Zalim günahkarlar cennete girmeyecekler mi?

Tarih: 31.10.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kuran-ı Kerim, Allah`a iftira edenlerin, kafirlerin, zalimlerin, mücrimlerin, sihirbazların felaha kavuşmayacaklarını beyan eder..
Sorum: Bunlar cennete girmeyecekler mi, mesela zalim mücrimler açıklar mısınız, bunlar felaha erişmezler mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kalbinde iman bulunan ve bu imanla ölen herkesin cehenneme girse bile sonunda cennete gireceğini bildiren hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 19, 31, 36, 37; Müslim, İman 322, 334; Muvatta, 1/212)

Cennete girmenin ilk şartı iman etmektir. İmanlı bir insan günahkâr olursa, cezasını çektikten sonra cennete gidecektir. İnsanın başına gelen her türlü sıkıntı, hastalık ve musibetler günahının azalmasına bir sebeptir. 

Ayetlerde ebedi cehennemde kalacağı belirtilenler kâfirlerdir. Ancak salih amel eksiği olanların da bunların cezasını çekeceği malumdur.

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanıdıktan gi­bi tanırlar. Kendilerine zarar verenlere gelince, işte onlar inanmazlar. Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa ermezler.” (Enam, 6/20-21)

Zemahşerî ve diğer birçok müfessir, ayette Ehl-i kitabın yani Yahudilerin ve Hristiyanların tanıdıkları ifade edilenin Hz. Muhammed (asm) olduğunu belirtmişler, bazıları da bunun Kuran-ı Kerim olduğunu söylemişlerdir. (Zemahşeri, Şevkani, İbn Aşûr, Elmalılı ilgili ayetin tefsiri)

Esasen her iki mananın ayette kastedildiği söylenebilir.

Allah'ın Kuran'da tevhid inancını açık açık bildirmesine rağmen, O'nun putları kendisine ortak edindiğini savunan, aynı şekilde, kendi kitaplarında Al­lah'ın Kuran ve Hz. Muhammed hakkında bilgi vermediğini iddia eden Ehl-i kitaptan daha zalim ve haksız kim vardır!

Ayetten şöyle bir anlam da çıkarılabile­ceği söylenmiştir:

Eğer -farzımuhal- Hz. Muhammed, müşriklerin iddia ettiği gi­bi, kendisi bazı sözler uydurarak bunları Allah'a isnat etseydi zalimlerin, haksız­ların en fenası olmaz mıydı? Oysa o, Allah'a olan saygısı ve dürüstlüğü ile tanı­nan bir kişi olduğuna göre bildirdikleri de kesinlikle Allah kelamıdır.

Sorudaki konuya gelince:

Felahtan türetilen ve “felâha ulaşan, ebedî saadete eren” anlamına gelen müflih kelimesi Kuran-ı Kerîm’de çoğul şekliyle “müflihûn” bir övgü ifadesi olarak sadece müminler hakkında kullanılmaktadır.

Kuran terminolojisinde genellikle ahiret hayatında cehennemden kurtulup cennete girmeyi ve Allah’ın rızasını elde etmeyi ifade eden felâh (Müminûn 23/1; Mücâdile 58/22) dünya hayatını
- gayba iman edip namaz kılmak, kendilerine ihsan edilen nimetlerden başkalarını da faydalandırmak, peygamberlere gönderilen kitaplara ve ahiret gününe kesinlikle inanmak suretiyle geçirenlere
(Bakara 2/2-5),
- insanları hayra çağırıp iyiliği tavsiye eden ve kötülüklerden alıkoyanlara,
- faiz yemeyenlere (Âl-i İmrân 3/104, 130),
- içki, kumar, şirk, fal ve ezlam gibi şeytanî tuzaklardan uzak duranlara (Maide 5/90),
- zulüm ve haksızlık yapmaktan kaçınanlara (Enam 6/21, 135; Yusuf 12/23),
- malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenlere (Tevbe 9/88),
- Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirip hayırlı işler yapanlara (Hac 22/77),
- namazlarını huşu ile ve devamlı şekilde kılan, boş sözlerden kaçınıp faydasız işlerle meşgul olmayan, ırz ve namuslarını koruyan, emanete riayet edip ahde vefa gösterenlere (Mü’minûn 23/1-10),
- Allah’ın emirlerine uygun hareket etmeye çalışan ve işlediği günahlardan dolayı tövbe eden kadın ve erkek müminlere (Nur 24/31),
- kendilerini küfür ve günah gibi manevî kötülüklerden arındırmış olanlara (Ala 87/14; Şems 91/9)
vaad edilmektedir.

Hadislerde felah genellikle;
- “Allah’ın affına ve afiyete mazhar olma, O’nun rızâsını elde etme” şeklinde tanımlanmış (Müsned, 1/257; 3/127);
- Allah’ın birliğine inanıp şirkten uzak duran (Müsned, 3/492; 4/341),
- Hz. Peygamber’in yolundan giden (Müsned, 2/188)
- ve fitneden uzak kalabilen (Müsned, 2/441)
müminlerin felâha erecekleri müjdelenmiştir.

İslamiyet samimi bir imana sahip olunması yanında inanılan her güzel ve faydalı işin hayata geçirilmesine de önem vermekte, dünya ve ahiret saadetinin iman ve iyi davranış (amel-i sâlih) uyumuna bağlı olduğunu kabul etmektedir.

Dinin ve dindar olmanın amacı samimi bir imanla birlikte ibadet şekilleri, ahlak kuralları ve insanlar arası münasebetlere dair dinin sunduğu pratikleri uygulamak suretiyle fert ve toplum hayatının huzurunu sağlamak ve ebedî hayatın mutluluğuna ulaşmaktır.

Ancak mutlak kemalin ve bütün erdemlerin kazanılması uygulamada imkânsız denecek kadar zor olduğundan samimi iman sahiplerinin dinin pratikleri alanındaki eksiklerini zamanla tamamlayacakları beklenir.

Bunları tamamlamadan ahirete intikal eden müminler ise ya ilahi affa mazhar olduktan veya bir süre ceza gördükten sonra ebedî saadete layık olurlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun