Veda hutbesinin üç farklı versiyonunun olmasının sebebi nedir?

Soru Detayı

- Eğer bir hadis sahih kategorisine girecekse en sahih hadis veda hutbesi olması gerekti. zira katılım hakkındaki ramaklar ortada ne oldu da en sahihin de sahihi olması gerektiği hadisten 3 farklı versiyon çıktı?

- Biz diğer hadislere nasıl güvenelim diyen birine nasıl cevap verilmeli?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Peygamber Efendimiz (asm) Veda Haccında birden çok yerde konuşma yaptığı için bu farklılıklar olmuştur. Her hutbe ayrı ayrı rivayet edilmiştir.

Bu nedenle metinlerin farklı olması, hadislere olan güveni sarsamayacağı gibi, sahih ve güvenilir rivayetlerin bize doğru aktarıldığının göstergeleridir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), Vedâ haccı sırasında Arafat, Mina ve Akabe gibi yerlerde ashaba hitap etmiş ve kısa, veciz bir şekilde tavsiyelerde bulunmuştur. Bu hitabeler, Câhiz’in el-Beyân ve’t-tebyîn (II, 31-33) adlı eseri başta olmak üzere bazı tarih kitaplarında derlenerek uzunca bir Vedâ hutbesi metni teşkil edilmiştir. “Hutbetü’l-vedâ” ifadesini ilk defa Câhiz kullanmış, bu ifade daha sonraki müelliflerce de benimsenmiştir.

Resûlullah (asm)’ın arefe günü Arafat’ta irat ettiği ilk hutbe Cübeyr b. Mut‘im, Câbir b. Abdullah ve Abdullah b. Mes‘ûd gibi sahâbîler tarafından nakledilmiştir.

Câbir b. Abdullah’ın anlatımına göre Hz. Peygamber (asm) Arafat’a gelince Nemire’de kendisi için kurulan çadıra yerleşmiş, güneş batıya doğru kayınca devesiyle vadinin ortasına gelmiş ve deve üzerinde ashaba hitap etmiş, Rebîa b. Ümeyye b. Halef adlı sahâbî de söylediklerini tekrarlamıştır.

Süleyman b. Amr b. Ahvas, Ebû Bekre ve İbn Abbas’ın naklettiklerine göre Resûl-i Ekrem bayramın birinci günü Mina’da da halka hitap etmiştir. İbn Abbas’ın hutbeyi naklettikten sonra, “Allah'a yemin ederim ki bu sözler Resûlullah'ın ümmetine vasiyetidir; burada hazır bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin.” şeklindeki sözleri manidardır.

Hadis kaynaklarındaki bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber (asm) yine bayramın birinci günü şeytan taşlama yerlerine gittiğinde halka tekrar hitap etmiştir.

Bayramın ikinci veya üçüncü günlerinde aynı mevkide irat ettiği hutbeyi Abdullah b. Ömer, tâbiînden Ebû Nadre ve Ebû Hürre er-Rekkāşî amcasından naklen anlatmaktadır. İbn Ömer’in bu rivayetine göre Nasr sûresi Vedâ haccı esnasında Mina’da teşrîk günlerinin birinde nâzil olmuş, Resûlullah (asm) bunun vedalaşma anlamına geldiğini anlamış, devesine binerek Akabe’ye gelmiş, sahâbîler onun etrafında toplanınca tekrar bir hutbe irat etmiştir.

Bazı rivayetlerde ise hitabelerin zamanı verilmemektedir. Muhtemelen yine bayram günlerinde Mina’da gerçekleşen hemen hemen aynı içerikteki bir hitabeyi de Amr b. Hârice ile Ebû Ümâme el-Bâhilî nakletmiştir.

Hz. Peygamber (asm)’in bu hutbelerinde söylediği sözler âdeta bir vedalaşma gibidir. Orada bulunanların şahsında bütün ümmetine mesajlar veren Resûlullah, hitabelerinin sonunda ashaba Allah’ın kendisine verdiği tebliğ görevini yerine getirip getirmediğini sormuş ve “evet” cevabını alınca, “Tebliğ ettim Allah'ım, şahit ol!” demiştir.

Resûl-i Ekrem (asm)’in birkaç yerde yaptığı bu konuşmalarda soru-cevap tarzını kullandığı, çok kalabalık olan cemaatten birçoğunun duyması için aynı sözleri tekrar tekrar söylediği anlaşılmaktadır. Konuşmaların sonunda tebliğini ulaştırdığını onaylatması iletişim açısından ayrı bir önem arzetmektedir.

Vedâ hutbelerinde bütün insanlara yönelik evrensel mesajlar olduğu gibi kul haklarını ilgilendiren konular da ele alınmıştır. Dolayısıyla Vedâ hutbesinin alternatif bir insan hakları beyannâmesi niteliğinde sayılması isabetli olmamakla birlikte, Allah’ın affetmeyeceği iki günahtan biri olan kul hakkına büyük önem vermesi dikkat çekicidir.

Resûlullah Vedâ hutbelerinde can ve mal dokunulmazlığı, Câhiliye âdetlerinden olan ribânın ve kan davalarının kaldırılması, suçun şahsîliği, karı-koca arasındaki haklar ve sorumluluklar, çocuğun babasından başkasına nisbet edilmemesi, Müslüman kardeşliği, Müslümanların birbiriyle savaşmaması, emanetlerin sahiplerine iade edilmesi gibi doğrudan kul hakkını ilgilendiren hususlar yanında kendisinin son peygamber olması, ümmetine miras olarak Allah’ın kitabını ve sünnetini bırakması gibi temel esaslara vurgu yapmıştır.

Vedâ hutbesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948’de yayımladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’ni karşılaştıran çalışmalar yapılmıştır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Veda hutbesi.
İnsan hakları ve Veda Hutbesi. 
Hadislerin bir çok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim?

Kaynaklar:

Müsned, VII, 307, 330, 376; Buhârî, “Hac”, 132, “Meġāzî”, 78; Müslim, “Hac”, 147; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 56, 61; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ķur'ân”, 10; İbn Mâce, “Menâsik”, 76, 84; Vâkıdî, III, 1103, 1110-1111; İbn Hişâm, IV, 259-261; İbn Sa‘d, II, 183-186; Câhiz, II, 31-33; Taberî, III, 150-152; ayrıca bk. Vehbi Ünal, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi, İstanbul 1998; Murat Gökalp, s. 35-96; TDV İslam Ansiklopedisi, Veda Hutbesi md.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR