Bakara 2/191 ve Tevbe 9/29 ayetlerinde olduğu gibi, Kur’an’da geçen şiddet ayetleri nasıl evrensel olur; bu ayetleri gayri müslimlerin yanında nasıl okuruz?

Tarih: 22.03.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öyle anlaşılıyor ki, “evrensel” kavramı isabetli bir şekilde anlaşılmamıştır. Kur’an’ın / İslam dininin evrensel olması demek, ortaya koyduğu temel prensiplerin her zaman ve her mekânda uygulanabilir bir yapıda olması demektir. Yoksa, bütün detaylarının da, hususî bir hükmünün de her zaman aynı şekilde uygulanmasının gerekli olduğu manasına gelmez.  Kur’an’da bazı hükümlerin daha sonra nesh edilmesi, bu gerçeğin açık belgesidir. Kur’an hükümlerinin, Kur’anî vahyin yirmi üç yıllık bir süreç içerisinde tedricen gönderilmesi de bu hakikatin diğer bir göstergesidir.

Mesela, Bakara suresinin,

“Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden, siz de onları çıkarın. Fitne (dinden döndürmek için işkence yapmak), adam öldürmekten beterdir. Yalnız, onlar, Mescid-i Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, Fakat onlar size savaş açarlarsa siz de onlarla savaşın. İşte kâfirlerin cezası böyledir.”

mealindeki 190-191. ayetlerinde, savaşın evrensel prensiplerine işaret eden şu ifadelerdir:

“Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın.”,

“Fakat haksız yere saldırmayın.”,

“Onlar, Mescid-i Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın.” 

Bu ilkeler evrenseldir. Çünkü, burada insanlık onuruna yakışan ve her zaman geçerli olan prensipler vazedilmiştir:

“Size saldırıda bulunanlarla / sizinle savaşmaya karar verenlerle siz de savaşın...”;

“ama durup dururken haksız yere saldırmayın... savaşırken bile düşmanlarınıza karşı -İslamın ön gördüğü kadın, çocuk, yaşlı, dinini yaşamaktan başka bir gayesi olmayan rahip ve benzeri insanları öldürüp de- haddinizi aşmayın.”

Özetle; bu ayetlerde “düşmanın saldırısına karşı savunmaya" dayalı bir savaş emrediliyor. Savaşta da haksızlık yapılmaması tavsiye ediliyor.

Bu ayetlerde evrensel olmayan, mahallî şartların zorunlu kıldığı lokal detaylar ise, şunlardır: “Onları nerede yakalarsanız öldürün.” Bu ifade tarzı açıktır ki, savaş halini anlatmaktır. Savaş hali ise, mevcut şartlar paralelinde olması gereken, strateji ve taktiklere ihtiyaç duyar. O şartların gerçekleşmesi durumunda, aynı emirler yine geçerlidir ki, bu yönü de evrenseldir.

Yukarıdaki ayetlerin ifadelerine insafla bakan her şuur sahibi, Kur’an’da “durup dururken rast geldiği kâfirleri öldürmek” diye bir tavsiyenin asla  söz konusu olmadığını rahatlıkla anlar.

Tevbe suresinin ilgili ayeti de bir savaş ortamına yönelik bir emirdir. Çünkü Mekke fethinden sonra, Bizanslılar, Şam bölgesinde bulunan ve onların  himayesindeki Hristiyan Gassanîler, Müslümanlara hücum etmek için planlar yapmış ve askerler hazırlamışlardır. Tebuk seferi -bu ayetin inmesinden sonra- böyle bir ortamda gerçekleşmiştir. Yani yine mesele karşı tarafın fitne-fesat çıkarmaya yeltenmesiyle ilgilidir.

Nitekim, daha önce de yine Ehl-i kitaptan olan benî Nadir ve benî Kureyza Yahudileri de Mekke müşrikleriyle iş birliği yapmış ve hakkettiklerini bulmuşlardı.(bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Ehl-i kitapla ilgili  kucaklayıcı ve evrensel mahiyette birçok ayet vardır. Bunlardan birsinin meali şöyledir:

“Zulmedenleri hariç, Ehl-i kitab ile en güzel  bir tarzın dışında mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: 'Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlahımız da sizin İlahınız da bir ve aynı İlahtır ve biz ona gönülden teslim olduk.'” (Ankebut, 29/46)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun