Ayetteki vesile, putperestlik mi?

Tarih: 06.06.2016 - 01:24 | Güncelleme:

Soru Detayı

1- Maide Suresi, 35. Ayet:
"Ey îmân edenler! (Allah'tan korkup kötülüklerden, ilâhî sınırı aşmaktan) sakının; O'na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihâd edin; ola ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz."
- burada ona yakın olmak için vesile arayın derken bazıları buna putu kaldırdı sonradan putu getirmeye çalışıyor diyemez mi?
2- “Bu “yedi harf” meselesi, ister “lehçe ihtilafı”, ister başka bir adla adlandırılmış olsun, -birkaç kelime hariç- genellikle manayı bozmayan, fakat i’rap, müfred-cem, takdim-tehir bakımından farklılık arz eden kelimelerden meydana gelir. Burada demişsiniz ki birkaç kelime hariç manayı bozmaz.” Bu açıklamaya göre, demek ki çok azda olsa bazı kelimeler manayı bozuyor bu da Kuran’ın değiştiğini gösteriyor, diyemezler mi?
- O bir kaç kelime hariç manayı bozmayan, demişsiniz. Burada manayı bozanlar alınmadı mı yoksa onlarda mı alındı?
- Alındıysa Kuran-i Kerimler arasında fark var anlamına çıkmaz mı ?
- Ayrıca şöyle bir durum ortaya çıkmaz mı Hristiyanlarda mesela İnciller üzerinden diyoruz ki bakın şu İncil’de 2 diyor şu İncil’de 3 diyor bu bir çelişkidir. Diyoruz. Fakat bunun gibi lehçe üzerinden gidersek onlar da diyemez mi, sayı önemsiz sonuçta anlatılmak istenen şey aynı?
- Bu durumda İncil’i de böyle savunamazlar mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Ayette yer alan “vesile”nin, puta tapanların bu vesileleri arasında yerden göğe fark vardır.

Allah’a yaklaşmak adına da olsa putçular doğrudan putlarına tapıyorlar, onlara kulluk ediyorlar. Ayetin “O'na yakın olmak için vesile arayın.” mealindeki ifadesi ise, her şeyden önce insanların Allah’a ibadet ederek, salih ameller işleyerek Ona yaklaşmalarına bir vesile kılmalarını emretmektedir. Bilindiği gibi, İslam’ın ön gördüğü kulluğun iki temel esası vardır. Biri, kötülüklerden sakınmak, bir de emredilenleri yerine getirmek.

Bu ayette ilk önce, kötülüklerden sakındıran “Allah’a karşı gelmekten sakınmayı” ifade eden takva emredilmiştir. İkinci sırada ise emirlerin yerine getirilmesi, salih amellerin işlenmesi manasına gelen “vesile”lik cihetine vurgu yapılmıştır. Çünkü, kötülükten sakınmak, iyilik yapmaktan önce gelir. Ayette de bu sıra gözetilmiştir.

- Ayette yer alan “vesile”den maksat, Allah’ın rızasını kazandıran her türlü kötülüklerden sakınmak ve salih amel yapmak olduğunda alimlerin ittifakı vardır. (Misal olarak bk. Taberi, Zemahşeri,  Razi, Beydavi, Nesefi, İbnu’l-Cevzi/Zadu’l-mesir, Semarkandi, el-Vahidi/el-Veciz, Nazmu’d-dürer, İbn Kesir, Şevkani, İbn Aşur, Meraği, ilgili ayetin tefsiri)

- Bununla beraber, salih ameller gibi salih insanların da vesile yapılması –bazı vehhabilerin zannettiği gibi- şirk değildir. Bu konu sitemizde -değişik sorulara cevap olarak- detaylı bir şekilde incelenmiştir. Arzu eden oralara bakabilir.

Bununla beraber, ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bu vesilelik cihetinin caiz olduğunu gösteren bir çok sahih hadis vardır. Bazıları şöyledir:

“Adamın biri kör olan gözlerinin açılması için Hz. Peygamber (asm)'e dua etmesini rica etti. Buyurdu ki: “Git abdest al ve iki rekat namaz kıl. ve şöyle dua et: 'Allah’ım! Senin rahmet peygamberin olan elçini vesile yaparak sana yöneliyor sana yalvarıyorum. Ya Muhammed! Ben seni vesile kılarak gözümü açması için Rabbime yöneliyor, yalvarıyorum. Allah’ım! Onu benim için şefaatçi kıl,(bazı rivayetlerde “beni de kendim için şefaatçi kıl” ifadesi de var)' diye yalvar.” Gitti öyle yaptı ve gözleri açılmış olarak geri döndü.” (bk. Nesai, h.no: 10421;  Tirmizi, h.no: 3578;  İbn Mace, h.no: 1385; İbn Huzeyme, h.no: 1219;  Hakim, h.no: 1909\ 1930)

- İşte kutupların yaptıkları, velilerin yaptıkları tasarruf da bu şekilde Allah’a yalvarmak ve Allah’ın kendilerine lütfettiği şefaat haklarını kullanmaktır.

Yoksa, Allah’tan bağımsız olarak peygamberlere bile yetki verilmemiştir. Yani TASARRUF demek bir nebinin veya velinin kendi başına istediğini yapmak manasına değildir.

- Allah salih amelleri şefaatçi kabul ettiği gibi, salih amel sahiplerini de şefaatçi kabul eder. “Üç mağara arkadaşlarının iyi amellerini şefaatçi kılarak kurtuldukları”na dair sahih hadisler vardır. (bk. Buhârî,  Enbiya, 53, Büyû,98; Müslim, Zikr,100)

- Bu sahih hadisler açıkça gösteriyor ki, salih ameller Allah nezdinde makbul bir vesile kabul ediliyor. Acaba amelleri makbul bir şefaatçi, bir vesile kabul edilen kimselerin kendi şahsiyetlerinin de Allah katında bir değeri olmaz mı? Elbette olur.

Amellerin şefaatçi bir vesile oldukları sabit olduktan sonra, söz konusu salih amel sahiplerinin de şefaatçi birer vesile olmaları neden caiz olmasın!..  

Kaldı ki, kişinin, başkasının salahatini vesile yapması, kendi amelini vesile yapmasından daha uygundur. Çünkü, kendi amelini söz konusu ettiği zaman bir gurur sebebi olabilir. Oysa başkasının güzel amellerini ve o güzel amellerin sahiplerini vesile yapması durumunda gurura düşmesi şöyle dursun, perişan halini daha iyi idrak ettiğinin bir göstergesi olur.

Cevap 2:

Manası değişsin, değişmesin; “yedi harf” meselesi ister “lehçe ihtilafı” ister başka bir adla adlandırılmış olsun, söz konusu kelimelerin “yedi harf” denilen farklı versiyonları Hz. Osman’ın Mushafında yer almamıştır. Burada  kelimenin yalnız bir şekli yazılmıştır. Diğer altı şekli ise İbn Mesud ve Ebu’d-Derda gibi bazı sahabilerin kıraatlerinde söz konusudur. (bk. Zerkeşi, el-Burhan,1/215)

Mesela: Bakara suresinin 259. ayetinde geçen ve asıl yazılışındaki şekli aynı kalmakla beraber, farklı kıraatlere göre manası değişen bir kelime olan {كيف ننشزها}(keyfe nunşizuha) kelimesi, aynı zamanda {ننشرها}(Nunşiruha) şeklinde de okunmuştur. (bk. Zerkeşi, 1/214). {ننشرها} Ve Hz. Osman’ın Mushafında yalnız “Nunşizuha” vardır.

- İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna ve Mekke alimlerinin ittifakına göre, hadislerde yer alan “yedi harf”(yedi farklı tarz)lardan hiç biri Hz. Osman’ın Mushafında yer almamıştır. Yalnız Zeyd b. Sait’in yazdığı vardır. Hatta İmam Malik, “Hz. Osman’ın Mushafında yer almayan bir kıraat şekliyle Kur’an okuyan bir imamın arkasında namaz kılınmaz.” diye fetva vermiştir. (bk.Zerkeşi, el-Burhan, 1/222-224)

- Alimlerin bildirdiğine göre, manası değişen farklı okuyuşlardaki kelimler arasında da bir zıtlık, bir aykırılık, bir çelişki söz konusu değildir. (bk. a.g.y) Örneğin, örnek olarak verdiğimiz kelimenin “nunşizuha” şekli, kaldırmaktır. Buna göre ilgili cümlenin manası şöyle olur: “Bak; merkebin kemiklerine, onları nasıl yerden kaldırıyoruz / yani hayat verip diriltiyoruz.”

Şayet bu kelime “nunşiruha” şeklinde okunsa, ilgili cümlenin manası: “Bak, merkebin kemiklerine, onları nasıl diriltip hayat veriyoruz.” şeklinde olur. (krş. Kurtubi, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun