Allah birini cezalandırıyorsa, bu nasıl anlaşılır?
Biz Müslümanlar, başımıza kötü bir şey geldiğinde Allah’ın bunun arkasında hayır ve hikmet olduğunu kabul ederiz. Peki, Allah birini kötü bir iş yaptığı için cezalandırıyorsa, o zaman Allah’ın hikmeti ve hayrı nasıl işler?
Değerli kardeşimiz,
Bir Müslüman olarak biliriz ki, başımıza gelen hiçbir şey boş ve anlamsız değildir. Her olayın arkasında mutlaka bir hikmet ve hayır vardır.
Ancak şu soru da çok önemlidir: Eğer Allah bir kulunu yaptığı kötü bir iş sebebiyle cezalandırıyorsa, bu durumda hayır ve hikmet nasıl anlaşılmalıdır?
Öncelikle şunu net bir şekilde ifade edelim: Allah’ın bir kuluna musibet vermesi, sadece “ceza” anlamına gelmez. Aynı olay; ceza, uyarı, arınma ve imtihan gibi farklı hikmetleri aynı anda barındırabilir. Yani bir musibet tek yönlü değil, çok boyutlu bir ilahî tasarruftur.
Kuran bu dengeyi açıkça ortaya koyar. Bir yandan:
“Sana isabet eden her iyilik Allah’tandır; sana isabet eden her kötülük ise nefsindendir.” (Nisâ, 79) buyrularak insanın sorumluluğu hatırlatılır.
Diğer yandan ise:
“Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olabilir…” (Bakara, 216) buyrularak, görünenin arkasındaki ilahî hikmete dikkat çekilir.
Bu çerçevede, bir insan kötü bir iş yapar ve ardından bir sıkıntı ile karşılaşırsa, bu durum birkaç şekilde anlaşılabilir:
Her şeyden önce bu, günahlara kefaret olabilir. Müminin başına gelen sıkıntılar, onun günahlarının affına vesile olur. Dünya hayatında çekilen geçici bir sıkıntı, ahiretteki daha ağır bir azabın önüne geçebilir. Bu yönüyle musibet, bir ceza değil, aslında bir rahmettir.
İkinci olarak bu durum, bir ikaz ve uyarıdır. İnsan bazen hatasını fark etmez, gaflete düşer. Başına gelen bir sıkıntı onu sarsar, düşündürür ve “Ben nerede yanlış yaptım?” sorusunu sordurur. Bu da kulun tövbeye yönelmesine vesile olur. Böylece musibet, kişiyi Allah’a yaklaştıran bir dönüş noktası hâline gelir.
Üçüncü olarak, bu tür sıkıntılar daha büyük belalara karşı bir koruma olabilir. Küçük bir uyarı ile insanın daha büyük bir felakete veya sapmaya düşmesi engellenmiş olur. Yani görünen sıkıntı, aslında daha büyük bir zararın önüne geçen bir rahmet kapısıdır.
Dördüncü olarak ise, eğer kulun belirgin bir günahı yoksa ya da bu sıkıntı bir ceza değilse, o zaman bu durum imtihan ve derece yükseltme anlamına gelir. Nitekim peygamberler ve en salih insanlar en ağır imtihanlara maruz kalmışlardır. Bu da onların Allah katındaki derecelerinin yükselmesi içindir.
Bu noktada önemli bir ölçü şudur: Bir musibet, insanı Allah’a yaklaştırıyorsa, tövbeye ve sabra sevk ediyorsa bu onun için hayırdır. Ama kişi bu sıkıntı sebebiyle isyana düşüyor, Allah’tan uzaklaşıyorsa, o zaman bu durum onun için bir uyarı niteliği taşır.
Sonuç olarak, başımıza gelen her olayda kesin bir şekilde “bu cezadır” veya “bu sadece imtihandır” demek yerine, en sağlıklı yol şudur:
Kişi kendini muhasebeye çekmeli, hatası varsa tövbe etmeli, her halükarda sabır ve tevekkül göstermelidir. Çünkü mümin için sonuç değişmez: Musibet ya günahları temizler ya kalbi uyandırır ya derecesini yükseltir.
Her durumda, Allah’ın takdirinde kul için bir hayır ve hikmet vardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Musibetlerin sebebi günahlarım, düşüncesi doğru mu?
- Doğal afetler Allah'ın bir uyarısı mı?
- Başımıza gelen musibetler günahlarımıza kefaret olur mu?
- İnsanların bu dünyada başına gelen musibetlerin nedenleri nelerdir?
- Bela ve musibete uğramayan insanlar, uğrayanlara göre daha mı şanssızdır?
- Bir vefat için "musibet" tabirini kullanmak yanlış mı?
- Şükretmek belayı artırır mı?
- Bela, günah yüzünden mi, sevgiden mi?
- Kur’an’da "Başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile "Musibetler en çok peygamberlere ve velilere gelir" anlamındaki hadisi nasıl anlamalıyız?
- Dünyada çektiğimiz yalnızlığın, acının ve her türlü üzüntünün mükâfatı cennette fazlasıyla verilecek mi?