“Belâların en büyüğü peygamberleredir...” hadisine göre, Hz. Muhammed’in musibetlerin en şiddetlisine maruz kaldığı söyleniyor?..

Tarih: 24.10.2011 - 12:12 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Hz. Zekeriya’nın ağaç kovuğunda testere ile kesilmesi, Hz. Muhammed'in uğradığı musibetlerden daha büyük değil midir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet,

“İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir.”

anlamında hadisler vardır. (bk. Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:519;Hâkim, el-Müstedrek, 3/343; Müsned, 1/172, 174, 180, 185, 6:369)

Bu ve benzeri hadisler, peygamberlerin ve onlarla beraber o belaları göğüsleyen arkadaşlarının ne büyük imtihandan geçtiklerini göstermektedir.

Kur’an’da veya hadis kaynaklarında Hz. Peygamber (asm)'in diğer bütün peygamberlerden daha fazla musibete uğradığına dair açık bir ifadeye rastlayamadık. Ancak, İslam alimleri tarafından bu gibi ifadelerin kullanıldığı bilinmektedir.

Hz. Muhammed (asm), son peygamber ve kainatın da Efendisi olduğuna göre, imtihanı en büyük olan peygamber olmalıdır. Başka bir peygamber (as), bir açıdan ağır bir imtihana maruz kalmış olsa bile, bütün açılardan imtihana bakıldığı zaman, imtihanı en ağır ve en büyük olanın Hz. Muhammed (asm) olduğu daha net anlaşılabilir.

Ayrıca, musibetin sadece bedene gelen maddi musibetler değil, aynı zamanda insanların manevî şahsiyetine yapılan hakaretler de birer musibettir, hatta tahammülü daha zor musibetlerdir.

Konuya bu açıdan bakıldığı zaman, herkesin bu hakaretamiz musibetten alacağı gönül yarası, onun şahsiyetinin büyülüğüyle doğru orantılıdır. Hz. Muhammed (a.s.m) bütün peygamberlerden daha büyük olduğuna göre, onun düşmanlarından aldığı onur kırıcı manevî darbeler de herkesinkinden daha büyüktür.

Bir misal olarak şunu arz edebiliriz:

- Efendimiz (asm) büyük bir ümitle Taife yaptığı bir yolculuğu vardır. Yolda uğradığı her kabileyi İslam'a davet etmiş, fakat onlardan hiçbiri bu daveti kabul etmemişti. Taif'e vardıklarında Sakif Kabilesi büyüklerinden üç kardeşe gittiler. Bunlar Abdiyaleyl, Mes'ud ve Habib b. Amr b.Umeyr es-Sakafı idi. Onlarla birlikte oturup, kendilerini İslam'a davet etti. Bu üç kardeşten biri:

 "Eğer Allah seni elçi olarak gönderdiyse Kabe'nin örtüsünü yırtarım." dedi. Diğeri:

"Allah senden başkasını bulamadı mı?" diye konuştu. Üçüncüsü de:

"Vallahi, seninle ebediyen konuşmam. Eğer resul isen sana cevap vermek büyük bir tehlikedir. Şayet Allah'a yalan uyduruyorsan, seninle konuşmam zaten uygun olmaz." dedi.

Hz. Peygamber (asm)'in bu gönül yaralayıcı küstahlık karşısındaki ıstırabının boyutunu Hz. Aişe’den öğreniyoruz. Hz. Âişe  anlatıyor: 

Rasûlullah’a (asm): "Uhud gününden daha sıkıntılı bir gün geçirdin mi?" diye sordum. Şöyle cevap verdi:

"Akabe günü kavminin yaptıkları, başıma gelenlerin en şiddetlisiydi. Şöyle ki:

"Kendimi İbn Abdiyaleyl b. Abdi Kulâl’e tanıttım. İsteğimi kabul etmedi. Üzgün bir halde yola koyuldum. Ancak Karnu’s-Seâlib’te kendime gelebildim. Başımı kaldırdığımda, bir bulutun bana gölge yaptığını ve o bulutun içinde Cebrâîl’i gördüm. Bana şöyle seslendi:" 

'Yüce Allah kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri cevabı duydu. Onlar hakkında istediğini emretmen için sana dağlar meleğini gönderdi.' Dağlar meleği bana: 'Ya Muhammed! Allah kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri cevabı duydu. Ben dağlar meleğiyim. Bana dilediğini emretmen için Allah beni sana gönderdi. İstiyorsan, şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatayım.' dedi. Ben,'Hayır, ben böylesini istemem. Ben, Allah’ın bu müşriklerin soyundan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet edecek bir nesil çıkarmasını isterim.' dedim."

Taif dönüşü yaptığı şu dua da Efendimizin bu ıstırabının ne kadar büyük olduğunu gösteren bir kanıttır:

"Allah'ım! Kuvvetimin zayıflığını, çaresizliğimi ve halk üzerindeki güçsüzlüğümü ancak sana şikayet ederim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Güçsüzlerin Rabbi sensin. Sensin benim Rabbim. Beni kime bırakıyorsun? Beni asık suratla karşılayan yabancılara mı? Yoksa işimi eline teslim ettiğin bir düşmana mı? Eğer bana karşı gazap etmediysen, ben hiçbir şeye aldırış etmem. Fakat afiyetin benim için daha engindir, daha hoştur. Gazabına uğramaktan veya azabına layık olmaktan, karanlıkları yırtıp aydınlatan, dünya ve ahireti selamete ulaştıran zatının nuruna sığınıyorum. Sadece sana iltica eder ve senin rızanı dilerim. Senden başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur." (bk. Said Ramazan el-Butî, Fıkhu’s-Sîre, -Daru’l-Fikr, 1400/1980- s.136-140)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun