Yokluk yaratıldı mı?

Tarih: 09.04.2013 - 12:26 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir kitapta “Alem yoktan yaratıldı, yokluk ise nurdan yaratıldı." deniyor.

- Yokluk yaratılmış mıdır?

- Yokluk nedir ve yokluğu nasıl anlamalıyım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evrenin yoktan var edildiği hususu doğrudur.

Hz. Peygamber (asm)' münacatı olan Cevşenu’l-Kebir’in 79. fıkranın son cümlesi: “Ya men yahluku’l-Eşyae mine’l-adem = Ey eşyayı yoktan var eden!” şeklindedir.

Razi gibi alimler de açıkça eşyanın yoktan varedildiğini belirtmişlerdir. (bk. Razi, tefsiri, I/199; 4/152)

Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği şu sözlerle ifade etmiştir:

“Evet Kadîr-i Zülcelal'in iki tarzda icadı var. Biri; ihtira' ve ibda' iledir. Yani hiçten, yoktan vücud veriyor ve ona lâzım her şeyi de hiçten icad edip eline veriyor. Diğeri; inşa ile san'at iledir. Yani kemal-i hikmetini ve çok esmasının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için, kâinatın anasırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor. Her emrine tâbi' olan zerratları ve maddeleri, rezzakıyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır.” (Asa-yı Musa, s. 176)

“Yokluğun  nurdan yaratılması” meselesi tartışma götürür. Çünkü, Nur, varlıktır. Varlıktan yokluğun yaratılması kolay anlaşılır bir şey değildir.

Bu konuda bazı hissi ve tasavvufi ifadeler söz konusudur. Mesela Razi şöyle der:

Adem/yokluk alemi nihayetsiz bir karanlık alemdir. Ancak bu alemin derinliklerinde Allah’ın cûdu/keremi ve rahmetinin pınarları fışkırıyor. İcad ve yaratmanın kaynağı bunlardır. Yaratılış gereçeği, Allah’ın bu kerem ve rahmetinin tezahürleridir. (Razi, 32/336)

Bu gibi ifadeler bilimsel olarak ispatlanamaz. Ancak his bazında vurgulanabilir.

Şunu da belirtelim ki, aslında mutlak yokluk yoktur. Çünkü, Allah’ın sonsuz ve ezeli ilimi, her şeyi kuşatmıştır. Bu ilmin dışında ne bir varlık, ne de bir yokluk söz konusu değildir. Buna göre denilebilir ki, eşya iki çeşittir. Bir kısmının sadece ilmî vücutları vardır. Harici vücutları olmadığı için bunlara “adem=yokluk” denir. Diğer bir kısmı ise, ilmî vücudu yanından haricî vücudu da vardır. Bu sebeple bunlar varlık denilmiştir.

Bu konunun izahını yine işin erbabına bırakalım:

“Cenab-ı Hak öyle bir Kadîr-i Mutlak'tır ki; adem ve vücud, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda oradan çevirir. Hem adem-i mutlak zâten yoktur, çünki bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlahînin harici yok ki, birşey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik 'a'yân-ı sabite' tabir etmişler."

"Öyle ise fenaya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u manevîye ve ilmîye girmektir. Yani hâlik ve fâni olanlar vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u manevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer.” (Nursi, Mektubat, s. 59)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun