Peygamberin emriyle yağma mı yapılırdı?

Tarih: 08.11.2021 - 12:30 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Lütfen şu hadisi açıklar mısınız? Peygamberimiz nasıl öyle emirler vermiştir, rahmet peygamberi!
Peygamberin emriyle "Öldür, öldür" şiarları haykırılırdı. Sonra da yağmaya girişilirdi. (Ebu Davud, Cihad, 102, hadis 2638; İbn Mace, Cihad, 30, hadis 2840)
- Böyle bir hadis var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadis rivayeti sahih olarak kabul edilmiştir. Ancak hadisin metninde Sonra da yağmaya girişilirdi.” ifadesi yoktur.

Demek ki, bu hadis rivayetin alanlar, -bilerek veya bilmeyerek- hadise ilavede bulunmuşlar ve büyük bir hata etmişlerdir.

Hz. Peygamber (asm) Efendimizin böyle bir emri yoktur. Tam aksine yağmanın yasak olduğunu bildiren hadisleri vardır:

“Yağmalayan bizden değildir.” (Ebu Davud, Hudud, 14; Tirmizî, Siyer, 40)
“Yağma tıpkı murdar hayvan eti yemek gibi haramdır.” (Ebu Davud, Cihad, 128)

Sorudaki hadiste, “İslam askerlerinin gazaya gittiklerinden” söz edilmiştir. İslam’da, savaşanların prensip olarak birer savunma koşulunda yapılması öngörülmüştür.

Karşı taraf, fiilî olmazsa bile saldırı hazırlığını yapan potansiyel bir tehlike arz etmiştir.

İslam askerleri, savaş stratejinin öngördüğü hikmete binaen, gece karanlığında bu sefere çıkmışlardır. Müslümanların savaş şiarı olarak kullandıkları “Emit, emit / Öldür, öldür” parolası, karşıdaki düşmanlardan ziyade İslam askerlerinin karanlıkta birbirini yanlışlıkla öldürmemeleri için alınan bir tedbirdir.

Gerçi askerleri teşvik etmek, düşmanlara gözdağı vermek için böyle bir haykırışın yapılması savaş ortamında çok gerekli bir taktiktir, fakat bunun başka hikmetlerinin olduğuna ayetlerin işaretleri vardır. Örneğin:

“Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kafirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmekten, adalet ve insaf gözetmekten menetmez. Çünkü Allah âdil olanları sever.” (Mümtehine, 60/8)

mealindeki ayette Müslümanların, yalnız akraba olanlar değil, genel olarak Müslümanlara karşı haksızlık etmeyen bütün gayrimüslimlere iyilik etmeleri, insaf ve adaletle muamele etmeleri öngörülmektedir.

“Eğer senin Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. Ama bunu irade etmedi. Şimdi sen mi, imana gelsinler diye insanları zorlayacaksın?” (Yunus, 10/99)

mealindeki ayette maddi cihadın asıl maksat olmadığı, Kur'an’ın gerçek hedefinde manevi cihad denilen eğitim, ilim ve irfan öğretme yoluyla insanları aydınlatmak olduğuna dikkat çekilmiştir.

Maddi cihad şekli, dinin temel maksadı değil; arızi, tali derecede ön görülen ve zorunlu hallerde müminlerin üstlenmek zorunda kaldığı bir müdafaa / bir savunmadır. Bu cihad “hasenün ligayrihi”dir; yani bizzat iyi olmayıp, başka sebeplerden dolayı iyilik kazanmıştır. Çünkü insanoğlu öldürülsün diye yaratılmamıştır.

“Ey iman edenler! Allah ve Resulü size hayat verecek hakikatlere sizi dâvet ettiğinde ona icabet edin.” (Enfal, 8/24)

mealindeki ayette ifade edildiği üzere, İslam dinin ana hedefi insanları yaşatmaktır.

Ancak maddi cihad, Allah’ın hak dinine insanları davet etme yollarını açar. Hak dine davet ise hidayet kapılarını, hidayet ise cennetin kapılarını açar. 

İslam’da maddi cihadın gerekçesi “küfür” olgusu değil, “hirabe = saldırı”dır. Bunun manası şudur: 

İslam’daki bütün savaşlar, bir çeşit savunmaya yöneliktir. Karşı tarafın fiili veya potansiyel saldırılarına, zulümlerine ve insanların İslam hakkında olumlu veya olumsuz bir yargıya varmaları için gereken özgür ortamı sabote etmelerine karşı bir müdafaadır.

Nitekim “Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara, 2/190),

“Bu fitne (işkence) ortadan kalkıp din ve itaat yalnız Allah’a mahsus oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer inkârdan ve tecavüzden vazgeçerlerse, bilin ki zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara, 2/193)

mealindeki ayetlerden bu gerçeği anlamak mümkündür.

Görüldüğü gibi, birinci ayette -meal olarak- yer alan “Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın!..” ifadesi, maddi cihadın savunmaya dayalı olduğuna delâlet etmektedir. İkinci ayette ise, inkârla birlikte "tecavüz" ve "zulüm" kavramlarına yer verilmesiyle, İslam’da savaşın yalnız “küfür” olgusuna karşı yapılmadığına; aksine karşı taraftan yapılan saldırganlık ve haksızlığa karşı yapıldığına işaret edilmiştir. 

Çünkü İslam’da savaş, Müslümanlara savaş açan kafirlere karşı yapılır. “Sizinle savaşanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara, 2/190) mealindeki ayette bu prensibe işaret edilmiştir.(1)

Ayrıca, “Dinde zorlama yoktur.” düsturu, savaş gerekçesinin “küfür” olmadığını göstermektedir.

Mealleriniz vereceğimiz ayetlerde "dinde zorlama yok" gerçeğinin altı çizilmiştir:

“­Dinde zorlama yoktur...” (Bakara, 2/256)

 “De ki: İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 18/29)

Bedir savaşının Medine’nin yakınında, Uhud savaşının Medine’nin yakın bir mahallinde, Hendek savaşının Medine’nin içinde cereyan etmesi, Müslümanların savaşının bir müdafaa şeklinde olduğunun göstergesidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

İslam savaş hukukunda üç gün yağma var mı?

1) bk. Niyazi Beki, İslam’da Cihad Kavramının Kapsamı, EKEV Akademi Dergisi Yıl: 21 Sayı: 70 (Bahar 2017), s. 85 vd.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun