Masum insanların öldürüldüğü hiçbir dava haklı değildir, sözünü cihad için nasıl yorumlarsınız?

Tarih: 19.06.2016 - 00:47 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Amaç her ne kadar Allah'ın adını yeryüzüne yaymak olsa da bir ülkenin ordusuna saldırmak dolayısıyla ordudaki masum askerleri öldürmek, öldürülen askerlerin karısını ve kızlarını cariye olarak almak vicdana sığar mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Sırf Allah rızası için yapılması gereken cihad esnasında da “kadınların, çocukların, ibadetiyle meşgul olanların, münzevi olanların, yaşlıların, özetle savaşa katılmamış olan tüm sivillerin” öldürülmesi İslam’da yasaktır.

- İslam’da maddi cihad saldırı amaçlı değil, müdafaa amaçlıdır. Asr-ı saadette yapılan savaşların büyük çoğunluğunun Medine ve yakın çevresinde cereyan etmesi, bunun açık bir delilidir.

Bu müdafaa bazen doğrudan fiilen yapılan saldırıya karşı, bazen de kesin istihbari bilgiye dayanan potansiyel saldırıyı püskürtmeye yönelik olmuştur.

Dolayısıyla İslam dininde “canı sıkıldı” diye bir ülkeye, orduya saldırmak gibi bir keyfiliğe yer yoktur. Şahısların yanlışlarından ve hatalarından İslam dini sorumlu değildir.

Buna göre, fiilen saldıran veya saldırı hazırlığını yapan düşmana karşı savaşmak meşru bir savunmadır. Bu meşru savunma esnasında öldürülen kimselerden Müslümanlar sorumlu değildir. Çünkü isteyerek veya istemeyerek İslam’a ve Müslümanlara karşı fiilen veya zımnen savaş açmış olanlar artık masum değildir.

Kaldı ki, müdafaa olmazsa İslam ve Müslüman asker ve siviller büyük zulümlere ve ölümlere maruz kalacaklar. Nefsi müdafaa meşru olduğu gibi, dini, vatani müdafaa da meşrudur.

“Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda onlarla savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara, 2/190)

mealindeki ayette bu “meşru müdafaa” stratejisi ders verilmektedir.

“Sizi Mescid-i Haramın ziyaretinden alıkoydukları için bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. İyilik ve takvada yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.” (Maide, 5/2)

mealindeki ayette, savaş esnasında dahi Müslümanların kendilerine daha önce zulmetmiş düşmana karşı bile, intikam hissiyle hareket etmemelerinin gereğine vurgu yapılmıştır.

- Kölelik meselesine gelince; bu konuyu birkaç maddede özetlemekte fayda vardır:

1) İslam dini geldiği zaman, köleliği bir nizam haline getirilmiş bir dünyada kendini buldu. Bütün dünyada geçerli bir sistem olduğu için, bunu bir anda kaldırmak imkânsızdı. Bu sebeple, İslam dini, kölelik statüsünü çok farklı bir düzenleme ile olabildiği kadar insanlık onuruna yakışır bir duruma kavuşturdu.

- Bundan böyle kimse köleye “Kölem!” diye çağırmayacak, “Kardeşim!” veya benzer ifadeler kullanacaktır. Kimse köleleri “ayrı bir varlık gibi görüp de onları izole etmeyecek.”

- Bundan böyle efendiler “onlara giydiklerinden giydirecek, yediklerinden yedirecek”, onlarla beraber aynı meclisi paylaşmaktan imtina etmeyecekler…

- Dini bir yanlış yaptıklarında kefaret olarak ilk yapacakları iş “köle azat etmek olacaktır...”

2) İslam hukukunda, kölelik genellikle savaş esirlerinden olur. Bir de daha önce bir şekilde köle olmuş anne-babadan doğanlar da bu soylarına bağlı olarak köle olurlar. Bu âdet de eskiden beri devam eden bir gelenek olduğundan ve evrensel bir statü olarak dünyaca kabul edildiğinden, İslam dini bunu da bir anda ortadan kaldırma imkânını bulamamıştır.

- Ancak, İslam’ın getirdiği bir düzenleme ile köle / cariye bir anne artık köle olarak satılmayacaktır.

- Annesi hür olan bir çocuk, babası köle de olsa-köleleştirilmeyecek, artık hür bir insan olarak yaşamını sürdürecektir. Çünkü, çocuğun hür veya köle statüsü annenin hür veya köle / cariye olmasına bağlıdır. (bk. el-Mevsuatu’l-Fıkhıyetu’l-Kuveytiye, 3/301)

3) İslam dini, kölelik konusunda sosyal hayatlarını iyileştiren birçok tedbir getirmiş olmakla beraber, bütün dünyada yaygın olan ve köleliğin temel esprisi olan “bir mal / meta” olma statüsünü değiştirememiştir.

- Bu sebeple, İslam, köleleri hürriyetlerine kavuşturma yolunu benimsemiş, mensuplarına bunu tavsiye etmiş, köleyi hürriyetine kavuşturmayı en büyük bir sevap olarak değerlendirmiş, bazı suçlara karşılık olarak bir kefaret şeklinde fiilen de uygulamıştır.

4) Şunu unutmamak gerekir ki, Müslümanlar -Allah’ın rızasını kazanma adına- severek azat ettikleri kölelere -dinlerinin emri gereğince- yardım etmek zorundaydı.

Oysa gayri müslimler istemeyerek kölelerini azat etmek zorunda kalsaydı, onlara yardım elini uzatmayacaklardı. Çünkü, istemeyerek azat ettikleri, hürriyeti benimsemiş kölelerinden dolayı mağdur olduklarını düşündükleri şartlar altında, onları tam bir düşman olarak algılamaya başlarlardı. Bu takdirde ortada fakir, işsiz, kimsesiz, bir parazit grup ortaya çıkmış olacaktı. Bu ise, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik açıdan çok ciddi bir olumsuzluk anlamına gelirdi.

5) İslam dininin o günkü dünyada yaygın bir fenomen olan köleliği tamamen ortadan kaldırması mümkün değildi.

Her şeyden evvel, bunun Müslüman olmayan ülkeler tarafından kabul edilmesi söz konusu olamazdı.

Bu durumda eğer İslam tarafından kölelik yasaklansaydı, savaşan taraflardan biri olan gayri müslimler -kendi esirlerinin köleleşmesi diye bir şey söz konusu olmadığı için- aldıkları Müslüman esirleri bırakmayacaktı. Karşılıklı esir mübadelesini sağlayan böyle bir kozu elinden kaçırmak aklın kârı olmadığı gibi, İslam dininin de yol vereceği bir şey olamazdı.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

elektromühendis

Teşekkürler cevap için.Allah bu sitedeki tüm editörlerden,yazarlardan ve sitenin yapımında emeği geçen herkesten razı olsun.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun