Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’in, her mümini görebilmesi, derdiyle alakadar olması mümkün müdür?

Tarih: 18.02.2012 - 02:31 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ebu Hureyre’den gelen rivayete göre, Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Herhangi bir kimse bana selam verdiğinde, Allah ruhumu bana iade eder, ben de onun selamını alırım/selamına selam ile mukabele ederim.” (bk. Ebu Davud, Menasik, 100)

Yine Ebu Hureyre’den gelen bir diğer hadis rivayetinde Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:

“… Bana salavat getirin, çünkü siz nerede olursanız olun, salavatınız bana ulaşır.” (Ebu Davud a.y)

Burada “bana ulaştırılır” denmemiş, “ulaşır” denmiştir ki, bu açıkça salavatın kendisine doğrudan ulaşacağı manasına gelir.

Ebu Davud ve daha başka hadis kaynaklarında yer alan “...Cuma günü bana salâvatınızı çoğaltınız! Çünkü, salâvatınız bana arz olunur…” hadisin açıklamasını yapan alimlerin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber ümmetinin yaptığı iyi amellerinden ötürü sevinir, kötü amellerinden ötürü üzülür. İbn Hacer el-Mekkî’nin belirttiğine göre, bütün peygamberler kabirlerinde hayattadır, namaz kılarlar, yalnız yemek yemez ve içmezler, bir nevi melek hayatını yaşıyorlar. Beyhakî bu konuda hususî bir kitap yazmıştır. (Geniş bilgi için bk. Avnu’l-Mabud, ilgili hadislerin şerhi).

Bu konuya ışık tutacak bazı ipuçlarını, Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıda yer alan soru-cevap sitili içinde yaptığı açıklamalarda görebiliriz:

“Eğer desen: Madem o Habibullahtır. Bu kadar salavat ve duaya ne ihtiyacı var?"

"Elcevab: O Zât (asm) umum ümmetinin saadetiyle alâkadar ve bütün efrad-ı ümmetinin her nevi saadetleriyle hissedardır ve her nevi musibetleriyle endişedardır. İşte kendi hakkında meratib-i saadet ve kemalât hadsiz olmakla beraber; hadsiz efrad-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda, hadsiz enva'-ı saadetlerini hararetle arzu eden ve hadsiz enva'-ı şekavetlerinden müteessir olan bir zât, elbette hadsiz salavat ve dua ve rahmete lâyıktır ve muhtaçtır.”(Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Zeyl)

Keza, Bediüzzaman Hazretleri,

“Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128)

mealindeki ayetin açıklamasında, Hz. Peygamberin “ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermesini”, ümmetinin durumuyla yakından ilgili olduğuna delil olarak göstermiştir: Aşağıdaki ifadeleri bunu göstermektedir:

“...(Bu ayet) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmetine karşı kemal-i şefkat ve merhametini ifade ediyor. Evet rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes hattâ enbiya dahi 'Nefsî, nefsî!..' dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm 'Ümmetî, ümmetî!..' diye re'fet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman ehl-i keşfin tasdikiyle vâlidesi onun münacatından 'Ümmetî, ümmetî!..'  işitmiş."

"Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekârim-i ahlâk, kemal-i şefkat ve re'fetini gösterdiği gibi; ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş. İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyesine müraat etmemek, ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.” (Lem'alar, Dördüncü Lem'a)

Yine bu konunun anlaşılmasına yardımcı olacak bir sual ve cevabı Risale-i Nur’dan aktaralım:

"Sual: Hazret-i Azrail birdir; bir anda, her yerde eceli gelenlerin ruhunu kabzeder. Hazret-i Cebrail, Sirdetü’l-Münteha’da suret-i hakikiyesinde olduğu anda, 'Dıhye' veya başkasının suretinde, Meclis-i Nebevi’de iman ve İslâmın erkânını soruyor veya tebliğ eder. Daha, yalnız Allah bilir kaç yerlerde bulunuyor. Hazret-i Peygamber demiş:

"Men raânî fi’l-menâmi fekad raânî hakkan" Mânâsı: Kim beni uykuda (rüyada) görürse, o gerçekten beni görmüştür.(Mecmau’z-zevaid, h. no: 11754)."

"Şu sırra binaen, avâm-ı ümmetten binlere, bir anda menâmen ve havassa yakazaten ve keşfen temessülü ve umum ümmetin salavatının istimaı ve âhirette umumla görüşmesi ve şefaatı... Hem de bir veli, bir anda pek çok yerlerde müşahedesi gibi sırların miftahı nedir?"

"Cevap: Bir nûraninin timsali, onun hâsiyetine maliktir; hem gayrı değildir. Şu âleme karşı açılan âlem-i suver ve misalin bir penceresi olan ecsam-ı şeffafeden ayineler, ecsam-ı kesifenin hâssasız şeklini alır; fakat nurâninin timsaliyle beraber hassa-i zatiyesini de alır."

"Meselâ: Bir adam, binler ayine ortasında dursa, herbir ayinede aynı şahıs bulunur; fakat ruhsuz, hissiz, fikirsiz birer şahıstır."

"Lâkin şems binler âyinede temessül etse, herbir timsal çendan şemsin azamet-i mahiyetine ve mertebe-i kemâline mâlik değilse de lâkin şemsin hissi hükmünde olan harareti, hayatı hükmünde olan ziyâsı, aklı hükmünde olan tenviri, havass-ı selaseyi câmidir. Nûrâninin timsali hayy-ı murtabittir. Kesifin timsali, meyyit-i müteharriktir. Ruh, en münevver bir nurdur. Tahdidi kabul etmeyen âlem-i misalin pencerelerinde temaşâger bir ruhun gayr-ı mahsûr timsallari de, birer ruh-u mütecessittir. Havassına maliktir, onun gayrı değillerdir." (İctimâi Reçeteler, s.201-202)

- Hz. Muhammed (asm) çok az bir zaman diliminde Mekke’den Kudüse, oradan da göklere, Sıdre-i müntehaya ve kâbe kavseyne gidip dönmüştü, daha yatağının ısısı devam ediyordu. Allah’ın lütfettiği bu harikulade tablolar ortada iken, benzerlerinin olamayacağını söylemek mümkün mü?

- Şunu da unutmayalım ki, hiçbir mümin Hz. Peygamberin (asm) veya velilerin kendi başlarına, her zaman veya istedikleri zaman, Allah’ın izni ve yardımını almadan bir iş yapabileceklerine veya birkaç yerde bulunabileceklerine ihtimal vermez. Buna ihtimal verenler zaten bizim konumuzun dışındadır...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun