Allah'ın sıfatlarının tecellisinin tabloya olan taalluku ile resme olan taalluku arasında nasıl bir muvazene vardır?

Tarih: 04.03.2014 - 00:55 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Mahlukun yaratılması için bir ''öz mekan / öz cihet / öz alan'' düşünecek olursak ve buna tablo dersek, Allah'ın sıfatlarının tecellisinin tabloya olan taalluku ile resme olan taalluku arasında nasıl bir muvazene vardır?

- Ufkum sabitlendi ve vereceğiniz cevabı iştiyakla bekliyorum...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Varlıkların yaratılması, Allah’ın kudret, ilim, hikmet ve irade gibi sıfatlarının tecellisiyledir. Allah maddeden ve mekândan münezzeh olduğu için, yaratırken bizzat yaratılanlara -bir maddi usta gibi- teması söz konusu değildir. Herhangi bir şeyi yaratmak istediği zaman “Ol” der, o da hemen “oluverir”.

- Allah varlıkların bir kısmını yoktan (ihtira ile), bir de başka maddelerden inşa ile yaratmış ve yaratıyor. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle,

“Kadîr-i Zülcelal'in iki tarzda icadı var. Biri; ihtira' ve ibda' iledir. Yani hiçten, yoktan vücud veriyor ve ona lâzım her şeyi de hiçten icad edip eline veriyor.

Diğeri; inşa ile, san'at iledir. Yani kemal-i hikmetini ve çok esmasının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için, kâinatın anasırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor. Her emrine tâbi' olan zerratları ve maddeleri, rezzakıyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır.” (Asa-yı Musa, s. 176)

- Demek ki, Allah’ın sıfatlarının varlıklarda tecellisi maddi bir tecelli gibi düşünülmemelidir. Zira, yoktan var etmedeki bir tecelli ancak yokluk aynasında söz konusudur. Daha doğrusu yokluğun bir akranı yok ki orada -maddi gibi mevhum- bir tecelli olsun.

- Allah’ın bir ismi NUR’dur. O bütün nurların yaratıcısıdır. Onun nuru hiç bir nura benzemediği gibi, onun nurlu sıfatlarının tecellisi de hiçbir nurun yansımasına benzemez. Bu sebeple onun yaratma tecellisinin ne bir öz mekânı ne de bir öz ciheti vardır.

- Allah için kullanılan tecelli kelimesi, tecellinin kaynağı olan sıfatlarını, hatta tecellinin kendisini değil, o tecellinin varlık aleminde yer alan sonucunu belirlemeye yönelik bir sözcüktür.  

Örneğin, HALIK (Yaratan) ismi veya o ismin asıl tecellisi bizzat görünmüyor, görünen bu ismin tecellisi sonucunda meydana gelen varlığın kendisidir.

Buna göre, Allah için kullanılan tecelli kelimesi bir nevi mecazdır. Hâl ile mahal arasındaki ilişki gibidir. Hülasa Allah’ın nurlu sıfatlarının nurlu tesirlerinin nurlu tecellisinin tezahürü olan maddeyi, o tecellinin gerçek bir yansıma ekranı gibi görmek ve dolayısıyla da ona bir mekan veya cihet aramak yanlıştır. Fakat “beşeri lisanın kapasitesinin darlığı” bu tür kavramları emanet olarak kullanma zaruretini hasıl etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun