Dünyada çektiğimiz yalnızlığın, acının ve her türlü üzüntünün mükafatı cennette fazlasıyla verilecek mi?

Soru Detayı

Dünyada başımıza çeşitli belalar geliyor, bazı insanlar varlığıyla bile rahatsızlık verebiliyor ve bu durum bizi bunalıma hatta hayattan soğumaya kadar itiyor. Dünyada çektiğimiz bu çilelerin, rahatsızlıkların mükafatı cennette fazlasıyla verilecek mi? Yani kulu razı edici; dertlerini, tasalarını unutturan bir mükafat verilir mi?
Bir de bana rahatsızlık veren kişiye hakkımı helal etmez isem akıbeti ne olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Nasıl ki maarif sisteminin esas amacı talebeyi sınıf geçirmek veya sınıfta bırakmak değil, esas amacı ona bir takım bilgiler vermek, bir şeyler öğretmektir;

Sınıf geçmek veya sınıfta kalmak ise bunun neticesidir.

Aynen öyle de bizim yaratılış amacımız da dünyamızı ve kainatta olup biteni müşahede ederek, Allah’ı bulmak, sonra isim ve sıfatları ile O’nu tanımaya çalışmak ve bunun neticesinde de kayıtsız şartsız O’na ibadet edip kulluk vazifelerimizi yerine getirmektir.

Ayet-i Kerim’de mealen buyurulur:

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım!” (Zariyat 56)

İşte bu vazifesini yerine getiren insan Cennet ile taltif edilir, mükafatlandırılır, etmeyen ve karşı gelen de Cehennem ile cezalandırılır. Tercih tamamen bize aittir.

Yüce Mevlamız bize Hazret-i Adem’den itibaren sırat-ı müstakimi göstermiş, son olarak da kıyamete kadar cari olacak şeriatı ile Hazret-i Muhammed (asm)’a da Kuran’ı inzal etmiş, sözlü ve uygulamalı olarak da tefsir ettirmiş.

Şimdi bize düşen, varlıkla, yoklukla, hastalıkla, sıkıntılarla, mutluluklarla, elemlerle imtihan olduğumuz bu dünyada, sırat-ı müstakimde kalıp bütün kulluk vazifelerimizi bihakkın yerine getirmektir.

Peki üzülmeyecek miyiz, sevinmeyecek miyiz, ağlamayacak mıyız?

Elbette ki bunların hepsi de olacak, olmazsa insan olmayız zaten. Ama sevincimizi de üzüntümüzü de abartısız, en azından üzüntüyü sabırla, sevinci şükürle karşılamamız, yani sırat-ı müstakimde kalmamız ve bunların hepsinin arka planında Allah’ın izninin olduğunun ve her an izlendiğimizin şuurunda olmamız isteniyor bizden.

Biz böyle olmaz ve hele ki de isyan edersek, ihanetimizin karşılığını birebir misliyle Cehennemde göreceğimiz bildirilmiş;

Biz bunlara itaat edersek, iman ve salih amellerimizin karşılığını da Cennette kat kat fazlasıyla göreceğimiz ilahi taahhüt altına alınmış. Bunun da kulu değil razı etmesi, her türlü hayalinin ötesinde muhteşem bir mükafat olduğu kesindir, mükafatı vaad eden Zat’a bakmamız yeterlidir.

Cevap 2:

Dünyada, İlahi bir imtihan gereği olarak insanın başına gelen musibet bela ve bunlardan kaynaklanan hüzün, keder ve her türlü sıkıntının bir takım sebepleri vardır.

Kuran ve hadislerle bilinen bu sebepler şöyle sıralanabilir:

1.  İşlediğimiz günahlar sebebiyledir.

Kuran-ı Kerim'de buyuruluyor ki: "Size gelen musibet, işlediğiniz günahlar yüzündendir." (Şura, 42/30) 

Cenab-ı Hak işlediğimiz günahların, derecelerine göre bir kısmının cezasını dünyada verir. Ahirete bırakmaz. Eğer günahlar ağır cezalık ise dünyada değil ahirette verir. Cezanın dünyada verilmesi mümin için daha hayırlıdır. Bunu kabullenen mümin başına gelen her sıkıntı ve musibete karşı sabır ve rıza ile mukabele eder.

2. Bazen de, başkalarının işlediği hata ve günahlar sebebiyledir.

 Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder: “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar." (Enfal, 8/25)

Zalimlerden dolayı mazlumların da cezalandırmasında ilahi adalet, masumlara vereceği uhrevi mükâfatla yerini buluyor. Dünyadaki hüzün ve kederin karşılığı, ahirette huzur ve saadet olarak mükâfatlandırılıyor.

3. Günahlara kefaret olması sebebiyledir.

Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam şöyle buyuruyor:  

 "Mümine gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur." (bk. Buhâri, Îman, 39; Müslim, Birr, 52)

 “Bir Müslüman’a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buharî, Marda,1; Müslim, Bir, 52)

4. Cennette yüksek derecelere kavuşmak için

Konuyla ilgili iki hadis rivayeti şöyledir:

“İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre bela ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dine bağlılığı varsa, belası daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belalar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.” (Tirmizi, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174)

"Bir kul kendisi için (cennette) hazırlanmış olan makama ameliyle erişemeyecekse, Allah onun bedenine veya malına veya çoluk çocuğuna bir bela verir de bu belaya sabrı sebebiyle o makama eriştirilir." (Ahmed b. Hanbel, V/272)

Konuyu şöyle özetleyebiliriz:

Mümin şuna inanmalıdır ki, dünyada ne sebepten olursa olsun, maruz kaldığı musibet, sıkıntı, hüzün ve kederler her hal-u karda mükâfata dönüşecektir. Başına gelenler, onun aleyhine değil hayrınadır.

Ancak bu hayrın gerçekleşmesi için başına gelenlerin Allah’tan olduğunu bilmesi, sabır gösterip tevekkül etmesi, isyan etmemesi ve kaderine rıza göstermesidir. Onun için mümin her durumu hoş ve güzeldir. Resulüllah bunu şöyle ifade etmektedir:

“Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

Cevap 3:

Hakkınızı helal etmediğiniz kişiye gelince, Allah her canlının hakkını korumaktadır ve yapılan haksızlığı, hak sahibi af etmedikçe af etmez. Allah kendisine karşı yapılan haksızlığı af eder, ama kulun kula yaptığı haksızlığı af etmez.

Amme suresinin son ayetinde belirtildiği gibi, Ahirette hesap gününde, haksızlığa maruz kalan hayvanların hakkını alan Allah, hak sahibi her insanın o gün hakkını da alacak. Hak sahibi o gün, kendisine haksızlık yapan kişinin sevabından hakkı kadar olanı alır, eğer sevabı yoksa veya yetmiyorsa bu sefer kendi günahından ona verir. Hz. Peygamber (asm) bu durumda olan kişiye gerçek müflis der:

“Asıl müflis, kıyamet günü bir yandan, namazı ile, orucu ve zekâtı ile gelir. Öte yandan, buna hakaret etmiş, ona iftira etmiş, berikinin malını yemiş, şunun kanına girmiş, bunu dövmüş olarak gelir. Bu yüzden, yaptığı iyilik ve sevapları ona, buna dağıtılacaktır. Borcu ödenmeden sevapları biterse, bu defa kendisi onların günahlarını yüklenecek ve sonra da cehenneme atılacaktır.” (Müslim, Bir, 59)

O halde, mümin Hak alıp vermede son derece duyarlı olmalıdır. Eğer Ahiret gününe inanıyorsa kul hakkından kurtulmalıdır. Eğer hak sahibi kendi rızasıyla hakkını helal ediyorsa Allah da affeder.

Bu açıdan, size her ne yapmışsa yapmış olsun, teşbihte hata olmasın, böyle bir kişinin ahiret hesabını size dünyada gösterseler ona acır hemen affedersiniz.

Nefsinize ve şeytana yenilmeyiniz!

Hakkınızı güzelce alabiliyorsanız, arayınız ve alınız elbette. Ama alamıyorsanız ve yapacak bir şey de yoksa onu bekleyen korkunç sonu düşünerek ve Allah’ın da sizi başka günahlarınızdan dolayı affetmesini beklediğinizi de unutmayarak, o kişinin siz de ona kulluk haklarınızı helal ediniz.

Nur suresi 22. ayette mealen buyurulur:

“...Dikkat edin, sizin onları bağışlamanıza mükafaten Allah’ın da sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Çünkü Allah, Gafur, çok bağışlayandır, Rahim çok merhamet edendir.”

İlave bilgi için tıklayınız:

Biz imtihandayız. Başımıza gelen felaketler, hastalıklar, sıkıntılar ...

"Günahları ancak gözyaşı ve hastalık siler." diye bir hadis var mıdır ...

Hadis-i şeriflere göre Müslüman'a bela ve musibetlerin gelmesi ve ...

İnsanların bu dünyada başına gelen musibetlerin nedenleri nelerdir ...

Bela ve musibete uğramayan insanlar, uğrayanlara göre daha mı ...

Sabırla ilgili hadisler? Musibetlerin mükafatı nedir? "Üç gün hasta ...

Bir kamışın yaralaması, bir damar seğirmesi, bir ayak sürçmesi ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
426 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun