Arapça’da fiil, fail ve meful sıralaması zorunlu mu?

Tarih: 29.03.2015 - 00:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

1. Soru: femâ beket aleyhimüssemâi vel arz Arapça gramer yapısında fiil+fail+meful olmalı. Ama burada mâ beket, fiil; aleyhim, meful; semâ vel arz, faildir. Sıralama fiil+meful+fail olmuş sanki? Yanlış mı düşünüyorum. Siz nasıl düşünüyorsunuz?
- Aynı durum, şekerakümür racül durumunda da var. Şekere, teşekkür etti fiil; küm,size meful; racül, genç fail. Fiil+meful+fail olmamış mı?
2. Soru: Nasaraten: Bir yardım demek. Nasran da bir yardım demek .. Bu ikisinin arasındaki fark nedir?
3. Soru: Ayette İnnemel müminûne ıhvetün diyor. Burada müminatı dahil etmiyor?
- Çoğu ayette de böyle.. Lanetüllahi alezzalimine diyor, Zalimatı eklemiyor?
- Kadınlar bu ayetin şümulüne dahil değil mi?
- Halbuki bazı ayetlerde müminin ve müminat diye sıralamalarda var. Bunun sebebi nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1) Fiil+fail+meful sıralaması -genel prensip olmakla beraber- her zaman zorunlu değildir.

Bu sıralamanın dışında kalan pek çok misal vardır. Özellikle ilgili ayette olduğu gibi, meful (Aleyhim) “car-mecrur” ise, bu konudaki takaddümler her zaman müsamahalıdır. Örneğin, Furkan suresinin 7. ayetinde yer alan “levlâ unzile ileyhi melekun” cümlesinde de “fiil-mef’ul-fail” şeklinde bir sırlama vardır.

Bununla beraber, ilgili ayette car-mecrur olan “mef’ul bihi gayr-ı sarih”in failden önce gelmesi, konuya bir hasr ve tekit kazandırmıştır.

Ayrıca, ayette “kimin ağlamadığı”ndan ziyade, “kimler için ağlamanın olmadığı” vurgusu ön plana çıkarılmıştır. Yani, göklerin ve yerin, ölümlerinden dolayı ağlamadığı kimselerin yalnız kâfirler olduğuna dikkat çekilmiştir. Nitekim, bu ayet, mefhum-u muhalifiyle “göklerin ve yerin müminler için ağladığını” da ifade etmektedir.

2) Nasran kelimesi, “Nasara” fiilinin mastarıdır; yardım etmek manasına gelir.

Sad harfinin sükunuyla “Nasratun” kelimesi ise, (Faletun) kalıbında olup, aynı fiilden türeyen bir “masdar-ı merre” (ism-i merre)dir. Bir defaya mahsus olan yardım manasına gelir.

Sad harfinin harekesiyle (Fealetun) kalıbında olan “Nasaratun” kelimesi ise, “nussarun, nasaratun” kalıplarından biri olup ceme-i mükesserdir. Yardım edenler anlamına gelir.

3) Arapçada erkekler yalnız kullanıldığı zaman -prensip olarak- kadınlar da onlarda dahildir. Kur’an’da da bu prensip uygulanmıştır. Örneğin: “Ey iman edenler!” manasına gelen “ya eyyuhellezine âmenû” cümlesindeki “âmenû” fiili müzekker olmakla beraber kadınları da ihtiva etmektedir.

- Arap edebiyatında “eril-dişil” ikilisi genellikle beraber değil, onlardan biri kullanılır ve eril olan tercih edilir, dişil de onun zımnında yer alır. Örneğin, “Şems” müennesdir, “kamer” müzekkerdir. Bu ikisini birlikte kullandıkları zaman “şemsân” değil, “kamerân” kelimesi kullanılır ve müennes olan şems de kamerde dahil edilir.

Bu aynı zamanda Kur’an’ın en önemli i’caz parıltılarından biri olan “îcaz”(veciz) konuşmanın da bir tezahürüdür.

 Kur’an insanlara hitap etmektedir. Eğer her yerde hem erkek hem kadınlar için özel kelimeler kullanılsaydı, ifadeler “îcaz”(veciz) değil, “ıtnab”(uzun) olurdu. O halde ikisinden birini kullanmak gerekir. Bunlardan erkek kalıbını kullanmak ve kadınları onun zımnında kabul etmek -çok cihetlerle- en makul olanıdır.

Bununla beraber, Kur’an’da az da olsa bazı yerlerde erkek ile kadınlar ayrı ayrı kullanılarak her ikisinin de Kur’an’a muhatap olduklarına işaret edilmiştir. Mesela:

“Erkek olsun, kadın olsun, kim mü'min olarak güzel bir iş yaparsa, Biz ona huzurlu bir hayat yaşatır; yaptıklarının daha güzeliyle de ödüllerini veririz.” (Nahl, 16/97)

mealindeki ayette bu gerçeğe vuru yapılmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun