Tevbe suresi 29. ayete göre, gayri müslimlerin hepsine savaş açmak gerekir mi?

Tarih: 03.06.2015 - 06:37 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Seyyid Kutub Tevbe 29 Seyyid Kutub Fi Zılalil’l-Kur’an tefsirinde Tevbe suresi 29. ayetinde gayri müslimler ister savaşsın ister savaşmasın hepsine savaş açmak gerekir, diyor. Kanıt olarak bu ayeti getiriyor. Bu ayette isterlerse müslümanlarla dost olsunlar bu ayete göre onların hepsine savaş açmak gerekir, diye iddiada bulunuyor. Yani bu ayete göre şu an dünyada ne kadar gayri müslüm varsa isterlerse barışçıl insanlar olsunlar onlarla savaşmak gerekir, saldırgan olmasalar bile onlara karşı savaş açılacak.
- BU İDDİASINI ÖZELLİKLE ŞU CÜMLESİNDEN ALIYOR diyor ki:
“Bilindiği gibi Peygamberimiz, müslüman savaşçılara, savaş sırasında çocuklara, yaşlılara, eli silâh tutmayan güçsüzlere ve manastır köşelerine kapanmış keşişlere ilişmemelerini emretmiştir. Çünkü bunlar savaşçı değillerdi ve İslâm hangi dinden olurlarsa olsunlar, savaşçı olmayanlara saldırmayı yasaklamıştı. Fakat dikkat etmek gerekir ki, bu kişiler ve zümreler müslümanlara fiilen saldırmıyorlar gerekçesi ile Peygamberimiz tarafından savaş dışı tutulmuyorlardı. Fakat saldırgan olmayı sağlayan özelliklerden aslında yoksun oldukları için savaş hedefleri dışında tutulmuşlardır.
- O halde "bu ayette sadece fiilen saldırıda bulunan hitap ehli kasdedilmiştir" diyerek aslında genel-geçerli olan bu ilâhi emre sınırlama getirmek yersizdir.
- Nitekim İslâm'a yöneltilen saldırganlık suçlamasını savmaya kalkışan ruhi bozguna uğramış bazı müslümanlar böyle diyorlar, "saldırganlık" eylemi işin başında vardır. Bu da yüce Allah'ın ortaksız "ilâhlığına yönelik saldırganlıktır,”
- Bu durumu açıklayabilir misiniz; nasıl cevap verilebilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Seyyid Kutub, ilgili ayetin tefsirini yaparken, daha önceki bazı ayetlerde ehl-i kitap’la ilgili söz konusu edilen (“Ehl-i kitapla güzel bir şekilde mücadele din. Onları tek olan Allah inancında birleşmeye davet edin” gibi) bazı ayrıcalıklı hususların bu (Tevbe, 9/29) ayetle tamamen ortadan kaldırıldığına inanmaktadır.

- Şunu da belirtelim ki, müfessirlerin hemen hepsi, cizye verinceye veya iman edinceye kadar Ehl-i kitapla savaşmanın emredildiğini belirtmişlerdir. (bk. Taberi, razi, Kurtubi, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Bununla beraber, bu konuda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Kur’an’ın evrensel ve sürekli olan hükümleri yanında geçici, lokal şartlara bağlı olan hükümleri de vardır.

İslam’ın evrensel, süreklilik arzeden temel prensiplerini şu ayetlerde görmek mümkündür:

“Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne (dinden döndürmek için işkence yapmak), adam öldürmekten beterdir. Yalnız, onlar, Mescid-i Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, Fakat onlar size savaş açarlarsa siz de onlarla savaşın. İşte kâfirlerin cezası böyledir.” (Bakara, 2/190-191)

mealindeki ayetlerde savaşın evrensel prensiplerine işaret edilmiştir.  

Bu ayetlerde yer alan “Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın.”, “Fakat haksız yere saldırmayın.”, “Onlar, Mescid-i Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın.” mealindeki ifadeler, evrensel ilkeleri ortaya koymaktadır.  Çünkü, burada insanlık onuruna yakışan ve her zaman geçerli olan prensipler vazedilmiştir:

“Size saldırıda bulunanlarla/sizinle savaşmaya karar verenlerle siz de savaşın...”;

“ama durup dururken haksız yere saldırmayın...”

“savaşırken bile düşmanlarınıza karşı -İslamın ön gördüğü kadın, çocuk, yaşlı, dinini yaşamaktan başka bir gayesi olmayan rahip ve benzeri insanları öldürüp de- haddinizi aşmayın.”

- Tevbe suresinin 29. ayetindeki ifadeler ise, savaş ortamına yönelik bir emirdir. Çünkü, Mekke fethinden sonra, Bizanslılar, Şam bölgesinde bulunan ve onların himayesindeki Hristiyan Gassanîler Müslümanlara hücum etmek için planlar yapmış ve askerler hazırlamışlardır. Tebuk seferi -bu ayetin inmesinden sonra- böyle bir ortamda gerçekleşmiştir. Yani yine mesele karşı tarafın fitne-fesat çıkarmaya yeltenmesiyle ilgilidir.

Nitekim, daha önce de yine Ehl-i kitaptan olan Benî Nadir ve Benî Kureyza Yahudileri de Mekke müşrikleriyle iş birliği yapmış ve hakettiklerini bulmuşlardı. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Ayrıca, Ehl-i kitapla ilgili kucaklayıcı ve evrensel mahiyette birçok ayet vardır. Bunlardan bir-ikisinin meali şöyledir:

“Zulmedenleri hariç, Ehl-i kitab ile en güzel bir tarzın dışında mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlahımız da sizin İlahınız da bir ve aynı İlahtır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 28/46)

“(Resulüm!) Eğer onlar barışa yanaşacak olursa, sen de yanaş ve Allah'a tevekkül et. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.” (Enfal, 8/61)

- Bununla beraber, “Her zamanın bir hükmü var.”, “Zaman büyük bir müfessirdir, kaydını gösterse itiraz edilmez.” gibi düsturlar gereğince, en az iki yüz yıldan beri İslam dünyasının içinde bulunduğu durum, mecbur kalmadıkça, onu her türlü maddi savaştan elini çekmesini emretmektedir.

- Bugün, İslam’ın güzel mesajlarını dünyaya ulaştırmak Hudeybiye anlaşmasında olduğu gibi, savaşsız ortamda daha da kolaydır.

Bilindiği gibi, Hudeybiye anlaşmasının sağladığı barış ortamında çok kısa bir süre içerisinde insanlar yakından İslam’ın güzelliğini gördükleri için gruplar halinde İslam’a girdiler. Bu sebeple bu asırda maddi cihad, artık yerini manevi cihada bırakmıştır.

- Bazıları maddi cihat çığlıklarını atmakla ifrat ettikleri gibi, bazıları da İslamdaki cihat kavramını tamamen rafa kaldırıp maddi cihadın bu zamanda geçersiz olduğunu ima ederek tefrit ediyorlar.

Halbuki ne maddi cihat, ne de manevi cihat, kıyamete kadar kalkmaz. Kalkması, kainatın kanunlarına aykırıdır. Çünkü Allah, kainata mübareze kanunu koymuştur.

Hak ile batıl, sürekli çarpışır. Bazen olur ki, zamana ikna, fen ve ilim hükmeder. Maddi cihadın gücünü ve Müslümanlara olan menfaatini azaltır. Bazen olur ki, maddi cihat manası hükmeder. Söze ve diplomasiye gerek kalmayacak bir vaziyete girer.

Günümüzde ikna, ispat, ilim ve fen hükmettiği için, manevi cihat, ön plana çıkmıştır. Maddi cihadı yapacak askeri ve siyasi güçler oluşmadığı için, Müslümanlar, manevi cihat ile memurdur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Tevbe Suresi 29. âyette geçen "Cizye verinceye kadar onlarla savaşın." ifadesini açıklar mısınız?
Tevbe Suresi 29. ayet, Müslüman olmayanlara müdahale etmemiz anlamına gerlir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun