nice canlara kıymakla da Azrail’in görevini taklit edebiliyor.

- Kâinatın meyvesi olan insan bütün bir âleme muhtaç olmakla, onlarda tecelli eden isimlere de muhtaç olmuş oluyor. Rızka muhtaç olduğundan, kendisinde “Rezzak” ismi tecelli ettiği gibi, şifaya muhtaç olmasıyla da “Şâfi” ismine ayna oluyor. Melekler ne yerler ve içerler, ne de hastalanırlar. Dolayısıyla, onlarda ne Rezzak ismi tecelli eder, ne de Şâfi ismi.

Örnekleri artırabiliriz.

- Ayrıca insana cüzi irade verildiği için de meleklerden üstün olmuştur. Meleklerin iradeleri sadece hayra çalışır; şerri irade edemezler. “Şerri irade etmek” kötü bir sıfat ise de, iradenin hem hayrı hem şerri dileme yetkisine sahip olması, bu sıfat yönünden, insanı meleklerden daha üstün kılar.

- Öte yandan, şerri irade etme imkânına sahip olduğu halde hayır işlemek, meleklerin hayırlı işler görmelerinden daha önemlidir. Zira, melekler bir engel olmaksızın ve severek ibadet ettikleri halde, insanoğlu, nefis ve şeytana ve şeytan görevi yapan nice cereyanlara ve onlara kapılan nice kötü insanlara rağmen ibadet etmekle meleklerden üstün olur.

İşin bu mantıkî ve bir bakıma teorik yönü bir tarafa, mazideki uygulamalar ve vakıalar da insanın mahiyet olarak meleklerden çok daha ileri olduğunu açıkça göstermektedir. Meleklerin gıpta ettikleri bütün peygamberler, bütün sahabeler, Allah’ın bütün veli kulları bu davanın canlı şahitleridirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun