“Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir." gibi hadisler sahih midir?

Soru Detayı
“Arabın hakkını tanımayan ya münafık veya veledi zina yahut haram karışmıştır." anlamında hadisler var mıdır?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Arabı sevmek iman alameti, buğzu ise münafıklık alametidir.” manasındaki hadis rivayeti zayıftır. Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Main, Bezzar gibi hadis otoriteleri tarafından zayıf kabul edilen bir ravi vardır(bk. Mecmau’z-zevaid, 1/89). Heysemi, söz konusu ravinin “metruk’u-lhadis=rivayeti dikkate alınmayan” kimse olduğunu söylemiştir(a.g.e, 27/10).

“Arabın hakkını tanımayan ya münafık veya veledi zina yahut haram karışmıştır.” şeklinde ifade edilen hadis rivayetine rastlayamadık. Bununla beraber, bu ifadelerin hadislerin ruhuna uymayan yönleri de vardır.

Taberani’nin rivayet ettiği,

“Beni Haşim ve Ensar’ın buğzu küfür, Arabın buğzu ise munafiklıktır.”(bk. Mecmau’z-zevaid, 27/10).

manasındaki hadis rivayeti sahihtir

Burada ifade edilen husus, kötü Arapları, kafir arapları sevememek değildir. Çünkü Hz. Peygamber (asm) bizzat amcasının cehennemlik olduğunu bildirmiş ve Tebbet suresi bu konuda inmiştir.

Burada kast edilen husus şu olsa gerektir: Peygamberimizin en yakın akrabası olan haşim oğullarını ve İslam’ın en büyük yardımcıları olan Ensarı sevmemek, onlara kin bağlamak elbette ki küfür alameti olur. Çünkü başka herhangi bir sebep yokken, bunlara buğzetmek, o zaman bunların İslamla olan bağlantılarından ötürü bir buğz ve nefret söz konusudur. Keza, başka bir sebep olmadan sırf Arap oldukları için birlerini sevmemek veya Arap milletinden nefret etmek bir münafıklık alameti sayılır.

Bu gibi sahih hadis rivayetleri aslında istikbalden haber verdiği için bir mucizedir. Çünkü dün ve bu gün hala bazıları Arap milletine karşı alerji duymaktadır. Bunun tek sebebi onların İslam ve İslam peygamberiyle olan yakınlıklarıdır. Ezanın Türkçe okunması, namazın Türkçe kılınma teşebbüsleri ve benzerleri hepsi dine karşı duyulan hınç –ırkçılık perdesi altında yapılan- bir münafıklıktır. Bu hadis bu gibi münafıkların düşüncesine dikkat çekmiş olabilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri bu konuda bazı ipuçları verebilir diye düşünüyoruz:

“Halbuki za'f-ı imandan gelen ve menfî fikr-i milliyetten çıkan ve lisan-ı Arabîye karşı nefret ve za'f-ı imandan tevellüd eden meyl-i tahrib saikasıyla (Kur’an’ı-Ezanı) tercüme edip Arabî aslını terketmek, dini terk ettirmektir!”(Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım).

Buna göre, iman zayıflığından ve Kur'an dili olan Arapça’ya karşı -ırkçılık fikrinden dolayı- nefret duymaktan gelen bir his ile namazda Kur'an yerine tercüme edip Arabî aslını terk etmek, Allah korusun dini terk ettirmektir!

Bu gibi hadislerin sahih olup olmadığını bilmediğimizde, en güzel düşünce şu olmalıdır: “Eğer bunları Resulullah dediyse doğrudur, ama bir hikmeti vardır, onu biz bilemiyoruz...”

Çünkü Hz. Peygamber (asm)'in söylemediği bir sözü ona isnat etmek ne kadar çirkinse, onun söylediği bir sözü -aklına sıkıştırmadığı için- “bu söz ona ait olamaz” demek de o kadar çirkin olur. Bir riske girmemek için akıllıca ve de edeplice davranmak hepimizin görevidir.

Son olarak şunu söyleyelim ki, İslam’da 

“Hiç bir Arabın Arap olmayana, hiç bir Arap olmayanın Arap olana karşı bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ölçüsü sadece takvadır.”

 Bu, Kur’an’da da hadislerde de özenle vurgulanmıştır. Bu sebeple, zahiren bu prensibe aykırı gibi görünen hadis rivayetleri ya zayıftır ya uydurmadır yahut da -genel bir prensip değil de- hikmetini bildiğimiz veya bilmediğimiz özel bir amaca yöneliktir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR